Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

8 Mart 2013 Cuma

KUR'AN ÖLÜLERE DEĞİL DİRİLER İÇİNDİR



KURAN ÖLÜLERE DEĞİL DİRİLER İÇİNDİR!

14 Şubat 2013 günü ölen kızım Yağmur Yavuz’un defin işlemi için belediyenin yaptığı organizasyonu mükemmel buldum. Her şey mükemmeldi. Verilen hizmetlerin ücretsiz olarak ve işi gerçekten severek yapmak isteyenlere verilerek yaptırılmasından çok memnun kaldım.

Dinlere inanmasam da insan evladının bir hayvan ölüsü gibi bir çukura doldurulup, üstünün örtülmesiyle kalınmasını hazmedemiyor. Bunu yaşayarak öğrendim.

Sıkıntılar ise eve döndükten sonra başladı. Eve yedi gün hoca çağrıldı. Yasinler okundu. Gündüzleri de gönüllü komşu kadınlardan birisi gelip o da Ya Sin okudu. Onu da gönderdik bu defa evde misafirler başladılar Ya Sin okuyup tespih çekmeye.

Sordum;
- Bu ne kadar sürecek?
- Yedi gün!
-Niye?
Bilen yok. Adet öyleymiş. Ben açıklayayım! Dedim, açıkladım. Siz de okuyunuz.

Dört büyük kitabın kaynağı olan din putperest Sabi dinidir. Diğer adıyla Mandean/ Mandacılardır. Allah bunların en büyük tanrılarıdır. Ancak Allah’tan da büyük tanrılar olduğu ona emirler verdikleri kutsal kitapları “Cinza D Rba (Öğretmen/Sahip/Rab Za Cini” kitaplarında geçer. Onun da temeli Sümer, Mısır ve Hint dinleridir. Sabilerin yedi gök cismini tanrı saymalarından kaynaklanan bu putperest rakam, bu gök cisimlerinin tanrı değil tayin edilmiş belli yörüngelerde ve belli istikametlere doğru yüzen doğal gök cisimleri olduklarını anlatan Ya Sin Suresinin okunduğu bu anma ayinlerinde, Kur’an’ın canla başla savaştığı putperest ilkelerin tekrarı da ayrı bir trajediydi. 

((Yedi gök cismi; Güneş, Ay, Merih, Venüs, Dünya, Mars, Satürn’dür. Bu gezegenler ile güneş yıldızı Sin/Allah’ın kızı kovulmuş dişi şeytan Er Ruha’nın çocukları olan tanrılardır. Sabiler, Süryaniler, Romalılar, Grekler hep bunlara tanrı diye tapmışlardır. Halen de bu niyetle taparlar. Kur’an bunları Ya Sin, Şems (Güneş), Kamer (Ay) ve öteki birçok surelerde anar ve tanrı olmadıklarını anlatır. Putperestlikle İslam arasındaki fark ta buradadır. Her iki din de namaz kılar, oruç tutar. Müslümandan adlarıyla bile ayrılmazlar. Tanrıların tamamı 360 tanedir.))

Sabilerin Cinza D Rba, Yahudilerin Tevrat ile Zebur’u, Hıristiyanların Pşitto ve İncil’i, Müslümanların Kur’an-ı Kerimi ve öteki dinlerin hatta mitlerin de “Dirilere” gerekli olduğunu savunuyorum. Çünkü kitaplar ölüler için olsaydı mezarlığa, kabirlerin içine indirilirdi.
Sonunda madem bu kadar Ya Sin Suresini seviyorsunuz Türkçesini okuyunuz! Deyip Türkçe Kur’an-ı getirdim. Millet fena bozuldu.

Bilgeler (!) konuştular;
-Kur’an Arapça’dır, Arapça okunur!
-Bunu Türkçeye çeviren ilahiyatçılar niye çeviriyorlar? Allah Türkçe bilmiyor mu?
Bilir de adet te böyledir. İyi de bir şey anlamadan hoca okudu dinledik, komşu kadın hafız geldi dinledik tespih te çektiniz! Şimdi bir de Türkçesini dinlerseniz dinden mi çıkarsınız?
-Yok olmaz. Türkçesinin doğruluğunu bilmiyoruz.

-O zaman sen söyle!
-Ben de bilmiyorum!
-Arapçasını ezbere oku da ona göre Latin harflisinden Arapça sözlükle çeviririz.
-Ben hiçbir sureyi ezbere bilmem!
-Niye ahkâm kesiyorsun ulan, otur yerine o zaman. Hem besmele bile çekemiyorsun bir de fetva veriyorsun! Deyip susturduk.

