Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Şubat 2012 Perşembe

CİN ve ŞEYTAN KÜLTÜ HERMETİZM MASONLUK



HERMETİZM

GREK HERMETİZMİNİN BABASI HERMES

HERMES, EN HİLEKAR, DÜZENBAZ TANRI

İtalyan Heykeltraş Giambolino'ya göre Hermes tasviri
HERMES- (Hileci, üçkâğıtçı Tanrı) Grek mitolojisinde yer altı dünyası (ahret) ile ilişkilendirilen tanrıların büyük habercisi (Mesih)dir. Arkadya’da (Cyllene) Sillene Dağında doğdu. Ayrıca, çobanların, yanından gelip geçen gezginlerin, yolcuların, hudutların, inek sürülerinin, hitabetin, nüktenin,şiir ve edebiyatın, atletizm ve sporun, ağırlıkların ve ölçülerinin,mucitliğin,yalancıların,kurnaz hırsızların ve genellikle de ticaretin koruyucusu, hakimi olan bir Grek tanrısı olarak da tapınıldı. Sembolleri arasında kara kaplumbağası-tosbağa, horoz, kanatlı çarık ve kanatlı sandalet ve Kaduses vardır.
(The caduceus) –Bu gün ticaretin sembolü kabul edilen başı topuzlu kanatlı asanın alt ucundan kanatların altına kadar vida dişi şeklinde çift yılan sarılmış olarak yapılan Hermes’in taşıdığı iddia edilen bir tür asa-değnek.

Roma döneminde Merkür olarak tapınılan Hermes ticareti yaymış, asası tanrı ile birleşmenin veya tanrılığı üstlenmiş olmasının sembolü olmuştur.Bu asa daha sonraları astrolojide Merkür’ün de sembolü olmuştur.Eski zamanlardan günümüze hem Merkür’ün hem de ticaretin sembolü olmayı sürdürmektedir.Kuzey Amerika’da, Asklepius’un “tek yılanlı-kanatsız” sopasının yerine Kaduses, tıbbın da sembolüdür.

Homer’e ait bir ilahide, Hermes’e “gezici satıcı,alçak gönüllü kurnaz,bir soyguncu,inek sürücüsü,rüyaları gerçekleştiren,gecelerin gözcüsü,kapılardaki hırsız,ölümsüz tanrılar arasında dördüncü mucizeyi yakında gösterecek olan” diye yalvarmaktadır.

Hermes, bütün gezginleri, imansızları,fahişeleri,esrarlı kocakarıları,hırsızları ve yoluna çıkıp ona dua edenlerin koruyucusuydu.Atlet olduğu için koşuculara dikkat eder veya yaralanan yardıma ihtiyacı olan atletlere daima yardım ederdi.
Tanrılar ile insanlar arasında habercilik eden İris ile birlikte tanrılardan insanlara haberleri getirirdi.Sınırlar arasında tercümanlık yapardı ve tercümanlık terimi olan Hermenutik (Hermeneutics) terimi ondan kalmıştır.Tanrıların dağı Olimpos’tan onların mesajlarını ölümlü dünyaya o getirirdi.

Ayağına kanatlı ayakkabılar giyerdi,onlarla Olimpos ile ölümlü dünya arasında kolayca uçarak gidip gelebiliyordu.Diyonisustan sonra tanrıların ikinci derecede en genciydi.Dev Prometeus ile alakalı olan ateşin de mucidiydi.

İlahilerde anlatıldığına göre,güreş,boks,atletizm yarışlarının da mucidi olduğu için zaten atletlerin koruyucusuydu.Üçkağıtçının tekiydi.Ahrette ölülerin yollarını bulabilmeleri için onlara rehberlik etmekteydi.Hades,Persefon,Hecate,Tanatos gibi yer altına engelsiz inebilen tanrıların önünde tek tanrı olarak tasvir edildiği bir çok ilahi vardır.

Yolcuların emniyet içinde seyahat etmelerini sağladığı için Grekler yola çıkmadan önce ona kurban kesiyorlardı.

DOĞAR DOĞMAZ İLK İŞİ HIRSIZLIK, HİLE, DOLAP OLAN TANRI
Hermes Koyunu kapmış
Zeus ve dev Atlas’ın kızı olan Pleiade Maya’nın oğluydu. Zeus Maya’yı gizlice hamile bırakmıştı. Doğduğu gece annesi maya onu kundağa sarıp bir beşiğe koymuştu.Annesi uyuduğunda kundağından kurtulup beşikten fırlar ve ağabeyi olan Apollon’un ineklerini gözü önünde çalar ve Pilos yakınlarında bir mağaraya saklar ve izlerini siler. Mağarada bir kaplumbağa bulur ve onu öldürüp iç organlarını ortadan kaldırır.

Kaplumbağanın kabuğundan ve bir ineğin bağırsaklarından ilk liri yapar.Ve hızla eve gelip kendisini kundaklar ve beşikte bebekliğine devam eder.Sürülerinin çalındığını gören Apollo Maya’ya gelerek sürülerini oğlunun çaldığını söyler.Maya buna haklı olarak itiraz eder.İçeri girer ve çocuğunu kundağı ile beşikte yatarken gösterir.Apollo sürülerini çalanı gördüğü için itiraz eder ve tartışma sırasında Zeus araya girer ve olayı gördüğünü söyleyerek Apollo’yu destekler.

Hermes de yeni icat ettiği liri çalarak Zeus’u büyüler.Zeus onu cezalandıracağı yerde büyünün etkisi ile Hermes'e tanrıların haberciliği görevini verir. Böylece Hermes ölümlü dünya ile ölümsüz tanrıların yaşadığı Olimpos arasında haberci-mesih olur.

Yunanistan'da sınır boylarında
 bulunan Hermes li sınır taşı
Apollo da bu olayda tanrıların müziğini çalan lirin sesinden büyülenir ve Hermes’e sürülere karşılık liri değiştirmek için pazarlığa girer ve anlaşırlar. Bundan sonra Apollo lirin hakimi tanrısı olur.
Eski Greklerde, Hermes sınırlara dikilen erkek cinsel organını temsil eden tanrıydı.Adlarından biri olan Herma yol boylarına konulan bu günkü kilometre taşlarına benzer erkek organı şeklinde taşlar Hermes başı ile şekil verilerek dikilirdi.(Grekler her zaman yaptıklarını burada da yaparlar  ve cinsel organının büyüklüğü ile bilinen Arap tanrısı Bes-Ba'al'in karakterini kendi uydurma tanrılarına yamarlar.)
Her geçen yolcu bu taşlara bir çizik eklerdi.İ.Ö.6.yy.da Hipparchos her köyün ortasına, çarşılara dikdörtgen şeklinde Hermes’in sakallı bronz başını bulunduran sütunlar dikti.Ağaçtan yapılan sütunlar yerinden kalkmış erkeklik organına sahipti.Bu sütunların evlere bereket,şans getireceğine inanılırdı.
Afrodit ile evliliğinden olan ve sonradan değişerek androgynousa (andro-adam,gyne-kadın) dönüşerek kadınlık organına da sahip olan (Hermaphroditus)Hermafroditus’un da babasıdır.



LOGO’NUN İLK SAHİBİ
Hermes annesi Maya ile
Konuşma, hitabet ve güzel söz söyleme sanatlarında (belagat) tanrıları temsil edebilmesi için Zeus ona Logios lakabını vermişti.Asena ile birlikte eski Grek’te güzel söz söyleme (belagat) sanatının ilahi temsilcisiydi.
İ.Ö.6.yüzyılda Homer, ilahilerinde Hermes’in doğumunda yaptığı hırsızlığı savunmak için beşiğinden ikna edici konuşmalar yaptığını, bu yüzden de hitabetin ve “ikna ediciliğin tanrısı" olarak onu anmaktadır.

Yeni Platoncular, Hermes Logios’ın esrarlı bir şekilde “Hermes Zincirinin” aslı olduğunu ve tanrısal zekanın ışımalarını yaydığını söylemektedirler. Hermes kenarları geniş,Robin Hood filmlerinde Robin Hood’a giydirilene benzeyen bazen de kulakları örten kanatlı bir şapka giyerdi.
Hermes’in Roma kültüründeki Merkür adıyla bilinirdi İngiltere Kraliyet Sembolü olan tacın şekli de İtalyan heykeltıraş Giambologna’nın (16.yy.) Merkür heykeline yaptığı şapkadan alınmıştır.

Bizim Nasreddin Hoca her ne kadar kavukta bir keramet bulamadıysa da İngilizlerin 17.yüzyılda dünya hakimiyetinde baş rol kapması ve 20.yüzyıl ortalarına kadar dünyanın tek hakim gücü olmasını sağlayan başarıları getiren İngiliz siyasetinin inceliklerinin sırrı belki de bu taçtadır.Kim bilir (!)
Mason sembolünde Hermes Tacı

Düşünün,İ.S. 325'de Nicomedia'da (Bursa-İznik) İran Şahının Mitra dininin temsilcisi ve bu yüzden kutsal sayılması nedeniyle dini ağırlığını kullanarak,Roma imparatorluğunda da çıkardığı isyanlar yüzünden yeni din arayışına giren Roma'nın Grek rahipleri,Mısır'ın adilyargıç tanrısı Thoth-Yehuti-Lah'ın özelliklerinden uydurularak fikren imal edilmiş bu tanrıya tapıyorlardı.
Zaten bütün Grek tanrıları Mısır, Arap ve Sümer kültürlerinden ördeklemedir.
Grek İncili ve Tavrat’ını bu rahipler bu tanrıya olan inançlarını oluşturan dini ilkelerine bağlı imanla yetişmiş beyinleriyle yazdılar.
O tarihlerde "Ticaret" aşağılık bir iş sayılmaktaydı ve bir alıp beşe ona sattıkları için hem devlet çok ceza veriyordu hem de halk tüccarlara güvenmiyorlardı.

Bu yüzden "Grek=Hileci, düzenbaz" demektir.

Fransanın başkenti Paris de adını hileci Grek tanrısı Paris'ten almadır ve "Paris=Hileci" demektir.

Ama tanrısı ona da oyununu oynayacak en sevdiği oğlu Yusuf'un ölüm haberiyle yıllarca üzecek, oğulları tarafından aldatılacak, kıtlıklar yokluklarla dolu bir yaşamdan sonra oğluna kavuşturacaktır.
Peygamberi ve Tanrısı böylesine yaratılıştan hileci ve düzenbaz olan İsrail'in, ve Hıristiyan Avrupa Birliğinin bize ettikleri oyun az bile değil mi?

Keykubat
Alttaki linkten Türkçe'ye çeviren Keykubat-adilyargıç/Alaeddin Yavuz
                                                                                              
Malum, Grekler, kendileri gibi tüccar olan Yahudileri de yönettikleri 300. yıl boyunca çok etkilediklerinden dolayı Tevrat’ta Yahudiler kendilerini, “Yahudilerin dışındaki insanlar konuşanlar topluluğudur!” Şeklinde tanımlamaktadırlar. Kendilerine “İsrail” adını veren, hile ile peygamberliği ağabeyi Esav’dan alan Yakup (Hileci ) peygamber onları temsil eder. Buda bunların dini “hile, yalan, dolan” yani “şeytan” demektir.
Şeytan “kötüyü” asla apaçık “kötü” diye sunmaz. Onu herkesçe kabul edilen “genel doğrular ve kutsal ifadeler, değerler” içinde verir. Bütün dinlerde, hırsızlık, zina, haksızlık etmek  gibi edimler kötüdür.
Onları ayıran başlıca noktalar, “tanrının bedeni ve manevi hallerinin tanımı, varlığı- yokluğunun kabulü- reddi, ölümlülüğü- ölümsüzlüğü ya da ne şekilde bunların gerçekleştiği veya tamamen reddi” gibi konulardır. Yani “ince” konulardır. Siz de okuyunca aşağıdaki “incelikler” içinde incelip kaybolmayınız!
İşte, şimdi de böyle hileci, dümenci bir tanrıdan türetilmiş olan Hermetizm (Şeytanlık) Felsefesine bakalım;

C-HERMETİZM

“W. G. WADDELL’in İngilizceye çevirdiği Maneto’nun Bütün Metinleri adlı derleme eserin “27” bölümünde Grek Mısır Hanedanından olan Ptolemy Philedephus’un bir gün dünyanın sonunu merak etmesi üzerine Mısır’lı tarihçi Maneto ona, Mısır’da tapınakların depolarında korunan “II.Hermes’in” oğlu ve Thoth/ Tat’ın babası olan Agatho-Daemnon’un tufan sonrasında yorumladığı rahiplere ait metinlerin  “I. Hermes” olan Thoth’un düzenlediğine inanılan yazılardan oluşmuş “Kutsal Kitapları” gönderir.”Kutsal Kitaplar” olarak bahsedilen bu eserlerin sahte veya değiştirilmiş olma olasılıkları yoktur fakat “Sothis’in Kitapları” Maneto’dan bize aktarılan başlıcalarındandır” İfadelerinden Thoth’un (Hermes) varlığının tufan dönemlerine uzandığını ve Maneto’nun kitaplarının da kaybolduğundan gerçeğe en yakın olarak görülenlerin de Sothis’in kitapları olduğunu öğreniyoruz. Hermetizm inancının da Grek değil Mısır kökenli olduğunun tespiti ni bu ifadeler bize tereddüte yer bırakmayacak şekilde göstermektedir.

