31 Ekim 2017 Salı

R.T.ERDOĞAN VE AKPSİ ATATÜRKÇÜ OLDULAR DA İNANMADIK MI?

1970'li yılların ikinci yarısında müteveffa Süleyman Demirel'in meşhur olmuş bir sözü vardı;
-Mazot vaadı da yok mu dedik, benzin vaadı da biz mi içtik?

Şimdi, 15 tEMMUZ 2016 çakma darbe Akp-Ergenekon koalisyonu başladı. 07 Kasım 2016 genel seçimleriyle de koalisyon perçinlendi.
İlk defa Recep T.Erdoğan Atatürk'ün 10 Kasım anma törenine katıldı.
O gün bu gündür, F.GÜLEN cemaati "tu kaka" edildi.

İsmail Hakkı Pekin paşa.
Kendisine çok değer verdiğim
halde hayal kırıklığı
yaşattı bize.
Vatan Partisi sözcüsü emekli paşamız İsmail Hakkı Pekin paşa, kendi kanalları olan Ulusal Kanal'a çıkıp halka konuştu;
-"Vatan Partisi ve Ergenekon mağduru vatanseverler devlete el koymuştur.
Ülkemize asla şeriat rejimi gelmeyecektir, herkes rahat olsun.
Din ağırlıklı bir devlet rejimi benimsenmiş, liyakatla devlete bağlı olan her din ve etnik kökenden insanımız devlette görev alabilecektir.
-Sadece Türk kökenliler devlette istihdam edilmeyeceklerdir."
Bu günkü gibi hatırlıyorum ve hala küfür ediyorum.
Niye bu Semitizm, Siyonizm?

Rus-SSCB devrimini baltalamak için İngiliz köleliğini benimsemiş, İngilizlere "TANRI" diyen, onları "çekçek" denilen arabalarıyla taşıyarak tanrının sevgisini kazandığına inandırılmış "Köle Çinlilere" Amerika bir devrim yaptırmış, devrim sonrası ABD çizgisinden çıkan Mao, tasfiye edilip, eşinin de bulunduğu "Dörtlü Çete" tarafından karşı devrim yapılarak "Kapitalist Çin Sosyalizmi" ilan ettirilmiştir. Bu günkü Çin, o Çin'dir.
Çinlilerin "Tanrı" dedikleir İngiliz aristokratlarını taşıdıkları ÇEKÇEK arabası
[caption id="attachment_2128" align="aligncenter" width="500"]
Amerikan solcu devrimcisi Mao'cu Doğu Perinçek'in partisi de o çizginin partisidir. Kendileri 1961-67 arasında Almanya'da CIA ve BND eğitimi alıp, 1967'de  gelerek Türk Solu olan TİP'i bölmüş, bir daha sol iflah etmemiştir.
Gürcistan tarihini okuduğumuzda bizim günümüz Van,Gümüşhane arasında eski Gürcü devletleri olan Klarjeti (Gürcü) ve Tao(=Yol) adlı iki devlet görürsünüz. Tao devleti Çinlidir.
Tao Klarjeti haritası

Bizde gizli olan Çin azınlığı Gürcistan'da resmen anayasada yazılıdır. İşte Doğu Perinçek ve memleketi Erzincan Eğin'in "Çinli olduklarını da yazan ben değil, Ermeni bir tarihçidir. Meraklısı "Ermeni- Gürcü Bagratunilerden Bagatalı Teyyüp'e(Tıkla)" başlıklı yazımı yazımda okuyabilirler. Bu yazımda R.T. Erdoğan'ın eski başdanışmanı Akif Beki'nin "R.T.ERDOĞAN'IN HARFLERİ kitabı ve Ergun Poyraz'ın Youtube videosundan "Siirt Süryani kökenlerini" öğrenebilirler.
"Tacı Haine Giydiren Milletin Kanı Dinmez" sözünü boşa demedik ki.
KAKHETİ- HERETİ Öteki adıyla Gürcü-Çin haritası
İşte biri Çin'li, öteki Siirt'li Süryani Ermeni olan iki yapılanmanın ortak idaresinde ülkemiz yeni, sonu belirsiz maceralara doğru yol alırken, AKP de bu arada "ATATÜRKÇÜ" oluverdi.
Bazı AKP'liler o zamandan beri bana "Biz de Atatürkçü olduk, sen de AKP'li ol diye yorumlar yaptılar, isteklerde bulundular. Onlara neden "HAYIR" dediğimi, Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan'ın "bir karış suratla" katıldığı Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım törenlerine rağmen neden inanmadığımı bira açayım.
Dün Facebook sayfamda 10 Kasım törenlerine katılımları dolayısı ile bazı fotoğrafları ile beraber şu mesajımı verdim;
Alaeddin Keykubat Yavuz, 3 yeni fotoğraf ekledi.
Dün, 18:25 ·
 Sayın Cumhurbaşkanımızı çok gönülsüz gördüm. Gülsün biraz istedim.[/caption]SAYIN CUMHURBAŞKANI... 
MORALİ BOZUK ORADA DİKİLDİKÇE SAMİMİYETSİZ DURUYORSUNUZ.
KİM BİLİR, ZAMANINIZDA, ATATÜRK VE CUMHURİYET, SİZİN İKTİDAR DÖNEMİNİZDE İŞLENDİĞİ KADAR GERÇEKÇİ VE AKILCI İŞLENEBİLSEYDİ, SİZ DE GERÇEK BİR ATATÜRKÇÜ OLABİLİRDİNİZ.
ŞİMDİ, SİYASİ SALTANAT UĞRUNA DEĞİL DE, GERÇEĞİ GEÇ DE OLSA GÖRMÜŞ, KABUL ETMİŞ, ERDEMLİ İNSAN OLDUĞUNUZU İTİRAF EDEREK, TÖRENLERE COŞKUYLA KATILARAK, İÇTENLİĞİNİZİ SERGİLEYİNİZ Kİ HALKIMIZ DA MUTLU OLSUN.
AKSİ HALDE YAPTIĞINIZIN İŞLEVİ KALMAYACAKTIR.
TAKDİR SİZİNDİR
ALAEDDİN YAVUZ

CIA projeli Atatürkçü kardeşimiz.
Umarım gerçektir ve gerçek
olduğuna inanmak istiyorum
Ergenekoncular  F.Gülen cemaatinden öç alıyorlar diye rahat olabilirler, ama, her gün artan cemaat ve tarikat okulları ile yurtlarında yobazlığa mahkum edilen ülkemin çocukları, İslam ile alakası olmayan binlerce yıllık eski Hint, Babil şeytan ibadet kıyafetleri ile dolaşan insanları gördükçe vatanının çağdaş ülkeler düzeyinde olmasını arzulayan bir vatansever olarak o kadar rahat olamıyorum. Benim gibiler ne yazık ki az değil ve her gün artıyorlar.

17-25 Aralık öncesinde bir CIA projesi olarak başlayan "AKP'den ayrılarak sözde muhalif kanallara geçirilerek AKP karşıtlığı yapan basın mansuplarından birisi de Ahmet Hakan'dı.
Malum kişimiz, 1924-25 Şeyh Said isyancılarının sürgünlerinden olup, Bandırma Aksakal nahiyesine yerleştirilmiş Atatürk devrimlerine kurşun sıkanların soyundan gelen, 1990'lı yılların meşhur Deniz Feneri programının sunucusu Ahmet Hakan, bir okurunun sorusuna karşın nasıl Atatürkçü olduğunu, geçmişini silip gerçeği nasıl benimsediğini yazmış.
Kim bilir, halkı AKP'ye muhtaç etmek, gerici Yahudi Vehhabi Şeriat rejimini içselleştirmeyi kolaylaştırmak için yazılarn bu CIA senaryosunda üstüne düşen rolü oynarken gerçekten gerçeği görmüş de olabilir ki bu konuda samimi olduğuna inanmak kalıyor şimdilik.
 AKP'li gazeteci
Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç de ona Ameliyatla mı Atatürkçü oldun, bizim Atatürkçülüğümüz neden kabul görmüyor gibisinden de bir şeyler yumurtlamış.
Ahmet Kekeç önce şunu bilmelidir.
Atatürkçü olmak, Refah partisinden ayrılıp Akp'ye geçince "Gömlek değiştirdim" demekle olmuyor.
İcraat diyordu ya Turgut Özal abiniz, siz de icraat yapacaksınız.
Nedir bu icraatlar derseniz:
1-Müslümanım deyip Vehhabilik, Nurculuk, Menzilcilik... etmeyeceksiniz.
2-Ahlak dediğiniz sapık Babil geleneklerini peygamber, sahabe, ensar sünneti diyerek çocukların ırzlarına geçerek yaymayı, pedofilik, kulampara, çok eşli sapık gelenekleri ve Babil kıyafetlerini, Kuranda tek ayet olmamasına rağmen İslam kıyafeti yalanıyla giymeyi terk edeceksiniz.



KENDİ BEBEKLERİNİ KADIN GİBİ KULLANAN SAPIKLAR, İSLAM MASKESİYLE SAPIKLIKLARINI YAŞIYORLAR

3-Din esaslı, hele sizin dininiz esaslı eğitimi terk edeceksiniz, çocukları cemaatlere muhtaç eden taşımalı eğitimi terk edip en azından 2002 öncesine çevireceksiniz.
4-Tüm din istismarı ile beslenen cemaat ve tarikatları kapatıp, dini vicdanlara bırakacaksınız.
5-Sabi-Sami ırkçılığına dayalı devlet kadrolarını işgal etmeyi bırakacaksınız.
6-Cumhuriyetin kazanımlarını geri iade edecek, çalışan işçi ve memurların haklarını geri vereceksiniz.
7-Devlete her din, ırktan liyakatla bağlı olan, dinli-dinsiz-ateist ayırmadan istihdam yapacaksınız.
8-En gelişmiş hukuk sistemini ülkemize getirip adaleti sağlayacaksınız.
9-Devlet-özel teşebbüs fabrikalaşmayı, tarımı, en son bilimsel gelişmeleri ülkemize getirecek, buna uygun eğitim sistemini pozitif bilime dayalı olarak kuracaksınız.
10-Saymakla bitmez, önce dindar değil, insan olacaksınız, adam olacaksınız.
11-15 yıllık devletten ve milletten yaptığınız gasplarınızı devlete iade edeceksiniz.

Bunları yaptığınızda, sizlerin Adnan Menderes gibi son zamanında uyanmış, aldanmış vatanseverler olduğunuzu düşünebilir, en azından, mallarınızı iade ile gösterdiğiniz vatanseverlikten dolayı milletçe takdir edebiliriz.
Atatrük'ün kendisine ait tüm malları TBMM kararıyla bağışlandığı gibi o da tüm mallarını devlete bağışlayarak ölmüştür.
Madem ona eşit olduğunuzu iddia ediyorsunuz, Atatürkçü olmak bunları yapmaktır, buyurun hodri meydan.
Onun yaptığı fedakarlıkları yapın da görelim.
Takdir insanlarımızındır
Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

29 Ekim 2017 Pazar

FEODALİTEDEN CUMHURİYETE TARİH YOLCULUĞU

FEODALİTEDEN CUMHURİYETE TARİH YOLCULUĞU


Bilinen tarih boyunca antik Yunan/Grek şehir devletlerinden Roma emperyalist cumhuriyetine kurulan cumhuriyetlerin hepsi ilkel dini gelenekler esasına göre kurulmuş devlet rejimleriydi.
Amerika'nın İnsan Hakları Beyannamesi[
 Günümüzün çağdaş demokrasi anlayışının temeli olan 1776'da İngiltere'den bağımsızlığını kazanan Amerika Birleşik Devletlerinin kurulmasını takiben Fildelfiya eyaletinde yazdığı Amerikan anayasası, 15 Aralık 1791'de, anayasasına "Amerikan Devletinin, bireyler üzerindeki haklarını sınırlayan "The Bill of the Rights" adıyla bilinen İnsan hakları beyannamesi ile aşağıda okuyacağınız din temelli şeri devlet rejimlerinin koruyup yaşattığı köleci, insanın özgürlüğüne engel olan geleneklerin kaldırılmalarını ve diğer özgürlük, bağımsızlık, eşit ücretli çalışma, sosyal güvenceler, evlenme, boşanma, mülkiyet edinme, köleciliğin yasaklanması çağdaş insan haklarını belirleyen hakların yazıldığı meşhur İnsan Hakları beyannamesi ile atılmıştır.
Elbette, Amerika'da ve Avrupa'da gelişen demokrasi ve eşitlik anlayışının, mezhep savaşlarına boğulmuş Fransa'da galip gelerek 1789'da yapılan Fransız devrimini atlamak olmaz.
1917'de Rus Ekim devrimini takiben ülkemizde 29 Ekim 1923'de ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, gerçek anlamda kurulmuş ilk demokratik rejimlerdir.
10 Kasım 1938'de İsmet İnönü'nün yaptığı İngilizci darbe ile sona eren büyük önderin zehirlenerek öldürülmesi ve batı esaslarına göre cumhuriyet kurulması çabaları bitmiştir. Aşağıda okuyacağınız, 1000 yıl İslami mezhep ve tarikatlar olarak gizli-kripto yaşamış dini ve etnik azınlıkların Osmanlı sonrası 11 Kasım 1938 itibarı ile yeniden devleti almasıyla başlayan "geriye gidiş" ile cumhuriyet kazanımları 1950 Menderes hükumeti, Amerikancı 1960,1971, 1980 darbeleri ve muhtıralarının getirdikleri işbirlikçi, yıkıcı, gerici, dinci faaliyetler desteklenmiş, cumhuriyeti anlaşılmasına, yaşanmasına fırsat vermeden elden çıkartmaya başlamışlardır.
Deliüzzaman-ı Saidi Kürdi
aslında Süryani inançlı
Bitlis Ermeni devşirmelerindendir