Türkçe Kur’an’ı okumayı kimse istemedi. Mecburen başladım Yasin okumaya. Dua niyetiyle değil, “Ne demek olduğunu” görsünler diye okuyordum. Ayetleri dinleyenler başladılar;
Aha böyle Kuran hiç duymadım. Aha hiç öyle ayet olur mu? Daha bir alay saçmalıklar ve sonunda herkes dışarı çıktı. Aklıselim ya da beni kırmamak için bekleyen dört beş kişi dinledi.

Böyle Müslümanlık olmasın. Kutsal kitabının ayetini Türkçe diye kabul etmeyen, hiçbir şey anlamadığı, hatta doğru telaffuz edilip edilmediğinden bile haberi olmadığı kekeme hocaların, karıların okumaya çalıştıkları “Arapça olması muhtemel(!)” sözleri huşu içinde dinleyip, bir halt anlıyormuşçasına kafa sallayıp suphanallah çeken salaklar ülkesi olmamız, devlet adamlarımızın da bunlardan olması yüzünden her türlü ahlaksızlık, rüşvet, kap-kaç, vatana ihanet içinde bocalamamız da dinimizin emirleri hakkında hiçbir halt bilmememizdendir.
İçinde bulunduğumuz bu cehalet ortamı, Arapların “Türkler Müslüman Değildir” yakıştırmasını resmen doğrulamaktadır.

Araplar kendi dillerinde olduğu için kısmen anlıyorlar. Diğer milletler kitapları kendi dillerinde okuyorlar, öğreniyorlar, davranışlarını ona göre düzenliyorlar ve bu insanlara adalet, demokrasi, eşitlik, doğruluk gibi kavramları anlatmak, onlarla tartışmak ta mümkün oluyor. Bu yüzden batılı devletler kalkınmışlardır. Okudukça adalet anlayışları, değer yargıları gelişmiştir.
Bizde ise insanlar sağlıklarında yanlarından geçmedikleri gibi, para verip, bir yığın saçma ayinler düzenleyip, tanrı emirlerini ölülere okuyorlar. 

Dirilerin ne dinden ne duadan ne ibadetten haberleri yok. Ama kimse burnundan kıl aldırmaz. “Euzu besmele” çekemeyen adamın yanında birisi “Dinsizim!” demeye görsün her taraf “şehadet şerbeti içmek” için adamı öldürmeye kalkışan Din Manyaklarıyla bir anda doluverir. Sanki peygamber zamanında dinsizler yoktu?
Her ölünün arkasından Sabi geleneklerine göre, Müslüman kisveli Sabi din adamlarınca dinimize sokulan, yedi gün art arda, 40’ncı ve 52’nci günlerinde de okunan bu Ya Sin Suresini okuyalım bakalım.

36 – Yasin Suresi
(Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi)

(Ya-Sin, Selam Sin- Ey Sin demektir. İnsan anlamı olduğu da iddia edilirse de yanlıştır. “Sin” Sabilerin Ay Tanrısının adıdır, “Ya” da Arapçadan dilimize geçmiş olan “Selam”  Türkçesiyle “Ey/Hey” demektir. Bu durumda Allah’ın adlarından birisinin de Sin olduğunu görüyoruz. Tevrat’ın, Zebur’un, İncil’in ve Kur’an’ın esas kaynağı olan, günde yedi vakit namaz kılan, İslâm’ın bütün ayin ve ibadetlerini yapan ama putperest olan Sabilerin/ Süryanilerin kutsal kitabı “Cinza d Rba’da” (Öğretmen/Sahip Za Cin’i) da durum böyledir. Allah en büyük değil, başka tanrılardan emir alan orta dereceli bir tanrıdır. Alaeddin Yavuz)

