Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

30 Nisan 2019 Salı

ROMA İMPARATORLARINA TAPINMA DİNİ VE TANRI KRALLAR


ROMA İMPARATORLARINA TAPINMA DİNİ

Çeviri yazı.

 

Roman Religion Gallery

By Dr Nigel Pollard
Last updated 2011-02-17

Roma İmparatorluk Kültü/Dini

Jül Sezar MÖ 100-44
Roma devlet dini geleneğinin yaygın olan bir tarikatı da İmparatorluk Dini olarak bilinir. Bu külte göre imparatorlar ve aileleri tanrı olarak sayılıyorlardı.
Jülius Sezar ölümünden sonra Roma devleti tarafından resmen “Divius” yani tanrı olarak tanınmıştır.
Sezar’ın evlatlığı ve ilk Roma İmparatoru olan Augustus, Anadolu’daki küçük Grek şehirlerinde kendi adına tapınaklar yaptırılmasına ve ibadetine izin verdi. Bu Roma İmparatoruna ibadet hakkındaki ilk belirtiydi.
İmparatorluğun başka yerlerinde de “yaşayan imparatora ibadet” kültürel olarak kabul edilebilir bir hal iken Roma ve İtalya’da ise yoktu.
Bir imparator sadece ölümünde “divius” tanrı ilan edilir ve özellikle tahta çıkma ve ölüm yıl dönümlerinde öteki tanrılar gibi ibadet edilirdi.
Roma dünyasında imparatora ibadet birleştirici bir etkendi ve sadece ordu içinde değil, kasabalardaki bireylerden, Lyon (Galler), Bergama, Colchester (İngiltere) gibi yerde dahi uygulanırdı.
İmparatorluk kültü taşralıların imparatora ve imparatorluğa bağlılıklarını göstermekte çok etkili oluyordu ve bu nedenle de Galya gibi bölgelerde kurulduğuna dair kanıtlar vardı.
Bu resimde gösterilen Antonius Pius (M.S.161) adına yapılmış bir sütunun kabartmasında Antoninus  Pius ve karısı Faustina’nın tanrı katına yükselişleri temsil edilmiştir.

Roma İmparatoru Antoninus Pius (MS 161) ile eşi Faustina'nın
kartallar eşliğinde ruhlarının tanrı katına yükselişleri ve tanrılaşmaları
temalı kabartma
Portrenin çerçevesinin üstünde kartallar tarafından çevrelenmiş büstler, imparatorluk gücü ve Jüpiter ile birleştirilmiş ölünün ruhu yükselmesi için emperyal cenaze töreni esnasında serbest bırakılmıştır.
İmparator ve eşi Faustine kanatlı çıplak bir kahraman figür tarafından cennete taşınıyor. Sadaki zırhlı kadın figürü Roma’nın ilahi bir tanrıçasını ve Roma’nın kişileştirilmesini, sola yaslanan figürdeki sütun ise imparatorluk cenaze törenlerinin yapıldığı Mars alanını temsil etmektedir.

Türkçeye Çeviren
Alaeddin Yavuz
http://www.bbc.co.uk/history/ancient/romans/roman_religion_gallery_06.shtml

Tanrı Krallar konusunu yukarıdaki makaleyi yeterli bulmayanlar için geçmişteki "Tanrı Kallar Dinleri ve Yasaları yazımdan alıntılarla zenginleştirelim ki araştırmacılar zihnen biraz tatmin olsunlar.

TANRI KRALLAR ÇAĞININ GÜNÜMÜZE ETKİLERİ


Sosyolojide Tanrı Krallık düzenine FEODALİTE denilir. Feodal kelimesi Latince “Feud=Kan/Ban bağı” ve Aramice’den Latinceye geçmiş “Al=Tanrı” kelimelerinin birleşmesinden oluşur.
Fedu+Al=Tanrı ile kan bağı olan, tanrı soyundan gelen veya Tanrı/Allah’ın Oğlu şeklinde anlaşılmalıdır.

Sümer Baş tanrısı Aan veya Anu
En eski din olarak kabul edilen Sümer dininden örnekle başlarsam daha yararlı olacaktır. Sümerlerde krallar, tanrılar ile insanların cinsel ilişkilerinden doğmuş yarı tanrı melezlerden seçilirdi. Her kral tacını ve çobanlık alameti asasını baş tanrıları Anu/Aan’dan alır, rüyasında gördüğü görümler ve vahiylerden oluşan emirlerle halkını yönetirlerdi. Buna Anutuluk da denilirdi.
Sümer’de şehir krallıkları da vardı, her şehrin bir kralı ve onun soyunun geldiği bir Sümer tanrısı, tanrıçası vardı.
Bu inanış, Hint İran, Mısır Arap ve Grek dinlerine geçmiş, onlardan doğan Sabilik, Yahudilik, Grek, Roma Mitra dinlerine geçmiştir.
Zerdüşt kitabı Avesta, İran şahlarının soylarının güneş tanrıları Ahura Mazda (Armazd)’ın soyundan olduğunu, kıyamette Armazd’ın Pers/Fars olarak görüneceğini, diğer kavimlerin de Angra Mainyu (Aynraman/Arman/Ehriman) soyundan geldiklerini yazmaktadır.
Sabiler, Arabistan Arapları ve Yahudileri Adem oğlu Şit soyundan geldiklerini, Adem’i İkinci Yaratılış tanrılarının yarattığını, gökte ve yeryüzünde yaratılan Ademlerden bahsetmektedir. M.Ö.2300’lere ait Petra krallığı Ugarit, Ebla metinlerinde dişi şeytan Er Ruha, babası Ay tanrısı Sin’e “Allah’ım…” diyerek yakarmaktadır.

E.H.Yazır’ın Kuran tefsirinde eski Arap tefsir yazarlarının tespitlerinde, Arapların Mekke ve Taif’te bulunan Allah ve üç kızı ile ilişkisinden oluşan 360 tanrı olduğunu ve Arap kabilelerinin her birinin bu tanrılardan birinin soyundan geldiklerini, krallarına Amir/Emir, ruhbanlarına Şeyh denilmesinin bu akrabalıklara dayandırıldığı, İslam ile bu cahiliye devrinin son bulduğu anlatılır.

Bu yarı tanrı krallar zamanla yerini olağan insanlardan seçilen haberci peygamberlere bırakmışsa da, mutlaka geçmişe dayalı soy kütüğünü gösteren seçkin bir kabile üyesi olmasına da dikkat edilirdi.

Kral Davut
Bütün Yahudi peygamberlerinin çoğunun Harun peygambere dayanması ilkesine rağmen, Davut, halktan İşay’ın, sakalı terlememiş, saraya iç oğlanı alınmış oğlu, Süleyman da Davut’un Hititli askerinin karısı ile yaptığı zina sonucu doğan çocuğudur. İkisinin de Yahudi olmama olasılıkları yüksektir. (Tevrat Saul kitabı)
İsmail soyu Yahudilerinden olan peygamber Muhammet de Kâbe’nin koruyucuları olan Kureyş soyundan gelen Ezd kabilesinden bir İsmaili Yahudidir. Gene de özünde mitolojik değerlere uzanan bir soyağacı gerçeğinden son peygamber ile de kurtulmuş sayılmayız. (İ.İshak -Siretül Resülullah veya herhangi bir , “peygamberin hayatı(Siyer)” kitabından Muhammet soyuna ulaşabilirsiniz.)
Arapların Eşari İslam anlayışlarını, İranlıların 12 İmam Şia geleneklerini sürdürmelerindeki ısrarları da bu “soy gütme gelenekleridir.”
Peygamberlerden mucizeler bekleme geleneği de bu mitsel inanışların kalıntılarıdır ve elan da dinlerde yaşamaktadır.
Eski Yunan’da Hercules, Oidipus ve Theseus ölümlüydüler ama sonradan tanrı sıfatını elde etmiş ve tanrılar katına, göğe, Olimpos dağının üstündeki bulutlar ülkesine kabul edilmişlerdir.

Büyük İskender(MÖ 356-323)
kendisini, tapınılacak
Tek Tanrı ilan etmiştir.Adına
ibadet edilmiştir.
Tevrat Danyal peygamber kitabında, Büyük İskender’in (M.Ö.IV.yy) İran’ın fethinden sonra kendisini “Tanrı” ilan etmesi ve Mısır’a girdiğinde babası olarak Mısır Güneş tanrısı Ammon’u babası kabul etmesiyle başlayan “Tanrı Kral” geleneği, İskender’in ölümünden sonra imparatorluğun dörde bölünmesiyle Mısır’da kurulan Ptolome Grek imparatorluğunun son varisi Kleopatra da Roma imparatorunun karısı sıfatıyla “İmparatoriçe-Tanrıça” olarak kabul görüyordu.

Başlangıçta Yunanistan’ın işgaline kadar Roma İmparatorlarının arabalarına binmeden önce yanlarında kendilerine " Hominem te esse memento! Memento mori!, that is Remember you are a man, and remember that you are mortal!” “Bir insan ve ölümlü olduğunu hatırla” diyen bir köle bulundurma geleneklerine sahiptiler.

Jül Sezar MÖ (100-44)
Kutsal Defne yaprağından
tacıyla Tanrı Kral şeklinde
temsil edilmiş.
Yunan Ptolome hanedanı geleneği olan “Tanrı Kral/İlahi Monarşi” geleneğine Roma’nın geçişi aşamalı şekilde olmuştur.
İlk olarak, Jül Sezar’ın evlatlığı da olan imparator Agustus, Grek tarzı idareci kültünü eyaletlerde, vilayetlerde uygulamaya başlamışlar ancak Roma’da ve Latin dili konuşulan ülkelerde bunu zorlamamışlardır.

Yaşadığı dönemde çok sevilen biri olan Agustus, ölümünden sonra resmen “Divus” yani “İlahi olan(tanrı değil)”  ilan edildi. Başka kaynaklar da bunu, Sezar’ın (M.Ö.44) ölümünden sonra ilah olduğuna inanıldığından bahisle, “divi filius” (İng-Son of the Deified=İlahileştirilmiş’in Oğlu) sıfatını aldığını yazarak bunu doğrulamışlardır.
Bu geleneği imparatorun yerine geçenler aynı şekilde onurlandırılarak takip ettiler.

İmparator Vespasian’ın sön sözü “-Sevgili kendim, tanrılaştığımı düşünüyorum” olmuştur.
Neron’un şansölyesi Seneca, imparatorun yerine geçen Claudius için “Apocolocyntosis” adıyla alaycı bir eleştiri yazısı kaleme aldı. Yazıda Claudius’un Olimpos dağında tanrılığı kabulünü bir kelime değişikliği “APOtheosis” yaparak alaya almıştı.