Bunların en yıkıcı olanları, orduya Saidi Kürdi Deliüzzaman'ın Nurculuğunun 1950'lerde sokulmasını, önceden Gregoryen Ermeni dönmelerinin tarikatı olan Işıkçılık tarikatı imamı olan Fetullah Gülen'e 1967'de, İngiliz imali Kürt Vehhabiliği adını verdiğimiz Süryani, Yezidi, Yahudi Bagratunilerin de dinlerinin İslam Tarikatı adıyla gizlendikleri Nur Cemaatinin CIA tarafından F.GÜLEN'e teslimi, 1980 askeri darbesi sonrası da devletin bu tarikata teslim edilmesidir.
Amerika Birleşik Devletleri ve Derin Nato teşkilatı ile ülkemizdeki işbirlikçi siyaset ve devlet adamlarınca desteklenen bu kripto ihanet yapılanmasının devleti tamamen ele geçirmesi ise 03 Kasım 2002 genel seçimleri ile iktidara gelen AKP hükumeti döneminde olmuştur.
Aşağıdaki resim onların nasıl sahte Müslüman olduklarını göstermektedir.
AKİF BEKİ'NİN YAPTIĞI PUT TANIMI HALA GİDİYOR. İSLAMCI BİR CUMHURBAŞKANI NEDEN YAPTIRDIĞI SARAYIN AÇILIŞİINDA MEVLİT OKUTMAK YERİNE, KATOLİK HRİSTİYANLIĞIN RUHANİ ÖNDERİ PAPA'YI ÇAĞIRIP VAFTİZ ETTİRİR? BUNU ALKIŞLAYAN MİLLET DE ONUN MİLLETİDİR BUNDAN ŞÜPHE YOKTUR.[/caption]

21. yüzyıl başında ülkemizde ABD-AB-Derin NATO ve yerli işbirlikçilerinin çabaları ile iktidar edilmiş en son "TANRI KRAL" örneğinden sonra şu feodaliteden cumhuriyete olan insanlık macerasına, kısa yoldan Roma'dan başlayalım.
Osmanlı’dan da önce Anadolu Bizans/Doğu Roma imparatorluğuydu. 540’lara gelindiğinde Ayasofya’yı inşa ettiren Jüstinyen Astrogot-Vizigot (Almanlar)ların eline geçen Batı Roma’yı Doğu Roma ile birleştirmiş ve 541’de çıkardığı yeni bir anayasayı uygulamaya koymuştu.
İslam'ın doğduğu çağda Roma Haritası ve Etnik yapısı[/caption]

Anadolu Roma tebalarının yaşam biçimleri de bu yasalara göre belirlenmişti.  Yasanın esasını eski Etrüsk dini, Sabilik, Tevrat, İncil ilkeleri teşkil ediyordu.
Etrüsk soylu Roma halkı tek eşliydi, ama Sabi dini Cinze (İng:Ginza d Rbba) kitabı ilkelerine göre aile yapısı şekillenmişti.
Cinze kitabına göre, Tanrı Hay (Bakara 155, Ali İmran 2 ayetlerde geçer) Adem’e; “
-“Ey Adem, zenginlik olsun diye sana oğullar, kızlar ve mallar verdik. Onlar senin karıların ve kölelerindir. İstediğini kurban edebilir veya öldürebilirsin. Onları kadın gibi kullanabilir, köle olarak satabilir veya borcuma karşılık köle olarak kiraya verebilirsin, içlerinden sana sadık olanı seçip mirasçı tayin edebilirsin. Diğer çocukların da mirasçı tayin ettiğin oğluna köle olarak hizmet etmek zorundadırlar.” demektedir.
Bu emir aynen Tevrat geleneklerine geçmiştir. İbrahim, 100 yaşında bulduğu İsmail’i veya Yahudi Tevrat’ına göre İshak’ı kurban etmekten çekinmemiştir. İshak sütten kesilip üç yaşına geldiğinde İbrahim ziyafet vermiştir. Ancak, İsmail bu törende kardeşi İshak’ı cinsel olarak aşağılayan sözler ve bakışlarla alay edince kardeşini babasından önce cinsel olarak istismar ettiğinden Sara anayı kızdırmış ve İsmail anası köle Hacer ile Mekke çöllerine sürülmüştür.
Hile ile kör babası İshak’ı kandırıp kendini peygamber olarak kutsatan Yakup, büyük oğlu Ruben’i genç karılarından birisiyle kendi yatağında yakaladığı için onun peygamberlik hakkını vermez ve kardeşlerini kendisine ihbar eden Yusuf’u seçer. Kardeşleri de bu yüzden Yusuf’a düşman olur. Çünkü ona köle olmak istememektedirler.
Bu ilkel, köleci, ensest Sabi geleneği, Jüstinyen anayasasında ensest evliliklerin yasaklanmasına ve Tevrat Levililer kitabına sokulmasına rağmen, Davut peygamberin Kral Saul’un oğlu ile eşcinsel aşkı, Davut’un çocuklarının kız kardeşlerine tecavüzleri örnek alınarak dinde kalmış ve günümüze kadar gelmiştir.
Şimdi günümüzden 2476 yıl önce M.Ö.451’de yazılmış Roma 12 Tablet Yasalarından, 4.tablette düzenlenen “Babanın Hakları” konusunu okuyalım;

Peygamber Muhammet'in Ayşe ile yaptığı evlilik Allah emri değildir. Tevrat'tan da eski Sabilerin din kitaplarında var olan, Roma hukukuna da geçmiş bir evlilik geleneğidir. İslam ile bağı sadece Muhammet'in bu geleneği sürdürme kararıdır. Tevrat'ta, ergenlik yaşı kızlarda "9"'dur ancak evlilik yaşı "11-12'dir" Roma Hukuku da aynı şekildedir ve asil Roma halkı için evlilik yaşı 14-15'tir. Kuran Talak suresinde kızların sadece ergenlik yaşlı "9" olarak belirtilmişse de ille de bu yaşta evlenin, evlendirin denilmiyor. 650'tane "aklınızı kullanın" diyen Kur'an ayeti var. Sapıklara kanıp sapıtmayın.[/caption]

Tablet 4; Babanın ve Evliliğin Hakları;
4:1; Bir baba, yasal evlilikten doğan oğlunu yaşatmaya veya öldürme hakkına sahiptir; ve hatta üç kez sattıktan sonra özgür bırakabilir.
4:2; Baba, oğlunu üç defadan fazla başkasına satmışsa, oğul babadan alınarak azad edilir.
4:3; Bir baba son doğan oğlu, bir insandan çok canavara benzer, şeklen korkunç derecede bozuksa, öldürülebilir.
Burada geçen “yasal evlilik” terimi, özgür bir Roma vatandaşı evliliğini yerel şehir idare kurumuna onaylatmak zorundaydı. Günümüzün resmi nikâh anlayışının kaynağı budur. Resmen kayıt edilmemiş evlilikten doğan çocuklar” nesepsiz” sayılır mirasçı tayin edilemezlerdi.
Tanrı Krallar ve Jüstinyen yasaları yazıma koyduğum, dilimize çevirdiğim bir araştırma yazısı metninde Roma aile yapısı ve Miras konusu şöyle yorumlanmış;
ROMA’DA EVLİLİK
-Roma’da evlilik, aileleri korumak anlamında bir görev olarak görülürdü. Evliliklerin çoğu, yasal haklara sahip çocuklar elde etme amacı başta olmak şartıyla, aileler arasında bağları güçlendirmek için ebeveynler tarafından ayarlanırdı. Romalı bir erkek evliliğe düşük nazarla bakardı ve sadece, yasal çocuk yapmak için evlenirdi.
14 yaşına geldiğinde kızlar evlenmeye zorlanırlardı. Ailesinin sosyal konumunu yukarı taşıma geleneği yüzünden bir erkek için evlenip boşanmak genel bir alışkanlık değildi. Bu evliliği aşağılama geleneği Hristiyanlık yükseldiğinde de Roma nüfusunun düşük kalmasına etkili olmuştur.
-Evlilikler büyük tantanalar, gösterişlerle yerine getirilmelerine rağmen devlet ve dini yapı tarafından tanınmamıştır. Tek yasal gerçek mesele çocukların “yasal mirasçı” olabilmeleriydi. Romalılar, yasa aklıyla, ölüm veya boşanma hallerinde mirasın nasıl bölünebileceği hakkında oldukça sofistike belgeler ürettiler. Bulunmuş en eski belge Mısır’da M.Ö.IV.yy’a ait bir Yahudi evlilik sözleşmesidir*. Bu sözleşme, 14 yaşında bir kız için “6” inek karşılığında bir değiş-tokuşu içeriyordu.
-Evliliklerin çoğu gençler arasındaydı. Kızlar 12 yaşında, erkekler 14 yaşında evliliğe hazır kabul ediliyorlardı. “25” yaşında bekâr bir erkek ve “20” yaşında evlenmemiş bir kız para cezasına çarptırılıyordu. Gelinlerin bakire olmaları ilkeydi. Erkeklerin daha önce fahişelerle veya köle erkeklerle cinsel ilişkileri olması isteniliyordu. Bazı çocuklar bebeklikte nişanlanıyorlardı (Doğu Anadolu’da beşik kertmesi. Alaeddin Yavuz).


KENDİ BEBEKLERİNİ KADIN GİBİ KULLANAN SAPIKLAR, İSLAM MASKESİYLE SAPIKLIKLARINI YAŞIYORLAR.

İslam’a da boşanmış kadının evliliği benzer şekilde geçmiştir.;
Agustus döneminde kadınlara boşanma hakkı verildi. Kocalar, metreslerini görebilirler ancak onları tutup evde barındıramazlardı, dullar, boşandıktan 18 ay sonra iki yıl içinde evlenmeye mecbur edildi.

İslam’a erkeğin “Boş ol” diyerek karısını boşama geleneği, Muhammetten önce bir Roma yasasıydı;
Roma’da boşanmak ise Medeni Hukuka göre üç şekilde yapılıyordu, bir haberciyle “topla eşyalarını” şeklinde bir not göndererek veya karısı ona söylemeden bir yere gittiğini bildirdiğinde hemen boşanılıyordu. (Kynk-People Almanac)
Kadına tecavüz geleneği ve “anal yoldan ilişki yasağı” aynen Kuran ayeti olarak vardır. Peygamber, “kadınlar tarlanızdır, istediğiniz yoldan girin demişse de sonradan bu “anal ilişki yasağına dönüşmüştür.. Roma yasası baskın gelmiş diyelim;
“-Toplum tarihçisi Paul Veyne, Roma gerdek gecesini tanımlarken; “Roma gerdek gecesi resmen kadına yasal tecavüz gecesiydi”, erkek, kadını bir köle gibi istediği şekilde kullanabileceğini kabul ettirmek amacıyla kadınerkeği tarafından taciz edildirdi.. Bunu cinsel ilişkiye bir başlangıç olarak yorumlamak zordur. Kadının korkusuna ve mufakatının olmamasına rağmen, erkeğin ilk gece önce bekâretini bozması gelenekti ama anal yoldan kullanmakatan kaçınması da düzenlenmişti.”
Roma’da erkeklerin “biseksüel yaşamları” ve “babalarınca mirasçı  tayin edilmeleri;
“-Genç erkeklerin fahişeleri ve erkek aşıklarını ziyaret etmeleri teşvik edilirdi ve evlendikten sonra eşlerine ait olmaları, ev erkeği olmaları istenilirdi. Anne ve babaları sağ ve onların kanatları altında oldukça, kız veya erkek ayırmaksızın çocuklar babalarına “EFENDİM” diye hitap ederlerdi. Bazen, babaları tarafından ölüme mahkûm edildiklerinde çocuklar haliyle hayal kırıklıklarına uğrarlardı.
Oğullar, bir işe, bir meslek hayatına başlamak için babalarının onayına ihtiyaçları vardı. Gelirleri babalarına aitti. Bu stres ve baskılardan doğan düzenlemeler bazen çocukları babalarını öldürmeye, babaları da çocuklarını miraslarından mahrum bırakmaya teşvik ediyordu.”
İSA, GAY VE ŞEYTAN TANRI MIDIR?