“”1. Yâ, Sîn.
2. Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,
3. Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin;
4. Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5. Azîz ve Rahîm'in indirdiği üzeresin.
6. Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.
7. Yemin olsun ki, onların çoğuna söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler.
8. Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.
9. Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler.
10. Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar.
11. Sen ancak o zikre/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele!
12. Biz, yalnız biz, ölüleri diriltiriz ve onların önden gönderdiklerini de eserlerini de yazarız! Zaten biz her şeyi apaçık bir kütükte ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.
13. Onlara o kent halkını örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya.
14. Hani, biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: "Biz, size gönderilen elçileriz!"
15. Kent halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
16. Dediler: "Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz."
17. "Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir."
18. Dediler: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık/biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır."
19. Dediler: "Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."
20. Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: "Ey topluluk, bu elçilere uyun!"
21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar."
22. "Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecekmişim ben? Ve sizler de O'na döndürüleceksiniz."
23. "O'ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorluk/zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar."
24. "Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim."
25. "Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!"
26. "Gir cennete!" denildi. Dedi: "Kavmim bir bilebilseydi?
27. Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram edilenlerden kıldı."
28. Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29. Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.
30. Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her resulle mutlaka alay ederlerdi.
31. Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettik! Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler.
32. Ancak herkes toplandığında, onlar da huzurumuzda hazır bulundurulacaklar.
33. Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.
34. Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;
35. Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
36. Şanı yücedir o Allah'ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır.
37. Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler.
38. Güneş, kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Azîz, Alîm olanın takdiridir bu.
39. Ay'a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/birtakım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.
40. Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
41. Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir.
42. Onlar için gemilere benzer, binecekleri başka şeyler de yarattık.
43. Eğer dilersek onları boğarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.
44. Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar.
45. Onlara, "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet edilebilsin!" denildiğinde, hiç aldırmazlar.
46. Çünkü Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.
47. Onlara, "Allah'ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın!" dendiğinde, nankörlüğe sapanlar, iman edenlere şöyle derler: "Allah'ın, dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu."
48. Bir de şöyle derler: "Eğer doğru sözlüler iseniz, bu tehdit ne zaman?"
49. Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekişip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.
50. O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.
51. Sûra üfürülmüştür! Bak, işte kabirlerden, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar.
52. Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman'ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."
53. Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
54. O gün hiçbir canlıya, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılırsınız.
55. O gün cennet halkı bir uğraş içinde eğlenip ferahlamaktadır.
56. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır.
57. Orada kendileri için meyveler var. İstedikleri her şey kendilerinin olacak.
58. Rahîm Rab'den bir de sözlü selam!
59. Ey günahkârlar! Bugün şöyle ayrılın!
60. Ey âdemoğulları! Ben size, "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?
61. "Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!" demedim mi?
62. Yemin olsun, şeytan, içinizden birçok nesli saptırmıştı. Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz?
63. Alın size, tehdit edildiğiniz cehennem!
64. İnkâr edip durmanız yüzünden dalın oraya bugün!
65. O gün, ağızlarını mühürleyeceğiz. Bize elleri konuşacak, ayakları da kazanmış olduklarına tanıklık edecek.
66. Dilesek, gözlerini siler, onları elbette kör ederiz. O zaman yola koyulmak isterler ama nasıl görecekler?
67. Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz. O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler.
68. Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı?
69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahiy edilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur'an'dan başka şey değildir;
70. Diri olanı uyarsın ve gerçeği örten nankörler/inkârcılar aleyhine söz hak olsun diye indirilmiştir.
71. Görmediler mi, ellerimizin yapıp ettiklerinden, kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar, bu hayvanlara sahip oluyorlar.
72. O hayvanları bunlara boyun eğdirdik. Onlardan binekleri vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorlar.
73. O hayvanlarda bunlar için birçok yararlar var, içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
74. Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah'tan başka ilahlar edindiler.
75. Oysaki o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine, bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.
76. Artık onların sözü seni üzmesin! Biz onların sır olarak tuttuklarını da açıkladıklarını da biliyoruz.
77. Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesilmiştir o.
78. Kendi yaratılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Ve bir de şöyle diyor: "Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?"
79. De ki: "Onlara hayat verecek olan, onları ilk kez yaratandır. O, bütün yaratılmışları/her türlü yaratmayı çok iyi bilmektedir."
80. O size, o yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Her şeyi bilen Alîm, sürekli yaratan Hallâk O'dur.
82. O, bir şeyi istediğinde, buyruğu sadece şunu söylemektir: "Ol!" Artık o, oluverir.
83. Her şeyin kaynağı/egemenliği elinde olan o yaratıcının şanı çok yücedir! Sonunda O'na döndürüleceksiniz.””
Okuduğunuz gibi Yasin suresinin 70’nci ayeti “36; 70. Diri olanı uyarsın ve gerçeği örten nankörler/inkârcılar aleyhine söz hak olsun diye indirilmiştir.” İfadesiyle Kur’an’ın “dirileri uyarmak” amacıyla okunmasını emretmekte ve  “sonunda din gününde ona döndürüleceğimiz ifadeleriyle “dirilere din gününün” haber verilmesini emretmektedir.
Ayrıca, güneş ve ayın Sabilerin tapındığı gibi Er Ruha’nın çocukları olan tanrılar değil, tayin edilmiş bir istikamete doğru belli bir yörüngede yüzen, birbirleriyle çatışmayan gök cisimleri oldukları, Sabi putlarının acizlikleri, tanrının gücünün her şeye yeteceği hakkında bilgiler vermektedir. Ölülerin ardından değil dirilerin sağlığında okuyup ibret almaları gereken bilgiler içermektedir.
Fatiha Suresinin Önemi:
İslam İbadet geleneğinde namazın Ayakta/Kıyamda okunmasından, neredeyse her işin başında sıklıkla okunan Fatiha Suresi yaratıcı tanrının özelliklerini sayan ve Müslüman’ın ömrü boyunca izlemesi gereken iki temel kuralı, “din gününden korkmayı, adalete bağlılık, tek tanrının yolundan sapmış kötülerden ve kötülükten sakınmayı” bildirmektedir.
1 – Fatiha (Açılış/Sır/Açıklama/İlkelerin esasları)
1. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla
2. Hamt, âlemlerin Rabbi Allah'adır.
3. Rahman'dır, Rahîm'dir O.
4. Din gününün Mâlik'i/ sultanıdır O...
5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
6. Dosdoğru giden yola ilet bizi...
7. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...
Bizler Arap dilini konuşan, yazan, okuyan milletler olmadığımız için, Kur’an’ı Türkçemize çeviren din adamlarımızın alışkanlıklarından mı yoksa insanların Türkçesinden de bir şey anlamalarını engellemek için mi yaptıkları açık olmayan bazı çeviri hatalarını tefsir (açıklama) ettim.

