20 Nisan 2011 Çarşamba

DAYATMA EGITIM KIME HIZMETCI YETISTIRIR

DAYATMA EĞİTİMLE YARATILAN VATANDAŞIN KALİTESİ KİME YARAR?

Küresel Güçler

Bu gün haber kanallarını gezerken EURONEWSTURKEY” kanalını seyrediyordum. AB’nin yayın organı olan ve Türksat üzerinden de yayın yapan bu kanalın Türkçe yayınları oldukça yoğun. Bu günkü yayınlarında dikkatimi çeken AB Eğitim Komisyonu başkanı olan Grek asıllı Bayan AndroullaVassiliou’nun başlattığı “Eğitim fonlarını kesmeyin” kampanyası oldu.


Bayan Vassiliou’nun tespitlerine göre Avrupa Birliği bütçe harcamalarında %30’un üzerinde bir kesintiye gitmişti ve AB’nin gelecek 20 yıl içinde %3’lük büyümeyi sağlayabilmesi için ihtiyacı olan İki Milyon araştırmacının yetişebilmesi için eğitim fonlarının kesilmesi değil arttırılması ve yüksek eğitimimin de teşvik edilmesi gerekiyordu.

Androulla Vassiliou
Avrupa Birliği ülkelerinde eğitim kalitesi düşmüştü,15 yaş gurubundaki gençler arasında “okuma zorluğu çekenlerin oranı” da hayli yüksekti. Buna ek olarak da 15 yaş grubunda eğitimi terk edenlerin oranı İspanya’da %31 ki bu oran AB ülkelerinin Almanya dışındaki üyelerinde ortalama bir rakamdı. Amerika’da bu oran %41’i diğer dünya ülkelerinde ise bu oranı katlayarak yükseliyordu.

Bayan Vassiliou’nun tespitlerinden çıkardığıma göre, dünya ülkelerinin eğitim, ekonomi, siyaset ve her alandaki faaliyetlerini düzenleyen “İngiltere-Amerika merkezli Küresel Sermaye” bu oranların gerçekleşmesinde etkili olmuş olabilir mi? Diye düşündüğümde olabileceği yönünde sonuç çıkarmamı sağlayan birçok veriyle kafam doluverdi.

Okuma yazama oranının yükselmesi haliyle gereklidir. Çünkü bu gün evimize aldığımız en basit bir elektronik cihazın kullanımı için bile neredeyse bir haftadan bir aya kadar kurs görme gereksinimi vardır.
1990’larda üretilmiş bir çamaşır makinesini bile taşıdığı özelliklere göre bilinçli kullanan ev kadını oranının %0,1 olduğuna kendi çevremden şahidim. 

Dünyanın parasını verip evimize doldurduğumuz televizyonların bile farkına varmadığımız birçok özelliklerini kullanamadan eskitmekteyiz. Çoğumuz tüketim çılgınlığına, komşuya, hısım akrabaya, arkadaşa hava basmak için aldığımız bu cihazların özelliklerinden haberdar bile değiliz. 

Misafirliğe gittiğim birçok evde kullanılan uydu cihazı ve kablolu Tv yayınlarını izleyenlerin en çok seyrettiği kanalları sıralamaktan haberlerinin olmadığını, favori kanal özelliğini dahi bilmediklerine şahit oldum. Bunu kurumlarda fark etmiş olsalar ki, Türksat a kendi kanallarının kanal listesinde öne alınması için değişik şekillerde etki etmeye çalıştıklarına bazı programlarda bunların tartışılmasıyla tanık oluyoruz.
Bu da küresel sermayenin ürünlerinin tüketilmeleri ve kullanımlarının yaygınlaşması için okuryazarlığın üzerinde “orta öğretim” eğitimini şart koştuğu ancak yükseköğrenimini,  hele “kaliteli yükseköğretimin” ise tavsiye edilmediği sonucuna erişiyoruz.

Neden mi?
12 Eylül.1980'de sopadan geçirilen bu gençlerin hepsi "eğitimliydi!"
Kaliteli eğitim insanlardaki “yaratıcılık” yeteneğini tetikler ve sömürülen, ezilen ülkelerin mevcut düzenin çarkını kıracak beklenmedik gelişmelere neden olabilir. Örnek mi, ülkemizde birçok Teknik Üniversite olmasına rağmen, su ile çalışan otomobillerin bile ilk-ortaokul mezunu tamirci çıraklığından yetişme kişilerce ülkemizin gündemine sokulduğunu ve bunlarında geçen birkaç yıl zarfında halka unutturulduğunu hatırlayalım. Diğer yandan işbirlikçi kitle eylemleriyle kaliteli eğitim almış kesimlerin galeyana getirilmesi biraz zordur da ondan.
Diğer yandan, ”orta öğretim” ile eğitimini sınırlandırmış yoğun kitlelerin daha çok klasik dinci, köktendinci, milliyetçi, muhafazakâr siyasetlere kolayca kapıldıkları AKP’nin ve diğer dinci partilerin seçmen gruplarından da bellidir. 