Roma’da Kadının yeri aynı kaynaktan devam;
“-Romalı kadınların çocuklarını büyütebildikleri, kocalarına kölelerin yaptıkları gibi su getirmek, yemek pişirmek, örgü örmek gibi hizmetlerde bulunabiliyorlardı. Cato, bir erkek kadını yanağından öptüğünde onun içki içip içmediğini anlamak için öperdi” der.
Kadınlara, erkeğin malı gözüyle bakılırdı. Evlilik çağına geldiklerinde iki tür seçenekleri vardı; Manu ile evlenmek, yani kocasının malı olmak ve manu’suz evlenmek yani, babasına ait olarak kalmak ve onun mirasından yararlanma hakkını korumak için tekrar babasınca sahiplenilmiş olmak.
Mesela “peçe giyilmesi” konusu da, 10. tablet yasalarında “ölüye hizmet eden kadınların kıyafeti” olarak düzenlenmiştir. Bu çağda Roma Hristiyan değildi, pagandı.
“10:7; Evde gömülmeye hazırlanan bir cesedin başında hizmet etmek üzere, başları peçeli üç kadından fazlası bulunamaz. Beden, mor kumaşlara sarılmalı, dışarıda yakıldığında cenaze alayına eşlik edenler arasında 10 kavalcı bulundurulabilir.”
Mesela Yahudilerin ölenin arkasından elbiselerini yortmaları, vücutlarını yaralamaları da bu yasada düzenlenmiş, yasaklanmıştır.
“10:8; Yas tutan kadınlar, ölünün yanında tırnaklarıyla yanaklarını yırtmamalı, “Eyvah” diye ağıt yakmamalıdırlar.
Örneğin Miras bırakma ve miras konusu;
Tablet 5; Gayrimenkul ve Koruyuculuk Hakları;
5:1; Mülk sahibinin, ev halkının başı olması (Baba) sıfatıyla mülkünü, yasal mirasçılarına veya koruyucularına bırakmayı yasanın gücü ve izniyle takdir etmesi sorun değildir.
5:2; Bir baba mirasçı belirtmeden, mirasçılarına hiçbir şey bırakmadan ölürse, en yakın baba tarafından erkeğe veya hiç biri yoksa kan bağı olan ailesinden en yakını ona mirasçı olur.”
İslam’a da geçen “koruyuculuk” konusu;
5:6; “Ailenin başı, mirasçı belirtmeden ölür ve henüz reşitliğe ulaşmamış oğluna özel bir miras bırakırsa, onun en yakın baba tarafından olan erkek koruyuculuğunu üstlenir.”
Jüstinyen Yasalarında Roma Hukunun kısaca tanımları- Doğa hukuku,Medeni hukuk, Kavimler/Uluslar Hukuku (Romalı olmayan tebaların kendi geleneklerine göre yargılanmalarını, yaşamalarını düzenler) ve diğerleri
“Doğa Hukuku, Kavimler Hukuku ve Medeni Hukuk;
Doğa Hukuku, tüm hayvanların düşünüldüğü doğadır, bunun için insan tabiatına pek uymaz ama tüm, havada, karada, denizde yaşayan yaratıklara kökenlerine göre uygulanabilir. Bu yüzden de erkek ve dişiliğin birleşiminden evliliğin düzenlenmesinin doğuşuna; ve bu yüzden çocukların eğitimlerinin düzenlenmesinin çıkarımına, bu hukuk bilgisinin diğer hayvanlara bağışlanmasını göreceğiz.
1-Medeni Hukuk ve Kavimler Hukuku aşağıdaki şekilde bölünmüştür; Bütün insanlar, bazıları kendilerine ait, bazıları insanlığa ait olan yasalar ve geleneklerle yönetilirler;
Her halk, medeni hukuk ile şekillenmiş kendisine ait bir hali umum eyaletlerde olduğu gibi kurmuştur.
Kavimler Hukuku, bütün milletlerin kullandığı, halklar arasında eşit olarak gözlenen ve bütün insanlık arasında doğal nedenlerle yasalaşmıştır. Bütün insanların bir parçası olarak Roma halkı da kendilerine özel bir yasa yürürlüğe koymuştur. Kendi özel yerlerinde kendi farklılıklarını açıklamayı önereceğiz.
2-Medeni Hukuk adını her bir eyaletten alır, örneğin, Atinalılardan biri Solon veya Draco’nun Atina Medeni Hukukunu isterse, bu manada hiçbir hata yapmaması gerekir, Biz, Romalılar Romalıların Medeni Hukukunu ya da Roma vatandaşlarınca çıkarılan Quirinus’dan şekillenmiş Quirites- Jus Quiritium’u kullanır diyeceğiz. Her ne şekilde olursa olsun, eyaletin adını eklemediğimizde, sadece adını vermeden bahsettiğimiz şair deyince, nasıl Greklerde   Homer, bizde Virgil anlaşılıyorsa öyle anlaşılacaktır.
Kavimler hukuku,bütün kavimlerin kendileri için yaptıkları düzenlemeler ve gelenekler nasıl ki tamamen insan ihtiyaçlarından oluşmuşsa, tüm insan ırkı için de öylesine geneldir. Savaşlarda ortaya çıkan esaret ve kölelik, bütün insanlar özgür doğdukları için nasıl ki tabiat hukukuna ters ise bu yasaya göre bütün sözleşmeler, satınalmalar, satışlar, kiralamalar, depositler, kiralamalar gibi sayısız işlemler bu yasa ilkesine yakındır.
3- Yasamız, Grekler arasında da olduğu gibi yazı ve yazılı olmayan yasalar olarak kullanılmaktadır. Yazılı Hukuk Yasaları, Plesbiscita, Senato Kararları, İmparatorun Kararları,Yüksek hakimlerin emirleri ve Jüri konseyinin yanıtlarından oluşmaktadır...”
Roma hukukunda özgürlük ve kölelik konusu;
Amerika'da hala TANRI KRAL geleneğine
uygun olarak İsa, kapitalist, sömürgeci,
din ağırlıklı rejimin savunucusu gibi gösterilmektedir

Köleler, düşman elinden alınmaları sebebiyle mancipia adıyla anılırlardı.
4-Ayrıca böyle köle olurlar veya köle doğarlar. Kökenlerini dişi kölelerimize borçlu olanlar köle doğanlardır, veya esaret yoluyla Uluslar/Kavimler yasasına göre de köle olurlar veya borcunun bir miktarının elde edilebilmesi için kendisinin 20 yıl boyunca köle olarak satılmasına izin verilen özgürlerin Medeni Hukuka uymalarıyla da köle olurlar.
5- Azat edilmiş veya özgür doğmuş olanlar arasında çeşitli farklılıklar olmasına rağmen köleleliğin şartlarında farklılık yoktur.”

Roma hukukunda Köle Azadı konusu;

BAŞLIK 5-V AZAT ÖZGÜR BIRAKILANLAR İLE İLGİLİ

Özgür bırakılma, yasal kölelikten azat edilmedir. Azat edilme, bir sahipin iradesine, kontroluna tabi olup, uzun süre kölelik etmiş olan birine özgürlüğünün bahşedilmesidir.
Azat edilene gücü geri verilir. Bu işlemin kaynağı, her insanın doğuştan özgür olduğu ilkesini belirleyen Uluslar/kavimler yasasıdır. Köleliğin süresi bilinmedikçe azat etme var olamaz, azat edilme ayrıcalığı Uluslar yasasıyla tanıtıldıktan sonra herkesi tanımlayan genel bir adın tahsis edilmesiyle, Uluslar Yasasında üç insan türü tanımlanmıştır;
Özgürler, karşıtları olan köleler ve üçüncü sınıf olan, kölelik süreleri kesilmiş olan özgür bırakılanlardır.
19.yy. Osmanlı Köle pazarınsa satılan köleler

Azat edilme, İmparatorluk Anayasasına uygun olarak kutsal kiliselerde; Praetor/Yargıcın asasıyla, dostların hazır bulunduğu yerde, anlaşma ile ve vasiyetname ile olmak üzere çeşitli şekillerde yerine getirilebilmektedir. Şimdi sahip olduğumuzdaki gibi eski Anayasamızda da, bir köleye özgürlüğünün bahşedilmesinin yöntemleri tanıtılmıştır.
Yine de, sahipleri, bir Vali hamama, bir Preconsul, veya Praetor tiyatroya giderken, yolda yürürken istedikleri anda köle azat edebilirler.
Bu açıdan bakıldığında eski zamanlarda özgürleştirme şartları üç türlüydü; azat edilir edilmez tüm haklarını ve yasal özgürlüklerini kazanıp Roma vatandaşı olabiliyorlardı; Latinleşenler, (Lex) Junia Norbana yasası ile daha aşağı şartlarda özgürlüklerini alabiliyorlardı; (Lex)Aelia Sentia yasasıyla da Dedititii sınıfı arasında daha az derecede özgürlüğe sahip olabiliyorlardı. Latinler tarafından kullanılan düşük düzeyli vatandaşlık kavramı artık yürürlüğünü yitirmiştir. Bu yüzden, bizim iyi niyetimiz, özgür doğanın azat edildiği, tek tarafın hoşlanacağı azatlı özgür bırakılanların kısıtlı oldukları tek özgürlük şekli benimsemiş eski Roma şehri şartlarının gözden geçirilmesiyle bu iki anayasa ile insanlığın yaşam şartlarını iyileştirmek, geliştirmek isteğidir.
Bundan dolayıdır ki, detititii sınıfını, şöhretli insan Quastor Tribonian’ın önerisiyle günümüzde kölelerin şartlarını görüşerek, bütün azatlı Roma vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmamayı uygun gören İmparatorluk emirlerimiz ile eski yasalardaki ve diğer anayasamızdaki günümüze uymayan şartların aynı Quaestor’un önerisiyle reformlarını yapıp tek tip Roma vatandaşlığını karara bağlayarak resmen ilan ettiğimiz anayasamızdaki kararlarımız ile kaldırmış bulunuyoruz.
İslam’da da köle azadının teşvikinin, Allah emri değil Muhammet’in peygamberliğinden 70 yıldan evvel yapılmış Jüstinyen yasaları olduğunu görüyoruz.
Kur’an Nisa 23,24,25.ayetlerde düzenlenen “evlilik yasakları” ve evliliğin şekli tamamen Roma Jüstinyen yasalarıdır;
Önce Kuran ayetleri Yaşar Nuri Öztürk meali;
  1. Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle bir şey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.
  2. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
  3. Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini* onlara bir hak olarak verin. Mehir* kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
*Mehir konusunun aynen Roma hukukunda olduğunu da okuyacaksınız.
  1. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa* onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
*İslam ve Hristiyanlık öncesi Roma’da köle kadınlar tapınaklara veya tapınak çevresinde inşa edilmiş genelevlere satılırlardı. Bu köleci kavimler için önemli bir gelir kaynağıydı. Köle kadınla yapılan evlilikte kadının fuhşa yönelmesi bu yüzden “özgür kadına oranla yarı yarıya indirilmiştir. İslam öncesi inanışlar Tapınak Fahişeliği dinleri geleneklerine tabi olduğundan Kabe çevresi genelevlerle doluydu. Kabe’de hac ve umre ibadetlerinde toplu biseksüel (Kadınlı erkekli grup seks) cinsel ilişkiler ibadet sayılırdı. Aynı gelenekler Hristiyanlık öncesi bütün toplumlarda vardı. Hindistan ve Hindu dini mezheplerinde bu gelenek hala sürmektedir. Alaeddin YAVUZ

Tapınak Fahişeliğine dayalı dinler Sümer ile başlar.

Kuran’da Boşama;
  1. Eğer boşanmaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi işiten çok iyi bilendir.
  2. Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdet ve temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanmakta iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse eşlerini geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler. Kadınlar, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
  3. Boşama iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah'ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından kaygılanırsanız, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın. Allah'ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler.
  4. Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikâhlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. İkinci erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluğa açıklar.
  5. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar mı ya onları örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına olacak bir biçimde, tutmayın. Bunu yapan, öz benliğine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence aracı yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek için indirdiği Kitap'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.
  6. Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak anlaşmışlarsa eski kocalarıyla nikâhlanmaları hususunda onlara engel çıkarmayın. Bu, sizin Allah'a ve âhiret gününe inanmış olanınıza verilen öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
Emzikli kadının boşanması;
  1. Anneler çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için- tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiçbir benlik yaratılış kapasitesi dışında bir şeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuğu yüzünden, çocuğun babası da kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir.
  2. İçinizden ölüp de geriye zevceler bırakanların bu eşleri, dört ay on gün kendi başlarına beklerler. Sürelerini tamamladıklarında kendilerince uygun gördüklerini örfe uygun biçimde yapmalarında sizin için bir sakınca yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberdardır. “
Boşanma ile ilgili Talak Suresi Ayetleri;
  1. Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah'tan sakının! Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş/oluş ortaya çıkarır.
  2. Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah'a ve âhiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah'tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.
  3. Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan sakınırsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder.
  4. O kadınları, imkânlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.”
İslam hukukuna göre boşanan kadının hakları sadece nikah esnasında söz kesilmiş olan mehir neyse onu almak, çocuklu ise sütten kesinceye kadar nafaka ödemektir. Oysa günümüz medeni hukuku, anneye verilen çocuk reşit oluncaya kadar (18 yaş. Dinen ay hali görülünce kızlar reşit sayılırlar), yükseköğrenim görüyorsalar, öğrenimlerini tamamlayıncaya kadar baba nafaka ödemek zorundadır. Sizce Allah emri mi yoksa çağdaş medeni hukuk mu daha adaletlidir? Okuduklarınız, İslam’ın çıktığı tarihte mevcut Roma yasası ve kavimler hukuku gelenekleridir ve kesinlikle tanrı emirleri değildir. Bunlar Roma’dan da önce var olan Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır, Hint, Grek, Fars toplumlarının köleci gelenekleridir.
Şimdi okuduklarınızı aklınızda iyi tutmanıza gerek kalmayacak çünkü bunların bazılarını Roma Hukukunda göreceksiniz
BAŞLIK IX (9) BABALIK YETKİSİ İLE İLGİLİ

Nuh'un örtülmesi-Nuh'un da ondan sonra gelen Sabi-Arami-Yahudi ve diğer Arap kavimleri de hepsi ensest sapıklıklar içindeydi. Bu resme konu edilen olay tahminimce Jüstinyen Yasalarının düzenlemesinden sonra değiştirilmiş olmalıdır.

Yasal evlilikten olan çocuklarımız, bizim gücümüzdür.
1-Evlilik veya Birliktelik, kadın ve erkeğe zorla birlikte yaşamayı gerektirir.
2-Çocuklarımızı özel Roma vatandaşı yapan otorite, sahip olduğumuz çocukların üzerinde başka insanların otoritesine izin vermez.
3-Her kim, siz ve eşinizden doğmuşsa, sizin oğlunuz ve eşinden doğmuş kız ve erkek torunlarınız ve hatta onların kız ve erkek çocukları dahi silsilesiyle sizin otoriteniz altındadır. Ancak, kızınızın doğurduğu çocuklar sizin değil, babalarının idareleri altındadır.