Sağlığında ilahilik sıfatını alan ilk imparator, öldürmekten, cinayetten hoşlanan bir paranoyak olan Domitian’dı. Üçüncü yüzyıla kadar yerine geçenler onun kadar şaşaalı olmasalar da, çok sayıda yıkıcı iç isyanlarla boğuştular. İmparator olmak için yerine geçmeye çalışanlar (bir yüzyılda 50’den fazlaydılar), iktidarlarını, “ilahi/tanrısal” sıfatlarını kullanarak yasallaştırmayı denediler.

Bu çağlarda Yahudi ve öteki dinlerdeki muhalifler yüzünden Hristiyanlara yapılan baskılar asla tesadüfi değillerdi.


Hristiyanlığı resmi din ilan eden ancak diğer dinleri yasaklamayıp, kendisini de "görünemeyen ve yenilemeyen, Savaş tanrısı Mars'ın kılıcı",tebasının dinlerindeki en büyük tanrılarının kendisi olduğunu, yeryüzünde tapınılacak en büyük tanrı olduğunu ilan eden Constantin de kendisini ilahlaştıranlardandır. Ölüm döşeğinde İzmit'te bilincini kaybedinceye kadar vaftiz edilmesine izin vermediği, bilincini yitirince rahiplerin ölmeden vaftiz ettikleri yazılır.

Tanrıdan vahiy alan Tanrı kralın  Hristiyanlığı yüceltmesi gerektiğinden ona yakıştırılan efsaneler şöyledir.
Hristiyanlığı resmi din ilan etmeden önce tanık olduğu mucizesi şöyle açıklanır;

Konstantin'in gökte gördüğü
iddia edilen
"Hoc vince=Bununla Fethet"
işareti
Konstantin, kendisinin tanrının en sadık duacısı olduğunu söyleyerek ona seslendiğini ve karşılaşacağı zorluklarda kendisine tanrının sağ elini uzatarak açıklamalarda bulunacağını ve ona büyük içtenlikle yalvarırken göklerden muhteşem bir işaretin ona güneşin ışığının üzerinde göründüğünü, gözleriyle cennette Haç’ın ışığının/nurunu (Hoc Vince) gördüğünü ve kendisine “-bununla feth et” denildiğini söylediği yazılır.

Bu görümle, kendisini hayretler içinde kalmış, bütün ordusu ona tanık olmuş, seferlerinde onu takip etmiş, mucizeye tanık olmuşlardır.

Ve bu olayın nedenlerini düşünmeye başladığında birden gece olmuş, sonra uyumuş ve rüyasında İsa kendisine, göklerde gördüğü aynı işaret ile görünmüş, onun benzerliğinde bir nesne yapmasını emretmiş ve düşmanlarının işlerinden ancak onu kullanmasını söylemiştir.”
Bu şekilde, İran dini temelli Roma Janus şeytan ibadeti dinini kaldırmak için Konstantin, üniformalarının, kalkanlarının, sancaklarının üzerlerine parlak HAÇ sembolü işlenmiş, Tanrı İsa imanıyla yürekleri dolu ordusuyla 28 Ekim 312’de Roma’ya saldırdı. Muhalifi olan Maksentius’un ordusunu Milvian köprüsü üzerinde katletmesinin ertesi günü kendisine açılan şehir kapısına doğru yürüdü.

Roma Senatosu Konstantin’i “Batının İmparatoru” ve sürekli kazandığı zaferleri nedeniyle de Roma’nın tek hâkimi imparatoru olarak ilan etti.

I.Konstantin (272-337) Başında HALE
ile Tanrı olduğu vurgulanıyor.
Ayasofya'yı Jüstinyen'e sunuyor.
Ayasofya Hristiyanlık öncesi
Yunan Mitra dinine bağlı bir tapınaktı.
532 DE Jüstinyen zamanında İsevilik
Tek Devlet dini ilan edilince bu günkü
halini aldı.
Yüzyıllarca Hristiyan katliamı, sürgünü yapan Roma imparatoru, kendisinden önce İran’a sefer açmaya kalkan Roma imparatorlarının, “İran, tanrının seçilmiş kavmidir, felaketleri üstümüze mi çekmek istiyorsun” suçlamasıyla öldürülmesini ve asırlardır İran’a karşı başarı sağlayamadıklarının verdiği ezikliği, Hristiyanlığı kullanarak İran dini etkisinden halkını kurtarıp, onları savaşa razı edebileceği gerçeğini görmüş olmasıyla böyle bir masalı uydurduğunu bütün din tarihçileri yazmaktadır.

Nasılsa, zaten tanrı veya yarı tanrı sıfatı taşıyan imparator Konstantin, İsa’nın gelinleri olan “12” havarisi/öğrencisi/peygamberinden öne geçmiş ve İsa/Allah ile doğrudan görüşmüş, Roma’yı da askeri darbe ile ele geçirerek, Roma Hristiyanlığının temelini atmıştır.
Bunun ikinci adımı da Hristiyanlığı yazan Nasıra’lı Ferisi Yahudilerini de diğer Yahudileri de “İsa/Allah’ı öldürtmekten mahkûm etmek” ve onların dinini benimserken devletten uzak tutmak, soykırımlarını sürdürme siyasetini de eksik etmemiştir.

İsa, Nasranilere göre insan doğmuş ve sonradan tanrı sıfatına ermiş bir yarı tanrıdır. Aslında Nasranilerin İsa’yı peygamber saydıkları, Roma Katolik baskısıyla bu yoruma zorlandıkları inancındayım. Çünkü, İsa’yı dişi şeytan Er Ruha’nın erkek şeklinde göründüğüne inanan Süryanileri Roma’nın soykırıma uğratmaları gerçeği önümüzde durmaktadır.

Constantin zaten, ölünce tanrılığa erişecek bir yarı tanrı, Roma dini dışındaki kavimlerin tanrılarının en büyüğü olan yaşayan tanrı iken, İsa’nın peygamber olması, tanrı kralın, kulluğa terfisi kesinlikle yakışık almayacak bir durumdu.
Roma Tanrısı Janus Teke Şeytanı
Böylece, İran ile ne zaman savaşa tutuşsalar, devleti zayıflatmak için sürekli isyan çıkartan Yahudiler ve Yahudi Hristiyanlar Roma’nın aşağılık, asi tebalarıydılar. Bu köle Yahudilerin çıkardığı bir dinin kabul edilmesi Roma için zaten yeterince aşağılayıcıydı ve Yahudi köle İsa (Urisa)’nın peygamberliğinin, Hristio’dan Christ/Krist adıyla peygamberlikten tanrılığa yolculuğu da bu gerekçeyle açıklanmış olmaktadır.

Mosaic of Justinianus I (482-565)- 
Basilica San Vitale (Ravenna)
Atilla'dan sonra iki Roma devletini 
birleştiren, askere uygun adam yetiştirmek
için "erkek eşcinselleri kurban yakma 
fırınlarında yakan, "7" göbek akraba 
evliliğini yasaklayan Jüstinyen 
Anayasasını "İsa'dan aldığı vahiylerle" 
yazdırdığı yazılı olan Tanrı kral 
İtalya Ravenna'daki Aziz Vitale bazilikasında
başında Hale ile Tanrı/Allah şeklinde bir
mozaiği yapılmıştır.

Sadece III. yüzyılda, Hint, İran ve Sabilerden ithal edilen ilahilik sembolü olan başları ve taçları üzerinde, “Işık/Nur Saçan Hale” ile imparatorların resmedilme gelenekleri başladı. Hale’nin bir diğer temsil şekli de başlara giyilen sarık (türban)tı. Haç da Zerdüşt İran Mitra dininden Grek ve Roma Mitra dinine geçmiş zaten mevcut olan bir semboldü. Bu yüzden Roma, Vatikan’ı inşa ettiğinde, taştan doğan Mitra kişiliğindeki iki yüzlü şeytanları Janus heykelini kaldırıp yerine İsa’nın değil, Roma’da Hristiyanlığı yayan havari Petrus(Taş/kaya)’un heykelini dikmesi de manidardır.

Ben, sadece verilere bakarak tanrı sıfatlarının eskiye uygun şekilde yeniden düzenlenerek sembolik değişiklik yapıldığı inancındayım. Hristiyanlığın, gerçek anlamda kabulü ve yaygınlaşması ancak, Hristiyanlık dışındaki tüm dinleri yasaklayan Jüstinyen(M.S.540’lar) döneminde gerçekleştiğine tanık oluyoruz.

Hristiyanlığın kabulü ile başlarının üstünde nur/ışık halesi ile resmedilme geleneği terk edildiyse de önemli kısımları kaldı. Altıncı yüzyılda imparatorların vergi toplama memurlarının, “comes sacrarum largitionum (Kutsal/Ulu Bağış’ın Hesapçısı)”  ifadesiyle belirlenmiş rütbelerinde bu izlere rastlamak mümkündür. Hristiyan imparatorlar artık tanrı olarak sayılmıyorlar, azizler gibi resimleri yapılmıyordu ama 540’larda Jüstinyen’in başında hale ile resmedilmesi hariç elbette.

Bu gelenek sadece Roma’da kalmamış, günümüze de intikal etmiştir. Müslüman ülkelerde de, peygamber Muhammet ölünce yerine seçilen HALİFE’ler, de yeryüzünde tanrının işlerini yapmak, dinini koruma görevleri nedeniyle şefaat umulan insanlar olarak görülmüşlerdir. 12.yy.da Mısır’da kurulan Dürzi Fatımi kralı El Hakim tartışmasız “Allah” olarak ilan edilmiştir.

İran Sünniliği olarak da bilinen Yezidilik aslında bir şeytan ibadetidir ve bir mezhebi de Dürziliktir. Osmanlı padişahlarının da adlarına baktığımızda “Bayezid” adı “Ba=Ruh/Cin,Tanrı ve Yezd/Ezd, Ezd adlı  tanrının birleşik adı olan “Yezid’in Ruhu” günümüzdeki Humeyni dinindeki haliyle “Ruhullah” adının karşılığıdır. Başka açıklaması da eski Hint, Moğol, Tatar, dillerinde BAY-TANRI; EZD=İran tanrısı Yezd’in adıdır. Birleştiğinde “Tanrı/Bay Ezd” adına ulaşırız. Bunlara Yıldırım Bayezit, II.Bayezit adlarını örnek verebilirim.