1- Ayet Tefsiri : “Bi=İlah”; “İsm=Ad”; “El Lah=İlah,Tanrı”;Er Rahman=Koruyan; Er Rahim=Yaşamı içinde barındıran veya daima diri olan, yaşlanmayan” demektir. “Bismillahirrahmanirrahim= Yaşamı içinde barındıran/yaşlanmayan ve diriliğini koruyan tanrının adıyla” Demektir ve birinci ayet tercümesinde yazdığı gibi içinde “Allah” adı yoktur, “Tanrının adıyla” ifadesi vardır.  Yaşar hoca burada asırlardır yanlış yapılagelen geleneğe uymuştur. Müslüman kisveli Sabi/Süryani hocaların yaptıkları kasti hataları o da tekrar etmektedir.

2- Ayet tefsiri  : “El Hamd= Teşekkür ederim”; “El İlahi= Tanrıya”; “Rabb el= Öğretmen/Sahip tanrı” ; “Alemin= Dünyalar” demek olduğuna göre ikinci ayet olan; “El Hamdülillahi Rabbül Alemin=Dünyaların sahibi/öğretmeni olan tanrıya teşekkür ederim” olarak anlamalıyız.

3- Ayet tefsiri : “Er Rahman= Koruyan”: “Er Rahim= Yaşamı içinde barındıran veya daima diri olan, yaşlanmayan” anlamına gelir. “Errahmanirrahim=  O, yaşamı içinde barındıran/ yaşlanmayan ve diriliğini koruyandır!” şeklinde anlamalıyız. “Allah bakidir” ayetinin açılmış halidir.

4-Ayetin Tefsiri :”Malik=Kral, Melik, Sahip”; “Yevm= Gün”; “Ed Din=Din” demektir. Bu durumda dördüncü ayet olan “Maliki yevmüddin!=Din Gününün Meliki/Sultanı/Sahibi  demektir. 
Mısır 'da "Din Günü/Hesap Salonu/Allah'ın Huzuru/Günahların tartılma yeri" kavramında Ay Tanrısı Tut İbiş Kuşu gagalı olan hem günahları sevapları tam ölçer hem de terazinin ibrasini okuyan maymun Aaan olarak ta görev yapar, tam adaleti temsil ederdi. " İnsanın günahlarının konulduğu kalbi Maat'ın tüyünden ağır geldiğinde" timsah tanrı onu yer ve bir daha o insan asla diriltilmez!" inancı vardı.