BAŞLIK X(10) EVLİLİK İLE İLGİLİ YASALAR
Babil Kulesi- İşte babaya, oğullarını, kızlarını, hayvanlarını köle ve karı yapan dinin merkezi

Roma vatandaşları, yasa kavramına göre yasal birleşmelerden oluşan evliliklere, erkekse ergenlik çağında kız ise çocuk yapabilme yeteneğine kavuştuklarındaailelerinin onaylarını aldıktan sonra, önceden sahip oldukları yasal şartlara göre, medeni veya doğal hukuk çerçevesinde katılırlar. Bundan dolayı, deli bir insanın kızının evlendirilmesi, deli bir insanın oğlunun bir eş alması istenilebildiği gibi oğul hakkında bazı fikirler üstün gelebilir. Biz, anayasamızın evlilik sözleşmesinde tanımlandığı üzere deli bir insanın kızının veya oğlunun babanın onayı olmadan evlendirilmelerine izin veriyoruz.
1-Şunlardan olanların ve bazılarının evlilik sözleşmesi yapmalarından kaçınırız ve izin vermeyiz;
Bu yüzden, ebeveynler ve çocuklar arasında akrabalık olduğunda; örneğin, baba-kız; dede-kız torun; ana-oğul; büyükanne-erkek torun ve bu şekilde silsile halinde devam eden akrabalar arasındaki evlilikler ve karıkoca gibi böyle yaşayanlar oldukları söylenilse de bu ensest evlilikler şerefsizliktir.
Bu prensipler çok genel ve uygulanabilir olup, evlatlık dahi alınsalar ebeveynler ve çocuklar arasında böyle bir evlilik için yasal sınırlama mevcuttur; ve azat ettiğiniz köleniz olsa dahi evlatlık kızınız, torununuz da olsa bir eş olarak alamazsınız.
2- Benzer kuralların ikinci derece akrabalıklar için de uygulandığından bahsedilse de bu kesin değildir. Evlilik aslında, aynı anne ve babadan olan kız-erkek kardeş veya ikisinden de olanlar arasında yasaklanmıştır. Fakat, bir kadın evlatlık yoluyla sizin kız kardeşiniz olmuşsa, evlatlık sözleşmesi devam ettikçe onunla evlenemezsiniz ama, evlatlık sorunu çözüldüğünde veya azat edildiğinde evliliğe mani bir hal   kalmaz. Bu nedenle bu kural konulmuştur, bir kimse erkek evlatlık almak istiyorsa, kız evlatlığını azat etmelidir. Birisi kız evlatlığınla evlenmek istediğinde öncelikle oğlunu azat etmelidir.
Greklerin Ganimedes adlı gılmanını
becerdikten sonra uyuyan Zeus'tan
ateşi çalan Promoteus'a kadar hepsi
ensest, biseksüel sapıklardı.
 3-Erkek kardeşinizin oğlu veya kızı ile evlenmek yasaktır ya da hiç kimse erkek kardeşinin veya kız kardeşinin kız torunlarıyla evlenemez hatta dördüncü göbek akrabalık bağı olsa dahi evlenemezler. Bunlardan birinin kızı veya kız torunlarıyla her şekilde evlilik sözleşmesi yapmak yasal değildir, yasaklanmıştır. Her nasılsa, siz, babanızın evlatlık kızıyla, medeni ve doğa hukuku ile ilgili engeller olmadıkça evlenebilirsiniz.
4- İki erkek kardeşin veya iki kız kardeşin çocukları ya da bir kız bir erkek kardeşin çocukları evlenebilirler.(Ülkemizde özellikle şafiler, devşirmeler arasında oldukça yaygın bir gelenektir. Hanefilerde çok fakirlik halinde ana tarafından evlilik dışında uygulanmaz. Alaeddin Yavuz)
5-Bundan başka, halanız ile evlenemezsiniz. Hatta evlatlık dahi olsa da halanız veya teyzeniz ile de atalarınızın soyundan olduğundan evlenemezsiniz. Bundan dolayı da aynı gerekçeyle büyük halanız ile babanızın anne tarafından olan ile de evlenemezsiniz.
6-Ve yakınlık bağı nedenile bazı kadınlarla da evlilik yasaktır. Örneğin, üvey kız evlat veya gelin, ikisi de kız evlat sayıldıklarından onlara evliliğe izin verilmez. Anlaşılması gereken, bunlar kızınız veya gelininiz ise ve hala oğlunuzla evli ise, bir kadın iki erkekle evli olamayacağına göre evlenemezsiniz; kız, halâüvey kızınız ise ve annesi ile evliysenizbir adam aynı anda iki kadınla evlenemeyeceğine göre evlilik sözleşmesi yapamazsınız.
7- Kayın valide veya üvey anne ile evlilikakrabalık bağı sürdükçe ve kesilmedikçe yasaktır; bu demektir ki, üvey anneniz, hala babanız ile evli iken bir kadının iki kocası olması umum ahlaka aykırı olduğundan; kayın valideniz, halâ kızı karınız olduğuna göre, bir adam aynı anda iki kadınla evli olamayacağına göre evlenemezsiniz.
8-Kocanın başka kadından oğlu, kadının başka kocadan kızı varsa veya benzeri bir hal varsa, yasal olarak kardeş sayılsalar da evlilik kontratı düzenleyebilirler.
9- Boşandığınız eşinizin başka kocadan kızı var ise sonunda bu sizin evlatlığınız olmaz, fakat Jullianus der ki, bu tür bir yakınlığa sahip kadınla evlilikten kaçınılmalıdır; oğlunuzun nişanlısı, sizin gelininiz değildir, veya babanızın nişanlısıysa sizin kayınvalideniz değildir, bu nedenlerle böyle tanımlanmış evliliklerden kaçınılması haliyle yasaldır.
10- Köleler arasında evlilikte akrabalık, baba-kız şeklinde olduğunda evliliğe engeldir ve kölelikten azat edilmiş abi-kız kardeş için de bu geçerlidir.
11- Ve hatta, değişik gerekçelerle evlilik sözleşmesi yapması yasaklanmış kişiler de vardır ve bunlar eski hukuk belgeleri ve dökümanları üzerine yapılan yorumlarda ve maddelerde tek tek numaralandırılmışlardır.
12- İlkelerini koyduğumuz yasaları ihlal ederek, ne karı-koca yakınlığı ne de düğün töreni,evlilik ya da başlık/mehir vermeden karı-koca hayatı yaşadığı anlaşılan olursa; builişkiden doğan çocuklar babalarının idaresi altında sayılmazlar, anneleri gayrimeşru ilişkiden hamile kalmış sayılacağından çocukların sonunda babası belirsiz sayılır, Grek dilinde “tesadüfi hamilelik”ten doğma anlamına gelen sahte çocuklar olarak sayılacaktır, çünkü çocuklar babasızdır. Böylesine çözülmüş bir birleşmenin olduğu yerde mehirin dönmesi için bir talep yoktur, imparatorluk anayasasına göre ceza gerektiren bir yasak evlilik yapılmıştır.
13- Bazen yeni doğan çocukların bir baba otoristesine verilmediği ve bunun sonradan olduğu haller olur, böyle biri doğal oğuldur, curia’nın bir üyesi olduğundan babanın idaresi altına verilir. Bu oğul, aynı zamanda evliliği yasa ile yasaklanmamış, babası ile karı-koca hayatı yaşayan bir özgür anneden doğmuş, anayasamızın sağladığı uygun belgelere sahip, sonradan baba idaresine verilmiş olduğundan kendi sınıfına ait kabul edilir. Benzeri aynı şekilde evliliklerden doğan başka çocuklar olsa dahi anayasamız onlara benzeri avantajlar verir.
BAŞLIK 11-XI- EVLAT EDİNME
İdaremiz altında sadece kendi çocuklarımız olmaz, daha önceden belirttiğimiz gibi evlatlık çocuklar da ediniriz.

BAŞLIK 15-XV BABADAN KAN BAĞIYLA YASAL KORUYUCULUK
12 Tablet Yasalarına göre, babadan kan bağıyla koruyucu (Agnate) olanlar, anlaşma ile koruyucu tayin edilenlerden değildir, yasal koruyucular olarak anılırlar.
1-Agnateler/Koruyucular, erkek cinsiyetli, baba tarafından kan bağı ile bağlı akraba olanlar demektir; örneğin, aynı babadan doğan erkek kardeş, o erkek kardeşin oğlu ve erkek torunu; hatta, amcası, amcasının oğlu ve amcasının torunu…şeklindedir. Dişi cinsiyet bağıyla bağlı olan koruyuculardan Agnate olmaz ama Doğa Hukukuna göre Cognate olur; bunun için aynı babadan olan kız kardeş, erkek kardeşe aynı ilkeyle bağlıdır, çünkü aile, anneden değil babadan olan çocuklar ile sürer.
2- Agnate/Babadan kan bağı olandan koruyucu tayini, ölümünden sonra mirasçısına bir koruyucu tayin edilmesini isteyen bir müracaat belgesi, koruyuculukla ilgili bir vasiyetname bırakmasıyla olur; bazen, vasiyetname bırakan sağ iken koruyucu tayin edilenin ölmesi olarak da anlaşılabilir.
3- Babadan kan yoluyla koruyuculuğun kaldırılması, medeni haklarını ceza ile kaybetmiş olma halinde olur. Akrabalık terimi sadece erkek tarafından akrabalığı ifade eder. Yukarıdaki, medeni haklarını kaybetmiş olma cezası yüzünden başlangıçta değişiklik olsa da akrabalık yasası kadın tarafından olmaz., ve böyle koruyuculuğun kaldırılması da doğaldır.””
Şimdi İslam’da Koruyuculuk ayetleri;
Nisa Suresi ;
  1. Yetimlere mallarını verin. Temizi pise değişmeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Bunu yapmak gerçekten büyük bir vebaldir.
  2. Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.
  3. Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. Eğer ondan birazını kendileri kişisel istekleriyle size sunmuşlarsa artık onu içinize sine sine yiyin.
  4. Allah'ın sizin için ayakta durma aracı yaptığı mallarınızı kendini bilmez beyinsizlere vermeyin, o mallar içinden onlara rızık ayırın, onları giydirin ve onlara tatlı ve işe yarar bir söz söyleyin.
  5. Yetimleri, nikâh çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Büyüyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan, iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.”
  6. Şunda kuşkunuz olmasın ki, zulme başvurarak yetimlerin mallarını yiyenler karınlarına doldurmak üzere bir ateş yemekten başka bir şey yapmazlar. Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır.
Ana-baba mallarından çocuklara Miras;
  1. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından -onun azından da çoğundan da- farz kılınmış bir nasip olarak kadınlara da bir pay vardır.
  2. Mirasın paylaştırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel ve hoş bir söz de söyleyin.
  3. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
  4. Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden her birine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.”
Kibele ayinlerindeki yamyamlığı ve cinselliği temsil eden bir sahne.

Dinler, halkın aklını donuna sokup, elinden ekmeğini, günlük kazancını almak üzerine kurulu devlet siyasetleridir. Ruhabnlar ile devlet erkine hizmet ederler. Halka bir faydaları yoktur. Ahlak asla din değildir. Dinden ayrı düşünülmelidir[/caption]
Okuduğunuz Kuran ayetleri ile İslam öncesi Roma hukuk metinleri arasındaki benzerlikler sizi düşündürmüştür. Düşündürmelidir de. İslam, Roma’nın vilayeti olan Hicaz’da doğmuştur ve MS.627’de Herakles’in iran Sasani imparatorluğu yıkıp yerle bir etmesinden sonra, 628’de Şam’da Ebu Süfyan ile Herakles pazarlığından iki yıl sonra 630’da Mekke’nin Muhammet’e tesliminden sonra güçlenmiştir. Muhammet 632’de öldüğünde Arap yarımadası Muhammet idaresine geçmişti. 721 yıl savaştığı Sasanileri bir daha dirilmemek üzere bozguna uğratan Herakles’in desteği olmadan, Arap çöllerinde bir peygamberin devlet kurması olanaksızdır.
İslam, Sabi dini ağırlıklı inançlara sahip Arapların, gene Sabi Cinze kitabından alınan “S’İSLAM” adı üzerine kurulmuş, tamamen Roma hukukuna uygun, Arapları, Roma aleyhine isyan eden başta Yahudiler ve Yahudi Hristiyan Nasranilerin, İsa’ya şeytan diyen Süryanilerin, İran kökenli tebaların bir daha sorun olmamaları için baskı altına alınarak Roma hizmetinde bir siyasal sistemin adıdır.
Roma bunun nimetlerini Herakles zamanında görmüşse de birden imparatorluk sahibi olan cahil çöl Arapları, yüz yıl sonra Roma’ya karşı gelmişler, böylece İslam da Abbasilerle başlayan kabile iktidarı değişiklikleri, mezhep ve tarikatlara bölünerek parçalanmıştır. İslam’ın en son temsilcileri olan Hilafetin sahibi Osmanlılar, İran Safevi, Hindistan Babür Türk hanedanlarının 15. yüz yılda keşifler çağı ile güç kaybına uğramışlar, ortak çalışan Kutsal İttifak devletlerinin idaresine girmişler son olarak I.Dünya savaşı ile yeryüzünde güç olmaktan çıkmışlardır.
Bu gelişmede Haçlı Kutsal İttifak ülkeleri ile işbirliği yapan Yahudiler, Ortodoks Yahudi ve Hristiyanların ihanetleri önemlidir. Bu gizli (kripto) yaşayan kavimler çıkardıkları İslami mezhepler, tarikatlar ve cemaatler olarak kendi dinlerine uygun olarak İngilizlerin yaptığı Vehhabilik, Hint Kadıyaniliği, İran Bahailiği, Mısır Efganiliği ve onun Kürt uyarlaması Nurculuk adları altında bu ülkelerde devlet idaresini ellerine geçirmişlerdir.
Katolik olan Roma da 20. Yüzyıldan itibaren, yolundan ayrılarak bu Ortodoks Yahudi ve Hristiyan mezheplerine uygun olarak reformlar yapmıştır. Bu değişiklik en son olarak “Dinler arası Diyalog” ve “Ilımlı İslam” adları altında İslam’ın Hristiyanlaştırılması siyaseti olmuştur.
“Müslümanlar ve Türkler bizim dinlerimizi değiştirdiler, dinlerine devşirdiler” diye şikayet edip asırlar boyu isyanlar çıkaran kripto gayrimüslümlerin dinlerinin de aslında kendi ensest, sapıklıklar içinde boğulmuş dinleri değil, İran, Roma ve Osmanlı tarafından olumlu yönde düzenlenmiş, din esaslı hukuk metinleri olduğunu görmüş olduk.
Şimdi, bir Müslüman veya devşirme veya gayrimüslüm okuduklarını aklında yargılasın ve karar versin. Cumhuriyet mi yoksa Tevrat-İslam şeri hukuku mu daha adildir?
İnsan olarak vicdanı ile boğuşarak karar versin.
Tüm dünya milletleri dinlerindeki sapıklıkları yasalarla
kaldırırken Müslüman sapıklıkta ısrar eden
tek din grubu olarak lanetlenmektedir.
Bunu da Ortodoks Yahudi ve Hristiyanların
kurduğu sahte Müslüman tarikatları
yürütmekte, Müslümanlar da onların
ardından gitmektedir.