Osmanlı padişahlarına uzun yıllar mekan olmuş Topkapı Sarayı Bab-ı Selam (Selam kapısı) girişinin üzerinde “BESMELE” yazılıdır. Bu yüzden atla giriş yapan tüm yerli ve yabancı elçiler buradan atından inerek geçmek zorundaydılar ve sadece padişah bundan muaftı. Çünkü, o yeryüzünde Allah’ın, dininin temsilcisi ve koruyucusuydu. 
Neyse bu zor görevi 03 Mart 1924’de bir şekilde son buldu. Demek ki hiçbir kutsiyeti olmayan uydurma bir görevmiş. Yoksa Allah onu niye görevinden alsın ki?

Padişahların kutsanması bununla da bitmiyor. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Bitlis Hanı Abdal Han’ın isyanı bastırmakla görevli Melek Ahmet paşanın ALLAH YERİNE PADİŞAHTAN YARDIM DİLEDİĞİNE TANIK OLUYORUZ. Okuyalım;

““-İlahi! Kuvvet ve kudret, yardım ve fesat senindir. Verme, koruma ve doğruluk, iyilik ve büyüklük yine senindir. Dini Mübin gayretine bir fırka Muhammed ümmetini başıma topladım. Elimi yüzüme alıp, kapına dilenmeye geldim. Onu hiç boş döndürmedin. Yine eşsiz padişahımdan dilerim ki, Ahmed’in bu ricasını da kabul edip bu kadar insanı acındırma. BU YEZİDİ HAŞERATINI SEVİNDİRME!

Başımız AB-Dnin tayin ettiği son
Tanrı kral
Bu osmanlı’da da kalmamış günümüz siyasilerinden R.T.Erdoğan’a da Düzce milletvekili Fevai Aslan tarafından “Allah’ın sıfatlarının çoğuna haiz” denilmesi, yandaş yazar Bahri Şenkal'ın "liderimiz Allahtan büyüktür" ifadesiyle yücelerin yücesi yapması, diğerlerinin “-Erdoğan’ı gördüğümüzde Sallallahüvessellem” deriz gibi sayısız  “ilah tanrı”  geleneklerinin yaşatılmaya çalışıldığına tanık oluyoruz.
Bunları sayısız şekilde çoğaltmak mümkündür.

Müslümanlarca “Allah’a Şirk koşmak” olarak tanımlanan bu davranışların hem İslami literatürde hem de evveli Hristiyan, Ortodoks Hristiyan ve Yahudi literatürlerinde ve mitolojide hala kullanılması aslında insanlığın hiç ilerlemediğinin de kanıtıdır.
Bu şartlarda Müslüman olan İranlıların ve diğer İslam toplumlarının Allah ve Cebrail’i, meleklerini “çekik gözlü tanrılar” olarak minyatürlerde tasvir etmeleri de tuhaf karşılanmamalıdır.
İslam’ın çıkışını “Hak geldi batıl zail oldu” diye avunanlar, peygamberin, sahabelerinin, ensarın adlarının başlarına R.A;SAV ve benzeri sıfatlar ekleyerek, bir takım mucizeleri atfederek putlaştırmaları aslında İslam’a göre kafirliğin ve müşrikliğin, bilerek-bilmeyerek temsilciliğini yapmaktadırlar. Çünkü, en eski İslam kaynaklarında bunların hiç biri yoktur.
İslam ile dahi, Nasranilerin, Roma’nın “yarı tanrı kral, peygamber” kültünden, mucizeleri olmayan, doğruyu adaleti tavsiye eden “İnsan peygamber kültüne” geçmeyi bu Arapların ve diğer ensest kavimlerin soy düşkünlükleri yüzünden insanlık başaramamıştır.
Bunun iki yolu vardır. 
Ya sosyal adaleti üstün tutan  İslam’ın başında çıkmış Mürcie anlayışının devamı sayılabilecek Sosyalist İslamcılara kulak vermek, bu tarz bir din yapmak veya dinleri tümden yeryüzünden kaldırmak insanlığın ilerlemesi için büyük fayda sağlayacaktır.
Bu olması gerekendir, ama olacak olan ise bunun tersidir ve 20.yy. da tüm kazanılmış demokratik hakların ve özgürlüklerin elden çıkarılıp, halkların cehalete ve köleliğe teslim edileceği “dinci siyasal rejimler” çağı sadece Türkiye’yi değil, Amerika başta Avrupa ülkelerini de tehdit etmektedir.
Binlerce yıllık, din savaşları ile yeryüzü insanlık ailesinin birbirlerini yok etmeleri son bulmalıdır, bulmazsa, gezegen yaşamının son bulacağı kesindir.
Tanrı Krallar açılış kısmında yaptığım yorumda olduğu gibi, “Köle Teba” olan Yahudilerin tanrısı Yahve/Adonay, Hicaz Araplarının tanrısı Hubel/Allah’da Konstantin zamanından beri var olan yasaya göre zaten Roma İmparatoru’ydu. 
Haliyle de M.Ö.539’dan sonra sona eren Babil Sürgünündeki kölelikten Krus’un azadıyla kurtulmuş Yahudilerin Tevrat’ını yeniden yazan rahip Ezra (Üzeyir peygamber)nın yazdığı Tevrat, 200 yıl sonra M.Ö.300’lerde Büyük İskender tarafından değiştirildi, bazı ibadetleri kaldırıldı. Yazan Tevrat Danyal kitabıdır. M.S. 50’lere kadar Grek Ptolome idaresinde yaşadılar, teke şeytanlara tapındılar, Tevrat ve bölgedeki tüm kavimlerin dinleri ona göre değişti. 
Sonra gene İran Sasaniler olarak geldi gene din değişti. 
M.Ö.40’larda Jül Sezar büyük Roma imparatorluğunu kurdu, Tevrat gene değişti

325’de Tanrı Kral Konstantin ile Hristiyanlığı kabul eden Roma da onu tekrar kendine göre değiştirdi.
Herakles (610-641); 721 yıllık
Roma-İran savaşlarına ebediyyen son vermiş 
Roma imparatoru. Tanrı kralların en 
şöhretlisi oldu ve İslam onun eseridir. 
İslam tanrısı Allah'ın Herakles olduğundan
eminim..

527-565 yılları arasında Roma İmparatoru olan bölünmüş iki Roma'yı birleştiren, Ayasofya'yı yeniden inşa ettirip, Hristiyanlığı tek din yapan ama Tanrı kral olarak, tanrıdan aldığı vahiylerle yazdırdığı başına yazılan Jüstinyen Anayasası (Latin: Novellæ constitutiones, Ancient Greek: Νεαραί διατάξεις), or Justinian's Novels) ile Tevrat ve İncil'e eşcinsellik, "7" göbek akraba evliliği yasakları ile köle azadının kolaylaştırılması için reşitlik yaşını "17" ye indirmesi olayları Tevrat'a, İncil'e ve kendisinden 100 yıl sonra çıkacak olan Kur'an'a geçmiştir.
Kur’an da, Hristiyanlığı çıkartan Nasıra’lı Ferisi Yahudileri olan, Nasrani Hristiyanların sürgün yeri Libya’dan gelerek askeri darbe ile imparator olan namaz kılan, Herakles’in koruması, şefaati, emirleri ile korunarak yazılmış ve yayılmıştır. Hatta Hz. Muhammet’in Herakles’e verdiği büyülü bir teşekkür mektubu, onların elinde bulundukça Hristiyanların kıyamete dek yeryüzünde egemen olmasını peygamber bu mektubunda Allah’tan istemiştir. Bu mektubu “İslam Roma Tezgahı mı” yazımda yayınlamıştım.
Yeryüzünde 5,5 milyar insanı Hristiyan dünyasına köle eden dört kitaptan doğan üç din de Roma icadıdır, tartışma götürmeyecek kadar açıktır.

Anlaşılmadık bir konu kalmamıştır umarım.
Hepimiz bu gezegende yaşıyoruz, insanlığın geleceği hakkında takdir insanlarındır.

Alaeddin Yavuz

29 Nisan 2019 Pazartesi

TCK 216 DİNİ DEĞERLERİN İNSANLIĞI KAZIMAKLA TEHDİT ETTİĞİNİ GÖRMEDEN YAPILMIŞTIR

TCK 216 KURBANI SOSYAL MEDYA YAZARLARI, İNSANLIĞI TEHDİT EDEN DİNİ DEĞERLERE KARŞI İNSANLIĞI SAVUNMAKTADIR.
Durduk yerde hiç kimse kimsenin ne şahsi ne de dini ve milli duyguları ile oynayarak vakit öldürme gafletine düşmez.
Böyle bir tutum ve davranış var ise bunu nedenlerini yargı mercileri tarafsız olarak gözlemlemek zorundadırlar.
Devlet böyle olayları kışkırtacak faaliyetler içinde olamaz.
Birileri devleti yabancı devletler ve sivil toplum örgütleri ile gizli-aleni anlaşma yaparak ele geçirmiş, devletin siyasi rejimini "din rejimi olarak belirlemek, devleti bölmek ve kırmızı çizgilerini yok etmek için" halka karşı her türlü tehditleri yapıyorsa, halk da bunlara karşı sadece sosyal medya aracılığı ile kendisini savunmaya gayret ettiği için, hükumetten ve dış devletlerden her türlü destek alan cemaat ve tarikatlar alenen her türlü tehdit yağdırıyorlarken, hatta bu konuda cinayetler dahi yaşanırken, beyninden ve internetteki blog ve sosyal medya hesapları dışında gücü olmayanların da kendilerini kaybedip aynı suçu işlemesi onları suçlu yapmaz. Hatta vatan savunması sayılmalıdır. Bu ihanet anlaşmasını okuyalım;

2 sayfa ve 9 madde

Başbakan olabilmesi için ABD Savunbma Bakano Colin Powel'a
sadakat mektubu sunan Erdoğan
GÜL, o görüşmeyle ilgili olarak, Vatan gazetesinde yer alan habere göre şöyle diyordu: Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var....

Açılımın tohumunu atan CIA ajanı Powell Türkiye’de!

Dışişleri Bakanlığı döneminde Abdullah Gül ile imzaladığı gizli mutabakatla tanınan CIA ajanı Powell, dağdan inen PKK’lıların serbest bırakıldığı gün Türkiye’ye geldi!..