Çocuklarını yiyen Titan/ Şeytan
Dev tanrı Kronos
Maneto Mısır tarihini üç kitapta toplamıştır. Birinci kitap, Mısır’ı tanrıların ve yarı tanrıların, ikinci kitap, ölülerin ruhlarının ve üçüncü kitap, ölümlü kralların yönettiği Daryus dönemine kadar bölümler olmak üzere üç kitapta incelemiştir. Mısır’ın ilk insan’ı (veya Tanrı) Hephaestus (Hefaistus) olup aynı zamanda ateşi icat ettiğinden “ateş getiren” olarak da bilinir. Oğlu olan Helios (Güneş) zamanla yerini oğlu Sosis’e bırakmıştır. Bu Greklere “Kronos/Cronos” olarak geçmiştir. Hanedan öncesi tanrılar dönemi “Dokuzlu Tanrılar- Ennead ” grubu olduğu ve Memfis’te tapınıldığı yazılmaktadır (T.E.Peet- Cambridge Ancient History S.250).

Ama kendisinin de yazdığı gibi, Mısır’ın Hiksoslar (Çoban Krallar), Kuş, Libya, Babil, Asur, Pers ve Maneto’nun yaşadığı Grek dönemlerini de saymalıyız.

Ülkenin ölümlü krallar döneminde M.Ö. 1800’lerde Yörük Hiksoslarla başlayan, bence her ne kadar da Mısırlı adları kullansalarda aslında Mısır’lı olmayan  “yabancı firavunlar”  idaresinde yaşadıkları “7” dönemi de belirtmeliyiz. Maneto sonrası buna Roma, Pers, Türk dönemleri de eklenecektir.
Bu özelliğin de kaynağının tanrı ve soyunun “tek varlıktan” türemesi ve çok uzun ömürlü, ölümlü
Mısır’ın eski Osiris veya Urisa( Ur’lu İsa) dini eskiden “köleci” özellikler taşısa da gene doğru bir dindi. Her ne kadar sekizli ve dokuzlu tanrılar ve onlardan üreyen sayısız tanrı ve tanrıçalardan oluşan göksel halkarı olsa da, Mısır dininde her zaman adları da her ne kadar değişime uğrasa da daima bir “Tek Tanrı” vardı ve o da “RE” idi.

Mısır yaratılış mitinde Re’nin ilk çocukları olan Şu, Tefnut, İsis, Osiris (Urisa) gibi tanrı-çaların Re’nin önünde “secde” ederek konuşabildiklerine tanık oluyoruz.
etten kemikten bedenlerde yaşayan, su ve toprak temelli bedenlere de geçebilen varlıklar olmasından kaynaklanmaktadır.

Mısır dininde “çok tanrıcılık” kavramının özellikle Grek işgalinden sonra resmi dilin de Grek dili olmasının da etkisiyle tanrıların kişilikleri erozyona uğratılır, kötü olan herşeyin koruyucusu ve buyurucusu olduklarına tanık oluruz. Aşağıda Ölüler Kitabın’dan alınan ve ölünün ruhunun sorgulanmak üzere Maat salonuna girişinde yaptığı konuşma bence mükemmel bir “doğru yaşam kuralları” bütünüdür.
Grek işgalinde “tüccar ve hileci” olan Grekler Mısır Thoth/Hermes dinini kendi kültürleri çerçevesinde değiştirtmişlerdir ve günümüzün hile, hurda, yalan ve dolanlar dizisi olan Masonluğun da doğmasına neden olan ahlaksızlığı öne çıkarmışlardır.

Mısır, Hint ve Pers kültürlerinin kökenlerinin Sümer uzantılarına her zaman rastlamak mümkündür. Mısır kültü de kökenlerini Sümer, Akad, Babil ve Asur’a dayandırmaktadır. Mısır’ın Hermes/ Thoth’unu tanımadan önce Babil’in Nabu’sunu tanımakta fayda olduğunu gördüğümden en başa onu koydum. Çünkü Semitizm ırkçılığı nedeniyle Sümer’i yıkan Akad, ondan doğan Babil, Asur, Mısır’ı 510 yıl yöneten Hiksos/ Çoban krallar/Yörükler’ın Mısır inancına yaptıkları katkılar “yerleşik kavim” olmadıklarından göz ardı edilmektedir. Oysa biraz önce verdiğim, yargı salonunda ruhun söylemesi gereken sözlerin yazılı olduğu papirüs Hiksoslar yani Çoban kavimler zamanında yazılmıştır.
Çoban kavimlerde “kölecilik” ve tanrının insanı “kendisine köle yaratma kültü” yoktur. Yerleşik kavimlerin zenginlik için uydurması olan bu “kölelik kuralından” muaf gerçek adil dinin de bozulmasını doğurmuştur. Bu gerçek adil dinin köklerini bu gün Şamanlık, Animizm ve göçer Kızılderili dinlerinde görülebiliyoruz.

Çoban kavimler ile yerleşik kavimlerin kavgaları yerleşik kavimlerin tabiatı korunmamalarına dayanır. Çoban kavimler, yerleşik kavimleri, şehirleşme ve medeniyetin sonucu ormanların kurutulacağı, buralarda yaşayan insan, hayvan ve bitki örtüsünün yok etmekle  “yeryüzünün dengesini” bozmakla ve gezegenin ömrünü kısaltmakla, böylece dünyanın sonunu öne almakla suçlamaktadırlar.

O dönemlerde et yemeyen, çıplak olarak veya doğal nesnelerle mahrem yerlerini kapatan ormanlarda yaşayan dağ dervişleri vardır. Bunlar çok bilge insanlar olup tüccar kervanlarını yukarıda ifade ettiğim suçlamalarla suçlayıp onlara saldırmakta ve mallarına ve canlarına zarar vermektedirler.

Buda’nın da hayran olup, sultanlık tahtını bırakıp, peşine takıldığı bir dağ dervişini izleyerek ormana gitmesi ve gençliğini burada geçirmesi ve sahip olduğu ruhani kişiliği bu dervişlerden öğrenmesi, Hz. Muhammed’in Yemenli hayranı Veysel Karani’nin de benzer dağ dervişi olması bu olaya örnek gösterebilirim. Tarihte buna benzer çok sayıda örnekler vardır.
Yerleşik kavimler, dünyevi hırsları için, günümüzün korkunç atom, hidrojen, nötron vb. bombalarını ve dehşet tahribat gücüne sahip savaş silahlarını üreten, halkları kendi çıkarları için anarşi, terör, iç savaş ve savaşlarla kışkırtarak birbirlerine karşı düşüren, binlerce yıl öncesinin çoban kavimleri ile dağ dervişlerini olağan üstü biçimde haklı çıkarmışlardır. Bu yaptıklarıyla yeryüzünün yok oluşunu öne almışlardır.
Çoban kavimler ile yerleşik tüccar kavimler arasındaki farkı bu açıklamalarla ortaya koyduktan sonra şimdi bu “hileciliği” sırasıyla inceleyelim. Aslında bir sümer tanrısı olan Nabu, Sümer’de pek kıymetli olmamakla birlikte, Akadların onları yıkmalarının ardından doğan Akad, Babil dönemlerinde ortaya çıkmış ve yüceltilmiştir.

1-Mısır Grek İlişkileri Kronolojisi;
M.Ö.2600 Cilalı Taş Devri Girit; IV. Hanedan döneminde ilk ilişkiler az aralıklarla başladı.
M.Ö.1700 Girit Minos Saray Medeniyeti dönemi; XIII. Hanedan döneminde resim ve güzel sanatlardaki gelişmelerle Girit yüksek Minos kültü arasında iletişim başladı.
M.Ö.1530 firavun I.Ahmose zamanında Hyksos yapılarında Minos tarzı kullanılmaya başlanıldı.
M.Ö.670 Firavun I. Psammetichus, Asurlulara karşın Grek tüccarlarına iş vererek batı deltasında Naukratis’te Miletlilere bir kamp kurdurarak Grek tarzını başlattı.
M.Ö.570 Firavun II. Ahmose ( Amasis) zamanında Greklere batı deltasındaki Naukratis’te Grek ticaret merkezi ve tapınaklarını kurmalarına izin verildi. Pers saldırılarına karşı Greklerden yardım alabilmek için yakın ilişkiler başlatıldı.
M.Ö.525 Mısır Pers satraplıklarından birisi oldu ve çok sayıda Grek ülkeye göç etti.
M.Ö.332 Mısır Makedonyalılarca işgal edildi ve yağmalandı.
M.Ö.305 Mısır, Grek Ptolome soyundan firavunlarca yönetildi.
M.Ö.30 Mısır’ın son idarecisi Kleopatra öldü.
Mısır’daki Ptoleme imparatorluğu “Mısırlı İskender” alt kültürünün çok özel hali olan Grek/Mısır bilincinin yaratılışının arka planıdır.
II.Ptolomi
2-PTOLEME HANEDANI
Hanedanın başlangıcı. Altın Çağ;:

Ptolemy I Soter (304 - 284)
Ptolemy II Philadelphus (284 - 246)
Ptolemy III Euergetes I (246 - 221)

Değişim ve Düşüş;:

Ptolemy IV Philopator (221 - 205)
Ptolemy V Epiphanes (225 - 180)
Ptolemy VI Philometor (180 - 145)

Roma Gölgesinde;

Ptolemy VII Neos Philopator (145)
Ptolemy VIII Euergetes II (170 - 116)
Ptolemy IX Soter II (116 - 107)
Ptolemy X Alexander I  (107 - 88)
Ptolemy IX Soter II (88 - 80)
Ptolemy XI Alexander II (80)

Son Dönem;

Ptolemy XII Neos Dionysos Auletes (80 - 51)
Cleopatra VII Philopator (51 - 30)
Ptolemy XIII (51 - 47)
Ptolemy XIV (47 - 44)
Ptolemy XV Caesarion (44 - 30)
İskenderiye’nin düşmesiyle Mısır bir Roma vilayeti oldu ve Mısırlı rahiplerce Oktavius Mısır tanrı/ Firavun ünvanı atfedilerek “Yaşayan Tanrı” olarak tanındı. Bolluk içinde yaşayan ve bol bol onurlandırılan rahiplerin topraklarını ellerinden aldı ve rahipliği kaldırdı. Mısır’a ne yetkisiz bir senatör ayak basabildi ne de İskenderiyeli olmayan bir Roma’lı Mısır vatandaşı olabildi. Resmi dil Grekçe olarak kaldı. Mısır, Oktavius’un şahsi malı olarak yüzyıllarca Roma’ya bağlı bir vilayet oldu.

3-Mısır ve Grek Kültürü Arasındaki Değişimlerin Örnekleri;

Mısır bilimcisi Belzoni'ye göre Mısır Hermes'i
Hermes, Thoth/ Lajh, Jehuti (Yahudi)
ya da İdris peygamber
Mısır’ın yerli rahipleri ve kâtipleri Grek döneminde de Mısır firavun dönemlerinde olduğu gibi en başta gelen, başarılı önemli şahsiyetlerdi. Amun’un firavun olarak tanımlanmasıyla firavunun rolünün değiştiği Orta Krallık Döneminden beri onlar seçkin zeki kimselerdi. Aslında orta III. Krallık dönemlerinde Amun’un kehanetiyle devlet işlerinde Tebes’te rahiplerin konumları tanrıların arzularının kavranılması ve son cevabın verilmesi gibi dini ve ahlaki esasa dayanmaktaydı. (Eski krallıktaki Maat/Nut’a bağlılığın öğretildiği Ptahhotep Öğretisi yerine yeni Krallıkta Amenemope’nin “Hayatın İlkeleri” ve Akıl Eğitimi çalışmasının öğretilmesi şeklinde değişiklik yaşanmıştı.) Yeni inanışa göre tanrıların ilahi istekleri demek olan ilahiyatçılık yüksek devlet memurluğuna terfi ettirilmişti. Bayram törenlerinde ilahiyatçılar geçerken “evet- hayır” dercesine hafif bir baş sallama ile selamlanıyorlardı. Tapınaklarda rüya tabirleri yapılması başlıca iş haline gelmişti. Rahipler birbirlerinin konumları hakkında konuşabiliyorlardı ve Büyük İskender gibi çok önemli ziyaretçilerine çok ayrıntılı teknikler kullanıyorlardı.