En erken Dokuz yaşında adet gördüğü için reşit sayılıp evlendirilen bir kız çocuğu mu 18 yaşına kadar çağdaş eğitim alıp kendi tercihini yapabilen bir kız çocuğu mu daha iyi anne olur?
Sütten kesilmiş (18 aylık ile 36 aylık arasındaki bebekler) çocukları ile ensest biseksüel cinsellik yaşayan ana-babadan oluşan toplum mu, ensestin ve pedofilinin yasaklandığı, çocukların lise, üniversite eğitimi aldıkları ve kendi iradeleriyle ensest olmayan evlilik yapabildikleri cumhuriyet çocukları yetiştiren aile modeli mi insanidir?
Babanın çocuklarından birini üstün tutup diğerlerini köle olarak kiraya verip, sattığı ve seçtiği oğluna diğer kardeşlerini köle yapan ensest, cinsi sapık, köleci aile toplumu mu, ana-babanın mallarından eşit şekilde mal paylaşımı yapabilen, kardeşlerin eşit haklara sahip olduğu özgür cumhuriyet toplumu mu daha adaletli ve insanidir?
Devletin, egemen bir soya ve onun benimsediği dini rejimi tüm tebaya dayatan ait ırkın elinde olduğu, egemen din-ırkın dışındakilerin iki, üç kat vergi ödedikleri, özgür de olsa, borcundan dolayı köle olup özgürlüğünü kaybedebilen köleci, sapkın bir toplum modeli mi, herkesi eşit kabul eden, eşit haklara sahip eden, eşit yargılama yapan, eşit vergi alan cumhuriyet demokrasi toplumu mu daha adaletli ve insanidir?
Bu kıyaslamaları insan olarak vicdanlarınızda yapınız ve demokratik Atatürk cumhuriyetinin sizlere getirdiği nimetleri takdir ediniz.
Diyanet İşleri Mehmet Görmez Yezidi
Şatanist olarak İslamın da içine etmiştir.

Başka şansınız yoktur. Adalet herkesin ihtiyacıdır. Bu gün devleti sizin soyunuz, din kardeşleriniz ele geçirmiş olabilir, yarın siz geçmişte tarih olan nice egemen kavimlerin kaderini paylaştığınızda yine “eşitlikçi, demokratik, hukuk cumhuriyetinin adaletine muhtaç kalacağınızı her zaman hesaplarınızda en önde tutarak yargılayınız.
Çağdaş demokratik hukuk devleti bir nimettir ve bunun kıymetini isteseniz de istemeseniz de vicdanınız size kabul ettirecektir.
Yeter ki bu yazıyı baştan sona kadar hiçbir dini, ırki ön yargıya dayanmadan okuyup tarafsız vicdan ile yargılayın. Gerçeği adaleti isteyen vicdanınıza teslim olun ve sapkın dini, şeri ilkel rejimleri kafanızdan çıkartınız ve çağdaş, kendi hak ve özgürlüklerine olduğu kadar başkalarının ve tabiatta yaşayan hayvan ve bitkilerinde hakları olduğunu kabul etmiş, demokratların, sosyalistlerin, komünistlerin gerçek adaletli insanlar olduklarını, evrensel kardeşliğe baş koydukları bu değerleri göz ardı etmesin.
Adalet her dinin içinde az çok bulunsa da asla çağdaş hukukta var olduğu kadar yer almamaktadır.
İmam Gazali’nin bu sözünü bir yere yazın, “insanlar dinsiz yaşayabilirler ama adaletsiz asla” yaşayamazlar.
Demokratik Laik Atatürk cumhuriyeti, adaleti getirmiştir. Yoksa Osmanlı’nın yarısı kölelerden oluşuyordu ve şeri hukuk olsaydı bu gün çoğunuz, sütten kesilir kesilmez ırzına geçilen, genelevlerde satılan, aşağılanmış, hastalıklardan ızdıraplar çeken, hayvandan aşağı varlıklardınız. İnsan bile değildiniz.
Ya, ADALET+CUMHURİYET ya da “KÖLECİ, ENSEST, DİNİ-CİNSEL SAPIK TOPLUM?
Geçmişten gelen Atatürk, Türk, rejim düşmanlıklarını artık kaldırıp atın ve insan olarak, tarafsız vicdanlarınızla karar veriniz.
Bu gün cumhuriyetimiz kuruldu hatırlatırım

Takdir sizindir.
Cumhuriyet olmasaydı, şimdiki nüfusun 2/3'si köle olacaktı. Bu gün şeriat isteyen salakların çoğunluğu okuryazarlığı, devlet memuru, milletvekilliğini geçin "özgür insan olamayacaklardı. Çünkü elan devletimiz, kölelikten özgür bireyliğe cumhuriyetle terfi ettirilmiş, hain kölelerin soylarından gelenlerin idaresindedir. Atatürk ve cumhuriyete en çok sahip çıkması gerekenler Türk ve Müslüman asıllı olmayan tebalara mensup olanlardır. Ama bunlar yaratılıştan lanetli olduklarından kendilerine ekmek verenin gırtlağını kestikleri için geçmişte köle edilmişlerdi zaten. Lanet olsun tüm nankörlere.
Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc




27 Ekim 2017 Cuma

MERAL AKŞENER, İYİ PARTİ???

MERAL AKŞENER BİR ÜMİT Mİ?

Meral hanımın Atatürk rejimine bağlılığı ve gerek partisi MHP gerek AKP karşıtı izlediği vatansever çizgi bende bir ümit ışığı yakmıştı.

26 Ekim 2017’de partisinin kuruluşunu CHP’nin tahsis ettiği Nazım Hikmet salonunda yapması da bu ümidin bir başka yansımasıydı.

Ülkemizde alternatif sağı, solu birleştiren bir ılımlı partiye ihtiyaç vardı. Benim tercihim biraz daha sol, demokratik ve en azından bir Atatürk kızı ve milliyetçisi olarak, Arap, Yahudi geleneklerinden uzak tutum sergilemesiydi.

Bu ümitlerle son üç gündür aşağıdaki facebook paylaşımlarımı yapmıştım;



1-MERAL AKŞENER HAREKETİ DESTEKLENMELİDİR.
ABD MEMURU TBMM PARTİLERİ, AKP'Yİ YAŞATMAKLA GÖREVLİDİR.
BUNA KARŞI ÇIKIP, VATANSEVER HAREKET BAŞLAYAN FEDAKAR MİLLETVEKİLLERİ VE KİTLE ÖNDERLERİ ŞİMDİ DESTEKLENMEZSE KURTULUŞ UMUDUMUZ DİRİLMEMEK ÜZERE YOK OLABİLİR.
VATAN İÇİN SİYASİ VE EKONOMİK KONUMLARINI RİSKE ATANLARA NANKÖR OLMA HAKKIMIZ YOKTUR.



2-"İYİ" PARTİNİN KURULUŞ AÇIKLAMASI VE KURUCULAR LİSTESİ.
1991'DE SSCB'NİN TASFİYESİ İLE KENDİNİ DÜNYANIN TEK HAKİMİ İLAN EDEN, MEGOLOMAN KÜRESEL EMPERYALİST ABD'NİN YERYÜZÜNÜ YENİDEN İŞGAL VE SÖMÜRÜ DÜZENİ ÜRÜNÜ OLAN AKP VE ONA DESTEKLE GÖREVLİ TBMM PARTİLERİNE ALTERNATİF OLARAK ORTAYA ÇIKAN YENİ OLUŞUMUN KURUCULARI ARASINDA PEK TANIDIK İSME RASTLAYAMADIM. 16 YILDIR AKP MUHALEFETİ MÜCADELESİNDE HİÇ YER ALMAMIŞ BİR ÇOK ADLAR VAR. KURUCULAR ARASINDA "AVRUPA, AMERİKA BİZİ İSTİYOR" DİYEN, TERÖRE HAMİLİK ETMİŞ MESUT YILMAZ İLE EMİNE ERDOĞAN ADLARI DA İLGİMİ ÇEKMEDİ DEĞİL.
BUNLARA RAĞMEN GENE DE DESTEKLENMESİ GEREKEN BİR HAREKET AMA KÖRÜ KÖRÜNE DEĞİL.
PARTİ SLOGANLARI ARASINDA "ADALET" SIFATINA RASTLAMADIM. BU GÜNE KADAR, BU ADI YIPRATANLAR YÜZÜNDEN Mİ TERCİH EDİLMEDİ BİLMEM. OYSA MİLLETİN BEKLENTİSİ ADALETTİR.
HAREKETE DESTEK TAM AMA HER TÜRLÜ MUHALEFETE DE HAZIR OLSUNLAR.
KAYITSIZ ŞARTSIZ DESTEK YOK.



3-Türk Kazanı...
Günün birinde bir Türk vatandaşımız vefat etmiş.
Melekler defterine bakmışlar ki günah çoook.
-Bunca günah işlemişsin, şimdiden seni cehenneme alalım da kıyamete kadar birazını ödemiş olursun, buyur deyip cehenneme götürmüşler.
Adam bakmış, bir sürü koca koca kazan, başlarında ellerinde demir diğrenleri zebaniler kazanan çıkmak isteyenlere "günahlarının cezası daha dolmadı" deyip batırıp sokuyorlar.
Her kazanın da üstünde hangi milletin kazanı olduğu yazıyor.
Biraz yürüyünce bakıyor ki Türkiye yazılı kazan var ama başında hiç zebani yok.
Refakatçi zebaniye soruyor, yav niye bizim kazanda zebani yok, yoksa ilk gelen ben miyim? Deyip yeise kapılıyor.
Durumu gören zebani:
Tasalanma sizin kazan da dolu hem de, ağzına kadar.
Niye çıkmak isteyen yok?
Sizinkilerin iyi bir huyu var, kim kazanın ağzına yaklaşsa ötekiler, "ben çıkacağım" deyip aşağı çekiyor.
Baktık ki binlerce yıldır durum değişmiyor, sizin kazanın zebanilerini başka işte görevlendirdik..
Fıkradaki durum dünyada da aynıdır. Kim millete yol gösterse, öne çıksa hemen önce öteki muhaliflerce kafası kırılmakta, iktidardaki zorbalar da rahat etmektedir.
Geçmişte olduğu gibi bu gün Meral AKŞENER hareketi de aynı kaderi yaşamaktadır.
Zebanilerin de tatil hakları var değil mi?
Alaeddin Yavuz



4-MERAL AKŞENER'İN İNCİLERİ...

Misafirlikte olduğumdan, Parti açılış şurasını topladığı konuşmasını izleyememiştim.
Akşam haberlerde biraz dinledim.
1-"Devletin dini adalettir sözünü önemsiyoruz" Bu söz bana aittir, daha önce söyleyeni, yazanı duymadım, okumadım.
2-"Partimiz,vatana, millete, insanlığa hayırlı olsun" Bu da bana ait. Vatana, millete hayırlı olsun çok eski deyimdir, ama sonuna eklenen "insanlığa" ilavesiyle söylemek bana aittir.
Bu sözler biraz değiştiğini göstergesidir. Irkçılıktan gelen bir hanım, adaleti ve insanlığı sözlerine ekleyebilme erdemine ulaşmış. Ülkücüler ülkemizin en az okuyan, hiç fikir üretmeyen kesimidir. Ama son zamanda gelişen, Nihal Atsızcı, Hanefi, Maturidi, antiemperyalist ülkücüler bu kanıyı yıktıklarına hepimiz tanığız. Bunlar ne Türkeş ne Bahçeli'yi başbuğ görmeyen uyanık, sorgulayan nesil. MHP'DE istifa edenlerin çoğu da bu zihniyete sahip olanlar gördüğüm kadarıyla.
Ama, Meral hanım tuttu:
"-Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş çizgisini koydu"
Meral hanım, bunlar artık demode Amerikan kuçuları.
Meral hanım bu son bölüme ne kadar sarılırsa Akp'ye o kadar hizmet eder.
Kendileri bilir.
Ayrıca hitabet noksanlığı da var aynada epey konuşma yapması lazım.
Bunlara rağmen bir süre izleyeceğim. Amerika'nın İslam’ın, imanın bekçisi görüldüğü, sosyalizmin Moskof düşmanlığı ve ensest cinsellik üzerinden tu kaka edildiği, bunların dinsel kökenleri bilinirken utanılmadan iftira atılarak solcuların vurdurulduğu günlerin kalıntılarından olan Meral Akşener bu yolda giderse boşa uğraşmış olacaktır. RTE 'ye çalışan koca TBMM partileri varken Meral hanım bu kapıda bir tas yal bile bulamaz.
Takdir kendilerinindir.
Alaeddin Yavuz

Paylaşımlarım böyleydi. Sonra yandaki haberi ve resmini görünce "tamam, gene ehveni şer parti" demek zorunda kaldım.