Haber: Salim YAVAŞOĞLU

Dağdan inen PKK’lıların serbest bırakıldığı gün, Kürt açılımının ilk tohumlarını atan Eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, İstanbul’a geldi. Türkiye İş Kadınları Derneğince İstanbul’da düzenlenen “Anneler Teröre Karşı” konulu konferansa katılmak üzere Atatürk Havalimanı’na gelen Powell’ı, İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Ali Ulutaş ve Prof. Dr. Neşe Kavak karşıladı. Konferansta bir konuşma yapacak olan Colin Powell, alandan ayrılırken Diyanet İşleri Başkanlığının davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Dünya Müslümanlar Birliği Halkla İlişkiler Direktörü Suudi Arabistanlı Muhammed Saedd Al-Majdovi ile tokalaşarak bir süre sohbet etti.

Gül itiraf etmişti


Colin Powell, son 4 aydır Türkiye gündemini işgal eden Kürt açılımının tohumlarını atan adam olarak biliniyor. Görevi döneminde mevkidaşı Abdullah Gül ile gizli bir mutabakat imzalayan Powel, 2 sayfa 9 maddelik metinde bölücü terör örgütünü siyasallaşma yolunu açan taleplerini dayatmıştı. Gizli anlaşmayı Abdullah Gül ağzından kaçırmıştı.

24 Mayıs 2003 tarihli Vatan gazetesinde Sedat Sertoğlu’na açıklamalarda bulunan Gül, bir soru üzerine şunları kaydetmişti: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (eliyle koltuğa vurarak) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.” Bu açıklamaların hemen sonrasında 9 maddelik mutabakat basına sızmıştı. Bugüne kadar yalanlanmayan mutabakatta şu maddeler yeralıyordu:

ABD müdahale edebilir

1- Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek. Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtlarda bulunmayacak.

2- PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD Hükümeti, uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askeri yaptırımları saklı tutacak.

Pentagon’a üs verilecek

3-Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askeri birlik verecek.

4- Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak.

Kürdistan tanınacak

5- Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve ’Kürdistan’adı verilen devlet resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından da resmen tanınacak.

6- Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.

Eyaletleşmenin önü açılacak

7- Kamu Reformu Yasası ve Yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona geçecek.

8- KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ’Arafat modeli’denen uygulamayla devre dışı bırakılacak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek. :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/erdogan-ve-talat-in-cumhurbaskani-denktas-ve-kktc-yi-bitirme-konusmalari-t22818.html 

Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacakTürk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.

9- Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak. :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/akp-hukumeti-teslimiyet-protokolunu-imzaladi-t22735.html

Böyle sosyal sorumluluk sahibi insanları adi suçlu gibi görülüp mahkum edilmesi de vicdanları yaralar, devletin adaletine olan bağlılığı yok eder.

Anayasamızın 14;15;16;24.;25.:26. maddelerine göre kimse dini görüşleri ve yazıları terörü teşvik etmedikçe yazı ve kanaatlerinden dolayı suçlanamaz diyor.
III.  Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması 
MADDE 14-
(Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada  yer  alan  hak  ve  hürriyetlerden  hiçbiri,  Devletin  ülkesi  ve  milletiyle  bölünmez  bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok
edilmesini  veya  Anayasada  belirtilenden  daha  geniş  şekilde  sınırlandırılmasını  amaçlayan  bir  faaliyette
bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
MADDE 15-
(Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası
hukuktan  doğan  yükümlülükler  ihlâl  edilmemek  kaydıyla,  durumun  gerektirdiği  ölçüde  temel  hak  ve hürriyetlerin  kullanılması  kısmen  veya  tamamen  durdurulabilir  veya  bunlar  için  Anayasada  öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
 (Değişik: 7/5/2004-5170/2 md.) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu  meydana  gelen  ölümler  dışında,  kişinin  yaşama  hakkına,  maddî  ve  manevî  varlığının  bütünlüğüne dokunulamaz;  kimse  din,  vicdan,  düşünce  ve  kanaatlerini  açıklamaya  zorlanamaz  ve  bunlardan  dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz



VI. Din ve vicdan hürriyeti
MADDE 24-
Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî
inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. 
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi
ilk  ve  ortaöğretim  kurumlarında  okutulan  zorunlu  dersler  arasında  yer  alır.  Bunun  dışındaki  din  eğitim  ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. 
Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz

VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti
MADDE 25-
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve
kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
MADDE 26-
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu
olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir  almak  ya  da  vermek  serbestliğini  de  kapsar.  Bu  fıkra  hükmü,  radyo,  televizyon,  sinema  veya  benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(Değişik:  3/10/2001-4709/9  md.)  Bu  hürriyetlerin  kullanılması,
millî  güvenlik,  kamu  düzeni,  kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün  korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının  şöhret  veya  haklarının,  özel  ve  aile  hayatlarının  yahut  kanunun  öngördüğü  meslek  sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Mülga: 3/10/2001-4709/9 md.)
Haber  ve  düşünceleri  yayma  araçlarının  kullanılmasına  ilişkin  düzenleyici  hükümler,  bunların  yayımını
engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. 
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)

Bu yasalara göre izin almaksızın konusu suç teşkil etmeyen yazılar yayınlanabilir, dinler hakkında görüşler açıklanabilir, yorumlar yapılabilir.
Bu özgürlük dini rejim yanlılarını rahatsız ediyor ve bu aciz insanlar, karşılarında direnemedikleri laikleri, demokratları, solcuları, agnostik, deist ve ateistleri susturabilmek için "dini değerleri aşağılama" diye bir suç icat ettiler.
Bu suç hem anayasamıza, hem evrensel insan hakları beyannamesine hem de AB kriterlerine aykırıdır.
Ama eşcinselliği, kulamparalığı, pedofili denilen bebek seviciliği ve bebeklerle zevk evliliklerini, bebek tecavüzlerini bile ilahileştiren Talmud yasalarını, Şeriata geçmiş Arap, Fars, Grek geleneklerini yazarsan, her cuma hutbesinden tutun da da her televizyon dini programında, Müslüman olmayanlara "kafir, müşrik, sapık" diyen Kuran ayetlerini okuyan, dinsizleri ve ateistleri "sapıklar, din düşmanları" diye suçlayan ilahiyatçılara cevaben yazılan yazıları biraz kantarın topuzunu kaçırınca hemen TCK 216 kılıcı başınıza dayanıyor.

Anayasa 14. maddenin bendine tekrar bakalım;
"...Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. "

17 yıldır devleti yöneten hükümet bütün okulları imamhatiplere çevirmiş, taşımalı eğitim sistemi getirerek köylü çocukları şehirlerde okumaya böyle olunca da mevsimlerden kaynaklanan ulaşım sorunları yüzünden çocuklar cemaat yurtlarına mahkum edilmiş, devletin rejimini din kurallarına dayandırma siyaseti aralıksız olarak güdülmüştür.
Bu da yetmediği gibi, bilinen Anadolu İslam ve ahlak geleneklerinde "çekirdek aile içi ensest üreme kültü yoktur ve çekirdek aile üyeleri arasında cinsellik hem toplumda yeri olmayan, yadırganan bir kavramdır hem de yasaktır.
Oysa Diyanet İşleri başkanlığı aşağıdaki fetvası nedeniyle çok eleştirilmiş, Diyanet kurumu bu fetvasını silip haberi veren Cumhuriyet gazetesini mahkemeye vermiştir. Yapılan yargılamalar sonunda gazete haklı çıkmıştır.
İşte o bildiri;
Mehmet Görmez'in sapıklık fetvası

Bunun da yetmediği gibi, hükumetin devlet bütçesinden para vererek cemaat ve tarikatlara açtırdığı öğrenci yurtlarında çocuklara ve yetişkinlere her türlü cinsel istismarlar yaşanmış, mahkemeler cinsel istismar davalarıyla dolmuştur.

2017 utanç raporu... 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi, 387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Platformun verilerine göre, 2016 yılında 328 kadın, 2015 yılında ise 303 kadın öldürülmüştü.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, basından derlediği kadın cinayetleri istatistiklerini açıkladı. Rapora göre, 2017 yılında 409 kadın öldürüldü. Sadece Aralık ayında 45 kadın en yakınları tarafından cinayete kurban gitti.

387 ÇOCUK İSTİSMARA UĞRADI
Aralık ayında 41 çocuk, 2017 toplamında ise 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Bu yıl öldürülen 20 çocuğun yarısı, yani 10 çocuk babası tarafından öldürüldü.
Van’da daha 4 kilogram ağırlığındaki yeni doğan bebek istismara uğradı. Hastaneye getirilmesiyle, uğradığı istismar sonucu yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yalova'da çocuk parkından kaçırılan 5 yaşındaki E.U. isimli kız çocuğu ölü bulundu. E.U.'yu M.Ş.A.'nın kaçırdıktan sonra cinsel istismarda bulunarak öldürdüğü öğrenildi.

Diyarbakır’da 9 yaşındaki M.Ö.’nün 37 yaşındaki babası M.S.Ö tarafından 1 ay boyunca tecavüze uğradığı ortaya çıktı. M.S.Ö. mahkemede kendisini, “Çocuğumun kabızlık sorunu var” diye savundu.

KIYAFET DAYATMASI HER YERDE

İstanbul’da Sultan Taşar ekmek aldığı fırından çıkarken taksici tarafından ‘O şortla ekmek almaya gelmişsin. O ekmek sana haram. Boğazından geçen her şey sana haram, O babana söyle sana nasıl giyineceğini anlatsın’ şeklinde sözlü saldırıya uğradı.
Yine İstanbul’da, Melisa Sağlam ‘Ramazan'da böyle giyinmeye utanmıyor musun' diyerek Ercan Kızılateş tarafından minibüste saldırıya uğradı. Eminönü’nde bir adam “üstüne başına dikkat et, milleti azdırıyorsun” diyerek Canan Kaymakçı isimli kadına sözlü saldırıda bulundu.

Aralık ayında Ankara'da yaşayan 20 yaşında bir üniversite öğrencisi evine gitmek için indiği otobüsten takip edilip evinin önünde tacize uğradı. Saldırgan sosyal medyadaki dayanışma sayesinde bulundu. Saldırgan ifadesinde “Mini etek giymişti tahrik oldum” dedi.
Sosyal medya hesabından beden eğitimi dersinde eşofman giyen öğrencilerden tahrik olduğunu ima ederek , 'Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar', şeklinde paylaşımlar yayınlayan Ayşe Kemal İnanç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görevli Felsefe öğretmeni Ercan Harmancı hakkında Konya Milli Eğitim İl Müdürlüğü tarafından başlatılan soruşturma sonucu görevden alındı.