AKP’nin yaptığı üniversite açılımları ile yeni kurulan Üniversitelerin resmen “Yüksek İlkokul” özelliğinde olması mezunlarının hiçbir işe yerleştirilemeyecek olmasından bellidir. 1980’lerde başlatılan Açık Öğretim Fakültesi girişimi de böyle bir şeydi. 

Bu çabalar sonunda eğitim, 1970 öncesi gibi diplomayı gösterince “ekmek kapısı” olma özelliğini taşımaktan çıkarılmış, ama hala “ekmek kapısı” gibi gösterilerek, dershane, özel öğretmen, ek ders, destek kitap pazarlamalarıyla, sadece “dayatılan bir sömürü aracı” haline getirilmiştir. Son yıllarda eğitimin ulaştığı en son rezilliğin adı olan “Şifreli Sınavlar” da bu utanmazlığın, şerefsizliğin sonucuydu.


12 Eylül sopasından,sonra Diplomalı Genç Gazozlarımız oldu.
Çabuk gaza gelen ve muhafazakâr eğilimleri yüksek olan “diplomalı gazozlardan”  ibaret bu grubun, İsrail—Filistin Flotalia ve çakma “One Minute-Van Minüt” olaylarında, terör örgütünün faaliyetlerinde veya bunlara karşı düzenlenen eylemlerde, mitinglerde kolayca harekete geçirildiklerini görüyoruz.

Büyük devletlerin siyasi projelerinin uygulandığı bizim gibi hedef ülkelerin “işbirlikçi “ siyasi, askeri, sivil toplum örgütlerinin, kendilerine verilen “tahrik faaliyetleri” ile kolayca kalabalıkları galeyana getirerek halk desteğini kaptıklarını ve halkı sonucu pişmanlık getirecek maceralara rahatça sürüklediklerini görüyoruz.

Hatta ne kadar “vatansever ve haklı gerekçelerle” düzenlenmiş olursa olsun, yapılan bir “tahrik” eyleminin sınırlarını tespit edecek bir çalışmaya hiçbir miting veya benzeri tahrik eyleminde rastlanılmamıştır. Bu sınırlama konulmadığından da “en haklı” direnişler, tahrik eylemleri kolayca yasa dışı ilan edilivermektedir.
Bu eksiklik bile “kalitesiz eğitimin” bir sonucudur. “Mantık ve Geometri” bilmeyenle konuşamam” diyen Gazalilerin, Sinaların, Erzurumlu İbrahim Hakkıların torunları bu gün,ne yazık ki bu değerlere en yabancı  milletlerdir. 

Olasılıkları hesaplayan bir “mantık yürütme yeteneği”  kimsede yoktur. Siyaset ve eğitimde “kişileri tanrılaştırma salaklığına da”  bu sayede kapılıp gitmekte böylece de iki yakamızı bir araya getirememekteyiz.
Bu gün Pakistan’dan Cezayir’e, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar bütün Türk ve Müslüman coğrafyasında  “İslami Uyanış” ya da “İslam Devrimi” adıyla methedilen kitle eylemlerinin arkasında küresel sermayenin siyasi ve askeri jandarması olan ABD-AB’nin paraları olduğu ortadadır. Daha dün Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad bunu açıklamıştır.

Libya'lı bir Direnişçi
Geçenlerde EURONEWSTURK kanalında yorumsuz yayınlanan bir Libya görüntüsü vardı.Uçaktan paraşütle atlayan askeri üniformalı, sarı saçlı mavi gözlü uzun boylu Avrupalı-ABD’li askerler yere indiklerinde birden üzerinde Arapça yazılar bulunan sivil bir Jeep yanlarına geliyor, makineli tüfekten roketatara kadar silah ve mühimmatları sandıklarla arabadan aşağıya atarak bunlara veriyor, bu askerler hemen silahları monte ediyorlar ve ardından Kaddafi’nin askerlerine saldırıya başlıyorlardı.

Bu kitle olaylarının hepsinde 1925’lerde Afgan Kralı Emanullah Han’ı ülkesinden kovduran “Topal Molla’lardan, Kurtuluş Savaşımızın haini işbirlikçisi Deliüzzaman-ı Said-i Kürdisine, Molla Efgani’sine, İskilip’li Atıf hocasına kadar takiyyeci Haçlı İşbirlikçilerinin günümüz versiyonları iş başındadır.

Bu sinsi “teslimiyet senaryolarına “ iştirak edenlerin asıl beyin takımlarının “Müslüman takiyyesi” yapan aslen Hıristiyan, Yahudi, Yezidi ve benzeri kişilikler olmasına rağmen kitlelerin bunlara aldanıp eylemlere katılması iğrençtir, ama acı bir gerçektir de.