Ve son olarak Atatürk-Anıtkabir ziyaretinden sonra gittiği Hacı Bektaşı Veli türbesinde giydiği siyah elbise üzerine siyah baş örtüsü onu bırakın Türk tarihindeki kadın kıyafetlerine ve renklerine bağlılığını, Müslümandan çok Ortodoks Yahudi, Ortodoks Ermeni, Gürcü, Rus, Rum, Süryani rahibelerine benzetmişti.

Bu örtüsü ise benim de ümidimi tüketmiş, gene “ehveni şer” oyu kullanma zorunda kalacağımızın işaretini hareketin başında vermiştir.

Madem Türkçüsün Türk gibi kadını örtün.

Alpaslan Türkeş’in başlattığı “Türk Müslümandır” saçmalığına bağlı kalarak ne Türkçülük yapabilirsin ne de ABD’nin yakında bize uygulatacağı yeni Türk Dünyasını birleştirme macerasına aday bir önder olabilirsin.

Çünkü, Türklerin hepsinin Müslüman olduğunu bu çağda kabul etmek sadece cehalettir.

Benim, en azından rayından çıkan devleti eski demokratik düzenin döndürmek, dini cemaat ve tarikatların kapatılmaları ve gericilik, din temelli cinsel sapıklık merkezleri olan bu yeni tekke türlerine son verilebileceği yolundaki ümidimi kırmıştır.

Ne varsa bu din rejimlerinde bilmem ki? 
Meral hanım da mı MAZO HANIM?
Anlamadım gitti vallahi...
Kendisi, bu hareketiyle AKP’ye destek olan TBMM partilerinin kervanına şimdiden katılmıştır. Onlar gibi halkın gazını alıp, sonra oturmak ve en sonunda biat etmek üzerine çalışacağı izlenimini vermiştir.

Bence hiç başlamasaydı daha iyiydi.

Bir beklentimiz daha yok edildi.

Zaten pek ümitlenmemiştim, yılların Amerikancı, işbirlikçi faşist yapılanmasından ne beklenebilirdi ki?

Neyse erken uyandırdı gene.

Buradan da öteye gideceğini sanmıyorum. Zaman her şeyin tanığıdır.

Takdir kendilerinindir.



Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

21 Ekim 2017 Cumartesi

YORUM VE SORU SORMANIN ADABI



YORUM VE SORULARINIZLA CEHALETİNİZİ APTALCA SERGİLEMEYİN.


Yazısını okuyup tanımadığınız birine yorum yaparken veya özelden mesaj yollarken yazdığınız ifadeleriniz sizin kalitenizi gösterir.

Unutmayın, o yazının yazarı sizi çağırmadı, davet etmedi, ille de okuyun demedi. Beğenmediğinizde çıkıp gidebilirsiniz de.

İnternet'te 5,5 milyar blog, yüz milyarlarca sayfa yazı var.

Televizyon gibi beğenmediğinizde başka yere geçiniz.

İlle de soracaksanız adam gibi sorun.

"-Bunlar gerçek mi, doğru mu?" diye sormak yazarı doğrudan yalancılıkla suçlamaktır. Bu durumda "yalan" demesini beklemiş olursunuz ki bu hem aptalcadır hem de cehaletinizi ortaya koyar.

Hele bu soruyu, özelden, hangi yazıya, ait olduğunu belirtmeden sormak anadan doğma salaklıktır. 

Düşünün, size biri soruyor :"Bunlar gerçek mi?" Neyi kast ettiğiniz bile belirsiz.

Bir insan bu kadar salak olabilir.
İnsan önce bir yazı veya paylaşımdan alıntı yapar en azından yazı başlığı verir değil mi? 

Soru sormayı bile beceremeyen gövdesi gelişmiş çuval insanlar. 
Her şeyin doğrusunu bildiğiniz sanan, ömründe ne yazmış ne de araştırmış troller, veya aynı konu üzerinde çalışmış, karşıt fikirleri ve araştırmaları ömrünce ötelemiş, dogmalara boğulmuş din tüccarları olan örümcek beyinliler bunları yapabilmektedir.
Bazıları da satın alınmış kalemlerdir. Siyasi iktidarı ve onun bağlantılı olduğu, dernek, cemaat, tarikat, mezhep, ticari kurum ve kuruluşlara mensup karanlık insanlar bizde olduğu gibi her ülkede de vardır.

Akp eğitiminin meyveleri bunlar işte.
Şüphen varsa araştır, gerçek değilse aksini ispat et.
Kendinin de sorumluluğu olan birey olduğunu unutma.

Beni, yazmaya iten olaylar, AKP döneminde başlatılan geçmişi karalama, yalanlama, iftiralardır.

Geçmişte de yabancı milletlerin hakkımızdaki yanlış bilgilerinin aksini ispatlamak, veya bazı kötü yanlarımız olarak söyledikleri olumsuzlukların onlar arasında da olduğunu kanıtlamak isteğimdi. Bunları başardım.
Siz de benim gibi yapabilirsiniz.

Alaeddin Yavuz
keykubat /
adilyargic/
adilyargicc

BLOG YAZILARI HAKKINDA



BLOG YAZILARI:


1-Yorum yazıları, güncel siyaset, haber, eğitim, din, mitoloji, felsefe... gibi konularda yazarın görüşlerinin işlendiği yazılardır. Bunlarda delil, kaynak genelde verilmez, yazarın genel görüşlerinden oluşur.


2-Araştırma yazıları, yazarın seçtiği bir alanda yaptığı araştırmalardan oluşur. Yazarın kalitesine göre, yabancı kitaplardan çeviriler, yerli kitaplardan alıntı derlemeler, konuyla ilgili resimler ve yazarın yorumlarını içerir. Bilgilendirici yazılardır. İlginizi çekmese bile okuyana mutlaka bir şeyler kazandırır, kültür düzeyini yükseltir.


3-Alıntı yazılar, başkalarına ait izin alınarak veya, bir davaya hizmet için bloglara konulurlar. Yazar seçtiğine göre kıymetlidirler. Çünkü, her yazar kendi yazısının okunmasını isterken başkasına ait alıntı koymuşsa kıymetlidir demektir.

4-Çalıntı derleme kes yapıştır yazılar, ülkemizin en ünlü yazarlarının bile yaptığı hırsızlıklardan ibaret yazılardır. Ya tümüyle çalıntıdır veya biraz ondan biraz bundan çalıp, başına giriş, sonuna yorum eklenmiş kültür ve sanat hırsızlıklarıdır. Bir çok kitap, köşe, blog yazıları, tv programları bu şekildedir. Ben de bunların mağdurlarından biriyim.

5-Tanıtım yazıları, bir ülkeyi, şehri, coğrafi bölgeyi, bir kültür ve sanat eserini tanıtan görsel ağırlıklı olurlar. Genel kültür veya ticari içeriklidirler.

6-Eleştiri yazıları, köşe yazarlarından blog yazarlarına, müzik eserlerinden sinema, tiyatro, dizilere her alanda eleştiri yapan yazılardır. Tarafsız olduklarında kıymetlidirler. 

Buraya kadar açıklanan her türlü kültür ve sanat eserleri, önce halkı sonra devletin çıkarlarını koruyan, halkın birliğine, barışa hizmet eden, tarafsız şekilde hazırlanmışlarsa mükemmeldir. 

Size ters gelse de. Size ters gelen konularıın doğruluğunu, o görüş ve yorumlara muhalif yazıları okuyarak ve sonunda kendiniz araştırarak doğruyu bulabilirsiniz. 

Her şeyin doğrusunu bildiğini sananlar sadece ahmaklardır. 
Ömründe hiç bir araştırması olmamış, insanların önüne fikirlerini ortaya koyarak çıkmamış insanların her konuda  bilgiçlik taslamaları, iddiacılıkları sadece cehaletlerini sergilemektir. 
Yüzlerce araştırma yazıları yazmış, basılı eserleri olanların benzeri megolomanlıkları hoş olmasa da hoş görülebilir. Ama gerçeğe karşı yalanı savunanları olursa değerini kaybetmiş olur.
Ülkemizdeki eğitim sistemi beşikten mezara halkı aldatmak üzerine kuruludur. Gelişmiş ülkelerde de durum biraz daha iyi olsa da amaç aynıdır.


Alaeddin Yavuz
keykubat /
adilyargic/
adilyargicc

19 Ekim 2017 Perşembe

İRANDA SEKİZ YIL KİTABINDAN ÇEVİRİLER VE TOMAS İNCİLİNDE İSA

İRANDA SEKİZ YIL NASIRALILAR

EIGHT YEARS IN PERSİA     İRAN DA SEKİZ YIL
Among ....Arasında
The Nestorian Christians;          Nasturi Hrisstiyanlar
With Notices of ....Notlarıyla
The Muhammedans ....Muhammedilerin
By Rev. Justin PERKINS ....Justin Perkins tarafından gözen geçirildi.

İRANDA SEKİZ YIL
MUHAMMEDİLERİN NOTLARIYLA
NASTURİ HRİSTİYANLAR ARASINDA
Allen Morril&Wardwell tarafından yayınlandı.
New York;M.W.Dodd- Harward University Press.
Boston; Tappan and Dennet; Crocker and Brewster-New Haven;
A.H.MALTBY-Philadelphia:Perkins and Purves
Cincinatti:G.L.Weed
1843

Bu kitapta Nasturilerin, en eski Hristiyan halklarından oldukları, Filistin’den Çin’e kadar uzanan coğrafyada Hristiyanlığı yaydıkları, kökenlerinin Asurlardan beri dağlarda sürgün olarak yaşayan kayıp On Yahudi Kabilesine dayandıkları da ABD’li Dr. Grant’ın, batılı seyyahlarca girilemeyen Kürt dağlarına yaptığı maceralı gezide, dağların sakinleri olan Nasturi patrikliğini tanıdıktan sonra yazdığı kitabına dayandırılmaktadır.

Nasturilerin ilk adları Nasranilerdir ve adlarını İsa’nın şehri olan Nasıra’dan alırlar.
Matta İncil’inde Nasıra konusu şöyle işlenir;
Matta 2:23 “Oraya varınca Nasıra denen kente yerleşti. Bu, peygamberler aracılığıyla bildirilen, «O’na Nasıralı denecektir» sözünün yerine gelmesi için oldu”
Nasrani adı, yukarıdaki ayetteki geçen, Nasıralı Hristiyanları, İsa’nın hemşehrilerini ifade eden bir addır.
Hristiyanlığa dönüşleri 12 havariden olan Aziz Tomas (Thomas) ile olmuştur.Söylentilere göre Aziz Thomas* Hristiyanlığı yaymak için Hindistan’a doğru seyahat ederek Hristiyanlığı vaazlarıyla yaymıştır.
*(Aziz Thomas’ın böyle yolculuk yaptığı Nasturilerin iddiasıdır. Aziz Thomas kendi yazdığı İncil olan Thomas İncil’inde kadınları kirli saymış, üremek için dahi kadınla ilşkiye girmeyi yasakladığından, ona inananların nesilleri tükenmiştir. İncil’i de tarihe karışmıştır. 1948’de yapılan arkeolojik kazılarda kuzey Mısır’da Nag Hammadi kasabasında 13 deri muhafaza içinde 52 dini felsefi papirüs kağıtlarına yazılı 1600 yıllık olduğu sanılan metinler bulunduğundan Mısır’da Nag Hammadi Kütüphanesinde sergilenmektedir. Tunceli yöresi Ermenilerinin kendilerinin Hrisityanlığı Aziz Pavlus’tan öğrendiklerini iddia ederek Roma’yı on yıllarca kandırdıkları gibi bunlar da takiyecidirler ve aziz Thomas’ın Mısır’da yaşayıp öldüğü sanılmaktadır. Hindistan Tamilakam, Muziris’e kadar uzandığı hala buralardaki Nasranilerin inançlarının temeli olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Ona ait olduğu sanılan bazı kutsal emanetlerin 1258’de İtalya Ortona’da Abruzzoÿa getirildiği “İndian Christianity” adlı kitapta geçmektedir. Zenci olduğu düşünülmektedir. İsa’Nın çarmıha götürülirken öteki havarilerin birlikte gitmesine engel olmuş, İsa’ya “sen bırakıp bizi gidiyorsun, biz yolu nasıl bulacağız diye sorduğu (Yahya 14;5) geçtiğinden “Şüpheci Thomas” olarak da bilinmektedir. Adı Aramice “İkiz” anlamına gelmektedir.
Nasraniler olarak da bilinen Nasturiler (Nastorius’un mezhebi kurmasıyla sonraki adlarıdır),

İranda Sekiz Yıl adlı bu kitapta yazar Justin Perkins bu durumu kitabın 174. ve 175. sayfalarında söyle açıklıyor;
“...Urumiye El Kuş Dağı Nasturi Kilisesi Patriğinin yeğeni ve yardımcısı Piskopos Mar Elias (İlyas)ın Konuşmamız esnasında Mar Yuhanna, benim onu ve halkını “Nasturiler” adıyla çağırmama itiraz etti ve “Kaldeliler” olarak yanıtladı;
Nasturi inancı Roma isyanından sonra aldığımız addır. Buna rağmen Tebriz Urumuiye çevresi Katolik Hristiyanlarının çoğu hala Elkuş dağlarındaki, patrikliğimizi tanırlar...
...Ona, Kaldelilerin Katolik Nasturilerin adı olup olmadığını sordum. Öyle olduklarını ama, aralarından bir kaç dönmenin aldıkları adla bütün bir milletin adını değiştiremeyeceklerini ve onlara teslim mi olmalıyız diye ekledi. Nestorius aslında bizim hürmet ettiğimiz rahibimizdir ama bu yüzden “Kaldeliler” olarak anılmamıza son verecek bir baskı altında da değiliz. “
Papalık ve Katoliklerce kendilerine yapılan bu damgalamaya yapılan itiraz, milliyetlerine duydukları saygıdan, bağlılıktan geliyordu. Bu halk kendilerini Süryani pek azı da Nasrani olarak ifade ediyorlardı...”
Nasturi adı, Roma’nın 324’de Hristiyanlığı kabul etmesi ardından doğam tartışmalardan sonra Nasraniler olarak da bilinen eski Hristiyan bu halka Nestoriusun İstanbul’dan gelerek rahipleri olması ve küçük tanım farkıyla Katolik sayılmaları üzerine almışlardır. Gerçek Süryanilerin İsa’yı kılık değiştirmiş dişi şeytan Er Ruha saymaları yüzünden Roma dönemi boyunca inançları yasaklandığından Hristiyan sayılmamışlar, Nasturilerin arasında saklanmışlardır.