Din günü” ise, İslâm’dan önceki dinlerde de var olan bir “yargılama gününün” adıdır. İnsanlar ölecekler. Daha sonra zamanı gelince ses Meleği/Meliki  İsrafil Allah’ın emriyle Şura’yı/Borazanı üfleyecek, çıkan ses yeryüzünde tüm canlı yaşamını sona erdirecektir. Bunu Yasin Suresi açıklamış;

Yasin Suresi 36:48, 49 ve 50’nci ayetler;

36:48. “Bir de şöyle derler: "Eğer doğru sözlüler iseniz, bu tehdit ne zaman?"
36:49. “Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekişip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.”
46:50. “O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.”
Allah’ın takdir ettiği bir zaman (milyarlarca yıl olabilir) sonunda tekrar Ses Meliki İsrafil borazanı üflediğinde bütün canlılar topraktan canlanıp ayağa kalkacaklardır. “Kıyamet” yani “Diriliş” günü o gündür. O gün herkesin ellerine hesap defterleri verilecek, Allah’ın huzurunda defterine itirazı olanların itirazları görülecek ve vücut organlarının bile insanın yalanına yalan diyeceği bir yargılama olacak. İşte din günü o yargı günüdür. O yargılamada günahları ağır basanlar cehenneme ceza çekmeye, sevapları ağır basanlar ise cennete keyif sürmeye gideceklerdir.  Bunu yine Yasin Suresinden okuyoruz;

Yasin 36:51,52,53,54’ncü ayetler;

36:51. Sûra üfürülmüştür! Bak, işte kabirlerden, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar.
36:52. Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman'ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."
36:53. Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
36:54. O gün hiçbir canlıya, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılırsınız.

Bundan sonra da cennet  ve cehennem yaşamını anlatan ayetlerle sure devam etmektedir.
Diğer ayetlerin açılımına gerek yoktur.
İslâm günümüzden 1400 yıl once M.S.611’de peygamber Muhammet’e Melek/Melik Cebrail tarafından, sara nöbetini andiran halde fısıltılı sayıklamalardan ibaret vahiy olarak adlandırılan yolla tebliğ edilmiştir.

Muhammet’ten 3000 yıl, günümüzden 5.500 yıl once Mısır firavunlarının mezarına, kıyamette, din gününde dirildikleri vakit din/hesap/yargı/ hüküm günü adlarıyla bilinen günde Allah’ın yargılamayı yaptığı salonun kapısından girmeden önce okuması gereken duayı okuyalım.

Okuyalım ki Taş Devrinde, güneşe ibadet eden ve namaz kılan Mısır piramit rahiplerince yazılmış “Ölüler Kitabından” (Ölüler Kitabı diriler içindir ve dünya yaşamında uyulması gereken tanrı emirlerini içerir.)bu duada anlatılan dürüst, adaletli bir yaşantıya sahip olabilmiş miyiz yoksa Taş Devrindeki adalet anlayışından bile çok çok uzaklarda mıyız?

Yaptıklarınızı en iyi bilen siz olduğunuza göre hakkınızdaki  “Cennetlik/Cehennemlik Kararını” kendiniz veriniz.

MISIRIN ÖLÜLER KİTABINDAN KIYAMETTE ALLAH’IN HUZURUNA, YARGILAMA SALONUNA GİRMEDEN ÖNCE OKUNACAK DUA!

Mısır Ani papirüslerinde Allah'ın huzurunda günahların tartılma yeri olan en büyük ana tanrıça Maati'nin salonu ya da "Din Gününün" yeri.

 “”Ey büyük tanrı, Sana bağlılık yemini ederim ki, Maati’nin Rabbi (Hesap Yeri’nin Sahibi), size sadık biri olarak size geldim, Ey Rabbim(Sahibim, öğretmenim).
Un- Nefer (İlk toprak-yeryüzünün Arş-ı Alanın yaratılışı öncesi) öncesi günlerdeki günahkârları gözleyen kanları ile beslenen tahmini sıfatlarınızla sizi biliyorum ve Maat’ın salonunda bulunan kırk ikinizin de adlarınızı biliyorum.