İskender Zeus-Ammon’un kâhinini ziyaret etti çünkü Tebes’teki Amun rahipliği kehanet ruhunu elinde bulunduruyordu. Bir Makedonyalı olarak İskender ülkenin yasal idarecisi olduğunu yerlilere onaylatmak için Tebes’teki Amon’un evine gitmedi ve “Zeus, Ammon ve Şiva” tanrılarının birleştirilmesinden oluşan ptoleme kültürü içinde yasallığını onaylattı. Böylece ülkenin en güçlü grubu olan Ptah rahiplerince firavun tacının giydirilmesi için eski krallığın merkezi olan Memfis’e gitti. Ancak bu tanrı birleşimi ileride hiçbir rol oynayamadı. Firavun I.Ptoleme Soter, Helenleşmiş Mısır Osiris-Hapi kültü olan Serapis dinini başlattı ve Mempis’te yaşayan Greklerce de buna tapınıldı. Serapçılar, Büyük İskender’e adanan İskenderiye’deki tapınakla İsis ile İskender’i birleştirmişlerdi. Serapi firavun ile kraliçe İsis ilahi kraliyet çifti oluyorlardı.Bu doğrusal eşitlemeyle iki tabiatlı birleşik Grek tanrılarını Firavun ve Basileu ikilisiyle Ptoleme hanedanının ikili görüntüsüyle birleştiriyorlardı.

Hanedan kültü Ptoleme’nin yasallığının sağlanması için bir araçtı ve böylece kendisi “Mısırlılaşmış” Ra’nın oğlu, yerli firavun, ilahi İskenderiyeli biri olan Basileus’tu. Ptoleme krallığı bu yüzden Mısır/ Grek tanrılarını hep üstün tuttu Mısırlı ve Grekler de bunlara ibadet ettiler. Bu kült birleştirme düzeni, Helenleşmiş Mısır’ın parçası olan İskenderiye gibi yerlerde Grek idarecilerce başlatıldı. İlkeler, Mısır’ın kutsal kitabının Romalılarla yer değiştirdiği Roma dönemine kadar korundu. Ancak, bir süre Zeus’un yer almadığı Amun ve Osiris’in sayıldığı Serapis inancına hem Grek hem de Mısırlılarca devam edildi.

4-“Hermetizm” Adlı İskender Dini “Religio Mentis”

Hermetizmi Biçimlendiren Unsurlar;
Hermes Dini Ağıtı;

Zaman gelecek, Mısırlıların sofuluğa dayalı akıl ve içten bağlılıkla hizmet ettikleri, kendilerini onurlandıran tanrıları boş görünecek. Bütün kutsal ibadetleri etkisiz ve başarısız meyvelerinden mahrum olacak. Tanrılar yeryüzünü terk edip cennete geri dönecekler, onlar Mısır’ı yerle bir edecekler, bir zamanlar dualar okuyan kutsal cemaatlerin yeri olan bu ülke onların varlıklarından yarar görmeyen ıssız bir yer olacak. Yabancılar ülkeye dolacaklar, dini ayinlerini yerine getirmeyecekler fakat en acı olanı, yasalar adı altında insanlar ibadetlerine dikkat etmeyecekler, tanrılarına karşı görevlerini yerine getirmeyecekler. Bu tapınakların ve korunmanın evi olan çok kutsal ülkenin etrafı ölülerle ve lahitlerle örtülmüş olacak.
Ey Mısır, Mısır, kültün bir efsane olacak ve hiç kimse onlara inanmayacak, dindar yiğitliğini anlatan kelimelerin kazındığı taşlar hariç bir şey kalmayacak.” (Asclepius 24)

Petrie, (1908) tarihi kaynaklardaki (M.Ö.343-332) ikinci Pers döneminde kötüleşen Mısır dininin yaşadığı bunalımın bu ağıtta olduğu gibi tanımlanmasını tartışmıştır.

Nag Hammadi Kütüphanesinde bulunan Hermetik metinler kehanetin dönüşüne işaret etmektedir;
“Zaman içinde tanrılar Mısır’ı terk edecekler ve yukarı doğru cennete uçacaklar ve bütün Mısırlılar ölecekler. Mısır, Mısırlılar ve tanrılarca terk edilmiş bir çöl olacak. Ve Ey nehir, senin sudan daha çok kan akıtacağın günler olacak. Ve ölü bedenler barajlardan daha yüksek yığınlar olacak. Ve bir ölüye yaşadığı günlerdekinden daha çok ağlayan olmayacak”. (Asclepius, 71-Robinson, 1984 S.303)
Mısırı bulan bu kader tamamen bir Grek dini olan Hermetizm’i de Hıristiyanlığın Roma tarafından kabul edilmesi ve putperestliğin yasaklanmasıyla (M.S.390) bulacaktır.

5-Hermes Trismegistus
Hermes 
Grekler Mısır’da havaya alışmaya başladıklarına kendi tanrıları ile doğal tanrıları adlandırmaya başladılar. Muhtemelen Mısır tanrılar hanedanında Thoth en yaygın olarak sevilen tanrıydı. Gerçeği, son yeni krallık üçüncü orta döneminde bireysel kader ve ecel artan biçimde önem kazanmaktaydı. İkisi de tanrının ellerine uzanıyordu.
Milli bir tanrı olmasının yanında bayramların ve önemli takvim günlerinin hareketlerini belirleyen Ay Tanrısı olarak saygı gösterilen Thoth çok seviliyordu. Ayrıca zamanın Tanrısı ve bireylerin kaderlerini yöneten, bilginin, dilin bütün bilimlerin, sihrin, yazının ve anlamanın, sesle çağrılabilen her şeyin yaratıcısıydı. Ölülerin rehberi ve yargıcı, “ayın gücü”, aklın öğreticisi olarak ibadet edildiğinden sevilirliği halk arasında çok yaygındı.
Grek yerleşimciler tanrıları Hermes’i Thoth’un kimliğinde tanımladılar. Thoth gibi, ay, tıp, ölülerin kralı, üçkâğıtçıların, fahişelerin, hırsızların, kervanların, sınır boylarının koruyucu ve tercümanı, tanrıla ile insanların da arasında tercüman (logos) tanrısı olarak “Mısırlılaşmış bir kişiliğe” büründürüldü.
Grekler ona “Great Great Great- Ulu, Ulu, Ulu” diyerek Mısır’ın Thoth’a seslendikleri gibi seslendiler. Grekler tanrılarını Mısırlıların gördüğü gibi göremezlerdi. Grekler Hermes hakkında kurgusal hikâyeler ürettiler (Tabula Smaragdina). Örneğin en yaygın olanlarından birisi, bir Mısırlı olan Homer’in Hermes’in oğlu olduğu geniş olarak yayıldı. Böylece bilge Grekler “İnsan” Trismegistus”u yarattılar.
Felsefe olarak Hermetika (Korpus Hermetikum- Corpus Hermeticum) Hermes’i “aklın öğretmeni” olarak sunmaktadır.
Teknik olarak Hermetika’da Trimecistus, (Mısır’ın sihirini Grek papirüsüne uydurur), büyücü kimliğinde müritlerinin kalplerinde oturan kozmik bir tanrı olarak görünmektedir. Hermes’in bu belirsizliği “insan ve tanrı” ikilisinin birleşmesine daha çok vurgu yapmaktadır. Hıristiyan edebiyatında XI ve XII. yy.larda Avrupa’da Hermetik ilkeler (İsa’nın iki tabiatı) Hermetizm dininin etkileri olarak açıklanabilir.(Oriantale Lumen’in bir parçası, Clairvaux’lu cf. Bernard”Williem of St. Thierry’si.)
Hermetiklere karşı küçük Hıristiyan edebi tartışmaları özellikle yönlendirildiyse de geleneklere ters düşenlerin sayısı kiliseyi tehdit edecek çoğunlukta değildi ve özellikle Trismecistus bir şekilde Hz. İsa olmuştu. (Fowden 1993 s.195)
Hermes Trimecistus Hıristiyanlık ve İslamiyet’te aklın öğretmeni olarak esinlenildi. Dogmaya dayalı erken Hıristiyanlık din kitabında putperestliğe işaret eden Yeni Platonculuk, Stoizm ve her ikisi İskender Hermetizminden ve “Demiurge- şeytan), “dünya ruhu”,( Yeni krallık döneminde geliştirilen ve Greklere geçen), “temiz iş”, “göksel akıl” gibi kavramlardan esinlenilmiştir.
Harran’dan sonra İslami bilimlerde de yerini kuran Hermes dini, XIII. yy. İtalya’sındaki Rönesansa da yardım etti.
Yeniden Platonlaşmış, Mısır kökenli Hermetizm dini bu bağlamda bir karışım olarak mayalanmış ve sonunda Avrupa ve yeni dünyayı fethe başlamıştır. Halen, Mısır Mason Düzeni çeşitli dallarda Kaliforniya “New Age- Yeni Çağ” dini adıyla aramızdadır.
Üç evrede ortaya çıkmaktadır;
1-Doğal Hermopolitan tasavvufu; eskilere dayanan, (Hermuoplis Magna) Hermapolis’te merkezi olan “Üç kere Ulu” olan Mısır Thoth ibadetidir.
2-Tarihi Hermetizm- Hermes Trimecistus ile Thgoth’un Grek/İskenderiye felsefe öğretisi (M.Ö.250-150) Mısır öğeleri taşısa da Grektir ve Mısır’ın Thoth’unun kozmik yapısı olan Teknik Hermetika olarak da varsayılmıştır.
3-Edebi Hermetizm-Rönesans, İskender Hermetizmi üzerine kurgusal Trismecistus üretti ve eski Mısırlı olan yanlış anlaşıldı. Trimegistus simyanın, büyünün, esrarlı düzenlerin, özgürmasonluğun, yıldız falcılığının, Yeni Çağ’ın ve bütün “maddeler kültünün” koruyucusu oldu.

6-Hermetizm’de Tanrı;
Hermetizmde tek bir tanrı yerine çok tanrıcılık öne çıkmaktadır. Hermes’e göre “gök yüzünde bulunan yıldızlar tanrıların remzidirler ve bunların en önemlisi denizlerden ve gökyüzünden büyük olan güneştir. Ölümsüz insanlar tarfından ulaşılabilen başka varlıklar da vardır.”  (Güneş merkezli Sabilik inancı)
Hermes, “insanlar tanrıları kendi algılamalarına göre yarattı tıpkı baba ve rab (sahip, öğretmen) olan büyük tanrının kendi tasavvurlarına göre farklı özelliklerde tanrılar yaratması giibidir”. Demesi üzerine Asclepius ona sorar;
-“Bunların heykellerini mi soruyorsun?”
Hermes yanıtlar;
-““Bunlar, yaşam, his ve ruh ile bezenmiş heykellerdir, onlar geleceği önceden görebilirler ve bu bilgileri rüya, fal, ve prophetia (profesi- vahiy yoluyla) bildirirler. İnsanları hasta eden, hastaları otayan, dilemeye bağlı olarak kader ve neşe dağıtırlar. Heykellerin bu güçleri onların içinde var olan “daimon/ demonlar” yani cinler/şeytanlardan diğer bir söyleyişle “meleklerden” kaynaklanmaktadır.”” Demektedir. (Greklerin heykelleri neden canlı gibi yapmaya çalıştıkları ortaya çıkmış oluyor)
Bu tezini de Osiris ve İsis’in davranışlarını ileri sürerek desteklerdi. Mitlere göre İsis ruh hali yerindeyken iyilikler yapardı ancak kötüleştiğinde ise etrafına kötülük saçardı.