332 KADIN CİNSEL ŞİDDETE UĞRADI

2017’da toplam 332 kadın cinsel şiddete uğradı. Edirne'ye otobüsle seyahat eden M.K kendisine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla muavin E.G’den şikayetçi oldu.
Uşak'ta nişanlısı H.Ö tarafından cinsel istismara uğrayan 16 yaşındaki A.S, istismar sonucu hamile kaldı. Bebeği evinin tuvaletinde kimse yokken gizlice doğurup ailesinden korktuğu için dışarı attı.
Bursa’da G.A ayrılmak istediği için erkek arkadaşının tecavüz girişimine maruz kaldı. Genç kadın kurtulmak için evin camından atlamak istedi. Çevredekilerin müdahalesiyle hastaneye kaldırılan genç kadın, kurtulmak için intihar etmek istediğini açıkladı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/2017-utanc-raporu-2017de-409-kadin-olduruldu-387-cocuk-cinsel-istismara-ugradi-40696747
Korkunç rapor: Türkiye, çocuk istismarında dünyada üçüncü

Antalya Serik'te kurulan Çocuk İstismarıyla Mücadele ve Çocuk Haklarını Koruma Derneği başkanı, Türkiye'nin çocuk istismarı konusunda dünyada üçüncü sırada olduğunu vurguladı. Oğuz'un ortaya koyduğu çocuk istismarı rakamı ise acı gerçeği gözler önüne serdi.


GÜNDEM


10 Ocak 2018 Çarşamba 11:45
BUĞRA Kaan Oğuz, "Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sırada. Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1'i demektir. Dünyada ise son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 250 bin civarında" dedi.
“ÇOCUKLAR YAŞADIKLARI TRAVMALARLA KALIYOR”
Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi veren ÇOCUKÇA Başkanı Buğra Kaan Oğuz, birkaç çocuk istismarı dosyasına avukat olarak atanmasının ardından derneğin kurulmasının gündeme geldiğini söyledi. Çocuk istismarıyla ilgili oranları araştırdıklarını ve çarpıcı rakamlara ulaştıklarını anlatan Buğra Kaan Oğuz, “Dünyada her 5 çocuktan 2’si fiziksel, duygusal ya da cinsel istismara uğruyor veya ihmal ediliyor. Ve ne yazık ki uzmanlar cinsel istismar vakalarının ancak yüzde 15’inin adli mercilere intikal ettiğini söylüyor. Gerisinin üzeri bir şekilde kapatılıyor ve çocuklar yaşadıkları travmalarla kalıyor” dedi.
‘ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ DÜNYADA ÜÇÜNCÜ SIRADA’
Çocuk yaştaki cinsel istismarın ilerleyen yaşlarda açığa çıkıp ciddi sorunlar yarattığını vurgulayan Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Öyle ki yapılan araştırmalara göre istismarcıların en az yüzde 50’si çocukluğunda istismara uğramış kişiler. Halbuki istismara uğrayan çocuk bunun akabinde psikolojik destek alsa, bu travmayı atlatması mümkün, fakat çoğu olayda çocuk hiçe sayılıp olayın bir şekilde üzeri kapatılmaya çalışıldığı için mağdur bir kez daha mağdur ediliyor. Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sırada. Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1’i demektir. Dünyada son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı ise 250 bin civarında. Antalyamız ise Türkiye’de 4’üncü sıradadır.”
‘MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIK’
Dünyadaki oranlar hakkında da bilgi veren Buğra Kaan Oğuz, Avrupa ülkeleri ve ABD’de de tablonun çok iyi olmadığını vurguladı. Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Dünyada en çok çocuk istismarı içerikli yayın yapan internet sitesi Avrupa’da. Ve Hollanda bu konuda birinci sırada. ABD, Kanada, Fransa ve Rusya ise, onun ardından geliyor. Dünyada çocuk istismarı konusunda ilk 10’da Güney Afrika, Bangladeş gibi ülkeler başı çekerken ardından Türkiye, İngiltere, ABD, Rusya ve Avustralya geliyor. Görüldüğü gibi bu suçun, bu pedofili olarak tanımlanan hastalığın ekonomi, refah seviyesi, okuryazarlık yani kısacası her anlamda gelişmişlik diye tabir edebileceğimiz olguyla hiçbir alakası yok. Bu tamamen üzerine eğilinmesi ve mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır. Tabi biz bu araştırmaları yapıp kendimizde belli bir bilinç oluşunca ister istemez rahatsızlık duyduk.”
Belediye Başkanı Ramazan Çalık, çocuk istismarının Türkiye’de de yaygınlaşmasından duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bununla mücadelenin herkesin görevi olduğunu vurguladı.
‘BUNUN OKUMUŞLUKLA CAHİLLİKLE ALAKASI YOK’
Kaymakam Haluk Şimşek de gelişmiş toplumların en büyük sorununun çocuk istismarı ve kadına şiddet olduğunu aktarırken, “Bazı kadınlar da evde şiddete uğruyor. Bunun okumuşlukla cahillikle alakası yok ama dışarıya söyleyemiyor. Çocuklar da ne yazık ki istismara uğruyor, söyleyemiyor. En büyük sorunlardan biri bu. Önemli olan bu olayları başlangıcında yakalayıp müdahale edebilmek” dedi.
Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2018, 12:06
https://www.yenialanya.com/gundem/korkunc-rapor-turkiye-cocuk-istismarinda-dunyada-ucuncu-h305697.html


Bu da yetmemiş, 2019 Yerel seçimlerini takiben hükumet yanlısı Akit gazetesi yazarı Şevki Yılmaz, yazarlığını yaptığı Akit Gazetesindeki köşesinden muhalif kesime alenen "iç savaş tehdidi" yapmış ve "Edirne'den Hakkari'ye her yer Arakan gibi kan akacak" tehdidi yapmıştır. Okuyalım;
Eklenme Tarihi: 18.09.2017 15:48 Güncellenme: 05.02.2019 10:31

Edirne'den Hakkari'ye her şehir Arakan gibi yakılacak!

Yeni Akit gazetesi yazarı Şevki Yılmaz'ın 2019 seçimlerine ilişkin yorumları çok konuşulacak.

Yeni Akit gazetesi yazarı eski milletvekili Şevki Yılmaz, 2019 seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Yılmaz, "Biz 2019'da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne'den başlayarak Erzurum'a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak" dedi.

Akit TV'de canlı yayına katılan Şevki Yılmaz, Şaban Dişli'nin ekonomi danışmanlığına getirilmesini ve 2019 seçimlerini yorumladı.

"Şaban Dişili'nin göreve getirilmesini nasıl yorumladınız?"sorusuna Şevki Yılmaz, şöyle yanıt verdi:

"Reis-i Cumhur Tayyip Erdoğan kardeşimizin bir tasarrufudur. Bunu büyütmeye muhalafete malzeme çıkarmaya gerek yok. Kol kırılır yen içinde, burada bunu sorman bile yanlış olduğu kanaatindeyim."

"BİR KERE AHLAKİ BİR DURUŞTUR REİS'İN YAPTIĞI..."

Şevki Yılmaz, "Biz Reis'e inanıyoruz, güveniyoruz. Geminin kaptanı Reis'tir. Büyük kasırgalarla gemiyi sürüyor. Bunu nedeni niçinini ona sorarız. Cevap verir vermez" diyerek şöyle devam etti:

"İktidarın anlatmamız zor olan konulardan iktidarın kaçması lazım ama yaptı. Yapınca da savunmak bize düşer. Paratoner olmak bize düşer. Çünkü Şaban Dişli kardeşimiz kardeşinden dolayı suçlanamaz. Var mı FETO'luğu yok, var mı ByLock'u yok. Var mı hizmeti var. Birileri onunla Sakarya siyasetinde güreşmiş olabilir, niye o güreşe alet olacağız ki...

Bir kere ahlaki bir duruştur Reis'in yaptığı... O arkadaşın suçu yoksa ben bunu boğamam diyor. Bu nebevi bir metot değil mi?"

"HAKKARİ SINIRINA KADAR HER ŞEHİR ARAKAN GİBİ YAKILACAK"

"Tayyip Erdoğan kardeşimizin duruşu İslami bir duruş. Araştırmış, bakmış bunun o kardeşiyle o katille o generalle ilgisi yok, alakası yok. Neden boğdurayım ki, görev vermiş"diyen Şevki Yılmaz 2019 seçimlerine ilişkin ise şu ilginç yorumu yaptı:

"Biz 2019'da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne'den başlayarak Erzurum'a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak. Bunu Haçlılar planlamış, yemini var, kağıdı var. Vaktim yok."
https://www.internethaber.com/edirneden-hakkariye-her-sehir-arakan-gibi-yakilacak-1808332h.htm?fbclid=IwAR3n1NgUizCLKMnhGnIBdxAtSvxmMQX_N_TTBl-QfBrILMj454BlnVI2IH

Kurnaz yazar olan Şevki Yılmaz suçtan yırtmak için "bunu haçlılar planlamış,yemini var, kaydı var, vaktim yok" demiş ama yeminin kağıdını, belgesini ortaya koymamıştır. Tabi ki mesajı muhalif kesime ulaşmıştır.

Olaylar bununla da kalmamıştır. AKP hükumeti öncesinden beri, R.T.Erdoğan ile de hemşehri olan adi suçlu, mafya önderi olarak bilinen bir şahıs da Hükumetin çatısı altında sığınma bulmuş ve her kesime tehditler yağdırmaya o da katılmıştır;

Sedat Peker'den açık tehdit: Diktatör diyenleri asacağız

Suç örgütü lideri Sedat Peker, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eleştirenleri en yakın bayrak direklerine ve ağaçlara asmakla tehdit etti.
Daha önce hakkında 'halkı kin ve nefrete tahrik'ten suç duyurusunda bulunulan suç örgütü lideri Sedat Peker, bugün yaptığı konuşmasında seslendiği kitleye "Azrail Aleyhisselam'ın yardımcısı olabilmek için memuriyet dileyin" çağrısı yaptı. Peker ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan'a diktatör diyenleri en yakın bayrak direklerine ve ağaçlara asmakla tehdit etti.