İncildeki “Nasıralı İsa” adına istanaden İsanın kasabası olan Nasıra’dan adlarını almış, Süryaniler, Sünni Şafi Müslümanlar gibi ibadet eden, Allah’a inanan Yahudilerdir. M.S65’te Yahudiler ile Romalıların Hristiyanlığı yasaklamaları, toplu kıyımlar gerçekleştirmeleri yüzünden Mezopotamya’ya göç etmişlerdir.
M.S.324’te Roma’nın Hristiyanlığı benimsemesiyle, Grek İncil’ine dayalı Katolik Roma’nın İsa’yı Allah, Meryem’in “tanrı anası (teotokos)” sayan teslis inancını dayatmasına rağmen, bunlar İsa’nın peygamber olduğunu savunmuşlardır. İksinin arasını bulan da Grek Katolik inancına muhalif olan Aziz Nestorious’un İstanbul’dan ayrılarak Suriye, Mezopotamya’ya gelerek, İsa’nın, “insan doğup sonradan tanrı sıfatına eriştiğini” açıklamasıyla Nasturiler soykırımdan kurtulmuşlardır. Peygamber Muhammet’in gördüğü rüyalarını Haticeden dinledikten sonra “Muhammet’in Musa’ya vahiy getiren Cebrail’i gördüğünü, peygamber olduğunu” ilan eden TEK KİŞİ de Mekke Nasturi Kilisesi baş keşişi olan amcası Varaka bin Nevfel’dir. Sünni,Şafi Müslümanlar ile Nasturilerin namazları, oruçları, kurban gibi ibadetleri birdir. Kur’anda anlatılan Tevrat ve İncil de Grek İncil’i değil Nasturi İncil’i ve Tevratıdır. . (Cinze d Rabba) da olabilir)
Bunlar İbrahim peygamberin Hacer anadan olma oğlu İsmail peygamber soyundan gelen Yahudilerdir ve bilinen Yahudiler bunları inkar ederler ve asla geçinemezler. Meşhur Barnabas İncil’ini yazan Aziz Barnabas ta İsmail soyu Yahudisidir.

Kur’an’da da Nasıralıların yani Nasranilerin övülmesi ilginç gelmesin;
Maide Suresi 5; 82. “Su tartısılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en siddetli düsmanlık duyanlarını, Yahudilerle sirke batanlar bulursun.
Su da tartısılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını "Biz Hıristiyanlarız (Nasıra’yız)" diyenler bulursun. Bu böyledir. Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin arastırmalar yapan kesisler, kendini Allah'a adamıs rahipler vardır. Ve onlar, kibre
sapmazlar.” (Yaşar Nuri Meali)
Maide 82: Nâsın mü'minlere adavetçe en şiddetlisini her halde Yehudîlerle müşrikler bulacaksın, mü'minlere meveddetçe en yakınlarını da her halde «biz Nesârâyız» diyenler bulacaksın, sebebi: çünkü bunların içinde âlim keşişler ve târiki dünya rahibler vardır ve bunlar kibr etmezlerElmalılı Hamdi Yazır
(Elmalılı Hamdi Yazır)
Elmalı Hamdi Yazır Kur’an tefsirinde Nasranileri öven kısmını şöyle açıklıyor;
“...Ve yine kasem (yemin) olsun ki bütün bu insanların müminlere sevgice en yakınını "biz nesaray (hıristiyanlar)ız" diyenleri bulacaksın.
Gerçi bunlar da genelde mümin değildir. Ve müminlere düşmanlık bunlarda da vardır. Fakat cins cinse mukayese edildiği zaman öbürlerinin düşmanlıkta şiddeti çok, bunların da müminleri sevebilmek kabiliyeti fazladır. Y a ni onların sevme ihtimalleri büsbütün yok değil, fakat bunların sevmesi daha çok düşünülebilir ve daha çok yakın ihtimaldir. Bunlarda iman kabiliyeti, iman ehli sevgisi diğerlerinden fazla bulunur. Bunların daha yakın bulunması şu sebepledir ki, bunlardan kıssisler*, yani ilim ve ibadetle meşgul olan keşişler, ve rahipler, yani ahiret korkusuyla manastırlarda nefislerini ezen, ibadetle meşgul olan dünyayı terketmişler vardır. Bir de bunlar kibirli değildirler. Mütevazi (alçak gönüllü) ve cana yakındırlar. Bu iki sebeple müminleri sevebilmeleri daha çok düşünülebilir. Ve buna göre kulaklarına söz girme ve anladıkları zaman hakkı kabul etme ihtimalleri fazladır....”
*KISSÎS: Gece bir şeyi taleb etme ve inceleme mânâsına "kasse"den mübâlağa siğası (kipi)dır. İlim ve dini incelemeleri itibarıyla hıristiyan reislerinden olan bilginlere ve ibadetle meşgul olanlara da "kass" ve "kıssis" denilmiştir. İbnü Zeyd'in açıklamasına göre "kıssis", rahiplerin başı demektir. İbnü Atiyye, aslı Arapça olmayıp Arapçalaşmış olduğunu; Kutrub da, aslı Rumca olup bilgin demek olduğunu söylemişlerdir ki, "Kamus" mütercimi de "keşiş olacaktır" diyor...

Kur’an’a bile girmiş olan “Nasrani/Nasıralı İsmail soyu Hristiyanların çilekeşliklerinin övülmesine baktığımızda , İbni İshak’ın “Siretül Resulüllah” adlı Siyer’inde Büşra şehri manastırında Arabistan Episkoposu Nasturi Rahip Bahira’ya “Ben kabilemin dininden değilim” yani Mecusi İran dininden değilim diyen Muhammet’in Hristiyan sevgisi, peygamberliğini amcaoğlu Varaka’nın bildirmesi, Salmanı Rüştü gübü Mecusilikten Nasturiliğe geçmiş nice rahiplerin çevresinde bulunmasına baktığımızda, İslam’ın Nasturilik mezhebinin Hicaz Arap uyarlamasının da adı olduğuna, biraz Vatikan ve Roma baskısıyla Katoliklik içerdiğinden şüphe yoktur. Kısaca İslam, Hicaz Arapları için, “Sabi-Yıldız dinlerine uygun olarak” düzenlenmiş Hristiyanlığın adıdır. Sabiliğin şeytana ibadet eden Sin Mezhebinden çıktıkları için de Vatikan Nasturilere ve Müslümanlara “Şatanist” demektedir. Her ne kadar İslam’da her şey “şeytandan Allah’a sığınmayı” ifade eden “euzubesmele” ile başlasa da, dinin mitolojisi şeytan ibadeti olunca gerisini kimse dinlememektedir. Alaeddin Yavuz)
Nasturiler “Tanrı” anlamında “Alâha” derler. S.12
Eski Süryanice dilinin içine giren Farsça, Kürtçe,Türkçe ve Grekçe kelimelerle Grek dilinden bozulmuş hali olan bir dil kullanmaktadırlar. Ancak eski Süryanice ve Grek dillerine ait kelimelere de hürmet göstermektedirler.
Nasturi İncilinin (Tevrat) adı “Peschito (Pişito)” dur ve “arı, kolay, edebi” anlamlarına gelir. S.14 Dipnot
Yeni Ahit olan bilinen İncil’in adı ise “Kahedetta” bilinen İncil’den daha fazla sayıda bilgiler içermektedir. Paul (Pavlus)a Vahiyler gibi (Gileeanee d Paulus) bölümleri, insanlarca fısıldanamayacak, üçüncü cennette geçerli sözleri içeren ayetler vardır. Bundan başka aşğaıda adları geçen;
1-İki hafta boyunca her gün okunacak olan-K’dem, ve Karay, Duata;
2-Şabbat bayramı dışında her gün okunacak olan “Keskuul”
3-Tanrının günleri ve bayramlarında okunacak olan-“Hudra”
4-Paskalya dışındaki bayramlar için okunacak olan –“Cizza”
5-Amme hizmetleri olan vaftiz, takdis, papazlığa terfilerde –“Taksa”
6-Kiliselerde düzenlenen bazı bayramlarda Aziz Efsaneleri olan-“Werda”
7-Evlilik törenlerinde “Barukta”
8-Cenaze hizmetlerinde “Oneeda”,
Ayrıca, M.S.777’de Romada bir kazıda çıktığına inanılan, cennetten indirilmiş, tanrının parmağının buz tabağı içinde bulunduğuna dair Roma efsnaeleri ile, abartılı şekilde sıraya dizilmiş mucizeleri analatan efsaneler, itaatsizleri korkunç sonla tehdit eden kehanetleri barındıran  Şabbatname  veya “Agarta d’Koşeba” adlı ezbere okunan ilahi kitapları vardır. Şabbat (Cumartesi) günleri kiliselerde rahiplerce ezbere okunurlar.

Bunlardan başka kutsal kitapları arasında;
Sünhadolar,
Abhahata- Babalar
Teşhayata-Gelenekler
Sadee- Şehitler
Nuuharee- Yorumlar gibi çok ilgi çekici eski kitapları yanında da;
Akuldaree,Şaper Duubhare adlı ahlak kitapları,
Peelasooopa-Felsefe,
Lexicon-Sözlük ve de
Grammatika-Kelime bilgisi-Gramer kitapları bulunmaktadır.
Kowsee adlı kyölerinde bulunan bir İlk Ahit-Tevrat kitabının bin beş yüz yıllık olduğu söylenmektedir. Kitaplarını özel bir zarfın içine kaylayarak koyarlar, ellerine alarak öperek hürmet ederler.
S.24 “Zamanların işareti doğu dünyasında güçlü siyasal devrimlerin yakalaşmasıyla hızlanacaklardır. Muhammed’in güçleri ufacık paraçalara ayrılacaklardır. Hristiyan milletler, sahte peygamberin takipçilerini yakında yöneteceklerdir. Türkiye ve İran kendi ağırlıklarından sendeleyip düşeceklerdir ve Avrupa hükumetlerince de ayağa kaldırılamayacaklardır.
 Evrensel felaket, Muhammedilerin hakimiyetleriyle son bulmayacaktır, bu ertelenecektir.
Kılıçla,propaganda ile gelen sahte peygamberin dini, kılıçları ellerinden alınınca devrilip gidecektir..... Bunlar olduktan sonra İsa nın krallığı yeryüzünde kurulacaktır. Yani Siyon gerçekleşecektir.

Sayfa iki yüz yirmiüç
....Nasturi rahibimiz, baş rahip, ve vaiz Haziranın ortalarında, Tebrizde çıkan veba salgını yüzünden evlerine gittiler. Urumiyeden yakında ayrılma ihtimali içinde Tebrize dönmelerinin uygun olacağını düşünmemiştim. Bizi terk etmelerinden sonra dikkatimi Türkçe öğrenmeye vermiştim. Azerbaycan Türkçesi, yazılı bir dil değildir ve öğrenme olanakları sağlamak da sınırlıdır. Bu dilden, Türkçe-İngilizce on bin kelimelik bir sözlüğü Alman misyonerlerin hazırladıkları küçük dil bilgisi sözlüklerinden yararlanarak düzenledim. Bunlar, mükemmel olmasalar da görevimiz esnasında zaman zaman gerektiğinde yardımcı olmaktadırlar.
Burada konuşulan yaygın Türkçe, farsça ve Arapça ile zenginleştirilmiş, parlatılmış Osmanlı Türkçesinden farklıdır ve bölgenin şartlarına göre halkın biçimlendirdiği karakterleri içerir.

....Türk dili, fazlasıyla doğal olup, dilde hakimiyete, komutaya dayanır. Eski Sakson dilimizden çok daha görkemli olan, kendine özel ses bükülmeleri, düşmeleriyle kendi anahtarı altında yuvarlanır gider.
Bu Hristiyan ikonasında Adem ve Hava'nın kovulma işlemi
temsil edilmiştir.
Efsenede geçtiği gibi, “Yılan, Havva yı baştan çıkartmayı arzu etti” ifadesi, yaygın konuşulan üç doğu dilinden biri olan tartışma ve ikna edici özelliğe sahip Arapçadan yapılmıştı. Havva, kibar konuşmayı, aşkı ve cinsel tahriki işaret eden Fars dilinde Adem ile konuşmuştu.