Hermes, “Kendini seven kişi vücudundan nefret etmelidir!” demekle insanın bedeni ihtiyaçlarına düşkün olmamayı öğütlemektedir. Bu ilkesi rahiplerce “evlenme karşıtlığı” olarak yorumlanmış ve “bekârlık” ilkesi dinin temel ilkeleri arasında yer almışsa da başka bir metinde “evliliğin gerekliliğini” vurguladığına şahit olunmuştur.
Ayrıca sık sık “tanrının oğlu” kavramını öne sürdüğüne rastlanılmıştır. Bu da o zamanlarda bütün inanışlarda bu özelliğin olmasına bağlı olmalıdır. Hıristiyan tanrısı İsa’nın “tanrı oğulluğu” da bu mitlere dayanmaktadır.
Hermes, “Tanrının oğlu ebedi- ölümsüz hermaphrodite/ çift cinsiyetli bir insandır”. Diyerek “kendi kendine cinsel ilişki yoluyla üreyebilen bir varlık” olarak tanrının oğlunu tanımlar. Bu da tanrının da oğlunun da hem kadın hem erkekle hem de kendi kendine ilişkiye giren sapık yaratılışlı olduğunu gösterir ki bütün mitlerde bu olduğu gibi İslam kültünde de “cennette bulunan Huri ve Vildanların” da (Vakıa 17 ile Tur 24) aynı özellikte oldukları bu adların “cinsiyetsiz” kelimeler olmasından da anlaşılmaktadır.
Hermes güneşi “ikinci bir tanrı” olarak adlandırmakla onu doğrudan “tanrının oğlu” yapmamaktadır.
Bartholomeus Spranger'e göre dev ve cüce Hermafroditler

Öteki Ortadoğu dinler gibi “iyi-Kötü” düalizmine dayalı olan Hermes dininde kötülük de tanımlanmaktadır.
Ona göre,”ruhun her kötülüğü zevke sefaya yani safahata düşkün olmaktan kaynaklanır.”  Der. Bir başka ifadesinde de “ Vücut kötülüğün kaynağıdır!” demektedir. Bunlar da insanın kendisini dünya zevklerine kaptırmama ilkesini ortaya koyar. Buna ek olarak “Bedeni sevmek ölümün sebebidir” prensibini gösterebiliriz.
Ancak düalizme dayalı Hermes dininin “kötü” tanımına göre,“ Hermes “ Tutku, demirin üstündeki pas gibidir”! Diyerek insanın ruhunun güzeliiğinin üstünü örttüğünü anlatır.  Zaten, “Tutku” insanlar için vazgeçilmez olmasına rağmen aşırısı da iyi değildir.
“Kötülük, insana daimonlar yani  “kötü cinler/ şeytanlar” olan “kara melekler” tarafından bulaştırılmaktadır!” Diyerek Hint (Şiva/ İndra), Pers (Ahura Mazda/ Ehriman) ikiciliğine kadar uzanır.
Hermes’in “Denizlerden ve gökyüzünden büyük olan güneş” ilkesi Mısır, Sümer, Hint,Tevrat ve bir çok yaratılış mitlerinde geçen “her şeyden önce büyük engin (okyanus) vardı.” İlkesine göre evren tamamen birlikte akan tatlı ve acı sulardan ibaretti ve bu suların birlikte akmasıyla toprak ve canlılar oluştu. Ardından ortaya çıkan tanrının ilk yeryüzünü “arş’ı” veya kayayı yaratmasını ışığın (güneş) çok daha sonra yaratılması takip etmektedir. Bu nedenle günümüz astronomi bilimiyle tespit edildiği gibi evren boşluğu, güneş ve denizlerden daima büyüktür. Çünkü hepsi evrenin sonsuz uzay boşluğunun içindedir.

7-Hermetizm’e Eleştirim;

Tut/Lah/İdris
Tevrat’ta Enoş veya Enok’un bilgelikleri ve Thoth/ Hermes/ Djehuti/ Lah/Tut’a İslam’i adıyla İdris peygambere atfedilen Hermetik özellikleri konusunda hiçbir kayıt yoktur. Olan kayıt İngilizce ve Türkçesinde aşağıdaki gibidir. Başka hiçbir açıklama yoktur.
Yar.4: 25 Adem karısıyla yine yattı. Havva bir erkek çocuk doğurdu. "Tanrı Kayin'in öldürdüğü Habil'in yerine bana başka bir oğul bağışladı" diyerek çocuğa Şit (Seth) "Bağışlamak" adını verdi.
Yar.4: 26 Şit'in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insanlar RAB'be yakarmaya başladı.
Ayetin İngilizcesi;
Ge 4:26 “Seth also had a son, and he named him Enosh. At that time men began to call on the name of the LORD”.
Enoş olduğu iddia edilen İdris peygamber hakkında Kuran ayetleri aşağıdaki gibidir. Ayrıca Kur’an tefsirinde de ayetin dışında bilgi yoktur.
Meryem 19.
19:56. Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
Enbiya 21.
21:85. İsmail, İdris, Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi.
21:86. Hepsini rahmetimize soktuk. Onlar hak ve barış için çalışanlardandı.”

Mısır’da Thoth/ Jehuti/Yehuti/Lah, Babil ve Asur’da ve Akad ile Sümer’de Nabu/Nebo/Nebu, Araplarda Nebi adıyla bilinen ve Enoş ya da İdris peygamber olduğu iddia edilen bu ruhani kişilik hakkında Kuran ayetlerinde ve tefsirlerinde ve de Tevrat kayıtlarında iddia edilen bilgilerin hiç birisi yoktur. Öyleyse bu bilgilerin kaynağı ya Talmud, ya başka bir din kitabı olsa da inandırıcı değildir veya da uydurmadır.
Maneto’nun kayıtlarında firavun I.Seti (Sethos/Şit)’nın erkek kardeşinin adı Hermaeus olarak geçmektedir. Aegyptus ve sonra Danaus’tan adını alır. Seti Hermeaus’u ülke dışına çıkararak “59” yıl iktidarda kalır.Ardından büyük oğlu Rampses iktidarı “66” yıl sürdürür.

Hermes’e göre, “insan tanrıları kendi tasavvurlarına göreyaratmıştır”. Bu ilke doğrudur. Özellikle Nil ve İndus din mitlerinde tapınılan varlıkların tümü “iyi ve kötü” cinlerdir. Hint kültünün Şiva’sı, İran’ın Ahura Mazda’sı, Mitra’sı, Yemen’in Talip’i, Şems’i, Sabi’lerin Sin’i, Mısır’ın RE’sinden Thoth’u na, Grek’in Zeus’undan Hermes’ine bütüm mitlerin büyük tanrıları daima “iyi cinler/ şeytanlardır”.
Tek tanrcılık kültü sonunda cin/ şeytan topluluklarının başı olarak kabul edilen “iyi cin/şeytan’ın” onaylanmasından ibarettir. Cinlerin iyisinin seçilip “Tanrı” olarak adlandırılması ve imanın da “Tek Tanrıcılık” gibi filozofça bir başlıkta toplanması, bunu yapanları “cinlere ve şeytanlara” tapınmaktan alıkoymaz. Onlar ister tekine ister çoğuna tapınsınlar, sonunda cin’e ve şeytana tapındıkları ortadadır.
Tevrat’ın Hezekyel peygamberinin içine giren ruh bir şeytandır. Tanrı bu işlerle uğraşmamalıdır.. Okuyalım;

Hezekyel Bölüm-3: 24 Ruh içime girdi, beni ayaklarımın üzerinde durdurdu(*). Benimle şöyle konuştu: "Git, evine kapan.”

Böyle tanrı mı olur? Bu apaçık cin veya şeytan ya da melek v.b. dir. Bunun gibi birçok ayet göz önüne alındığında Tevrat’ın, Yahudilerin yaşadıkları işgallerden aldıkları nasipler kadar müdahaleye uğradığı ve değiştirilğini ya da bütünüyle eski kültürlerden çarpıtılarak yazıldığını onaylamak gerekir.
İncil’in tanrısı İsa’nın insanlardan bir soy ağacı vardır;

Matta Bölüm 1:1-2 İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih'in soyuyla ilgili kayıt şöyledir: İbrahim, İshak'ın babasıydı. İshak, Yakup'un babası; Yakup da Yahuda ve onun kardeşlerinin babasıydı.”
Onbeş ayet hep tanrının Yahudi soyunu saymakla geçer ve;

Mat 1:17 Buna göre, İbrahim'den Davut'a kadar toplam on dört kuşak, Davut'tan Babil sürgününe kadar on dört kuşak ve Babil sürgününden Mesih'e kadar da on dört kuşak geçti.
Mat 1:18 İsa Mesih'in doğumu da şöyle oldu: annesi Meryem, Yusuf'la nişanlanmıştı. Ama evlenip birleşmelerinden önce Meryem'in Kutsal Ruh'tan gebe kaldığı anlaşıldı.
Mat 1:19 Meryem'in nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan gizlice ayrılmak niyetindeydi”…
Anası nişanlı, tapınağa adanmış bir bakire ama birden hamile kalıyor. Haliyle her erkek gibi Yusuf ta Meryem’e sepet havası yapmak zorunda. Ama melekler giriyor araya falan adamı resmen evlenmeden pezevenk sıfatında gezdiriyorlar. Bir yığın saçmalık. Adam bundan utanıyor, kaçıp gidiyor. Yahu böyle tanrı yaratılışı mı olur?
Çocuklar bile inanmaz buna!

D-İsa’nın Yahudi kökeni;
Gay kilisesine göre Gay İsa
Esi 22:16 «Ben İsa, inanlı topluluklarıyla ilgili olan bu tanıklığı sizlere iletsin diye meleğimi gönderdim. Davut'un kökünden ve soyundan olan ben'im, parlak sabah yıldızı ben'im.»
Parlak Sabah Yıldızı Venüs gezegenidir. Ayrıca iki kez “Ben” demesi Tevrat tanrısı Yahweh, Hint tanrısı Atman olduğuna işarettir.
Ama onların bile Meryem gibi bir kadından doğdukları vaki değil!

Düşünün, her şeyi yaratan, her şeye gücü yeten “bakire doğumlu ve “soy ağacı insanlardan” olan bir tanrı.
Yetmiyor, bir yığın mucizesine rağmen kendisini yok yere dört tane çapulcuya öldürtüyor. Böyle tanrı mı olur?
Ayrıca Yahudi ırkı cenneti garantilemiş halde;
Esinleme Bölüm  7:4 “Mühürlenmiş olanların sayısını işittim. İsrail oğullarının bütün oymaklarından yüz kırk dört bin kişi mühürlenmişti”. Mühürlemenin amacı deccalın onları tanıyıp  şaşırtmamaya kalkmaması içindir. Ayetler böyle diyor.

Üstelik bu tanrı hazinelere de bayılıyor. Yeryüzünde bütün milletlerin hazineleri de cennete taşınıyor;
Esinleme Bölüm 21:26  “Ulusların servet ve zenginlikleri oraya taşınacak!”

Bu tanrı mı yoksa Afganistan’ı Irak’ı işgal eden Amerikan ordusu mu.? Ya da Cengizhan’ın kiler mi?
Benim aklım kabul etmiyor. Edene saygı duyarım ama akıllı demem!

Nasıl diyeyim, hem “İlk ve Son Benim” diyen bir tanrı. Mısır’ın Tut’unun zamana hakim olup Ra’nın bile babası olmasıyla ilk ve son olması gibi bu da öyle diyecek.
Esinleme Bölüm 1:8 Var olan, var olmuş ve var olacak olan, gücü her şeye yeten Rab Tanrı diyor ki, «Alfa ve Omega ben'im
Ondan sonra da  tomar açmaya yarayan bir memur olduğunu görelim;
Esinleme Bölüm 5:2 “Yüksek sesle, «Tomarı açmaya, mühürlerini çözmeye kim layıktır?» diye seslenen güçlü bir melek de gördüm”.

Üstelik Hezekyel’İn cinleri ve şeytanları da onunla olsunlar;

Vahiyler 4.Bölüm 4:7,8,9-11. Ayetler;
Esinlenme 4:7 Birinci yaratık aslana, ikinci yaratık danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi. Dördüncü yaratık uçan bir kartala benziyordu.
Esi 4:8 Dört yaratığın her birinin altı kanadı vardı. Yaratıkların her yanı, kanatlarının alt tarafı bile gözlerle kaplıydı. Gece gündüz, durup dinlenmeden şöyle diyorlar: «Kutsal, kutsal, kutsaldır, var olmuş, var olan ve var olacak olan, gücü her şeye yeten Rab Tanrı!»
(Pers’in Mitra’sının gözleri bunlara geçmiş)

Esi 4:9-11 Canlı yaratıklar, taht üzerinde oturanı, sonsuzluklar boyunca yaşayanı yüceltip ona saygı ve şükran sundukça, yirmi dört ihtiyar, sonsuzluklar boyunca yaşayıp taht üzerinde oturanın önünde yere kapanarak O'na tapınıyorlar. Taçlarını tahtın önüne atarak diyorlar ki, «Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı ve gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın. Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu.»

Sizce bunlar tanrı ve meleklerse , İran’n Hürmüz’ü, Ehriman’ı, Hint’in devaları, Aşuraları, Sümer’in ve Mısır’ın sayısız cinlerinden ne farkı var bunların?
Başında Hermes tacıyla Meryem tasviri

Hırisityanlar da kendilerinden başkalarını “şeytanlara tpmakla” suçlarken kendileri de farklı bir şeye tapmıyorlar ki!