'AZRAİL'İN YARDIMCISI OLABİLMEK İÇİN MEMURİYET DİLEYİN'
Sedat Peker, "Kardeşlerim benim yaptığımı yapın. Her gece dua ederken yüce Allah'tan Azrail Aleyhisselam'ın bu şerefli görevi yerine getirirken, bizim de içinde yer alabileceğimiz bir memuriyet dileyin. Azrail Aleyhisselam'ın yardımcısı olabilmek için memuriyet dileyin" şeklinde bir açıklama yaptı.
'DİKTATÖR NEYMİŞ GÖRECEKLER'
Peker açıklamasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 'diktatör' diyenlere yönelik şu sözleri sarf etti:
"Bu şımarmış, devletimizin devlet olma geleneğiyle onlara sağladığı imkanlardan dolayı şımarmış bu kişiler sayın cumhurbaşkanımız için diktatör diyorlar. Bizim haklarımızı elimizden aldı diyorlar. Bunun gibi çeşitli suçlamalar yapıyorlar. Ancak ben biliyorum ki onlar yatsınlar kalksınlar bizim devletimizin devlet olma geleneğindeki öğretilere dua etsinler.
Yüce Allah korusun, eceliyle bile olsa sayın cumhurbaşkanımızın bu dünyadaki misafirliği biterse, onlar diktatör neymiş görecekler. Yüce Allah’ın izniyle onlara yakınlık duymuş, onlarla yol almış, onlarla daha sonrasında yolunu ayırmamış bütün herkesi en yakın bayrak direklerine asacağız. En yakın ağaçlara asacağız"
'CEZAEVLERİ DE BİR GÜN BASILACAK'
Peker tehditlerini şöyle sürdürdü:
"Bazı aşırı solcular kendilerince nostalji yapıp Bastille Cezaevi’nin geçmişte basılmasını Maltepe Cezaevi’ne yürüdükleriyle eşitleyip kendi aralarında sohbetler yapıyorlar. Tabii ki bunlar duyan kulaklar tarafından duyuldu. Neymiş, Maltepe Cezaevi’nin basacaklarmış, arkadaşlarını çıkaracaklarmış. Büyük bir devrimin başlangıcı olacakmış. Onların düşündüğü gibi cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak vallahi onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra o cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine." (HABER MERKEZİ)

Sedat Peker, 'Evet' kampanyasına tehditleriyle katıldı

Futbol Yorumcusu Rıdvan Dilmen'in başlattığı 'Evet' kampanyasına suç örgütü lideri Sedat Peker de katıldı.
Ülkeye 'Başkanlık sistemi'ni getirmek isteyen anayasa değişikliği referandumu için Futbol Yorumcusu Rıdvan Dilmen'in başlattığı "Evet" kampanyasına suç örgütü lideri Sedat Peker de katıldı.
'AK Troll' Taha Ün'ün davetine yanıt vererek bir video paylaşan Peker, "Referandumu gerçekleştirmeyeceğini söyleyen birçok insan var ve bu sayı son günlerde nedense daha da fazlalaşıyor" gibi bir iddia ortaya attığı konuşmasında "Referandumu yapmamak adına sokaklara çıkan birileri olursa onları sokaklarda bekliyor olacağımızı şimdiden özellikle söylemek isterim" tehdidinde bulundu.
Sedat Peker, 1 Kasım seçimleri öncesi "Oluk oluk kan akıtacağız" tehdidiyle de gündeme gelmişti. Peker daha sonra aynı ifadeyi barış imzacısı akademisyenler için de kullanmıştı.
Peker'in açıklaması şöyle:
“Aslan kardeşim, mesajını aldım. Gazete patronlarının, basın kuruluşu sahiplerinin geçmişte olduğu gibi elleri cebinde pijamalarıyla liderlerimizi evlerinde karşılayamaması için, bu ülkenin onurlu bir vatandaşı olduğumdan dolayı mutlaka ‘Evet’ diyeceğim. Tüm dünya mazlumlarına umut olmuş bir Türkiye’nin, koalisyon hükümetlerinin elinde çürümemesi ve o ulusların da umutlarını kaybetmemesi adına mutlaka ‘Evet’ diyeceğim.
Türk – İslam davasının lideri cennet mekan Alparslan Türkeş’in, gençliğimizin efsane isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu başkanın isteği ve savunduğu fikir olduğu için partili cumhurbaşkanlığı sistemine mutlaka vefa duygumdan dolayı ‘Evet’ diyeceğim. Mahkeme-i kübrada onlarla karşılaştığım zaman gösterdiğim vefadan dolayı utanç içinde asla onlara karşı olmayacağım.
Sokakları yakarak ve yıkarak referandumu gerçekleştirmeyeceğini söyleyen bir çok insan var ve bu sayı son günlerde nedense daha da fazlalaşıyor. 15 Temmuz’da Fethullahçı Terör Örgütü’nün üyelerine karşı nasıl ki sokaklarda olduysak, referandumu yapmamak adına sokaklara çıkan birileri olursa, onları sokaklarda bekliyor olacağımızı şimdiden özellikle söylemek isterim. Sırf bunun için bile ‘Evet’ diyeceğim.
Kardeşlerim, dostlarım ben varım. Sizler de var mısınız?" (HABER MERKEZİ)

Akademisyenleri tehdit eden Sedat Peker şiddeti azmettirdi'

Barış İçin Akademisyenleri 'Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız' diye tehdit eden Sedat Peker, hakkında açılan davaya katılmadı.
Cansu PİŞKİN
İstanbul 