İşte size geldim ve size (gerçeği, dürüstlüğü ) Maat’ı getirdim.
Senden önce kötüyü yok ettim.
İnsanlara karşı günah işlemedim. Aile halkıma, akrabalarıma karşı baskı yapmadım.
Gerçeğin olduğu yerde yanlış yapmadım.
Değersiz insanları tanımadım.
Kötü amel işlemedim.
İyi olan mazlumu dolandırmadım.
Tanrıların iğrendiği şeyleri yapmadım.
Sahibine iftira eden köle olmadım.
Acıya neden olmadım.
Kimsenin aç kalmasına izin vermedim.
Kimseyi ağlatmadım.
Cinayet işlemedim.
Benim için kimseyi suç işlemeye teşvik etmedim.
Hiç kimseye acı vermedim.
Tapınaklardaki sunuları hileyle almadım, onlardan kazanç sağlamadım.
Hiç kimseyi incitmedim.
Tanrılara sunulan çörekleri yürütmedim.
Ruhlara (ölülerin gibi) sunulan adakları çalmadım.
Zina işlemedim.
Şehrimin tanrısının kutsal yerinde kendimi kirletmedim ( Tapınağa cenabet girmedim). Ölçüyü (tartıyı) azaltmadım.
Arazi ölçüsünü ne arttırdım ne de eksilttim, tam tuttum.
Başkasının arazisine tecavüz etmedim.
Terazinin ölçüsünü (tartıyı) arttırmadım.
Terazinin ölçüsünü yanlış okumadım (söylemedim). Çocukların ağzından sütlerini almadım.
Sürüleri otlaklarından çıkarmadım.
Tanrıların kuşlarına (kutsal kuşlar) kapan kurmadım.
 Bir balığı bir başka balık kullanarak yakalamadım.
Akması gereken suyu kesmedim. Suyolunun engelini kesmedim.(Tarlasını sulayanın suyunu kesmedim, çalmadım veya engellemedim.).
Yanan ateşi söndürmedim.
Seçilmiş et adaklarının zamanını değiştirmedim.
Adak sürülerini kasten yolundan çevirmedim.
Tanrı misafirlerini geri çevirmedim, kovmadım.
Temizim, temizim, temizim…

The Book Of The Dead (Mısır’ın Ölüler Kitabı “Diriler içindir”) ndan Türkçe’ye çeviren
Alaeddin YAVUZ
Emekli Tercüman Polis Memuru

Ayrıca duada geçen “Hesap Yeri” de din gününde “Allah’ın huzuru/Din günü” olarak İslâm’da da yer almıştır. Her namaz suresine başlarken çektiğimiz “Euzubillahimineşeytaniracim” ifadesi de “Allah’ın huzurundan recm ile/taşlanarak kovulmuş şeytanın kötülüklerinden sana sığınırım!” ifadesinde de yer almaktadır.

Yasin Suresi 70’nci ayetin dediği gibi bu dua bile “kıyamette yargılanmak üzere diriltilmiş” diriler içindir. Ölünün nasihate ihtiyacı mı olur?

Ancak, ruh kavramına olan inanç nedeniyle, iyi işleri, sözleri, kişiliğinin olumlu yönlerinin öne çıkarıldığı konuşmalar yapılabilir, maddi olanaklar yeterliyse fakirler doyurulup giydirilebilir. Benzeri dirilere faydalı olabilecek hayırlar yapılabilir.
Sağlığında bir kez olsun gelip ziyaret etmemiş, hayır dua okumamış, yolda görse tanımamış, selâm vermemiş insanların, öldükten sonra gelmelerinin, ölene mevlitler, Kur’an’dan Yasinler okumalarının, hatimler indirtmelerinin, helvalar yapıp dağıtmalarının, ağlayıcılar tutup parayla birilerini ağlatmalarının  hiç bir mantığı yoktur.

Aklı selim din adamlarının putperestlik kalıntısı böyle ayinlerin kaldırılması için toplumu aydınlatma çabalarını artırmalarını, bu aydınlatma işini yapanların sayılarının artmalarını diliyorum.

Böyle bir duayı Mısırlılar dirildiklerinde mezarlarından alıp ezberleyip Hesap Yerine öyle çıkabilmek için mezarlarına koymuşlar.

Ama o mezarın sahibi bu duada olduğu gibi gerçekten temiz yaşayabilmiş midir?
Bilimez.

Günümüzün yedi bin yıllık Keldani sarıklarını, cübbelerini, tapınak fahişe kıyafeti olan çarşaf-peçelerini üstlerine geçirip, sakalı, peçeyi koyverip, Allah adına her türlü hileyi, hurdayı, yalanı, dolanı, yağmayı talanı kendisine hak kılarak ömür geçirenlerin Allah huzurunda “Temizim, Temizim Temizim!” diyebilecek yüzleri olamaz.

Bu nedenle dünya yaşamında her türlü pisliğe batmış Allah adıyla insanları soymuş, ölümlerine neden olmuş, adaleti yaşamlarına sokmamış pisliklerin mezarlarına da böyle bir duanın konulmasına gerek te yoktur.
Çünkü pislikten başka şey değillerdir.