Bu bağlamda “insanların tanrı-ları kendi tasavvuruna göre yaratmış olması doğru bir tespittir. Tanrıların “ebeveyn” olmaları ilkel mitlerde sulardan sonra yaratılan ilk toprağın/ arşın yaratılmasından sonra çoğalan göksel varlıkların yarattığı kaosa dayanmaktadır.

Tek tanrıcılık, ilk önce MısırÍn firavunu Akeneton’un bütün tapınakları yıktırıp Amarna’ya tek bir güneş/ Aten tapınağı inşa ettirip kendisini tek rahip ve başrahip olarak atamsının ardından geçen  “1000” yıl sonra, Pers’li  peygamber Zerdüşt’ün “iyi cini” olan Ahura Mazda ile ortadoğu kültünde Pers döneminde yerleşmiştir.
Aslında Pers’in Mitra’sı (Mihr), Mısır’ın Thoth/ Jehuti/ Lah’ının ve İsis/ Horus kişiliklerinden türetilmiş teslis ( üçleme- kutsal ruh, baba ve oğul) esasına  dayalı “tanrı İsa” kültü tam anlamıyla bir “tek tanrıcılık” değildir. Muhammed’in Rahman’ı gerçek anlamdaki “tek tanrıcılıktır”.
Hermes tanrının ruh (geist) veya nur (ışık) olarak tanımlanması yanlıştır ve tanrı her ikisinin de yaratıcısıdır. Yaratıcılık tanrının doğasında vardır.
Zihinleri gelişmemiş kimseler gerçekleri anlayamaz veya kavrayamazlar. Kendilerini öz eleştiriye tabi tutmayanların gerçeklere ulaşabilme olanakları hiç yoktur.
Şahsi ve nefsi düşkünlüklerinden kurtulamayan insanların gerçeklere ulaşması ve bunları kullanması halinde topluma ve kişinin kendisine zararlı olacak sonuçlar ortaya çıkar.
Hermes dininde, Bedeni ve akli sağlığı yerinde olmayanların gerçeklere ulaşmasının olanaksız olduğu işlenir. Hermes dininin (Thoth) beşiği olan Tebes ve Memfis’teki tapınaklarda rahip adaylarının akli, bedeni ve törelere uygun yaşantı sürme bakımından yeterliliklerine bakılırdı. Eğitimlerde yeteneklerini “kendi iradesiyle ve yerinde” kullanabilme yetenekleri kazandırılmaya çalışılırdı.

Mısır’ın Tut’u, Babil ve Asur’un Nab’usu, Pers’in Hürmüz’ü, Sabilerin ve Grek’in Hermes’i, Müslüman’ların İdris peygamberi hepsi aynı kişidir. Hatta İsa ve Muhammed de böyledirler.
Tut nasıl zamana hakim olunca geçmişe gidip Ra’nın babası olur ve “İlk ve Son” olarak kendisini lan ediyorsa bu  Nabu, Hürmüz, Hermes ve İsa’nın yukarıda verdiğimiz “Esin- 1:8” ayette “Alfa- Omega” olmuş ise peygamber Muhammed de hadislerinde Âdem’e cennetin kapısında adını okutarak aynı işi başarmıştır.

Gerisi insanları uyutmak için çok eski kültürlerde daha güzeli bulunan tasavvuf/ teoloji/ felsefedir.
Yerleşik kavimlerin dinlerinin ortak özelliği de herkesi göklerden röntgenleyen bir tanrıya sahip olmalarıdır. Bu yerleşik kavimlerin en son ve en akıllıca olan, her ne kadar Kabe’Nin 360 şeytanının başı olan Hubel’in El Lah adını taşısa da ,tanrıyı manevi yönüyle öne çıkaran ikonizmi ve putperestliği kökten silen ve adalete daha yakın kitap olması nedeniyle Kur’an’da bile bu böyledir;

Hadid Suresi- 4Nerede olursanız olun. O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.”
Bazan bu tanrıyı elinde bir dürbün ağzında “Hah bunun da hatasını buldum, seni de cehennem koydum, kurtulamazsınız elimden, hepinizi cehennemime dolduracağım!” Derken hayal ediyorum. Bu yüzden onu Haydar Dümen’e havale ediyorum.

Kökleri Sabi, Grek, Mısır ve Yahudi Hermetizmine dayanan küresel Mason sermaye nasıl ki son iki yüz yıldır, “azınlık hakları, kendi kaderini tayin hakları, işçi-emekçi hakları” gibi hoşa giden özgürlükleri 
kullanarak kendisine rakip olan “feodal düzenleri, imparatorlukları” yıktıysa, “kadın hakları, çocuk hakları” gibi kitlelerin hoşuna giden konularla toplumdaki “aile birliğini” parçaladıysa, çocuk ve yetişkin pornografisinden, sokalarda kadın ve erkek fahişeliğini arttırdıysa, “af yasalarıyla” suçluları dışarı salıp suç işlemeyi yasallaştırdıysa, kendi yarattığı terörü başkalarının üstüne atıp Afganistan ve Irak’ı işgal ettiyse ve girdiği hiçbir yerde kimsenin “hak ve hukukunu gözetmeden” mallarına el koyup, milli değerlerini, doğal kaynaklarını yağmaladıysa, evli bekar kadın ve çocukların ırzlarına geçtiyse bunların tek açıklaması bu Hermetizm Kültüdür. Hermetizm sade ve sadece Roma-Vatikan- Londra- Waşhington merkezli siyonist çıkar gruplarının haklarını tanır başkaları ise araçtır ve köledir.
İşte ondan doğan Masonluk konusunu da şimdi görelim;


TAPINAK ŞÖVALYELERİNDEN MASONLUĞA

A-Tapınak Şövalyeleri, Masonluk ve  Siyonizm.
1-I.Haçlı Seferi (1096-1099) ve Tapınak Şövalyelerini Ortaya Çıkaran Oluşumlar;


Haçlı Seferlerinde Kudüs kuşatması- Hıristiyan kaynakları!
Bizans İmparatoru I.Aleksus Komnenos’un  Selçuklu Türklerinin İznik’e kadar topraklarını genişletmesi üzerine İstanbul’un bir Hıristiyan şehri olarak kalmasının artık tehlikede olduğu gerekçesiyle  papalıktan yardım istemesi ile gelişen olaylar üzerine,25.Kasım 1095 günü Papa II. Urban’ın “Kutsal toprakları Müslümanlardan Kurtarmak” üzerine yaptığı çağrının olumlu karşılanması üzerine başlamıştır.
Bu isteğe Papanın olumlu cevap vermesinin ardında, olaydan 40 yıl kadar önce Bizans’ın “Ortodoks Mezhebini kurarak Hıristiyan dünyasında tek kilise olan Roma’ya karşın İstanbul Patrikliğini kurması ile ortaya çıkan bölünmeyi Vatikan lehine sonuçlandırmak yatıyordu. Bu fırsat sayesinde Roma’nın “tek Kilise” olarak tanınması imkânı doğmuştur.
Ordu toplamak amacıyla önce Fransa’ya giden II.Urban, Kasım ayında Clermont  Konsülünü topladı ve Fransız asiller ile rahiplerden oluşan topluluğun desteğini alacak yardımı sağlayabilmek için, sanki Hıristiyanlıkta “Hac Farz’ı varmışçasına, Hacca giden Hıristiyanlara Müslümanlarca yapılan “sözde” işkenceler ve zulümleri içeren hamasi konuşmalar yaptı. Hac zorunluluğu olmaması önceleri şaşkınlık yarattıysa da, Atlantik-Anadolu arasına sıkıştırılmış, ticaret yolları ellerinden çıkmış, haliyle fakirleşmiş olan feodal ve dinci yapılanmaların halklarını ikna etmesine yarayacak “Bizans’ın desteklenmesini, hacca gidenin cennetlik olacağını” vaat eden  cümlelerindeki  “vaat” ifadesindeki sihir  etkili oldu.
Clearmont Konsülü toplantısı
Bu konuşmanın farklı şekillerde yazılmış halleri de vardır. Hac çağrısı ile askeri bir seferi karışık ifade eden bu konuşmanın ardından, Almanya, Fransa, İtalya’da rahipler halkı, Kudüs’teki “Kutsal Kabir Kilisesine”  hacca gitmeye yemin ettirdiler.
Ortaya çıkan kalabalık hacı kafilelerinin Bizans imparatorunu ülkesinin yağmalanabileceğinden korkmaya sevk etti.
Halktan oluşan Haçlı ordusu, Belgrad, Macaristan Zemun ve İznik (Bursa) bölgelerinde yağma ve tecavüz olayları yarattılar. Sonunda Selçuk ordusu büyük çoğunluğunu kırdı ve dağıldılar.
Ardından askeri Haçlı Orduları Ağustos 1096’da gelmeye başladılar. Balkanlardan geçerek İstanbul’a oradan İznik aşağı Isparta Uluborlu, Yalvaç, Konya –Ladik, Konya-Ereğli, Kemerhisar - Bor, Niğde Kayseri, Maraş, Pozantı-Gülek Boğazı, Çukurova, Tarsus, Antakya önünde Fransız orduları ayrılarak Fırat Nehri tarafında gittiler ve Bolonya’lı Baudouin, karısı ölünce ülkesine döndüğünde karısının malından yararlanamayacağı korkusuyla yanarken, Urfa’da  (Edessa) halkın sevmediği Ermeni kral Toros ondan yardım istedi. O da yardıma gitti. Kralın evlatlığı oldu. Kısa süre içinde kral Toros’u suikast ile öldürten Baudouin (Boduvin-Bedevi) kendisini Edesa Kontu ilan ederek ilk Haçlı Kontluğunu kurdu.
1098’de Antakya’yı uzun bir kuşatmadan sonra aldılar, çok sayıda soykırımlar, yağmalar yaparak Kudüs’e ilerlediler.07.Temmuz 1099’da Kudüs’e vardılar.15 Temmuz 1099’da kaleyi ellerine geçiren haçlılar, Mescidi aksa ve Haremi Şerif –Ağlama Duvarının olduğu yerde Sinegoglarına sığınan Müslüman ve Yahudileri acımasızca soykırıma uğrattılar.

O zamanda yaşamış, ismi bilinmeyen bir Latince tarih yazarının "Gesta Francorum" adlı eserinde bu durum şöyle betimlenmektedir:
“...  Bizim askerlerimiz Hazreti Süleyman Tapınağına kadar onları katlederek, öldürerek takip ettiler; burada katliamla o kadar çok kişi öldürülmüştü ki ölenlerin akan kanı katliama devam eden askerlerimizin ayak bileklerine kadar yükselmişti.”
I.Haçlı Seferi Haritası-M.S. 1096-1099- Adana Klikya, Urfa Edesa ve Kudüs Haçlı Krallıklarını gösterir. İcorium dediği Anadolu Selçuklu Devletidir. Konya'ya İkonya derlerdi bu ad oradan türetmedir.

 Yine durumu diğer bir birincil kaynak "Chartres'li Fulcher" tarihinde;
“Bu tapınakta 10.000 kişi öldürüldü. Gerçekten orada olsaydınız ayaklarımızın ayak bileklerine kadar öldürülenlerin kanı ile kaplı olduğunu görürdünüz. Daha başka ne denilebilir? Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.”
Kudüs'te Haçlı kuşatması
Gesta Francorum" tarih yazarı;
“Şehir inançsızlardan ele geçirilince, bizim askerlerimiz şehirde bulunan çok sayıda inançsızı, hem erkek hem kadın, ellerine geçirdiler, bunları ya öldürdüler ya da kul olarak aldılar.”
Diye yazması, şehirlilerinin bazılarının Haçlılar tarafından kul olarak alınmasını Haçlıların ne kadar insaflı davrandıklarına yormaktadırlar
Tim Wallace-Murphy ve Marilyn Hopkins soykırımdan asırlar sonra 2004’te yazdıkları “Templars İn Amerika” (Tapınak Şövalyeleri Amerika’da) adlı Masonluğu anlatan kitabının 23.sayfasında Kudüs ve Galile’deki katliamları Venedikli askerlerin yaptığını, sahte dindar diğer orduların askerlerinin ise katliamı seyrettiklerini, bundan sonra Hıristiyan nüfusun burada artarak ticaret yapabildiğini yazmaktadır.