Barış İçin Akademisyenleri tehdit eden suç örgütü lideri Sedat Peker hakkında açılan davanın ilk duruşması Kartal'daki Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Sanık Sedat Peker'in katılmadığı duruşmada akademisyenler, maddi ve manevi zarar gördüklerini dile getirerek, söz konusu tehdidin toplumu hedef aldığını savundu. 
Barış İçin Akademisyenler’in 11 Ocak 2016'da kamuoyuyla paylaştığı “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin ardından kendisine ait internet sitesinde 13 Ocak 2016'da imzacı akademisyenleri tehdit eden Sedat Peker, “Sözde Aydınlar Çanlar İlk Önce Sizin İçin Çalacak” başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Sedat Peker, “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” ifadelerini kullanmıştı. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Özgürlükçü Hukukçular Derneği Ankara Şubesi ve akademisyenlerin ihbar ve şikayetleri üzerine Peker hakkında "tehdit" ve "suç işlemeye tahrik" suçlarından toplam 1 yıl 4,5 aydan 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. 
İddianamede şüpheli Peker’in savunmasında bahse konu yazıyı bizzat kaleme alıp yayınladığı, ancak suçlamaları kabul etmediği, yazı içeriğinin bir öngörüden ibaret olduğunu söylediği ancak beyanatın diğer vatandaşları, müştekilere zarar verme yönünde tahrik ettiğini ve ayrıca şahsen tehdit iradesi taşıdığı belirtildi.
'SANIK TÜM TOPLUMU HEDEF ALMIŞTIR'
Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, suç duyurusunda bulunan 26 imzacı akademisyen ve avukatları ile Sedat Peker'in avukatları hazır bulundu. Sanık Sedat Peker ise duruşmaya katılmadı.
İlk olarak savunmasını yapan Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, "28 yıldır üniversitedeyim. Emekçilerin, insanca çalışma ve yaşamalarını sağlayacak ekonomik ve sosyal haklarını önceleyen, çalışmalar yapan ve bu bağlamda demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne inanan bir akademisyenim. Akademik faaliyetlerimin bir parçası ve gereği olarak düşüncelerimi çeşitli yollarla kamuoyuyla paylaşırım. Çalışma ve paylaşımımdan ötürü tehdide maruz kalmak sadece ben değil tüm akademi ve akademisyenlerin de tehdit edilmesi anlamına gelmektedir. Bilimsel çalışmalar ve savunulan düşüncelerin ölümle tehdit edildiği ülkede bilimin gelişmesi, barışın, demokrasinin olması mümkün değildir. Sanık akademik faaliyetlerimi ve dolayısıyla tüm toplumu hedef almıştır" diyerek davaya katılma talebinde bulundu. 
'PEKER'İN BEYANI NEFRETİN TOPLUMSALLAŞTIRILMASIDIR'
Akademisyen Beyza Üstün ise 33 yıldır akademide olduğunu belirterek, "Üniversitede kaldığım sürece doğadan ve toplumdan yana çalışmalar yaptım. Yaşamın ve yaşam alanlarının özgürlüğünü önemsiyor, halkların eşit ve barış içinde yaşamasından yana mücadele ediyorum. Bu davranış somut, kişiye özgü sonuçlanan beyan değil, nefretin toplumsallaştırılması ve yaygınlaştırılmasıdır, şiddete azmettirmektir. Azmettiriciliği nedeniyle cezalandırılmasını istiyorum" diye konuştu.  
Akademisyen Adem Yeşilyurt maddi ve manevi zarar gördüğünü söyleyerek, "672 sayılı KHK ile ihraç edildim. Sabah buraya gelirken eşim 'Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız diyen adama yüzünü göstermeye korkmuyor musun' diye sordu. Korkuyorum ve cezalandırılmasını istiyorum" dedi. 
Bunun üzerine Peker'in avukatı, "İşten çıkarılmasına sebep olan 672 sayılı KHK'nın gerekçesi nedir? Bunun müvekkilimle ilgisi nedir? Bunun aydınlatılmasını istiyorum" diye itiraz etti. Akademisyenlerin avukatları Oya Meriç Eyüpoğlu ise, "Müvekkilim, maddi zararda oluşturulan kamuoyunu ifade etmiştir. Söz konusu sorunun bu davanın konusuyla ilgisi yoktur" diye konuştu.  
'MANEVİ ZARAR TOPLUMSALDIR'
Prof. Gençay Gürsoy da 50 yıl akademisyen olarak hizmet etmiş emekli bir öğretim görevlisi olduğunu söyleyerek başladığı savunmasında "Tehdidin kışkırtma içerici olduğunu düşünüyorum. Ciddi bir tehlike, kışkırtma söz konusudur. Maddi zarar ölçülemez, manevi zarar toplumsaldır. Doktora öğrencisi olduğunu ifade eden İrfan Keşoğlu, imzacı akademisyenlere yönelik nefret söylemi yüzünden akademik hayatının başlamadan bittiğini düşündüğünü kaydetti. 
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, maddi zararı olduğunu belirterek, "İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyesiyim. Bu suç nedeniyle öğrenci ve hastalarımla bir arada olmak ve 35 yıllık birikimimi 24 saatlik zaman dilimine sığdırarak paylaşmak ve emeğimi ortadan kaldırmak suçu işlenmiştir. Bu maddi zarardır bundan sonra da duruşma günlerinde bu kayba neden olacak. Bilimsel üretim içinde olan insanlar için zaman önemli bir maddi kayıptır. Ölüm tehdidinin yöneltilmesi, davranışının meşrulaştırılması ve toplumun ahlakının örselenmesi söz konusudur o nedenle sanığın cezalandırılmasını talep ediyorum" dedi. 
Akademisyen Yücel Demirer de yargıcı, "Maddi zarar konusunun çok dar sorulduğunu düşünüyorum. Zararın maddi maneviliği bu kadar dar soru içerisinde kuşatılamaz" diye eleştirerek, suçun niteliğinin dikkate alınmasını talep etti. 
'TEHDİT YAKIN, CİDDİ VE KORKUTUCUDUR'
Akademisyenler yaptıkları ortak savunmada, sanık Sedat Peker'in açıklamalarının sadece imzacıları değil, tüm  akademinin de bu tür çalışmalardan imtina etmesine ve korkmasına yol açtığını belirterek, Peker'in cezalandırılmasını istediler. 
Ortak savunma şu şekilde: "Bizler şiddetle işi olmayan, toplum yararına bilimsel faaliyet yürüten kişileriz. 89 üniversiteden 1128 akademisyen ve araştırmacı ülkemizde barış içinde ve insancıl koşullarda yaşama hakkının tesis edilmesi bunun için hukuk içinde çabaların gösterilmesi amacıyla kamuoyunda Barış Bildirisi adıyla anılan bir metin altında bir araya geldik. 
Bildirinin kamuoyuna açıklandığı 11 Ocak 2016 tarihinden itibaren başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere hükümet yetkilileri tarafından son derece ağır hakaret ve ithamlarla karşı karşıya kaldık. Sanık tarafından dile getirilen hakaret ve tehditler suç işleme çağrıları gerek ülkeyi yönetenler, gerek bir kısım dernek, ülkü ocağı ve hatta öğrenci oluşumu, gerekse bir kısım medya kuruluşunun imzacıları açıkça tehdit ettiği, hatta somut olarak tehdit mesajlarının akademisyenlerin odalarının kapılarına asıldığı, fotoğrafların yayınlanıp hedef haline getirildiği bir ortamda yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu tehdit yakın, ciddi ve korkutucudur. Sanığın faaliyetleri biz imzacılara değil aynı zamanda yürüttüğümüz akademik faaliyetlere yöneliktir. Zira bilim insanları olarak bu bildiriye imza atıp düşüncelerimizi paylaşmamız nedeniyle bu tür saldırılara maruz kalmak bu ve benzeri bilimsel çalışmalar yapmayı akademik özgürlükleri kullanmanın en önemli araçlarından olan düşünce açıklamalarında bulunmayı engeller. Böylece akademik özgürlüklerin kullanımını da sakat bırakır. Nitekim böyle olmuş sanığın açıklamaları sadece biz imzacıların değil bizlerin dışındaki tüm  akademinin de bu tür çalışmalardan imtina etmesine ve korkmasına yol açmıştır. Akademik faaliyetlerin aksamasının akademik toplumsal görevlerini yerine getirmesini engellemesinin yanı sıra çoğunlukla farklı düşüncelere yönelik önemli bir gözdağı içeriği de malumdur." 
Tüm bu hususların dikkate alınmasını isteyen imzacı akademisyenler sanığın tehditlerinin doğrudan muhataplarından biri olduklarını söyleyerek, davaya katılmayı ve Peker'in cezalandırılmasını talep etti.
'GÜVENLİĞİMİZDEN MAHKEME SORUMLUDUR'
Avukat Veysi Eski, Özgürlükçü Hukukçular Derneği'nin de şikayetçiler arasında olduğunu ancak derneğin KHK ile kapatıldığını hatırlattı. Eski, "Toplumda 'suç örgütü lideri' olarak bilinen sanık iddianamede geçen sözleri sarf ederek toplumda ve imzacı akademisyenlerde korku ve paniğe neden olmuştur. Derneğimizin tüzüğü gereği suç duyurusunda bulunduk. Bölgede yaşanan baskı ve katliamlara karşı mücadele ettiği için Kürt illerinde yaşanan hak ihlallerine dair rapor hazırladığı için kapatılmıştır. Ancak biz üyeleri olarak barış bildirisine imza atan akademisyenlerin avukatlarını üstlendik ve bütün müvekkiller adına katılma talebinde bulunuyoruz" dedi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası avukatı İlkay Bahçetepe de imzacılar arasında üyelerinin bulunduğunu belirterek müdahil olmak istedi. 
Akademisyenlerin avukatlarından Oya Meriç Eyüpoğlu, ceza yargılamasında sanığın nerede olduğunun sorulması ve tespit edilmesi gerektiğini belirterek mahkeme tarafından bu hususun sorulmamış olmasını eleştirdi. Eyüpoğlu, "3 saattir devam eden yargılamada sanığın nerede olduğu mahkemeniz tarafından sorulmamış zapta geçirilmemiştir. Ceza usul hükümlerine göre sanığın ifadesi alınmadan sanık vekillerinin esasa ilişkin savunmaları alınamaz. Ama yargılama boyunca davanın esasına ilişkin beyanda bulunulmasına izin verilmiştir. Yargılamanın selameti açısından nasıl bir gerçekle karşı karşıya kalacağımız tüm taraftarda kaygı oluşmasına sebep olmuştur. Aslolan sanığın beyanının alınmasıyla yargılamanın başlaması olduğu için daha 2 gün önce medyada Beykoz'da bir törende olduğuna ilişkin haberler çıkan sanığın neden huzurda olmadığı ve neden huzura alınmadığını soruyor ve hakkında ifadesi alınmak üzere yakalama kararı verilmesini istiyoruz. Sanığın herhangi bir gerekçeyle vekiller ve müvekkiller yokluğunda ifadesinin alınmasını kabul etmediğimizi ve CMK gereğince doğrudan kendisine soru sorma hakkımız kullanacağımızı beyan ediyoruz" dedi. 
Avukat Tamer Doğan da sanık savunması alınmadan esasa ilişkin beyanda bulunmayacaklarının altını çizdi. "Basit bir tehdit suçuyla karşı karşıya değiliz" diyen Doğan, Peker'in sıradan bir insan olarak algılanmaması gerektiğini söyledi. Doğan, "Sanık bir çağrı yaptığında harekete geçeceğini bildiği paramiliterler bulunmaktadır" dedi. Doğan, Peker'in zorla getirilmesini ve isnat edilen suçlar açısından tutuklu yargılanmasını talep etti. Doğan, şikayetçi olan imzacı akademisyenlerin isimleri, açık adresleri ve avukatlarının isimlerinin dosyaya dahil edildiği için olası tehdit veya bir suç girişiminde sanık ve sanık vekillerinin sorumlu olacağını söyledi ve "Güvenliğimizden de sayın mahkeme sorumludur" diye ekledi. 
Avukat Ahmet Baran Çelik de Peker hakkında zorla getirme talebinde bulunarak "Tehdit mesajında müslüman Türk tanımı yapıyor ve bu tanımdaki insanların oluk oluk kan akıtıp kanlarıyla duş alacağını söylüyor. Bu ifadesiyle Türklüğe hakaret ettiğini düşünüyor ve TCK 301 gereği suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum" dedi. 
DURUŞMA 9 HAZİRAN'A ERTELENDİ
Peker'in avukat Kemal Levent ise, halası vefat ettiği için Peker'in katılamadığını ancak gelecek celse hazır bulunacağını söyledi. 
Mahkeme, suç duyurusu taleplerinin gelecek hafta değerlendirileceğine, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası'nın suçtan doğrudan zarar görme unsuru oluşmadığı için reddine, Peker'in sanık müdafi tarafından gelecek celse hazır edilmesine, ÖHD'nin katılma talebinin daha sonra 
değerlendirilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı, 9 Hariran 10:30'a erteledi.
https://www.evrensel.net/haber/306751/akademisyenleri-tehdit-eden-sedat-peker-siddeti-azmettirdi


Ekrem İmamoğlu'na tarikatçılardan ölüm tehditleri

31 Mart Seçimleri'nde en fazla oyu alarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen, geçersiz oyların sayımından dolayı mazbatasını alamayan Ekrem İmamoğlu'na birçok bakanlığa sızan Menzil Tarikatı'ndan olduğu iddia edilen kişiler sosyal medya üzerinden ölüm tehditlerinde bulunmaya başladı. Ölüm tehdidinde bulunan şahıs Bahçeli ve Sedat Peker'i referans verdi.
07 Nisan 2019 Pazar 23:01


İstanbul’da oy kullanılan 31 bin 186 sandığın yüzde yüzde 88.6'sında geçersiz oyların sayımı tamamlandı. Son YSK seçim sonuçları verilerine göre; Ekrem İmamoğlu, 15 bin 871 oyla önde görünüyor. Süreç bu şekilde devam ederken AKP'den İstanbul'un tamamında oyların tekrar sayılması talebi geldi. AKP İstanbul İl Başkanlığı, İstanbul'daki 38 ilçede oyların yeniden sayılması talebine ilişkin dilekçesini, Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) gönderilmek üzere İl Seçim Kurulu'na verdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ise, Büyükçekmece'de seçimin iptaliyle ilgili talepleri olduğunu bildirdi.


Tüm bunlar yaşanırken sosyal medya üzerinden 31 Mart Yerel Seçimleri'nde en fazla oyu alan Ekrem İmamoğlu'na ölüm tehditleri başladı. Menzil tarikatından olduğu iddia edilen kişilerİmamoğlu'na ölüm tehditleri yağdırdı. 
Twitter hesabında kendini oyuncu olarak tanıtan, daha önceki tweetlerinden Menzil Tarikatı üyesi olduğu anlaşılan onaylı twitter hesabı sahibi Recep Terzi isimli kullanıcı, "İmamoğlu mazbata yerine imamın kayığına binecekmiş. #Organize Usulsüzlük" diye yazdı. Terzi'nin tweetinin altına yine Menzil Tarikatı mensubu olduğu anlaşılan Ehlibeyt isimli twitter hesabı, "İyi olur. Biz de helvasını yeriz ardından" ifadelerini kullandı.

Bu tweetlerin altına yüzlerce tepki geldi. Tepki gösteren vatandaşlar Terzi'nin suç işlediğini belirterek Emniyet Genel Müdürlüğü'nü ve İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırdı. Terzi, bu yorumlara rağmen tweeti silmedi ve bu konu hakkında bir açıklama yapmadı. Tam aksine kendi tweetini retweet yaptı...."