Gene bu “İslami Uyanış” adı takılan işbirlikçi eylemlerin sürdüğü ülkelerin televizyonlarına baktığımda Libya’da sokakların girişlerinin tırlarla, yakılmış engellerle kapandığını ve çatışan her iki tarafın da “Allahüekber” çığlıklarını attıklarına şahit olmak ibret vericidir. Şahit olduğumuz bu iğrenç olaylar, aldatılmışlığı, din birliğinin yıkılmışlığını, bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı, teslimiyetçiliği, köleleşmeyi sergilemektedir. Libya örnekleri Yemen, Bahreyn, Suriye’de farklı şekillerde hızla sürmektedir. Suriye’de iddia edilen ölüm oranları dün 20’nin üzerindeydi. Keza bizde de terör örgütü ve partisi aynı görevi iktidar ve dışardaki cunta ile kol kola yürütmektedir.

Libya'lı El Kaide'ci Genç Gazozlar
Birbirlerinin kafalarına günün her saati durmadan kurşunlar, bombalar yağdıran ve Hıristiyan Haçlı güçleriyle açıkça, çekinmeden işbirliği yapan, kandırılmış bu insan şekilli mahlûklara adını çok zikrettikleri “Allahlarının “ hidayet vermesini dilemekten başka yapacak bir şeyde yoktur.

İşte kitlelere verilen eğitimin kalitesiyle ancak açıklanabilen bu acı verici ibretlik olaylara karışan ahmakları ve ahmaklıklarını başka ne ile açıklayabilirsiniz?
Küresel sermaye kitlelerin eğitimlerinin kaliteli değil, pazarladıkları ürünlerini satın alıp kısmen kullanabilecek, tüketebilecek, reklam kampanyalarını özümseyebilecek,  görsel veya yazılı basın-yayın organlarıyla yapılacak kitle hipnozlarını kavrayacak, onların aldatıcı yalanlarına inanıp alet olacak kadar eğitimi dayatmaktadır.
Yoksa Haçlı dünyası da, kendi ülkelerinde bu hedef ülkelere giderek gönüllü savaşacak “kurbanları”  başka şekilde üretemeyecektir. Dışarıdan ithal edemeyeceğine göre eğitim dümenleriyle kitleleri cahil-aç-muhtaç bırakarak emperyalist amaçlarına kolayca alet edecektir.

Küresel sermayeyi,  yüksek kalitesiz eğitim dahi korkutmaktadır. Hatta  “kaliteli bir orta öğretim” bile korkulu rüyasıdır. Çünkü AB Eğitim Komisyonu Başkanı bayan Vasiliou raporunda AB ülkelerinde bile personel alımlarında “vasıfsız eleman” oranının yüksekliğini ortaya koymuş ve “nitelikli vatandaş” yetiştirilmemesinden şikayet etmiştir.

İşlenilmiş suçu sorgulayacağına "tehdit" eden bir kişilik!
Ben de bu tespitlere aynen katılıyor ve “dayatma eğitim sistemi, dayatma kültür” ile her şeyin kolayca “dayatıldığı ve coşkuyla kabul ettirildiği, koyun sürüsü gibi her yere kolayca sürüklendiği”(!) bir toplum haline getirildiğimizi belirtiyorum.

Dayatma eğitim,12 Eylül 1980 sonrasında, küresel sermayenin ürünlerini tüketen, onun senaryosu olan din manyaklığının militanı olan kendi değerlerinden uzaklaştırılmış aşağılık bir toplum yaratmış, tamamen sömürgeci-emperyalist güçlerin beklentilerine hizmet edecek ürünler (nesiller) yetirştirmiştir.

Bu yüzden, bu gün antiemperyalist, vatansever bir eğitim ve siyaset güdülmeye kalkışılsa bu kitleler bunun en büyük düşmanı olurlar. 
Bu kitleler fedakarlık gerektiren vatansever sömürge karşıtı siyasetleri taşıyamaz, onun faturasını ödeyemezler. 

Vatanseverliğin ve bağımsızlığın faturasını ödeyebilecek sorumluluk sahibi toplumu oluşturmanın ilk adımını bu yazılarla oluşturmaya çalışıyoruz.
Kenan Evren cuntasının yarattığı teslimiyetçi, iç düşmanlıklar yaratan ve körükleyen, köleci zihniyet pisliğine ilk küreği böylece vurmuş olduk. Sağ oldukça arkası gelecektir.

“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!”

Neyse,siz gene yazdıklarıma boş verin, zırvaladım işte!

Adilyargicc

Libya'ya karşı ABD-AB yalanları ve komploları için İngilizce bilenler bakabilirler;
TIKLA- http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=24033