2-Tapınak Şövalyelerinin Kuruluşu;

a-Harran’ın Haçlılardan Harran Savaşıyla Çıkışı ve Baldwin’in Kudüs Krallığına Geçişi;
1096-1099 I.Haçlı Seferinde Haçlılar önce Adana-Klikya ve Urfa-Harran Edesa Ermeni devletlerini ele geçirdikten sonra Kudüs’e yönelmiş ve işgal etmiştiler. Olayın üzerinden geçen beş yıl içinde İran yaylasında ve Irak üzerinde bulunan Selçuklu orduları toparlandılar.
193- Kudüs'te Haçlı kuşatması
07 Mayıs 1104’deki Haçlı Seferinde Balık Nehri yakınlarında Aachen’li Albert  ve Chartres’li Fulcher’in emrindeki  Er Rakka şehrinin karşı tarafına yerleşmiş Haçlı Ordusu ile Selçuklu ordusu arasında geçen savaşa Harran Savaşı da denilir.


b-Bolonya’lı  Baudouin (Boudovin-Bedevi.İngilizcesi Baldwin of Bolougne);
Baldwin, Urfa Edesa'daki Ermeni Kral Toros'a yalakalık ederken!
Edesa’lı  tarihçi (Urfa’lı) Mateos’a göre, savaş iki gün boyunca çok kanlı bir şekilde sürdü. Karısı ölünce ülkesinde karısının mirasından yararlanamayacağı ve asilzadeliğine son verileceğinden, Edesa (Urfa) kontluğunu 1098’de Ortodoks Hıristiyan Ermeni Kral Toros’un evlatlığı olup ardından varis ilan ettirdikten sonra zehirleyerek (Suikast) öldürüp adamın tahtını hile ile alan Fransız asilzadesi Edesa Kontu  Bourcq’lu (Bolonya’lı) Baldwin, Danişmendlilerden oluşan Selçuk Ordusuna esir düştü. Sekiz yıl sonra İ.S.1113’de Boudouin esir değişimiyle serbest bırakıldığında Haçlı işgalinde bulunan Kudüs’e gitti..1118’de Kudüs’e Kral oldu, 1131’de öldü.

(Latince Adı=Pauperes commilitones Christi Templique Solomonici / Süleyman Tapınağı ve İsa'nın Fakir Askerleri) Kynk- Malcolm Barber, The New Knighthood: A History of the Order of the Temple. Cambridge University Press, 1994-

Birinci Haçlı Seferinin ardından hızlanan Hacı gruplarının çoğalması, ilk Haçlı seferinde geçtikleri yerleri yağmalamaları yüzünden onlara saygılarını kaybeden halklardan oluşan haydut grupları tarafından soyulmaları ile sonuçlanmaya başladı. Birçok hacı soyuldu, öldürüldü veya köle edildi. Bunu önlemek için, Fransız Hughues De Paynes  ile arkadaşı Godfrey De Saint Omer adlı kişiler, hacıları korumak üzere kuracakları tarikata destek sağlamak amacıyla Kudüs Kralı II.Baldwin’e müracaat ettiler.
Kral onlara Zeytin Dağı’nda uygun bir yer verdi.

Mescid-i Aksanın ve Süleyman Tapınağının da bu dağda olduğuna inanılması yüzünden tarikat adını  “İsa’nın ve Süleyman Tapınağının Takipçileri” adını aldı.
Tarikat kurucularının parasız kimseler olması, gelirlerinin bağışlara dayanması yüzünden sadeliği ve fakirliği simgelemekteydi.
Süleyman Tapınağının olası resmi
Tapınakçıların iddialarına göre, Zeytindağında kendilerine verilen araziye tapınaklarını inşa ederken yaptıkları kazılarda tünellere rastlamışlar, bunları takip ettiklerinde ise, keşfettikleri yerin Süleyman Mabedi olduğunu, Allah ile Hz. Musa arasında yapılan antlaşma metinleri ile kutsal emanetlerin bir arada bulunduğu Antlaşma Sandığı, Hz. İsa’nın kutsal kadehi, Hz. Yahya’nın altın bir tepsi içinde ışıldayan başını ve de çok sayıda mücevherlerle dolu sandıklara rastlamışlardı. Hıristiyan ülkelerden aldıkları bağışların da eklenmesiyle tapınakçılar birden olağanüstü zenginliklere kavuşmuşlardı.
Dokuz Şövalye tarikatın kuruluşunu gerçekleştirmişti. Kurucu şövalyelerden birinin yeğeni olan Clairvaux’lu Bernard Troyes kentinde toplanan konseyde durumu Papa II.İnnocentius’a anlattı. Papanın yayınladığı fermanla geniş yetkiler, Avrupa devletlerinden yardımlar aldılar. Kısa sürede zenginleştiler. İlk “çek” sistemini bile geliştirdiler. Kazanılan birçok zaferde payları görülür haldeydi. Avrupa, Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinde kaleler kurdular. Kıbrıs da bunların arasındaydı.


3-Haçlı İşgalinin Kırılması;

1187’de Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü geri almasının ardından güç kaybetmeye başlayan Tapınakçı tarikat Akka’ya taşındı,1244’te Akka, Memluklular tarafından fethedilince Kıbrıs Limasol’a çekildiler. Avrupa’da güç sahibi olmaları, Müslümanların karşısındaki başarısızlıklar diğer Feodal yapılanmaları rahatsız etmeye başladı. Prusya’da (Almanya-Avusturya) ve Rodos’ta kendilerine ait yönetim kurmaya kalkmaları sonlarını hazırladı. Anlaşmazlık sonucunda Papa’ya durumu şikayet etmeleri, tarikat hakkında “Şeytana taptıkları” yönünde yapılan şikayetleri de değerlendiren papa, Fransa Kralı IV.Filip’İn baskısı da olunca hepsini tutuklatarak idam ettirdi. İdam, kazığa bağlanarak yakılmak şeklinde gerçekleştirildi.

1780 yılında, sık sık tapınak tarihçilerine atfedilen ”Tapınak Şövalyelerinin Gizli Kuralları”  ve “Ateş Kardeşliğinde Vaftiz” başlıklı bir belge Danimarkalı Piskopos tarafından Vatikan kütüphanesinde bulundu.
Belgeye göre, tapınakçılar, Haçın kirletilmesi, İsa’nın kurtarıcılığının inkârı, sapık cinsel ilişkilerden Bafomet adlı şeytan heykeline ibadet etmeye kadar her şeye izin veriyorlardı. Bu şeytana tapıldığını sadece tarikatın önderi biliyor, diğerlerinden gizliyorlardı.
Jack De Molay
Tarikatın önderi Hughes de Peraud ve yardımcısı Jack de Molay, Hz. Yahya’nın kesilmiş başını güzel bir kadın görünümündeki Baphomet’e bir tepsi içinde sunarken gösteren bir tablo delil olarak kullanılmıştı. Tarikatın astları, üstlerine kuşku duymaksızın bağlıydılar.
                                                                                                           
Belgedeki bir başka paragrafta, şövalyelerin diğer Gnostikler olan Kasarlar, Bogomilleri de içine alan suikast ve cinayetlere “Ateş Kardeşliğinde Vaftiz” adlı belgeye göre izin veriyorlardı.

Geleneksel Hıristiyan inanç şekillerine ters, inananları inciten sapık inançları olduğunu vurgulayarak, şövalyeleri 14.yy’da itham eden her suçlamaya yeşil ışık yakan belgelerin İ.S.1240’ta Roncelinus adlı Fransız Tapınak Ustasınca yazıldığı söylendi.
(Forbidden Religion-Yasak Din- J.Douglas Kenyon’dan yararlanılmıştır)

Tapınak Şövalyelerinin başı olan Jacgues De Molay, yedi yıl Filip’in zindanlarında kızgın demirle gözlerinin dağlanması, cinsel organları kaynatıldı ve yağda kızartıldı,  işkence tezgâhında eklemleri yerlerinden çıkartıldı, canlıyken düşük ateşte kızartıldı ve daha nice işkenceler gördü sonunda kazığa bağlanıp yakılırken, hem Kralın hem de Papa’nın yılsonuna kadar öleceği kehanetinde bulundu. Gerçekten de öyle oldu.
Kurtulanların çoğu İskoçya’ya kaçtılar ve diğerleri de Avrupa ülkelerine dağıldılar. İskoçya’da örgütlendikten sonra  “Yuvarlak Masa” şövalyalerine karıştılar ardından İngiltere Krallığını etkileri altına aldılar.

4-Tapınakçıların Yemini;
194- Bir ata "iki askerin" bindiği
 sözde züğürt Tapınak şövalyeleri

Tarikatta 30.Derece olarak kurulan Siyah-Beyaz Kartal Şövalyesi (Knight of the Black and White Eagle) seviyesinin anlamının da Jack De Mole’un intikamını almak, Katolik Fransız Monarşisini ve bütün monarşileri yok etmek olduğu söylenir.
Bu yemini öyle sıradan edilmiş bir yemin olarak görmemek gerekir. İ.S.1118 sonrasında kurulan Tapınak Şövalyeleri,1318’de imha edilirken oldukça güçlüydüler. Her türlü servete ve siyasi güce sahiptiler. Bu yeminin arkasından Avrupa devletlerinde önce coğrafi keşifler, dinde Rönesans ile Gnostik mezheplerin yayılışları, 16.yüzyılda Yahudi-Mason  Rotschild  ailesinin İngiliz Krallığına hükmetmeye başlaması, demokrasi kavramının dünya siyasetine sokuluşu, Küçük Burjuvazinin feodal ve ruhbanların yetkilerine ortak oluşları, Fransız Devrimi, Milliyetçilik hareketleri, Amerika’nın bağımsızlık savaşının başında Mason tarikatlarının oluşu ve halen yönetmeleri, 19.yüzyılda Marksizm’in ortaya çıkışı, Rusya’da Sosyalist sistemin kurulması ve bu yapılanmanın başında Hazar Türkleri olan Yahudilerin ve Rus Masonların olması, Türkiye Cumhuriyetinin inşasında  gene Moskova kökenli  Masonların etkinliği ve 20.yüzyılda Almanların kullanılmasıyla çıkartılan iki dünya savaşının ardından gerçekten dünyanın en köklü feodal ve ruhban yapılanmalarının tarihe gömülüşlerine neden olan “Cumhuriyetler  çağının” başlaması, 18.yüzyılda Vehhabilik ile başlattıkları Bahailik (Nurculuk), Efganilik gibi Masonik İslami  akımlarını 1950 sonrası Said-i Kürdi üzerinden oyuna soktukları  Nurculuk tarikatının Mason İlluminaticiler tarafından İslam dünyasına şırıngalanması halen bu siyasetin AKP üzerinden güdülmesi  pek de tesadüf işi değildir.
Gerçekten yeryüzünde bütün dinler değiştirilmiş, bütün köklü feodal yapılar çökertilmiş yerlerine yenileri konulmuştur.
Bu gün Molay’ın adı Mason gençlik örgütlerinde yaşamaktadır ve Tapınak Şövalyeleri bütün Avrupa’yı dağıtmıştır.
Bu göçmen şövalyeler Avrupa’nın derin saygı duyulan kavgalarında komutanlık etmişlerdir. Bazıları Töton Şövalyelerine katılarak Moğol-Tatar yayılmasına karşı Doğu Avrupa’yı, bazıları Macaristan’a giderek Türk yayılmacılığına karşı Macaristan’ı korumak için, Bazıları da İskoçya ve Portekiz’de savaşmışlardır.(Forbidden Religion-Yasak Din- J.Douglas Kenyon’dan yararlanılmıştır)

5--Tapınak Şövalyeleri Amerika’yı Kolomb’dan 100 Yıl Önce Keşfetti mi?

Tapınak Şövalyeleri Tarikatını 12.yy.sonunda Kudüs Zeytindağında kurmalarının ardında  geçen zamanda, kurucuların nesillerinden olan Roslyn Lordu ve Orkney Kontu Henry Saint Clair, Venedikli Zenon ailesinin iki oğlunun komutasında 1396’da Atlantik’e yelken açtılar.
Henry Saint Calir ve arkadaşlarının nesilleri olan Rex Deus Tarikat Ailesi, Kuzey Amerika’nın bu günkü Kanada’nın Kuzeydoğu sahillerinde yaşayan Mi’kmak halkıyla barışçıl bir ilişkiye girdiler.
Yaptıkları işi kanıtlamak için de Atlantik’in iki ucunda tespit ettikleri kayalara işaretler oydular. Yerli halkla ticaretin yanında felsefi konularda da bağlar geliştirdiler. Soykırımlar ise daha sonra kıtaya gelen barbar Avrupalılar tarafından gerçekleştirildi. Daha sonraları Amerikan devlet yapısını ele geçirdiler ve ülkenin kurucu babaları oldular, Birleşik Devletler Anayasasından Beyaz Saray’a kadar her yerde izlerini bıraktılar.

a-Mısır Mumyalarında Amerika İzleri;

1976’da Paris Milli Tarih Müzesinde görevli Dr.Michelle Lescot, Mısır Firavunu II.Ramsesi (İ.Ö.2290-1224) saran mumyaların incelenmesinde, bütün eskime ve yıpranmalara rağmen bir takım virüs ve bakterilerin belirlenmesinin yanında bir parça da tütün bulaşığı bulmuştur.