Devletin kuralları hem dini rejime dayandırılmış hem de mafya devleti olmuştur.

Dincilere, yobazlar her şey serbest anlamını çıkarmak ülkemiz adına hiç de hoş bir şey değildir.
Şimdi, önce TCK yı sonra da dinlerin "suç olan" ayetlerini, dinci yobazlardan birinin örnek "suç olan" açıklamasını okuyalım.



TCK 216/1/2/3
“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

Madde 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Şimdi TCK 216/3'ü Anayasanın 24 maddesindeki aşağıdaki bentteki suçları dinler işlerse;
Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."
Hükmüne rağmen bu dinlere inanan Yahudi, Hristiyan ve Müslüman toplumlar ve onlardan doğan kökten dinci terör örgütleri  beraat mı ettirilmelidir veya bu dini emirler bir şekilde halkın gözünden bir şekilde düşürülmeli midir;
Dinlerden örnekleri verelim;

Tevrat Yasanın Tekrarı Kitabından;


Yas.7: 2 Tanrınız RAB bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz. Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız.
Yas.7: 3 Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız.

Yas.7: 24 Krallarını elinize teslim edecek; adlarını göğün altından sileceksiniz. Onları yok edene dek kimse size karşı duramayacak.
Yas.20: 13 Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan
Yas.20: 14 Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz;

Bu düşmanlıklar TCK216/1;2;3 MADDELERİN TÜMÜNE AYRICA SAVAŞ ÇIKARTMA VE TERÖR SUÇLARINA GİRMEKTEDİR.

Şimdi de Kur'an ayetlerinden,Tevrat'tan daha beter tehditler okuyalım. Bu ayetler, çocukları ana-babaya, kardeşi kardeşe, karıyı kocaya ve bütün ülkeyi bir birleri ile boğazlaşmaya sevk eden ayetlerdir ki Tevrat ayetleri en azından Yahudileri birbirne düşümediğinden kısman masum sayılabilir.

Kuran Tevbe Süresi
9; 1:Allah ve resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih bildirimidir!(ultimatom)

9;5 - Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Müşrikler peygamberi sürmüş, o ise onları ölüme mahkûm etmiştir.
9;13 Antlarını bozan ve Elçiyi yurdundan çıkarmaya kararlı olan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Hâlbuki sizden önce savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz bilin ki Allah, kendisinden korkmanıza daha layıktır.

9;14 Onlarla savaşın ki sizin ellerinizle Allah onlara azap etsin, onları parçalasın, size zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın.
Aileden başlayıp herkese düşmanlık aşılıyor.

9;23 Ey inanıp güvenenler! ayeti görmezlikten gelmeyi (kafirliği), inanıp güvenmeye (imana) tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile yakın dost (veli) edinmeyin. Kim onları dost edinirse, onlar kendilerine yazık etmiş olurlar.
Kim peygamberin tebliğine inanmazsa pisliktir, eski dini ibadetleri yasaklanmıştır;

9;28 Ey inanıp güvenenler! O müşrikler[1*] birer pisliktir; bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul kalmaktan kokarsanız[2*], Allah emir verdiği takdirde ilerisinde ikramıyla sizi zenginleştirecektir. Allah bilir, doğru kararlar verir."
Bu ayetleri çoğaltmak mümkündür.

Tevrattan İslam'a uzanan Türk düşmanlıklarını sırasıyla okuyalım;

Din Kitapları suç işlemeye devam ediyor;

Şimdi Tevrat'in Türk düşmanlığı;
Hezekiel kitabı 39


“İnsanoğlu, Gog’a karşı peygamberlik et ve ona de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog, sana karşıyım. ,
2 Seni geri çevirip sürükleyeceğim. Seni uzak kuzeyden çıkarıp İsrail’in dağlarına getireceğim. 
3 Sol elindeki yayını vuracak, sağ elindeki oklarını düşüreceğim. 
4 Sen de askerlerinle senden yana olan uluslar da İsrail dağlarına serileceksiniz. Sizi yem olarak her çeşit yırtıcı kuşa, yabanıl hayvana vereceğim. 
5 Açık kırlarda düşüp öleceksiniz. Çünkü bunu ben söyledim. Egemen RAB böyle diyor. 
6 Magog’un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.
Ruhsal sorunlu bir tanrı. İlle de tanınmak istiyor, tam psikiyatri vakası;,

7 “ ‘Halkım İsrail arasında kutsal adımı tanıtacağım. Bundan böyle kutsal adımın aşağılanmasına izin vermeyeceğim. Uluslar benim İsrail’de kutsal olan RAB olduğumu anlayacaklar. 
8 O gün yaklaştı! Söylediklerim olacak. Egemen RAB böyle diyor. Budur sözünü ettiğim gün!
9 “ ‘O zaman İsrail kentlerinde yaşayanlar dışarı çıkıp topladıkları silahları yakacaklar. Küçük büyük kalkanları, yayları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar. Bunlarla yedi yıl ateş yakacaklar. "
Bu resmen, İsrail'e en az 5000 km uzakta yaşayan, İsrail'den haberi olmayan bir millete yapılan tehdit,tam tanrıya yakışır bir davranış, tabi İsrail tanrısı paranoyak tanrı, deyince gene dini değerleri aşağılama suçu işlemiş olacağız. Ama tanrıya veya bunları "Tanrı kral" halkı kendisine ibadet ettiren olarak yazdıran I.Constantin midir acaba?

Bira da İslami Hadislerden alalım;
Hz Muhammet'e Göre Türkler Şeytanın ordusu.

Bunlar da Tanrı Kral olan ve Anadolu, Arabistan halklarının da imparatora sadakatlerini göstermek için Sezar'ın evlatlığı Antonius'tan beri zorla ibadet ettirildiği Roma imparatoru Herakles'in emirleri mi acaba?İşte aşağıda Hz.Muhammed (S.A.V)’nin bizzat kendi hadisleri;

“Mirac gecesi Allah beni Yecüc ve Mecüclerin yanlarına gönderdi; Onları dine davet ettim; kabul etmediler.. Onun için onlar, Adem ve İblis neslinden Allah’a asi gelenlerle birlikte cehenneme gireceklerdir”.

Bir diğer hadis;

“Küçük gözlü, kırmızı yüzlü ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yapmadıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır.”

(Bu adlar Hz. Muhammed’in hadislerini toplayan altı kişiden en doğru yazmakla ünlenenlere aittir.) Buhari-K. Cihad 95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66

Medine Cinleri Müslüman yılanlarmış, öldürmek yasakmış.
Evine giren yılanı öldürmeye çalışırken ölen Arap için Muhammet bunları diyor;

‘Arkadaşınız için Allah’a istiğfar edin! Kuşkusuz ki Medine’de Müslüman olmuş bir takım cinler vardır. Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün mühlet verin! Eğer bundan sonra yine de görünürse onu öldürün! Çünkü o bir şeytandır!’ buyurdu.”
Müslim 2236/139, Muvatta 2/976, Ebu Davud 5257, Tirmizi

Türklerin Medine yılanları kadar kıymeti yok. Mevali, azadli köle. Her ne yaparsa faydası sahibine olan köle.


Tevrat'ın "Yahudiler dışındaki tüm insanlığı soymay öldürmeyi, yok etmeyi" emreden ayetleri ile Kuran'ın her aileden her millete insanlığı birbirine düşman eden ayetleri ve hadisleri suç ise dinler yasaklanmalıdır.

Bunlar suç teşkil etmiyorsa, bunları eleştirmek de suç olamaz.

İşte okuduğunuz gibi Tanrı kralların hedeflerini yazdırdıkları düşmanlıkların her türünü içeren bu kutsal kitap ayetleri, savaş çıkarmak, uluslararası düşmanlık yaratmak, aile içi düşmanlık yaratmak, herkesi birbirine düşürmek, yok yere masum insanların canlarının alınmasına, mallarının ve çocuklarının yağmalanıp köle edilmesine kısaca dinlerin FETİH", bilimin SÖMÜRGECİLİK dediği, insanı insan önünde aşağılatan her şeyi emretmeleri serbesttir.
Bunlara "yok" dersen, sapıksın, kafirsin, müşriksin, katlin vaciptir artık.
Son 40 yıldır, Taliban, El Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi sayısız dini örgüt tarafından bu şekilde öldürülen, yağmalanan köle edilen, tecavüz edilen insanlık çağı başlatılmış oldu.

TCK 216 sadece dinleri eleştiren ve kanaatlerini yazanlar, Anayasamız göre, "terörü övmedikçe, terör tahrikçiliği yapmadıkça dinler hakkında yazılan kanaatlerinden dolayı kimse yargılanamaz" ilkesine göre suçlanamazlar. 
Bunu bozmak için uydurulan TCK 216 maddeleri, yukarıdaki insanlık dışı suçları tanrı emri diye yazan dini metinleri ve onları tanrı emri sayıp halkı kin ve düşmanlığa sevk eden gerici tehditlere sadece bir örnek olan Şevki Yılma Sedat Peker beylerin tehditlerini yargılamayacak da tamamen ensest, biseksüel Arap geleneklerine göre yaşamı kimine peygamber, kimine göre Allah sayılan dini kişiliklerin cinsel yaşamları ve tercihleri dini metinlerde yer aldığı şekilde ve bu dini kişiliklerin kendilerinden olmayanlara kullandığı hakaret, aşağılama ve yok etme tehditlerinden çok daha hafif din kitaplarının terimleriyle tanımlamak nasıl suç olabilir?

Dini değerlerin insanı aşağılamalarından geçtik, insanlığın tümünü kazımakla insanlığı tehdit ettiği dünyada, bu tehditlerin terör örgütleri, cemaatler ve siyasal iktidarlarca yapıldığı bir dünyada ve ülkemizde dini değerleri kendi diliyle tanımlamak, nasıl aşağılamak ve suç olarak yorumlanabilir?

Alaeddin YAVUZ

Dinlerin hiç biri dünya genelinde ortak bir ahlakı temsil etmez. Bir toplumda ekmek su kadar olan bir cinsel yaşam şekli, başka toplumda sapıklıktır.
Bu video en iyi örneğidir.
GELENEKSEL OLARAK ÇEKİRDEK AİLE İÇİ CİNSEL İSTİSMAR MAĞDURESİ, 
LEV TAHOR YAHUDİSİ CATHY O'BRİEN'IN 
ANNE VE BABASININ DA CİNSEL İSTİSMAR MAĞDURLARI 
OLARAK YETİŞMELERİNİ ANLATTIĞI AÇIKLAMALARI