Melek Cebrail, onları cennetten kovmakla görevlendirildi ve, Arapça, Farsça ve homurdanarak boşuna zaman kaybettiğini gördü ve gök gürültüsünü andıran ve tehdidin dili olan Türkçe yapılan bir uyarıyla kovma işlemi gerçekleşti.
Sonunda Cebrail konuşmaya başladı, korku yüreklerini kapladı, aceleyle kaldıkları mutluluk mekanını terk ettiler.”

Bu karakteristik özelliğini hala barındıran Türkçe, İstanbul ve Küçük Asyada hakim bir dildir. Fakat uzak doğuda iöne çıkan büyüklerini, Muhammedi Türkçe olarak işaret edenlerin dillerinde,alçalan, yükselen, dileyen ses tonlarıyla büklebilen ve galibiyeti ifade eden, konuşanlarının hürmet ettiği bir dildir.
Kuzey İranda bütün sosyal sınıflar arasında konuşulan tek dil Türkçedir ve bölgeye gelen misyonerlerin ilk dikkatlerini çeken şey budur....”
Yukarıdaki çevirinin sayfa resmi

Oruçla ilgili soru Matta 2:15-“”İsa şöyle karşılık verdi; <Güvey hala aralarındayken, davetliler yas tutar mı hiç? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman oruç tutacaklar>

Bu ayete göre, İsa, öğrencilerinin kocası, öğrencileri de onun gelinleridir. Başka açıklaması yoktur bunun.
İsa’ya göre kadın kirlidir, ondan doğan cennete gidemeyecektir;
Thomas İncil’i;
15.Bölüm;
(15) Jesus says:
"When you see one who was not born of woman,
fall on your face (and) worship him. That one is your Father."
Kadından doğmayan birini gördüğünüzde, yüzünüzü ona çevrin ve ona ibadet ediniz. O sizin babanızdır.

İsa, yeryüzüne fitne fesat getiren bir şeytandır;
Thomas İncili;
(16) Jesus says:
(1) "Perhaps people think that I have come to cast peace upon the earth.

(2) But they do not know that I have come to cast dissension upon the earth: fire, sword, war.
(3) For there will be five in one house: there will be three against two and two against three, father against son and son against father.
(4) And they will stand as solitary ones.”

16-İsa Diyor ki;
1-Belki insanlar benim yeryüzüne barış getireceğimi sanıyorlar.
2-Ama bilmiyorlar ki, ben yeryüzünde geçimsizliği yaymak için geldim;Ateş, kılıç, savaş.
3-Bunun için beş kişilik bir evde; üçü ikisine, ilisi de üçüne karşı, baba oğula, oğul babaya karşı olacaktır.
4-Ve tek başına yalnız biri gibi duracaklardır.

İsa,Hin Jainisminin (Can dinini) Digambara-Çıplaklık mezhebini öğretir. Eşcinselliği salık verir;
Thomas İncili 37;
(37)
(1) His disciples said: "When will you appear to us, and when will we see you?"
(2) Jesus said: "When you undress without being ashamed and take your clothes
(and) put them under your feet like little children (and) trample on them,
(3) then [you] will see the son of the Living One, and you will not be afraid."
Thomas İncili 37;
1-Öğrencileri dediler; Bize ne zaman görüneceksin? Seni ne zaman göreceğiz?
2-İsa dedi;”Utanmaksızın bütün elbiseleriniz çıkardığınız, ayaklarınızın altında çocuklar gibi tepinerek çiğnediğinizde;
3-Sonra, “Yaşayan Bir*”in oğlunu göreceksiniz ve korkmayacaksınız. *(Hay-Melki d Nura)

Thomas İncil’ine göre Kadın Cennete Giremeyecektir.Girebilmesi için kendini erkek yaması gerekecektir.;
(114)
(1) Simon Peter said to them: "Let Mary go away from us, for women are not worthy of life."
(2) Jesus said: "Look, I will draw her in so as to make her male,
so that she too may become a living male spirit, similar to you."
(3) (But I say to you): "Every woman who makes herself male will enter the kingdom of heaven."
Thomas İncili 114
1-Simon Peter onlara dedi; “Meryem’e izin verelim, kadınlar yaşam için değerli olmadığından” aramızdan çıksın”
2-İsa dedi; “Bak, onu erkek olarak yeniden yaratacağım ve sinin gibi bir yaşayan erkek ruhu olacak, senin benzerliğinde.
3-Ama sana diyorum ki; “Kendini erkek yapan her kadın, cennetin krallığına girecektir.
Ayetler, Mısır Nag Hammadi Kütüphanesinin internet sitesinde bulunan Thomas İncil’i kayıtlarından alınmıştır.

Sayfa 132 dip notunda Türkçe konuşulan yerler ile İran ve Osmanlı Türkçesi tanımı yapılır; “Türkçe, Gürcistan, Kuzey İran ve Hazar Gölü/Denizi çevresinde İstanbul Türkçesinden farklı olarak tam bir Tatarca ile birlikte konuşulan bir dildir. Bu dil, “arı, daha arı” bir Türkçedir. İstabnul’da konuşulan ise daha çok Arapça, Farsça kelimeler, deyimler ile özelliği bozulmuş bir dildir. Gürcistan ve İran’da Captain (Yüzbaşı-Kaptan) askeri bir rütbedir.”
Ünite I
Nasturi Hristiyanların Genel Görünümleri.

İlgi, bir halk veya milletin büyük orantısız sayıda bekleyip durmasınadır. Yunanistanın küçük devletleri, soyunu medenileştiren erken öğretmenleriyle tarihin sayfalarında rakipsiz olarak beklemektedir.

Piedmont’un dar vadilerine hapsedilmiş Waldenciler,* Avrupa karanlığının uzun gecelerinin ölümünün altına bir torpido gibi konulmuş beklerken, kutsal dinimizin hayatiyeti bakımından değeri tahmin edilemeyen bir hazineydiler.

*(Valdenciler;İng.Waldenses;İta-Valdesi;Fra-Vaudous-1170-1176’da Fransa’da rahip olmadığı halde Ortodoks Hristiyanlığına ait dini vaazlar veren, bu yüzden kilise yetkililerince yargılanan Peter Valdo adlı şahsın takipçileri olan Hristiyanlar. Günümüz İsviçre Protestanları, Çek Cumh. Moravianlar* onların kalıntılarıdır.

(Moravyanlar; Çek Cumh.ki Moravian adlı kasabada kurulan Bohemyalılara ait Unitas fratrum-Kardeşlerin Birliği mezhebi. Sembolleri, “Agnus Dei=Tanrının Kuzusu” adını verdikleri, sağ ayağıyla tepesinde haç bulunan kırmızı beyaz renkli haçtan ibaret bir beyrak taşıyan, üç ayağı üstünde duran bir kuzudur. Kuzudur”.)

Bir kaç bin Moravyan, gıbta etmeye değer gayretlerinin sonucu enerjileriyle elde ettikleri zafer ile kurdukları kiliseleriyle Hristiyanlığın zaferinde büyük emekleri olmuştur.
Ve küçücük Britanya adası, Hristiytanlığın ruhu, bilimin ışığıyla aydınlanmış, kendisinden çok çok büyük Çin’i ve bütün dünyanın bir çok yerini ele geçirmiş, buralara yerleştirdiği sayısız insanlarıyla dünyanın kaderini elinde tutmaktadır.

Bu kitaba özel belirsiz halkların sahip oldukları alçak gönüllü ilkelerden bahsedeceğim.
Nasturi Hristiyanları azdırlar ama Hristiyan dünyasında ve kiliselerinde büyük ölçüde hürmet edilmektedirler. Hristiyanlığın en eski mezhebidirler. İyi günlerinde Filistin’den Çin’e kadar geniş bir coğrafyaya İncil’i kendileri taşıdılar. Tarihleri olaylarla doludur.

Bazen güçlü Cengiz Han’ın hoşgörüsü altında yükseklerie çıktılar, bazen de kanlı Timurlenk’in çarpmasıyla da kırıldılar, kırıntılarına kadar girilemeyen dağlara süpürüldüler. (İran yanında savaşan Yahudiler ve onların kolu olan ilk Hristiyanlar olan Nasturiler ile Süryaniler bu dağlara ve Kuzey Afrika çöllerine Timurlenk tarfından değil M.S. 70’lerde Romalılar tarafından sürülmüşlerdir. Timurun bunları sürmesi Türk birliğini bozmalarından, olabilir. Gene de dağlara süren o değildir.İlle de Türk düşmanlığı yapacak bu İzmir kökenli Amerikalı Justin Perkins. A.Yavuz)
Zenginlikte ve yoklukta, bin yılın üstünde olan tarihlerinde bazen kendilerini inkar ederek, havariler çağından bu yana sebatla çalışarak, kendilerini çeşitlendirerek gayretle  Hristiyanlığın yayılmasında sıklıkla kahramanca şehadete erişerek hizmet ettikleri kayıtlarda geçmektedir.
Nasturilerin kanbağları yani soyları, doğu milletlerinin çoğu gibi sisle kaplı, belirsizdir, gizlidir. Genel ve  evrensel, aralarındaki gelenekleri, atalarının Yahudiler olduklarını iddia etmektedir. Bu soya ait olduklarının bir delili de kendi dilleri ile Yahudiler arasındaki benzerliklerdir. Hatta, resim ve imajlardan ibaret tasvirlerden iğrenmeleri de Yahudi olduklarına dair ileri sürülen delillerdendir. “Bütün öteki Doğu Hristiyanları kafir atalarından geldiklerini” söylerken puta taparlıklarını kuvvetli tutmaktadırlar, süslemesiz, düz duvarları olan kiliselerimiz bizim farklı atalardan geldiğimize işaret eder.
Meraklı bir araştırmacı, daha az veya daha fazla delil öne sürerek, onların atalarının Yahudi olduklarını iddia edebilir. Tevrat, Tarihler; 5;26 ve Krallar 15;5’den 15;29’a geçen ayetlerde Nasturilerin yaşadıkları yerlerdeki İsraillilerin Asurlarca işgal edilip, uzaklara götürülüp esir alınmışlardan olmaları zannı hiç de mantıksız görülemez. Bu halkın Yahudi olduklarına dair yazılı kaynaklarda kesin bir kayıt bulmak çok zordur; onların kayıp on İsrail kabilesinden olduklarını veya başka milletlerden olduklarını, başka miletlerle karışmamış Yahudiler olduklarını öne sürmek, kanıtlamak hala çok zordur.
Yukarıdaki paragraf, Nasturilerin Yahudilerin kayıp on kabilesinden biri olduklarını kanıtlamak için emek etmiş, benim kıymetli çalışanım Dr. Asahel Grant tarafından  yazıldı ve yayınlandı. Onun teorisi, Dr. Robinson tarafından gözden geçirildi ve Nasturilerin hatırlanması zor milli ve doğu geleneklerinden günümüzde uyguladıkları geleneklere kadar çağdaş Nasturilerin Yahudiler olduklarına dair çok sayıda delil bulunduğu gerekçesiyle ret etti.
Teorisi her nasılsa, girilmesi zor Kürdistan dağlarına yolculuk eden bir maceracı gencin, batılı seyyahların, misyonerlerin kaldıkları Nasturi Patrikhanesinde ikamet etmesi, Dr. Grantın daraltılmış bir makalesinde derin ilgisini çekti.
Hristiyanlığı konuşmalarında Nasturiler, Adai (Aday-Thaddeus) ve Mari ile arkadaşlık ettiği söylenilen yetmiş sayısından olan 12 havariden Thomas’a atıf yaparlar. Çok sayıda Hristiyan rahip bizi, Thomas’ın doğuya doğru Hindistan’a kadar seyahat ettiğine, yolculuğunda aradaki ülkelerde Hristiyanlığı vaazlarıyla yaydığına, Nasturilerin de bunlardan olabileceklerine dair bilgilendirdiler.
Bu düşünce bir geçekle onaylanmıştır ki, o da tanrıya şükran günü ayinlerinde onun diğer doğu milletlerine de olan hizmetlerini, eski kilise ustalarınca bestelenmiş ilahilerinde Thomas’ı da anmaktadırlar. Buna ilave bir onaylama dabu günde Nasturiler kiliselerinde özellikle “Aziz Tomas” der gibi “havari Mar Tomas” diyerek adını onurlandırmaya düşkündürler.
Bir Hristiyan mezhebi olarak Nasturilerin kökeni, gerçek kilise tarihidir.
Mezhep, Suriyede doğan ve eğitimini, piskoposun bir alt kademesi olan “Kilise Yönetim Kurulu Üyeliği” (Presbyter) olarak Antakya kilisesinde yükselinceye kadar alan, İstanbul’da (M.S.428) piskopos olan Nestoriousun adından adını alır.
İskenderiye piskoposu Cyrilin öğretisinin tersine olan İsa veMeryem hakkındaki görüşleri nedeniyle çağdaşlarının kıskançlıklarını ve düşmanlıklarını üstüne çekmiş, sözleri abartı, uydurma, zan olarak yorumlanmış ve M.S.431’de Üçüncü Efes Konsülünde afaroz edilmiştir.
İlk önce Arabistan (Petraya Sabilerin kutsal şehri) gitmesi bir süreliğine yasaklandı ve Libya vahalarından birine götürüldü, sonucunda yukarı Mısır’da İskenderiye’de öldü.
August Konsülünün afaroz kararlarından birisi de Bakire Meryemin “teotokos=Tanrı anası” olan adını ret etmesiydi. Protestan Hristiyanlarının söylemekten kaçındıkları suçlama ile suçlu bulundu.
Hakkındaki afaroz için yapılan öteki suçlama da “İsa’nın iki kişi,iki tabiatlı olması konusuydu  o da direnişle ret edildi......

Şimdilik bu kadarlık çeviri yeter.

Alaeddin Yavuz
keykubat /
adilyargic/
adilyargicc