Bulgunun yarattığı şaşkınlık haliyle bazı çelişkilerin tartışılmasına neden oldu. Daha da emin olmak için derinlemesine sürdürdüğü çalışmalarında diğer örneklemelerle de vücutta tütün bulunduğunu doğruladı.
 Sonraki testlerde mumyalama esnasında çıkartılan iç organların konulduğu mumyanın yanında bulunan testi ve çömleklere doldurulan iç organların içlerinden alınan örneklerde, sebze kalıntıları, buğday, ısırgan otu, karabiber tohumu, kamomilla, sinir otu (bir tür muz) ve Amerika’dan başka hiçbir yerde rastlanılmayan kıyılmış tütün bulundu.

1992’de Alman toksikolog Svetlana Balabanova,Münih Müzesinde bulunan “9” Mısır mumyasında  adli tıp tarzı  inceleme yaptı. Kemik, cilt ,baş ve karın içi kaslarından aldığı dokularda yüksek seviyede uyuşturucu buldu. Dokuz mumyadan alınan örneklerde haşhaş olması Mısır’da yaygın olarak kullanıldığından şaşırtıcı değildi.

Ancak rastlanılan diğer bulgular şaşırtıcıydı ve doğrulanması için üç ayrı laboratuvarda da incelenmesi için örneklerin acilen gönderilmesini gerektiriyordu.
Mumyaların sekizinde nikotin kullanımı açıkça görülüyordu, en tuhafıysa deneklerin dokuzunda da Koka bitkisinin aktif alkoloidi olan Kokain izlerini gösteriyordu.

Etnobotanikçi Dr. Michael Carmichael 2000 yılında Londra’daki Alternatif Mısır Konferansında en olası nikotin bulaşıklarının, ruh halinin değiştirmek için bölgede yoğun olarak kullanılan Adamotu veya itüzümünden elde edilmiş bir tür uyuşturucu olabileceğini belirtti.
İ.Ö.2500’lerde eski Peru’da koka bitkisinin uyuşturucu olarak kullanıldığı kanıtlanmıştı ancak Atlantik okyanusunun öbür ucunda 19.yy.a kadar kullanılmadığı biliniyordu.

Bu bilgileri olumlu olarak değerlendirdiğimizde Amerika kıtasının eski Mısırlılarca bilindiği ve ticaret yaptıkları ortaya çıkmaktadır.

6- Rotschild Ailesi  (Rotschıld Family-The Rotschilds)


Rotschild ailesi
Rotsçayldlar olarak da bilinen aile,18.yy.da  Avrupa Bankacılık ve Finans kurumlarını oluşturan Alman Yahudi kökenli bir ailedir. İ.S.1816’da Avusturya imparatoru II.Francis döneminde ailenin Avusturya’daki beş dalı Avusturya asilliğine yükseltildiler.
Ailenin İngiltere dalı ise Kraliçe Victoria döneminde, kraliçenin isteğiyle İngiliz asilliğine yükseltildiler. Aile 19.yy.daki dünyanın her yerinde sahip oldukları varlıklarıyla günümüz çağdaş dünyasında olduğu gibi tartışıldılar.
Ailenin göze çarpan yükselişi 1774’de,Hesse Prensi ile döviz ticaret yapan yaklaşık 1710 doğumlu Amschell Moses Rotschild’ıbn oğlu Mayer Amschel Rotschild’ın Almanya’da Frankfurt am Main’de doğmasıyla başlar. Frankfurt’ta Judangasse ya da Yahudi kondusu denilen bir gecekonduda doğdu.Mayer, imparatorluğunu yaymak için, Avrupa’nın değişik kentlerinde beş çocuğu ile birlikte, ilk imparatorluğunu kurdu. 
Yahudi zenginlerinin sevmemesine rağmen Rotschild’ın kurduğu kurum yöresel tesirlerden etkilenmeyen bir özelliğe sahipti. 1819’da Danimarka, Bohemya, Almanya, Litvanya gibi ülkelerde çıkan Hip-Hop Ayaklanması adı verilen çok sayıda Yahudi kıyımının yapıldığı ayaklanmalarda Frankfurt’taki Rotschild kurumuna saldırılar yapıldı. Ancak hiçbir farklılık yaratmadı
Hatta 1848’de devam eden saldırılar da öyleydi. Çünkü para orada değildi artık, sadece dünyanın  her yerinden düzenlenmiş, çoğaltılmış kağıtlar vardı. Bundan böyle gerçek zenginlikleri haydutların hatta açgözlü monarkların bile ulaşamayacağı kadar uzaktaydı. Kendilerini taklit eden işadamları çıktıysa da aile tedbirleri almış ve yeni ortaya çıkanları kendilerinin idarelerinde kalacak şekilde tedbirlerini almışlardı.

Rotschild ailesinin kalkan şeklindeki sembolünde, “Coat of Arm” ifadesinin yazılı olduğu sembolde resmedilen “beş ok”, Zebur’un 127 ayetinde “Savaşçının elindeki oklar gibi” ifadesine uygun olarak beş çocuğunu temsil ediyordu. Kalkanda Latince olarak “Concordia, İntegritas, İndustria”  ifadeleri Uyum, Bütünlük, Endüstri” anlamına gelmekteydi. Ailenin  Rotschild olan adının manası, İngilizce anlamı ise “Wroth(s) Child” (Kızgın Çocuklar) anlamında değil, Almanca’dan ROT Shillt (Rot şilt)- “Kızıl Kalkan” anlamına geliyordu.
Aile, Napoli (İtalya), İngiltere, Avusturya, Almanya, Fransa ve İsviçre’de bankacılık sistemlerini ellerinde tutmaktaydılar.

Londra’da Westminter’de bulunan “The May Fair” adıyla bilinen iş dünyasının merkezi olarak kabul edilen bölge tamamıyla bu ailenin özel mülküdür.
Avrupa’daki demiryolu taşımacılığından Süveyş Kanalı projelerine kadar sayısız işe destek verdiler. Londra ve Paris aileleri birleşerek 1905 Rus-Japon savaşının finansını üstlendiler.1907 rakamlarına göre savaşın faturası olarak İngiliz tahtına ödedikleri para 11.5. milyon Paund’du.
1909 yılında İngiltere başbakanı  Lloyd George Lord Nathan Rothschild’ı İngiltere’nin “En Güçlü Adamı” ilan etti.
Frankfurt Şubesi,1901’de ailenin mirası işletecek erkek çocuğu olmadığından 100 yıllığına kapandı.1989 yılında İngiliz yatırım kolu olan NM Rotschild&Sons (oğulları) şirketi Rotschild AG Bankası İsviçre şubesiyle birlikte Frankfurt’ta temsilcilik kurdular.

a-Fransa Dalları;
J.Mayer Rotschild
Ailenin Fransa ile alakalı iki şubesi vardır. James Mayer  de Rotschild’ın (1792-1868) oğlu Paris’te “de Rotschild Freres (Rotschild Kardeşler) adıyla şirketi ilk kez kurdu. Napolyon Savaşları süresinde demiryollarından madenciliğe kadar bir çok alanda Fransız sanayisinin kurulmasında baş rol oynadılar. James’in oğlu Gustave de Rotschild  ve Alphonse Rotschild 1870’lerdeki Prusya savaşlarında beş milyarlık mali destekleri sağlayarak garantörlüğü üstlendiler ve bankacılık geleneklerini sürdürdüler ve bankacılık alanında baş rol oynamayı sürdürdüler.
James Mayer de Rotschild’in diğer oğlu Edmond James de Rotschild (1845-1934) hayırseverlik ve sanat alanlarında aktif olarak rol aldı ve Siyonizm’in de savunucusu oldu.
Fransa’nın ikinci şubesi Nathaniel de Rotschild (1812-1870) tarafından kuruldu. Ailenin İngiliz dalını kuran Nathan Mayer Rotschild’ın (1777-1836) dördüncü çocuğu olarak Londra’da doğmuştu. Nathaniel, görünüşte amcasının yanında çalışmak üzere 1850’de Paris’e taşındı.Her nasılsa 1853 yılında Chteau Brane Mouton Pauillac’da Gironde Departement  adlı bir bağ evi satın alarak emlak işine başladı. Nathaniel malikanenin adını Chteau Mouton Rotschild koyarak dünyanın en çok tanınan emlak  şirketinin kurucusu oldu.1980’de 26 milyar Franklık cirosuyla dünyanın en çok kazanan emlakçısı oldu.1982’de Compagnie Europeenne de Banque adlı şirketini Fransa Cumhurbaşkanı F.Mitterand millileştirdi

7-Yahudi Kimliği ve Siyonizm Siyasetine Başlama;

Yahudi aileler arasında dayanışma benzerlik göstermiyordu. Rotschild ailesinin bazı destekçileri Siyonizm konusuna destek verdikleri gibi bazıları da Yahudi Devleti kurulmasına karşı çıkıyorlardı. Bazıları dünyanın her yerine dağılmış ve asimile edilmiş Yahudilerin bir araya getirilmelerinin Semitizm karşıtı olanları cesaretlendireceğini savunuyordu. 1917 yılında Rotschild’ların ikinci Baronu olan Walter Rotschild, Balfour Deklarasyonuna dayanarak, İngiliz hükümetinin Filistin’de bir Yahudi devleti kurması için öneride bulundu. Daha sonraları Lord Victor Rotschild, soykırıma uğramaktan kurtulan mülteci Yahudilerin sığınmaları için böyle bir devletin bahşedilmesini gündeme getirdi.

James Jacob de Rotschild’ın 1868’de ölümünden sonra  büyük oğlu Alphonse R. Bankanın yönetimini devraldı ve Eretz İsrael (Erez İsrail-İsrail toprağı-Arz-ı mevut) siyasetini faal olarak destekledi.Rotschild aile kayıtları 1870’lerde her yıl Doğu Yahudiliğini (Evrensel İsrail Birliği) kurmak  için 500.000 Frank bağışta bulunduğunu göstermektedir.
Kyn- Aharonson, Ran (2000). Rothschild and early Jewish colonization in Palestine. Israel: The Hebrew university Magnes Press, Jerusalem. p. 54

James Jacob de Rotscild’ın en genç oğlu Baron Edmond James de Ratschild Filistin’de Akdeniz sahilindeki günümüz İsrail’indeki Tel Aviv’e 12 km uzaklıkta bulunan Rişon Le Siyon (İlk Siyon) adlı yerleşim yerini  Osmanlı toprak ağalarından satın aldı. Siyonizme katkılarından dolayı günümüz Tel Aviv’inde Rotschild Bulvarı adıyla anılan bir cadde vardır. İsrail 1924’de “Palestine Jewish Colonization Association (PICA) Filistin Yahudi Koloni Derneği adlı kuruluşun faaliyetleriyle,Metulla, Zikron,Rişon Leziyon,ve Roş Pina’yı da içine alan  125.000 hektarlık bir arazi kazanılmıştır.

Rotschild ailesi iki yüzyıldan beri dünyanın para merkezi oldukları ve dünyayı yönettikleri, İlluminati örgütünün yöneticileri oldukları gibi konularda komplo teorileriyle itham edilmişlerdir.
Tarihçi Niall Ferguson,Savaşların yenilgiyle ve toprak kaybıyla sonuçlanması durumunda borçlu devletlerin hisse senetleri düştüğünde garantör olan bankacılık sektörü devleti ele geçirerek büyümektedir.19.yy.da Napolyon savaşlarına “garantör” olarak katılan Rotschild’lar paralarını İngiltere lehine koyarak Freansa’nın kaybetmesini sağlamışlar, geçen zaman içinde çıkartılan savaşlar ve anarşi olaylarıyla evrimleşerek günümüzdeki zenginliklerini kurmuşlardır.
Kynk- Paranın Yükselişi: Dünyanın Mali Tarihi, (Londra 2008), sayfa 91.    

Rotschild ailesinin Fransız dalı Avrupa başta olmak üzere savaşlarda kredi sağlayan finansör olmanın yanında, kendi çıkarları doğrultusunda bir tarafı destekleyerek kaybedenin düşen hisse senetlerini ele geçirerek o ülkeyi mali olarak kendisine bağımlı hale getiriyordu. Bunun yanında silah sanayiinde çok kullanışlı olan Nikel, demire ek olarak kurşun, bakır gibi madenlere ek olarak 19.yy.da gelişen otomobil- motorlu araç sanayii sayesinde de petrol işine de bulaşmıştı.

a-Bakü Petrollerinin Emniyetinin Sağlanması İçin Bölgedeki Azınlıklar Kışkırtılır ve Sindirilmeleri Sağlanır;

Bakü Petrolleri deyince bölgenin kısaca tarihçesini yazmakta faydalı olacaktır.
Bakü- Nobel ailesinin petrol kuyuları
1813 Rusya-İran Gülistan antlaşmasıyla İran’dan Ruslara geçen Azerbaycan’da petrol 1846’larda Ruslar tarafından fark edilmişti.1872’de Rus Çarlığı Bakü petrol bölgesini özel şirketlere açık arttırmayla satmıştı. Kısa sürede bölgeye İsviçre, İngiliz, Fransız, Belçika, İsveç ve Amerikan şirketleri de dolmuştu. Bunların arasında İsveç’li Nobel kardeşler 1876’da, Livatya Sarayının ( Kırım-Yalta) sahibi Von Börtzell-Szuch (Karl  Knut Börtzel( ve Rotschild’lar vardı. 20.yy. başlarında dünya petrolünün yarısı buradan çıkarılmaktaydı.
1917 Ekim devriminin ardından bölgeden Rus Çarlık kuvvetleri çekilince, başında Bolşevik  Gazi Stepan Shaumyan adlı bir Ermeni’nin  Bakü Komünü adıyla oluşturulan ve komisyon idaresine verilmişti. Bolşevik yönetim,1918’de Baku civarında mevcut etnik guruplar arasındaki çatışmaları durdurmuştu. Ancak meşhur Mart günlerinde Ermeni Bolşevik ve Taşnaklar 12000 Azeriyi soykırıma uğrattılar. 
29 Mayıs 1918’de Azerbaycan Kafkasya Federasyonundan ayrılarak Gence’de bağımsızlığını ilan etti. Kısa süre sonra Azerbaycan kuvvetleri Osmanlı İmparatorluğundan Nuri paşanın desteğiyle Bakü’ye doğru ilerlemeye başladılar. Bolşevik Rus Taşnak ve Menşeviklerin ve İngiliz generali Lionel Dunsterville’nin kuvvetlerinin elinde bulunan Bakü’yü 15 Eylül 1918’de ele geçirdiler. Binlerce Ermeni de Mart Günlerinde burada öldürüldü. Bakü Azerbaycan Cumhuriyetinin başkenti oldu. 28 Nisan 1920’de Kızılordu Bakü’yü işgal etti. Bakü’yü Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin başkenti ilan etti ve idareyi yine Bolşeviklere verdi.

Kynk- F. Kazemzadeh. The Struggle For Transcaucasia: 1917—1921, The New York Philosophical Library, 1951, p. 75”
                                               
Rotschild ailesi Azerbaycan’da keşfedilen zengin petrol yataklarıyla 1883’den beri ilgileniyordu. Fransız Rotschild ailesinden önce bölge petrollerini iki önemli şirket işletmekteydi. Birisi Karadeniz Hazar Petrol Şirketi öteki de Mazut Şirketiydi. 

8-Siyasi Siyonizm;
Rotschild ailesi
Genelde Rotschild ailesinin,kendilerinin istila ettiği milletler içindeki konumlarına zarar vereceği endişesiyle Siyonizme muhalefet ettikleri söylenir.
Gerçek Amschel Mayer’in oğlu olan Mayer Amschel Rotschild’in 1845’de “Siyonizm ile bir şey yapılamayacağı gerekçesiyle ret etmişti.
Edmund Rotschild dahi savaştan önce gerçekten kendi bağışlarıyla  Filistin’de oluşturdukları  Yahudi kolonilerine rağmen Siyasi Siyonizme muhalefet etmişti. 1900’lerde Filistin’deki  Yahudi Kolonisi İştiraklarının sekizinden vaz geçmişti. Fakat, 25 Ocak 1915’de Filistin’de Thame’li Lord Bertie’ye yaklaşmıştı.(P.S.105)
İngiltere’de Nathaniel 1902’de, doğu Afrika’da Yahudilere milli bir ev yapma projesine, Rotschild ailesinden yatırım yapan ilk kişi olmasını sağlayan Siyonist önder Theodor Herzl ile buluşma olayına  kadar Siyonizme muhalifti.
1917 Balfour Deklarasyonunda Baron Lionel Walter Rotschild’in işaret ettiği gibi Rotschild’larda Siyonizme karşı olan muhalefet direnci aşınmıştı.07 Şubat 1917’de ilk Siyonist siyasi kurul toplantısında Edmond’un oğlu James Rotschild ile Lionel Walter hazır bulundular.
Kuşkusuz Rotschild adlı Yahudi ailelerinden özellikle Amerika’da göze çarpanlarının başlıcalarının aralarında görünüşte kan bağı yoktur.Bunlardan biri olan Walter N.Rotschild, Londra ve Paris’teki Avrupalı Rotschild’ların Fransa taraftarlığı yaparken, Alman Cumhuriyetçi Yahudi akımına arka çıkmış, 1914-1918 I.Dünya Savaşından sonra Kuhn Loeb& Co. gibi bankaların kurucusu olan New York’lu Yahudi bankerlerden Jacob Schiff’in kız torunu Carola Warburg’un kocasıdır.

Ama esrarlı Rotschild’ların en önemlileri günümüzde Yahudi olarak bilinen,French D’israeli,George Mandel, (Nazi Bakanı) Alfred Rosenberg, ile Yahudi karşıtı işçileri temsil eden Jeroboam (Yerobam) Rotschild’dır.
Rotschild’ların Paris Evinde bir kral naibi gibi daima hükümran tavırlarıyla Banque de France ile de siyaseti daima uyan,etiketi her ne olursa olsun her Fransız hükümetinde yer alarak vazgeçilmez olarak görünerek Rotschild’ların resmi desteğinin her türlü belirtisini kesinlikle sergileyen kişidir.

İsrail parası Şekel'de Edmong Rotschild'ın resmi
Mandel,Masonlarla bağıntısı olan B’nai B’rith ve Grand Orient Masonry (Büyük Doğu Mason Locası) tarikatının da üyesidir. Versay (Versailles)  Barış Konferansında Clemanceau’nun bakanıydı, hatırlanacağı gibi,Lloyd George’un bakanı olan Sir Philip Sassoon’un annesi bir Rotschild’dı. Mandel hatta, savaş sırasında da Clemencau’nun bakanıydı.
Savaştan beri de Fransa’nın Bolşevik Rusya ile müttefik olmasını savunanların en göze çarpan avukatıdır ve faşist İtalya ile anlaşmaya da muhalif olarak çalışmıştır. L’Ami du Peuple’yi de kontrol etmektedir.
Baron Camoys’un erkek kardeşi Hon.E.M.Stonor 1925’de Pretoria’lı Thos.Wm.Rotschild’ın kızı ile kinci evliliğini yaptı ancak evlilikleri hakkında bir sonuç yoktur.
Olayların böyle daraltılarak anlatılmasında çok kesin bir ahlaki tutum vardır. Şöyle ki, Demokratik  hükümetlerin gerçek idarecilerinin gayretleri olmaksızın herhangi bir topluluğun ırkın,sınıfın, dinin azınlık olan kadın ve erkeklerinin üzerlerinde para gücünü kullanarak kuvvetli direnişlerinin etkilerini kırmak mutlak etki yapmak olur. O Para Gücünün Yahudilerce kullanılması, ülkenin yabancı Yahudilerin düzenine uydurulmasıyla demokrasinin mahkum edilmesini takip eder.
Uluslararası politikada Yahudi Rotschild’ların yaptıkları bütün işler sanıldığı gibi rüşvete dayanır. Lord Kitchener veya Prens Mettrenich gibi onların çoğu yüksek şahsi onurlara sahip insanlar olduklarından hatta bir Yahudi olduklarından dolayı rüşvet önermeye cesaret edebilecekleri düşünülemez.
Ham rüşvete ikna edilme, genellikle çok ince bir nezaket içinde yapılırdı. Hatta iyi kadın ve erkekler, hisse senedi veya bonoların dalgalanmalara karşı korunması garantisiyle veya bazı ikametlerdeki konaklama ücretlerinin karşılanması veya  politikacılara erken uyarılma güvencesi şeklinde kendilerine sunulan bahşişin veya iyiliğin karşısında direnemeyecek kadar zayıflarsa, değişik kılıklarda sunulan rüşvet onlara nüfuzlu, güçlü kişiliğe sahip olanlarca sunulurdu.

Türk pullarında İsmet İnönü ile Mason Roosevelt'in resmi
Nüfuzluların etkisi altında sunulmasına rağmen bir şekilde rüşvet verilememiş olanlar ise er veya geç bireysel veya siyasi  konumlarında meydana gelen değişiklikler nedeniyle önerilen rüşveti almaya hazır, gönüllü hale getirilirlerdi. Bu kamanın keskin yanını oluşturmaktaydı. Yahudi kamasını ustaca hedefe yerleştirir ve cesaret edebildiği kadar sokardı, olası bazı durumlarda kurbanın üzerinde kontrolü ve onu şirketin bir üyesi olmasını sağlayıncaya kadar kamanın üzerine tokmakla  vurulurdu.

Demokrasi, ciddi olarak görev duygusunu tekrar geri kazanabilmek adına bile olsa çökmüş bir hanedanın idaresi altında, şüpheden uzak karakter ve ırka sahip birkaç büyük vatanseverin ellerine imparatorluğun teslim edildiği büyük bir siyasi dolandırıcılıktır, milletin üstünde parçalanmalıdır.”
Arnold Leese’in,“” “The French Connection” Gentile Folly:The Rotschild’s.”” Adlı kitabından uygun gördüğüm bölümler  tarafımdan Türkçeye çevrilmiştir. Eserin İnternet sitesi;”http://ia http://iamthewitness com  mthewitness.com

pan� Fc> / � � class=MsoNormal>[Clymer, The Mysteries of Osiris or Ancient Egyptian Initiation, Quakertown, PA, The Philosophical Publishing Company, 1951, p. 131]
[Mackey, The Symbolism of Freemasonry, 1869, p. 195, 219, 361; also Albert Pike, Morals and Dogma, 1871, p. 13; also Wes Cook, Editor, Did You Know? Vignettes in Masonry from the Royal Arch Mason Magazine , Missouri Lodge For Research, 1965, p. 132
Philip G. Zimbardo and Floyd L. Ruch, Psychology and Life , 1977, Ninth Edition, p. 317]
[Claire Chambers, The SIECUS Circle: A Humanist Revolution , 1977, p. v]
[Dr. C. Burns, Masonic and Occult Symbols Illustrated, p. 19-22]
Ralph Epperson “Masonry ;Conspıracy Against Christianity-
Rollin C. Blackmer, The Lodge and the Craft: A Practical Explanation of the Work of Freemasonry, St. Louis, The Standard Masonic Publishing Company, 1923, p. 249; Emphasis added]
[Occultist Edourd Schure, quoted by Texe Marrs, Mystery Mark of the New Age , p. 240]
Mason Manley P.Hall -[Hall, Freemasonry of the Ancient Egyptians to Which Is Added an Interpretation of the Crata Repoa Initiation Rite , Los Angeles, The Philosophers Press, 1937, p. 122; Emphasis added]
[Texe Marrs, Dark Majesty: The Secret Brotherhood and the Magic of a Thousand Points of Light , p. 212]
Tokmak- [Dr. C. Burns, Masonic and Occult  Symbols , p326]
[Oliver, Signs and Symbols, Macoy Publishing and Masonic Supply Co., 1906, p. 14]
[Ward, Freemasonry and the Ancient Gods , 1921, p. 238]
[Oliver, Signs and Symbols , Macoy Publishing and Masonic Supply Co., p. 14; also R. Swinburne, The Mysteries of Osiris or Ancient Egyptian Initiation, p. 185]
[Texe Marrs, Mystery Mark of the New Age , p. 97]
[C.F. McQuaig, The Masonic Report , Norcross, Georgia, Answer Books and Tapes, 1976, p. 34]
[John T. Lawrence, The Perfect Ashlar, London, England, 1912, p. 196; Boldness added]




Bu kitabın telif hakları ©/ adilyargic/adilyargicc/keykubat/Alaeddin Yavuz'a aittir. Copyright © of this article is belong to adilyargic/adilyargicc/keykubat/Alaeddin Yavuz.


KİTABI  SIRAYLA OKUMAK İÇİN TIKLA
1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15-16-17-18-19


Hiç yorum yok: