Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

28 Mayıs 2011 Cumartesi

MASONLASTIRILAN DINIMIZ VE SIYASI IKTIDARLARIMIZ


MASONLAŞTIRILAN DİNLER VE SİYASİ İKTİDARLAR

Mason, Siyonist, Yahudi İngiltere-Amerika küresel sermayesi, 18. yy. da başladığı “küresel Mason Dinini” yapılandırma ve yayma işlemini sadece İslamiyet ile sınırlı tutmamış, Hıristiyanlığı da işin içine katmıştır. Şöyle ki;


Bir Rus savaş muhabiri ve ajanı olan Nicolas Notovitch (1858-?) 1887 yılında Tibet-Hindistan’a giderek Hemis manastırında Budist rahipler olan Lamalardan eğitim aldığını ve Hz. İsa’ın Hindistan’da yaşadığını yazar.
Dünyanın Tiranları Bilderbergçiler,CFR,ABD Merkez Bankası ve vatandaşın hali

Yazarın iddiasına göre, Hz. İsa İsrail topraklarının Roma tarafından işgal edilmesini takip eden yıllarda “13” yaşındayken yanına bir eş (karı) alarak bir kervana katılır ve yolculuğuna başlar.

Jain'ler (Cayn'lar,bizde "CAN"lar.) (Pasifist, teslimiyetçi ,özgürlük mücadelesi gibi erdemleri kötüleyen,şiddet karşıtı Hint öğretisi yanlıları) tarafından karşılanır.Hindistan’a Tibet’te bulunan Jaganath (Juggernaut), Rajagriha kutsal kentlerindeki Hemis manastırlarında Pali dili öğrenir ve “6” yıl kalarak eğitimini tamamlar. Hindistan’da o dönemde Kshatriyaslar (Savaşçılar Sınıfı),Sudraslar (emekçi,çiftçi köylü sınıfı) ve Brahminler (rahipler) sınıfları arasında meydana gelen sınıf çatışmalarını durdurmak için onlara bakmasına izin verilmemiş olan Vedalardan (Ramayana kitabının ayetleri) örnekler vererek vaazlar verir, önerilerde bulunur.

Sudralar, yani emekçiler tarafından "teslimiyetçilik tavsiyelerinin" tepki görmesi üzerine, uyarılan İsa,yüz bulamadığından orayı terk ederek Himalaya’ların eteklerinde Buda’nın doğum yeri olan yere gider.

“29” yaşında ülkesine geri dönerek vaazlarına başlar.

Notovich bu tespitlerini 1894 ‘de “Life of Saint Issa, Best of the Sons of Men." (Aziz İsa’nın Hayatı,İnsanoğullarının En İyisi) adıyla yayınlar. Kitap Fransızcaya La vie inconnue de İsa Mesih adıyla çevrilerek yayınlanır.
İsrail'den Yahudi Cesaret Madalyası alırken

RE.T.E=RITE

Aslen Moğol kökenli bir Tatar olan Mirza Ahmed Kadıyani’nin 1881 yılında ilan ettiği Kadıyanilik diğer adıyla Ahmediyelik fırkasının sapık İslam dışı öğretisinde Notovich’in bu tespitlerine yer vermesi ve kendisinin de Hz. İsa olduğunu vurgulamasında yer almaktadır.

Hindistan’da İngiliz sömürge ordusunda Yarbay olan J.Archibald Douglas (1874-1941) Agra Kolejinde öğretmendi ve 1895’de Hemis manastırını ziyaret etti. Yaptığı araştırmalarını “Report on a Mission to Sikkim and the Tibetan Frontier, with a Memorandum on our relations with Tibet" (Tibet ile İlişkilerimiz Üzerine Notlar ve Sikkim Görevi Raporu” adlı bildirisinde Notovich’in manastırda asla bulunmadığını tespit etti ve maskesini düşürdüğü yazılmaktadır.(Bu olay İngiliz ordusunda da Masonluğa karşı bir husumetin izidir.)

Bu yazıdan anlaşılması gereken, İngiliz ve Amerikan devletlerini ve Avrupa’yı eline geçirmiş Siyonist, Yahudi, Mason yapılanmasının, Brahmanizm, eski İran Mitracılığı (Yezidilik,İslam öncesi Muhammet soyunun Dini), Yahudilik, Hıristiyanlık ve Emevi ailesinden, halife Mervan’ın soyundan gelen Şeyh Hadi’nin Hıristiyanlarla işbirliği içinde Edesa Ermeni devletinin 1110’larda Selçukluların eline geçmesi üzerine, Sincar dağlarına gelerek yerleştiği Laleş vadisinde Kürtlere aşıladığı Kürtlerin, Adem ve Havva'nın terinden yaratılmış, Ebubekir, Muaviye ve oğlu halife Yezid ile kendisinin "Tanrı" oldukları iddiasına dayalı, Kürtlerin, Sam- Ham peygamber soyundan gelen "melez üstün ırk" oldukları saçmalığına dayalı,Kürt Yezidiliği inancı karşımı olan ve gelişen “Sosyalizm” akımlarının karşısına çıkarılan bir mason dini olan Bahailik (Nurculuk-1845), Mısır’da 1870’lerde çıkarılan mason Efganiliği, 1881’de Kadıyanilik sapıklığını 1910’lardan itibaren Bitlis Yezidi Deliüzzaman Said-i Kürdi’nin Nurculuğu takip etmiştir.

1894’de Notovich’in bu “Life of Saint İssa”sı ile hem Hint Müslümanlarını hem de Hintli Brahman ve Budistleri Hıristiyanlığa çekme faaliyetleriyle “Tek Dünya Dini” yaratılmak istendiği açıkça ortadadır.

Notovich’in sözde tespitlerine göre İsa’nın, insanları doğuştan köle olduklarına inandıran Budizm’in “Kast Sistemine” Sudraların (emekçilerin) direnişlerini kırmak için vaaz vermesi ile saya geldiğim masonik İslam kökenli bu dini partilerin tümünde, emekçilerin hak aramalarının ve bağımsızlık mücadelesinin “anarşi-asayişi bozmak” olarak görülmesi, “sosyalizm- komünizm düşmanlığı” yapmaları dikkat çekicidir.
Masonların "T" Haçı Gerçek Deniz Feneri

Yeryüzü küresini sömürge haline getiren zamanın küresel sermayesi “demokrasi ve milliyetçilik” akımlarını destekleyerek arzın bütün devletlerinde feodal iktidarları ve ruhban iktidarlarını yıkarken kendi yarattığı yeni "feodal ve ruhban yapılanmasına" aynı anda insanları tekrar kendi çıkarlarına uygun köleler haline çevirmek için “ideolojik ortamı” hazırlamıştır.

İslamiyet’i, sekiz kadar dinden oluşan ve temeli Hermetizm+Harran Sabiliği+ İran ve Arap Yezidiliği+Brahmanizm temeline dayalı Masonluk dinini "İslam- Allah" adları ile maskeleyerek İngiliz ajanı Hemper ile Necd'li Abdülveehab ortaklığı ile başlatılmış bu sefil faaliyet,başarıya ulaşmış ve Vehhabilik (1733) adını almıştır.İslam ve doğu milletlerini bölmek, köleleştirmek ve Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtmak için aynı yönde adlarını saydığım sapık öğretilere temel olmuştur.

Bunda da en önemli faktör "Yezidlik inancında OKUMA-YAZMANIN BÜYÜK GÜNAH" sayılmasıdır. Hz. Muhammet'in "Ümmiliği" ile Deliüzzaman Said-i Kürdi'nin okur ama "Yazamaz" olmasının ardında bu konu vardır. Elmalı'lı Hamdi Yazır "Kuran Rum Suresi tefsirinde", A.M.Üçışık Saadet-i Ebediye'nin "Bozuk Dinler- Yezidilik-Adeviyelik" bölümlerinde bu konuyu işlemişlerdir.

Yezidlerin yoğun olduğu Güney Doğu Anadolu'da okulların yakılmasından öğretmenlerin öldürülmesine bu sapık inanç sebep olmaktadır. Ezan'dan namaza, oruçtan hacca, zekattan Kurbana kadar her şeyi içeren ama "Şeytana tapan ve Muhammet'i ve İslam'ı kötü gören, Kilise veya Sinegogları benimseyen bu sapık inancın günümüzdeki adı "NURCULUKTUR"

AKP'ni Nurcuların Deniz Feneri kayalarına kadar aynı
Arap isyanlarından Kürt ve diğer azınlıkların isyanlarına kadar Osmanlı dahil bölgedeki bütün devletlerin yıkılmalarına ve emperyalizme teslim olmalarına, halkların cahilliğini asırlardır siyaset haline getirmiş devlet yapılanmalarını katkısını da belirtmeden geçemeyeceğim.

Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, I. Ve II. Meşrutiyet’ten 19. Mayıs 1919’a oradan Atatürk’ün ölümüne kadar çıkan bütün isyanların temelinde bu Yahudi, Siyonist, mason dinlerinin başrolü oynadığı apaçık ortadadır.

Nitekim, 11.Kasım 1938’de Cumhurbaşkanı ilan edilen Bitlis kökenli İsmet İnönü’nün iktidarı, çıkan II.Dünya savaşının etkilerine göre siyaset belirlemiş ve bütün siyasetlerini Mason İngiliz hükümetinin başbakanı W.Churchil’in tavsiyeleri üzerine kurmuştur. Atatürk’ün kapattığı mason locaları da savaşın galiplerinin belirlendiği 1945’de İsmet paşa tarafından açılmıştır.

İngiliz-Amerikan mason devletlerinin dayatmaları ile “Sünni Şeriat Devleti” ilan etmeye kalkışan İsmet paşanın bu çabaları sömürgeci güçlerce “şüpheli” bulunmuş olsa ki takdir edilmemiş, 1946’daki “çakma dörtlü takrir” olayı ile Demokrat Parti kurdurulmuştur. 1947 NATO müracaatlarında da İsmet paşa’nın Sünni Şeriat Devleti önerileri geri çevrilmiş ve kendilerini “Sünni İslam” olarak gösteren, yani Türkiye bağımsızlık savaşının en büyük düşmanı İngiliz işbirlikçisi,, Atatürk’ün Isparta, Burdur’a sürgün ettiği Bitlis’li Deliüzzaman-ı Said-i Kürdi’nin Nurcuları (Bahaileri) Demokrat Parti içinde devletin başına getirilmişlerdir.
İsrail NUR Mason Locası Sembolü

Bu dönemde devlet bütünüyle başta ABD ve İngiltere istihbarat örgütlerine teslim edilmiştir. Seçtikleri dönme ve devşirmeler Amerika’da askeri ve diğer yüksek okullara götürülerek eğitilmiş, beyinleri “ABD hayranlığı” ile doldurulmuştur.

1955’lerde İsmet paşanın bile “Ben bu devleti böyle mi teslim ettim?” şikayeti tarihe geçmiştir. 1958’de Deliüzzaman (Asrın delisi) Said bütün davalardan berat ettirilmiştir. Türkiye’de halen “Hilafet” olduğunu sanan Türk ve Müslüman dünyasına “teslimiyetçi, emekçi-işçi hakları ve bağımsızlık düşmanı” sayıklamaları “Nur Risaleleri” adı altında bütün sömürgelere dağıtılarak emperyalizmin “direnişsiz işgalinin” gerçekleşmesinde temel unsur olmuş olan Deliüzzman’ın saçmalıkları 1958’de Vatikan’dan gelen takdirname ile ödüllendirilmiştir.



Bütün bunlara ve yok yere Kore’de halen sayıları tam olarak açıklanmayan sayıda askerimizin de yok yere heba edilmesine rağmen, 1955’de ABD Siyonist sermayesinin baş aktörü Rockefeller’in ;



Ermeni NUR Mason Locası
Türkiye gibi Müslüman bir ülkeye Marşal yardımları ile daha fazla mali yardım aktarırsak kalkınmalarına sebep oluruz. Bundan sonra yardımlar “askeri yardım” şeklinde olsun “ önerisi gelmiştir.

Oysa Marşal yardımları ile gelecek kredilere bel bağlamış Adnan Menderes bu açıklamadan habersiz bütün kredileri Yol, Su Elektrik hizmetlerinde tükettiğinden 1958’lerde kapatılan musluk yüzünden ABD ile düşman olmuştur.


Almanya’ya sevk edilen 1,5 milyar Dolarlık kredinin ülkemize yönlendirilmesi açılan deliği kapatmaya yetmeyince de İş Bankası’nın hisselerinin yarısını SSCBye satmak için “görüşme tarihi” alan Menderes, “kendi elleriyle ABD gladyosuna” teslim ettiği devlet çarkının merhametsiz darbesi ile tarihe “idam edilen başbakan” olarak geçmiştir.

Onu Pakistan’dan Yunanistan’a benzerleri izlemiştir.

Arap NUR Mason Locası

Devletin sömürgeci güçlere teslimiyetinin bu dönemde olması da ordu ve aydınlar arasında Menderes’e düşmanlığı körüklemişse de Atatürk’ün “sinsice” ilaçlanarak öldürülüp devre dışı bırakılmasında başrolü oynayan ve hasta yatağındayken, kendisini ziyarete gelen Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat’a şunları söylemiştir: “Ben, biraderi azamım, erkemim Şeyh Sait efendinin öcünü alacağım, aldım! “ diyen mason ABD- İngiltere’nin işbirlikçisi Saidi Kürdi’nin ve onunla işbirliği eden İsmet İnönü’nün “iktidar dümenleri” göz ardı edilmiş ya da zamanın “basın sansürleri” yüzünden idrak edilememiştir.

Deliüzzaman-ı Saidi Nursi’nin, "öcünü aldım” dediği Şeyh Sait köpeği, bildiğiniz gibi Bağımsız Kürt İslam Devleti kurmak için silahlı adamlarıyla Türkiye Cumhuriyetine karşı ayaklanarak, Türk askerine kurşun sıkan ve “Bir Türk öldürmek, yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür!” diyen bir İngiliz işbirlikçisinden başka bir şey değildi.


İran NUR Mason Locası
27 Mayıs 1960 ABD Galdyo darbesi sadece Menderes ve iki arkadaşından olan “ÜÇLÜYÜ” almamış, emperyalizm karşıtı olan devrimci subaylardan üçünün idamına, yüzlercesinin ordudan tasfiyesine, “otomobil fabrikası kurmak isteyen Kürt Cemal Gürsel’in esrarlı bir şekilde hastalanarak ABD’deki “sır ölümüne” de neden olmuştur.

Deliüzzaman’ın Vatikan’dan aldığı takdirname döneminde ordu tarafından da saçmalıklarının rağbet görmesiyle “Miraca çıktım” (Tahrir-i Hayatım) diyen Deliüzzaman'ın ardılları, 12 Mart 1971’in ardından Deniz Gezmişlerin idamını da “ÜÇ, ÜÇ, ÜÇ” nidalarıyla kararlaştırmışlardır.

Aynı işbirlikçi Galdyo, 1967’de Lübnan’da kurdurulan ASALA Ermeni terör örgütüne tepkisiz kalmış ta 1987’lerde Fransa iplerini çekinceye kadar, bu düşmanlık örgütüne karşı devletten hiçbir aktif operasyon gerçekleştirilememiştir.


1967’de T.İP.bölünmüş, “Kürt Solcuları” sol hareketi teslim almış,ırkçı bir yapı kazanarak aslında "Devletçi Ekonomiyi" savunan "Bahailik-Nurculuk" dini öğretisini esas almışlardı. Sosyalizm ile alakaları yoktu.

Öbür yandan da sağ hareketin ülkücüleri gene Türkeş tarafından Nurculara teslim edilirken Sünni İslam= Nurculuk=Bahailik+Vehhabilik ve ötekileri” olarak ilan edilmiştir.

Oysa başta II.Abdülhamit bu sapığı Üsküdar Toptaşı akıl hastanesine tedaviye göndermiş, ve en son Osmanlı Halifelerine ve din ulemalarına kadar hatta bir dönem Şehülislamlık yapmış Van’lı Abdülhakim Arvasi’ni kitaplarını adını bile almadığı bu işbirlikçi mason Ermeni’si bütün Müslüman ülkelerinde ve bizde “İslam’ın Sembolü” ilan edilmiştir.
Emine Erdoğan Parti'de

Tunceli kökenli Yezid ya da dönme Ermeni olan Kenan Evren’in 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, hemşehrisi ve dindaşı Turgut ÖZAL ile birlikte, Ermeni dönmesi olduğu yazılıp çizilen ve Said’in yolunda giden Fethullah Gülen sapığı ile bu mason dini devletin resmi dini ilan edilmiştir.

Gerek Deliüzzaman'ın gerekse Fethullah Gülen'in "evlenmemiş olmalarının gerçek nedeni" bunların Müslüman değil Jainist (Caynist),Bahai, Yezidi olmaları anlamına da gelmektedir. Çünkü Jainist rahiplerinin ve rahibelerinin,Bahailerin, Katolik rahiplerin evlenmeleri yasaktır.

28 Şubat adıyla bilinen 1997 olaylarında, bir mitingdeki kadının başörtüsünü açmasıyla milleti ordu düşmanı eden general, işbirlikçi Çevik BİR şerefsizi bu siyaseti güdenlerin orduyu “din düşmanı” olarak göstermesine “delil” olarak kullanılmıştır. Bu kişinin bu gün RE.T.E.’nin ABD İlişkileri danışmanlığını yapması hiç de ilginç değildir.

İşte “memlekete çivi çakmak” ile övünenlerin aslında memleketin temeline dinamit koyanlar olduğunu görüyorsunuz.
Ülkemizde, özellikle 1950 sonrası solcuların azılıları SSCB’de eğitim görmüş olanlardandı.

SSCB devrimin yapanların da mason Rus aristokratları ile Yahudi Hazar Türkleri olmaları yüzünden bize “Sol=Masonluk” olarak öğretildi. Oysa masonun “ağababası” ise Nurculardır.

Yazdığım gibi, Solcu Kürt=Yezid-Bahai Kürt'tür.Sağcı Kürt de gene Bahai, Vehhabi temelli "Irkçı Yezid Kürtlerdir". İslami ve Solcu Kürt Milliyetçiliğinin ardında bunlar vardır.

Grek, Yahudi, Hicaz Arap Milliyetçiliği+Hermetizm+Semitizm+Siyonizm=Tapınak Şövalyeleri-Masonluk =Vatikan'a köle olmuş işbirlikçilerdir.Suudi Arabistan, B.A.E.,Katar, Bahreyn, Kuveyt, Basra (Necd kökenli El Halife ailesi), Bağdat,Harran temelli AKP'nin işbirlikçilerinin hepsi bu soya dayalı Masonların destekleri ile iktidarı ellerinde tutan Hermetik- melez Arap ailelerinden oluşmaktadır. Vatikan ile samimiyetlerinin gerçek nedeni bu hermetik, siyonist "kökencilik" örgütlenmesidir.
Fethullah GÜLEN Yeni
Dünya Mason Dini Lideri

AKP’nin Ermeni, Kürt, Arap, Roman, Kıbrıs ver-kurtul açılımları, karasularını “12” mile çıkartmak isteyen Yunanistan’ı bu konuda serbest bırakmayı geçin İzmir’e “8-10” km açıktaki Bulamaç ve Eşek adalarına Yunanistan’ın askeri üs kurmasına kadar “sıfır sorun” adı altında teslimiyet siyaseti izlemesinin başka hiçbir nedeni yoktur.





Çünkü başbakan RE.T.E. (RITE-Ayin demektir. Mason Localarının adlarının sonunda yer alır. “Scottish Rite”-İskoç Ayini gibi.) 1915’de cezalandırılmaktan korkarak Gürcistan’a kaçan Süryani Arapların yoğun olarak yerleştirildiği Batum’ludur. Kendisi söylemektedir.
RE.T.E hükümeti, “1000” yıldır süren İslam Dininin Tasfiyesi amacıyla oluşturulmuş saydığım dinlerin birleşimi olan Nurculuk-Bahailik-Masonluk dininin temsilcisidir.

RE.T.E (RITE), ile iptal edilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti, Siyonist Yahudi mason küresel sermayeye peşkeş çekilmiş bütün özgürlükleri ellerinden alınmış, dinleri ve kültürleri yok edilmiş bir Türkiye ve Ortadoğu hedefi gerçekleşmek üzeredir.
Buna oylarınızla sizler karar vereceksiniz!

Alaeddin YAVUZ
adilyargıcc

19 Mayıs 2011 Perşembe

AKP YAPTIRDIĞI ANKETİ YAYINLATMAMIS


ALINTIDIR!
AKP'nin yaptırıp yayınlatmadığı EN GÜNCEL SEÇiM ANKETi - 10 Mayıs 011

2011 seçimlerinin Türkiye açısından önemi herkes tarafından kestirildiği için hemen hemen her parti ve sivil toplum örgütü kendi çapında seçim anketleri hazırlatıyor. Ancak uluslararası RIJA-SAM toplumsal araştırma konsorsyumunun Türkiye'de 50.000 kişi üzerinde yaptığı dev ankette hem toplumsal çekinceler hem de seçim sonuçları hakkında çarpıcı sonuçlara ulaşıldı.

Rus RiaNovosti Uluslararası Enformasyon sitesinin haberine göre RIJA-SAM Rusya, İngiltere, Amerika ve Japonya'dan
bazı girişimcilerin kurduğu ve geçtiğimiz Rusya Seçimlerinde, Almanya ve Kazakistan seçimlerinde sonuçlara en yakın
tahmin değerini saptayan bir kuruluş. Araştırmanın öncelikli konusu ise Türkiye'de demokrasinin ne kadar geliştiği ve panislamist
politikaların ne kadar etkin olduğuyla birlikte tabii ki politik önem arz eden 2011 seçimlerinin sonucu.

AKP'NİN UMDUĞU GİBİ BİR SEÇİM OLMAYACAK

Türkiye'de yaşayan 50.048 kişi üzerinde yapılan anketin sonuçlarına göre AKP'nin oy oranı %32,14 olarak görülüyor.
50.048 kişinin sosyal ve siyasal dağılımının Türkiye Portresine uygun olarak yapılandırılabilmesi için şirket, SAM-İstanbul Araştırma Merkezinden insan profilleri ve toplum spektrumları analizleri almış. 50.048 kişinin %0,24'ü okuma yazma bilmiyor.
Yaşam merkezi olarak 50048 kişinin %21,4'ü kırsal kesimde yaşarken geri kalanları il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor.
Doğu-batı kitlesel farkının bilincinde olan kuruluş, bütün değerleri SAM-İst Toplum Spektrumu analizlerine göre değerlendirmiş.

AKP DÜN MAZLUMDU BUGÜN ZALİM

Önceden AKP'ye oy verip şimdi vazgeçen insanların anket değişkenlerinde sorulan sorulara göre vazgeçme nedenlerinin
büyük çoğunluğu baskıcı yönetimi ve polis devleti aşamasına getirdiği Türkiye olarak görülmüş. İnsanların İşsizlik ve Refahsızlık şikayetleri ise ikinci sırada.

2011 SEÇİMLERİNDEN EN KÂRLI ÇIKAN PARTİ CHP OLACAK.

Şirketin anket sonuçlarına göre Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'ye oy vereceğini söyleyen %30 kişi için bile dürüst ve güvenilir bir siyasetçi.
CHP'nin yeni kadrosu ve genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun topluma dürüst ve güvenilir gelmesi CHP'nin oy oranlarının ankete göre %34,78 çıkmış olması için en büyük etken.

AİLE SİGORTASINI TÜRKLER VE KÜRTLER DESTEKLİYOR, İNANIYOR...
AKP Azerileri Ermeniler uğruna üzdü ama Azeriler
Erovizyonda Bayrağımızı açtılar.Sağolsunlar!
Aile sigortası vaadine destek , Doğu ve Batı bölgeleri için en yakın oranlara sahip olarak standart sapması en makül çıkmış olan
anket değişkeni olarak görülüyor. Halkın %71'i Aile Sigortası sistemi'ni gerçekleştirebilmek için Türkiye Ekonomisinin gerekli kudrete sahip olduğunu bildiriyor.

MİLLET, KEMAL KILIÇDAROĞLU'NDAN YOLSUZLUKLA HEMEN MÜCADELEYE GİRİŞMESİNİ, SOMUT KANITLARINI ORTAYA KOYMASINI BEKLİYOR.

Halkın AKP hükümetinden en çok şikayetçi olduğu noktalardan birisi de Yolsuzluklar ve adam kayırma...
Bunun için Kemal Kılıçdaroğlu'ndan seçimden önce elindeki delilleri en mantıklı ve çürütülemez şekilde ortaya konması isteniyor.
Ankette "Kılıçdaroğlu'nun ailenizden biri olması ihtimalini düşünün. En çok hangi aile bireyi olmasını istersiniz." sorusu %68 oranıyla
"Baba" olarak cevaplandı. R. Tayyip Erdoğan için aynı soru sorulduğunda cevap %53 "Dayı" olarak cevaplandı.

FETULLAH GÜLEN ALENEN DİNİ KULLANIYOR.

Anket değişkenlerinden 3'ü Fetullah Gülen ile ilişkiliydi. Halkın %77'si Fetullah Gülen'i büyük bir din âlimi ve bilge olarak görmüyor.
Halkın %83'ü ise Fetullah Gülen'in dini açıkça kullandığını söylüyor.

MHP'NİN OY ORANI ÇOK AZ FARKEDİYOR.

Halkın MHP hakkında görüşleri SAM-ist 'in önceki Anketlerine göre değişmemiş. MHP'nin oy oranı %18.79 olarak görülüyor.
Ancak MHP hakkında anketten çıkan en önemli sonuç halkın %75'inin MHP'yi AKP'den daha güvenilir bulması.
Ayrıca MHP seçmeninin %60'ı din işlerinin devlet işlerinden yumuşak bir çizgiyle ayrılması gerektiği ancak seçim meydanlarında
din ile alakalı konuşmaların bir zarar getirmeyeceği, hatta yarar getireceği hususunda hemfikirler.
Anket sonuçlarına göre seçim sonuçlarını etkileyebilecek en önemli faktör CHP ve MHP'nin

YOLSUZLUK, ADAM KAYIRMA ve DİN İSTİSMARCILIĞI

konularında AKP'yi köşeye sıkıştırmak olarak görülüyor.
Ayrıca CHP'nin Marjinal Solcular'ın oyları konusunda derhal birşeyler yapması gerektiği, MHP'nin de Türk Milliyetçiliği ve Türklüğün İslâm ile üzeri örtülerek yok olmaya yüz tuttuğunu özellikle BBP sempatizanı gençlere iyi anlatması gerekiyor.
Rianovosti Rusya Uluslararası Haber Ajansı

-- 

 Karıncaya sormuşlar :
''Nereye gidiyorsun?''
''dostuma'' demiş.
''Bu bacaklarla zor'' demişler.
 Karınca : ''olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş...
Yolunda ölünecek dostlara...

Bazi e-postalar iki kez gonderilmis olabilir, affiniza...

e-posta adreslerini 
Bcc: (Gizli kopya)'ya yazarak, 
adreslerin gorunmez olmasini saglayin. 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

NAMAZ TESPIH VE TAVAFIN PUTPEREST KOKENLERI


Yahudilik/Musevilik, İsevilik/Hrisityanlık, Hinduluk, Sabilik, Süryani ve Ermeni Ortodoks Hrisityanlıkları ve diğer Hristiyan mezhepleri, Kürt Yezidliği ve İslam/Müslümanlıkta (E.H.Yazır Kuran Tefisiri) namaz hakkında derleme yazımı sizlere sunuyorum.

DEĞİŞİK DİNLER VE MEZHEPLERDE NAMAZ

Hicaz Arapları ve Arap Yarımadasında Namaz;

Resmi ve heykeli yapıla
mayan Sümer baş tanrısı 
Aan/Anu kıyamda.
İslam öncesi, Hazreti Muhammet'in yaşadığı Mekke ve çevresi olan Hicaz bölgesinde, cüce cin ve şeytanlara tapınan Sabilik, İran Zervaniliği, Zerdüştlüğü karşımı Mecusilik (Mecüc/cüce şeytanlara ibadet), yine, Sabilik dinine geçmiş Yahudiler olan Beyt-ül Şems (Güneş Evi) Yahudileri, Katolik, Ortodoks (Süryani),Keldani, Maruni, Nasturi, Kıpti Hristiyanları yaşardı.
Bu dinlerin hepsi de şeytan ibadeti temelli dinlerdi. Sümer, Babil, Asur, Mısır, Hint, Pers/İran ve Grek dinlerinden bir çok katkılar barındırıyorlardı.
Bu yüzden Hint, Fars (İran), Grek (Yunan) dilleri ve dinlerine ait tanrıları, kutsallarına rastlamak olasıdır.

Yukarıda sayılan dinlerin hepsinin yaratılış efsanelerinde ortak "dişi şeytan gök ana" vardır. Bu gök ana, 12 Burcu, Büyük-Küçük Köpek takım yıldızlarını ve beş gezegeni toplam güneş sistemi çevresinde 63 gök cisminin, dünya gezegeni hariç anasıydı.

Allah'ın Üç kızları
El Lat, El Uzza 
ve Menat
Bu tanrılar meclisinden recm/taşlanarak kovulmuş dişi şeytan güneş sistemimizin güneşi oluyordu. Dünyamız ve insanlar bu yüzden onun aydınlığına muhtaçtı.Ölen tanrıların ve insanların ruhları onun rahmine dönüyorlardı. Kabe, piramitler, Zigguratlar ve her türlü tapınak onun rahmini temsil ediyordu. Sümer'de İnanna/İştar, Filistin'de Aşera, Yemen'de Er Ruda, Harran'da Er Ruha, İran'da Anahita, Hint'te Aditi, Mısır'da Isıs (Aysis), Greklerde Afrodit hep aynı recm edilerek huzurdan kovulmuş (Euzubillahimineşşeytanirracim-Nahl 16: 98. Kur'an'ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah'a sığın!) Gök Analardı.

Kabe'de de Arap kabilelerinin inançlarına göre Ay tanrısı Sin/Hubel/Allah'ın üç kızı, Ulu Granikalar/Kuğular olarak bilinen El Lat, El Menat ve El Uzza'dan birisi bu gök anaydı.Genellikle El Lat ve El Uzza daha çok Gök Ana olarak kabul görüyordu.Kâbe'nin siyah örtüsü, Mısır dininde gök ana olan Nut/Maat'ın insanlara görünmemek için "Siyah tül çarşaf/elbise giymesinin Arap dinine geçmiş hali olduğundan "Göğün Örtüsü" olarak örtülüyordu. Bu örtü hala aynı renkte kullanılmaktadır.

Kâbe binasının çevresi, Gök Ana/Güneş tanrıçasının/Dişi Şeytanın Işıklarını temsilen beyaz bir çember ve ondan yayılan yollar şeklinde düzenleniyordu.Güneş tanrı-çası, büyük Gök Ana'nın ağzından girince akşam oluyordu.
Siyah Gök ana örtüsü ile örtülmüş, güneşi temsilen

çember ile çevrilmiş, etrafına ışınlar yayan
GÜNEŞ EVİ, GÖK ANA EL UZZA' NIN RAHMİ
Gök ananın içinde, Güneş'i yok edebilecek adları bilinmeyen tanrılar vardı.Bu tanrılar güneşi yok etmesin diye insanlar namaz kılarak dua ediyorlardı. Namazın kökeni, Hint'ten Mısır'a, Pers'ten Greklere bu inançla yer buluyordu. Eski Mısır'da, gecenin tam ortasında yani akşamdan altı saat sonra Güneş tanrısı en tehlikeli tanrıların arasından geçtiğinden bazı Mıusırlılar gece(teeeccüh) namazı kılıyorlardı. Ortak olarak öğle ve ikindi gibi gündüz namazları kılmak, güneşin dünyaya hakim olduğu vakit olduğundan "onun egemenliğine "şirk koşmak" sayıldığından kılınmıyordu.
Mısır'dan kovulan ilk kavimlerden olan Aramiler/Sabiler Ay tanrısına tapınmaya başlayınca önceleri "Adem ikindi vakti yaratıldı" diyerek İkindi namazı kılmaya başladılar. Bu sonraları öğle namazını da kapsadı.
Peygamber Muhammet'e yasak edilen namaz da "Orta Namazları" dedikleri bu namazlardı. Yoksa, Mecusi olan Kureyşliler günde iki vakit (akşam/sabah) namazları zaten kılıyorlardı.Hint Jainistlerinin (Can dincileri) mezhebi olan Digambaralar (Göğü Giyinenler) yani, erkekleri çıplak gezen dindarlar, beyaz giyinenlerinden Sabilere, Yahudilere ve Hristiyanlara kadar herkes gelir burada hac ederlerdi.Kabe çevresinde çıplak tavaf, gayrimüslümlerin hac etmeleri Haz. Muhammet tarafından Mekke'nin fethinden sonra yasaklanmıştır.
KURBAN VE KÂBE PUTLARI

Maide 10.Ayet tefsirinde Kurban ve KÂBE’DE Putların durumları;
Kâbe siyah Gök Ana örtüsü
etrafında putlarıyla

Kısaca cahiliye devrinde Kabe'nin etrafında böyle dikilmiş veya konulmuş birtakım taşlar vardı ki, bunlara hürmet ve tazim ederler ve üzerlerinde kurban keserlerdi. Hatta bunlara bile kurban keserlerdi.
Mekke'de olduğu gibi diğer Arap beldelerinde de böyle saygı ve hürmet edilen putlar vardı ki "Sa'd" dedikleri taş da bunlardan biri idi. İşte Mücahid, Katade ve diğerlerinin dedikleri gibi nusub (dikili taşlar) bu taşlardır. Mücahid'in açıklamasına göre cahiliye insanları bunların üzerinde kurban keserler ve isterlerse bunları daha hoşlarına giden diğer taşlarla da değiştirirledi. İbnü Abbas hazretlerinden de : 
" Bunlar üzerinde kurban keserler ve bunlar üzerinde ihramdan çıkarlardı" diye nakledilmiştir. İbnü Cerir demiştir ki:" Bunlar asnâm (putlar) değildirler, sanem resimli olur.
Bunlar ise üçyüz altmış kadar dikilmiş taşlardı. "Derler k i, üçyüzü Huzâa'da idi. Kurbanları kestikleri zaman, bunların Kâbe'ye gelen taraflarına kanları serperler ve etleri yarıp bu taşların üstlerine korlardı. Müslümanlar: Ey Allah'ın Resulü, cahiliye halkı Kâbe'ye kan ile saygı gösterirlerdi.
Bu ise bize daha çok layık değil mi? demişler. Peygamberimiz "hayır" dememişti. Bunun üzerine "Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız ona ulaşır". (Hacc, 22/37) âyeti inmiştir."
Yani İslâm da “kurban” konusunda eskinin devamıdır. Peygamber’in babasının da bir “adak kurbanı” olduğunu hatırlayalım. 
Bu durumda İslâm, Hicaz Araplarından “İnsan Kurbanını” ve “360 tane puta” insan ve hayvan kurbanını ve putlardan/ şeytan veya cinlerden medet ummayı kaldırmış, hepsini “melek” yapmış ve sadece en büyüklerini “Tek Tanrı” ilan edip, hayvan kurbanı ve adakları sürdürmüştür. Ayrıca iki vakit olan namazı da beş vakte çıkarmıştır.

Sabi Muhammed Konusu
Maun 107:1
Süddî'den Velid b. Muğire hakkında nazil olduğu rivayet edilmiş, Mâverdî de Ebu Cehil hakkında nazil olduğunu nakletmiş, rivayet edilmiştir ki:
“Ebu Cehil bir yetimin vasisi bulunuyordu. Bir gün o yetim çırılçıplak ona gelmiş, kendi malından bir şey istemişti. Ebu Cehil onu itivermiş ve aldırmamış idi. Kureyş'in büyükleri de çocuğa: "Muhammed'e git de sana şefaat ediversin." demişler, alay etmek istemişler. Öksüz onların maksatlarını bilmediği için Resulullah'a gelip yardımcı olmasını istemişti. Peygamberimiz (s.a.v) hiçbir muhtacı reddetmek adeti olmadığı için kalkmış, onunla beraber Ebu Cehil'in yanına gitmişti. Ebu Cehil "-buyurun" deyip merhaba etmiş ve öksüzün malını vermişti. Kureyş'liler bunun üzerine Ebu Cehil'e serzeniş etmişler, "-sen de sapıttın, Muhammed gibi Sabileştin" demişler. "-Hayır" demiş, "-sapıtmadım velakin onun sağında solunda birer harbe gördüm, vermezsem vuracak diye korktum".

Sabilik Maide 5: 62
Sümer Gök Tanrısı Enlil
kıyamda.Sabilerin Sin 
Mezhebi Sümer,Babil 
tanrılarınına tapınırlar.
"es- SÂBİÎN" : Kırâetlerin çoğunda "hemze" ile (yukarda yazıldığı gibi), Nâfi ve Ebu Ca'fer kırâetlerinde de "hemze"siz "es-sâbîn", "es-sâbûn" okunur ki bunda ya "hemze"nin "yâ"ye kalbi (dönüştürülmesi) ile veya aslında "hemze"siz olarak "sâbî"nin çoğulu olmak üzere iki vecih (şekil) düşünülmüştür.
,
Arapça hemze ile vezninde meşhur bir dinden diğer bir dine çıkana denilir. "Kâmus"ta der ki, "dininden başka bir dine çıktı" "yıldızlar doğuş yerinden çıktı" demektir. İbnü Esir de "Minhâc"ında der ki: Bir kimse dininden başka bir dine çıktığı zaman denilir. Kureyş, İslâm dinine gir e nlere yerinde "masbû", müslümanlara "subat" derlerdi ki "kâdî, kudât" gibi "sâbi "nin çoğuludur. "Sâbi'" ise gençlik, cahillik sevdasıyla bir şeye meyletmek ve sevmek mânâsına "sabv = " ve "sabve= "den ism-i fâildir ki "hevâî" ve "aşüfte" demek gi b idir. Bundan başka "sâbiîn" in muhaffefi de olur. Fahruddin er-Râzî demiştir ki, "Hemze ile kırâet (okumak), mânâyı açıklamaya daha yakındır. Çünkü ilim ehli 'O, dinden, diğer dine çıkandır' demişlerdir". Ebu Hayyân'ın ifadesine göre de "o, meşhur bir dinden, diğer dine çıkandır". İşte bu mânâ, kelimenin tam Arapça olan mânâsıdır. Tam Arapça olan bu mânâya göre "sâbiîn" ve "sâbiûn", "İslâm, Yahudi ve Hıristiyan dinlerinden hariç olanlar" mânâsına bir genellemeyi ifade etmiş olur ki, "müminler, yahudil e r, hıristiyanlar ve diğerleri" demek gibidir.

Sonra, sâbie, sâbiîn, sâbiûn veya sâbîn ve sâbûn, eski bir din veya özel mezhebe mensup olan bir gruba, bir millete isim olarak söylenir ki, bu mânâca kelimenin aslı Arapça olup olmadığı hakkında ihtilaf edilmiştir. Arapça olduğuna göre zikredilen "sâbî" mânâlarının birinden alınmıştır. Arapça olmayıp Süryâni gibi diğer bir dilden alınmış olduğuna göre ise aslı sâbidir. Şit Aleyhisselâm'ın ikinci oğlu veya İdris Aleyhisselâm'ın oğlu olduğu iddia edilmiştir. Bu ihtilafın özetine göre anlaşılıyor ki bunlar kendilerine sâbiy demişlerdir. Arap da gerek bunlara ve gerek benzerlerine sapık veya "yıldıza tapan" mânâsına sâbiî veya sâbî demişlerdir.
Irak Sabilerince tapınılan dişi 
şeytan İnanna, Sümer'in Gök 
Tanrısı Enlil'in oğlu Ay Tanrısı 
Sin'in kızı İnanna'dır. Sembolü 
Baykuştur ve kovulmuş 
Dişi Şeytandır. Lanetli Küçük 
Gök Anaların tümü bundan 
türemedir. 
Bunlar kimlerdir? Ve bu nasıl bir mezhep veya dindir? "Kâmus"ta: "Sâbiûn Nûh Aleyhisselâm'ın dini üzere bulunduklarını zannederler ve kıbleleri gündüzün yarısı sırasında kuzey rüzgârının estiği yerdir" diyor. "Tehzib" de ise: "Sâbiûn bir kavimdir ki, dinleri Hıristiyan dinine benzer. Ancak kıbleleri güney rüzgârının estiği yerdir.
Ve Nûh Aleyhisselâm'ın dininde olduklarını söylerler". deniliyor. Tefsircilerin açıklamalarının özetine göre bunlar, Yahudi ile Hıristiyan veya Yahudi ile Mecûsî veya Hıristiyan ile Mecûsî dinleri arasında bir gruptur ki, hem kitap ehli denebilecek yönleri veya sınıfı, hem de müşrik veya putperest denecek yönleri veya sınıfı vardır.
Dinlerinin aslının, İdris veya Nuh Peygamberlerin dini olduğu da söylenmiş; esasında meleklere veya yıldızlara taptıkları ve puta tapıcılar oldukları da söylenmiştir. Anlaşılıyor ki sâbiîlik esas itibariyle Allah'tan gönderilmiş olması düşünülen ve fakat zamanın geçmesiyle felsefî ve siyasî etkiler altında birçok sapmalar ve değişmelere maruz olarak bir gizlilik veya batınîlik kazanmış eski bir mezhebdir. Ve en az bunları ilk sâbiîler ve son sâbiîler olmak üzere düşünerek, yerine göre aralarındaki müşterek ve farklı yönleri bulunabilecektir. Tarihî bakış açısından ilk sâbiîler; Hind'de ve eski Mısırlılarda, Süryânîler ve Gıldânîlerde az çok bir fark ile devam etmiş bir mezhebtir. Ve bununla beraber bu mezhebi en çok temsil edenler Süryânî ve Gıldânîlerdir. Eski Yunan ve Rum dinleri de bunların bir yansımasıdır. 
Son Sâbiîler de İsrailoğulları, İran, Yunan, Roma ve diğerleri gibi çeşitli kültür ve medeniyetler altında kalmış olan Süryânî ve Gıldânî kalıntılarıdır ki, bunlardan geri kalanları el-Cezire ve Musul taraflarındaki Nabatîler olmuştur. 

Tut/Lah/Yah/
Yahve/İdris
Abbasiler devrinde Yunan eserlerini Arapça'ya tercüme eden Sâbit b. Kurre gibi filozof ve mütercimler bunlardan idi. da: "Ebu'l- Hasen Sâbit b. Kurre el- Harrânî, Harran'da oturan sâbi'eden idi. Mezhebiyle ilgili vergiler, farzlar ve sünnetlere dair; ölülerin kefenlenmesi ve defnedilmesine, inançlarına, temizlik ve pisliğe dair risaleleri vardır. Oğlu Sinan b. Sâbit, Hürmüs'ün "Nevâmis"ini Arapçaya çevirmiştir. Ve deniliyor ki, "sâbiûn"un nisbeti (sâb) adır. 
Bu da İdris aleyhisselâmın oğlu (Tât) dır (Thoth/Djehuti/Yehudi/ Lah)  diye zikredilmiştir.

Şihâbuddin Ahmed b. Fazlullah el-Ömerî "Mesâlikü'l- Ebsâr" ında ve Ebu'l-Fidâ Tarihi'nde, Ebu'l-İsâ el-Mağribi'nin kitabında nakledildiğine göre, "Süryân ümmeti, ümmetlerin ilkidir. Ve bunların milletleri sâbiîn milletidir. Bunlar dinlerini Şit ve İdris Peygamberlerden aldıklarını söylerler. Şit'e yakıştırdıkları bir kitapları vardır, buna "Suhuf-i Şit" ( Şit'in sayfaları) derler.
Bunda kerem (cömertlik), şecaat, doğruluk, yakına taraftarlık gibi ahlâki güzellikler ve iyilikler zikredilmiş ve emredilmiş, kötülükler zikrolunup bunlardan çekinilmesi emrolunmuştur. Sâbiîlerin bir takım ibadetleri de vardır.

Bu cümleden olarak yedi vakit namazları vardır ki beş vakti Müslümanlarınkine uyar. Altıncısı kuşluk, yedincisi de gecenin tam altıncı saatindedir. Namazları niyet ve bir de başka bir şey karıştırılmamak itibariyle Müslüman namazına benzer. Rükûsuz ve secdesiz cenaze namazları da vardır. Otuz veya yirmi dokuz gün oruç da tutarlar. Oruç ve fıtırlarında hilale riayet ederlerdi. 
Yahudilerde Abdest ve Namaz;


KİTAB-I MUKADDES’TE DİNİ TEMİZLENME (ABDEST)

RAB Musa’ya şöyle dedi: “Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak.
Buluşma Çadırı ile sunağın arasına koyup içine su doldur. Harun’la oğulları ellerini, ayaklarını
orada yıkayacaklar. Buluşma Çadırı’na girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak
hizmet etmek üzere sunağa yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar.
Harun’la soyunun bütün kuşakları boyunca sürekli bir kural olacak bu.”
(Kitab-ı Mukaddes, Çıkış 30:17-21.)

Sabi Yahudilerin Bereket Tanrıları Molek'e 
bebek kurbanı sunmaları ve namaz 
kılmaları.
Yahudiler sabah (şahrit), öğle (minha) ve akşam (arvit) olmak üzere günde üç kez ibadet ederler. Bu ibadetlerinde On Emir (Şema),[5] dua (tefila), Tevrat’tan bir bölüm (sidra) ve peygamberlere ait kitaplardan birer bölüm okurlar. Cemaatle yapılan ibadetlerde cemaat ayakta durur (amida). Haham, rulolar halindeki Tevrat’ı çıkarır ve oradan okur, cemaat de bu okuyuşa sesli olarak katılır. Cemaat ibadet esnasında dolaşabilir ve birbiriyle konuşulabilir. Yahudiliğe göre, her yerde, her zaman ve her faaliyetin sonunda Rabb’imiz Allah’a dua edilebilir.
Yahudiler ibadetlerinde kıble amacıyla yüzlerini doğuya (misrah), Kudüs yönüne çevirirler. İbadetlerinde özel kıyafet kullanırlar. Kenarları saçaklı, üzerinde Tevrat’tan parçalar yazılı bir dua şalını (tallit) namaz esnasında omuzlarına atarlar. Üzerinde Tevrat’tan bazı ayetlerin[6] yazılı olduğu şeritlerle bağlı iki küçük siyah deri kutucuğu (tefilin) alınlarına ve sol pazularına bağlarlar. Gerek tallit, gerekse tefilin erkekler tarafından sabah ibadetinde giyilir. Her birini giymenin öncesinde belirli dualar okunur.

HRİSTİYANLIKTA NAMAZ
Başlangıçta Hristiyanlar da, tıpkı Yahudiler gibi ibadet ederlerdi. Birlikte Mabed’e giderlerdi. Sonraları Mabed’e gitmeleri yasaklandı. Yahudilere duydukları tepkileri, ibadet konusunda bir takım değişikliklere sebep oldu. Örneğin, başlangıçta Hristiyanlar Eski Ahid’in Mezmurlar bölümünden dualar okurlardı. Daha sonra Yeni Ahit’ten okumaya başladılar. Diğer bir örnek ise Cumartesi yaptıkları dua ve ayini Pazar gününe almışlardır. Kendi ibadet usullerini geliştirerek son akşam yemeği ve vaftiz etrafında kümeleştiler.

YAHUDİLERE TEPKİ OLARAK HRİSTİYANLIKTA DUA

“Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın.
Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. Siz onlara benzemeyin!..”
(Kitab-ı Mukaddes, Matta, 6/5-8.)

İsa-Meryem-Ana/Oğul tanrı ve
tanrıça kavramı Hristiyanlıktan çok
eskilere uzanır.
Hristiyanlık’ta uzun bir süre düzenli bir ibadet uygulaması olmadı. Daha sonraları Yahudilerden etkilenerek günlük sabah ve akşam ibadetleri yapılmaya başlandı. Günümüzde Hristiyanlar günlük olarak iki vakit ibadet etmektedirler. Genellikle güneş doğarken ve ikindi vakti duasına önem verilmektedir. Sabah duası, Kitab-ı Mukaddes’ten geceyi emniyetle geçirten Rabb’e hamd ve şüküre dair mezmurlar okunmasıyla başlar, ardından ilahiler okunur ve nihayet bir dua ile bitirilir. Akşam duası da yine günü huzur ve emniyet içinde geçirmenin şükrü ve geceyi huzurla geçirme isteğidir. Katoliklerde bu dualar cemaat halinde aleni olarak her gün kiliselerde yapılmaktadır. Akşam duası aile içinde veya bir kilisede yapılabilir. Tefekkür duasında şahıs diz çöker, duanın sözlerini, mezmuru, Pater noster vb. bir duayı kelime kelime düşünür ya da Kitab-ı Mukaddes’teki bir pasajı tefekkür eder. İbadetler kilisede papazların öncülüğünde toplu halde yapılmaktadır. İbadet esnasında Mezmurlardan ve İncil’den parçalar, dualar ve ilahiler okunmaktadır. Kiliselerde yapılan ayin; rahiple cemaat arasında konuşma, tevbe, günahların bağışlanması için Kitab-ı Mukaddes’ten parçalar okuma şeklindedir. Kutsal kitap okunurken ayağa kalkılır, Pazar ayininde (messe), diğer günlerdekinden farklı olarak, duruma göre bir vaaz ve inanç tazeleme vardır. Hz. İsa’nın sıfatları sayılırken cemaat diz çöker. Pazar ayininde, ayrıca, oturma ve ayakta durma da bulunmaktadır.[7] Din adamları ise saat 3, 6, 9, 11, 12 ve gece yarısı gibi vakitlerde de dua ederler.

Dünya Hristiyanları arasında yalnızca Süryani Ortodoks ve Ermeni Gregoryen Kilisesi’nde secdeli ibadet vardır. Secde ritüelinin sade bir şekilde başın öne eğilmesi, belden aşağıya eğilmek (Rüku) ve yere kapanarak (Secde) alnın yere değdirilmesi şeklinde üç ayrı uygulaması bulunmaktadır. Ayrıca Maniheistlerin ibadeti (namazı) da secdelidir.[8]

HİNDULARDA NAMAZ

Hindu Besmelesi "Om" ile "Allah"
adının yazılış benzerliği
Hinduistler sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde üç kez ibadet yaparlar. Bir Hindu, sabah gün doğmadan kalkar. Hinduizm’in besmelesi olan “Om” kelimesiyle tanrının ismini anar. “Om” sözcüğü; ibadet ve yemek öncesinde,
Vedalar’ı okumaya ve her işe başlarken söylenir. Yüzünü doğuya dönerek oturur. Vücuduna su serper. Derin bir tefekküre dalınarak nefes kontrol altında tutulur. Kutsal sözleri ve sözcükleri sükûnet içerisinde durmadan tekrarlar. Kutsal kitapları okumak da ferdi ibadettendir. Öğle ve akşam ibadetlerinde de benzerini tekrarlar. İbadet öncesinde saçlar başın üzerinde toplanır, ayaklar ve belden yukarısı çıplak bir biçimde doğuya doğru yönelinir ve bağdaş kurulup oturulur.

İbadetlere boru çalınarak başlanır. Mabetlerdeki ibadetleri rahipler organize ederler. Rahiplerin görevi, tanrıların bakımıdır. Putu yıkar, yağlar ve elbise giydirirler. Önünde ışıklar yakar, çiçek ve yemek sunarlar. Mabede gelen bir Hintli, manevi temizliğin yanında maddi temizliğe de büyük önem verir. Bunu sağlamak üzere mabetlerin yanında temizlik için yapılmış banyo veya havuzlar vardır. Bir tür abdest veya dini temizlenme diyebileceğimiz bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

SÜRYANİ VE ERMENİLERDE NAMAZ 
(Süryani Kilisesi netinden alıntıdır.)

Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryâniler kaç vakit nasıl namaz kılıyorlar?

Namaz sadece Müslümanlara değil, İslamiyetten önceki ilahi dinlerde de müminlere emrolunan bir ibadetti. Bunun en somut göstergesi Türkiyeli Süryâniler arasında görülmektedir. Onların namaz ibadetlerinde İslamiyetin öngördüğü namaz ile büyük benzerlikler söz konusudur. Günümüzde, dünya Hıristiyanları arasında ibadetlerderinde secde görülen iki topluluk Ortodoks Süryâniler ile Ermenî Gregoryen Kilisesi mensuplarıdır.
Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryânilerin namazında müslümanlardan farklı olarak rükû yoktur. Süryanice’de namaz (salat), Slutho kelimesi ile ifade edilmekte ve dua anlamına gelmektedir. Bu kelime hem namaz hem de dua anlamında kullanılmaktadır.

Süryani inancına göre Hz. İsa vaftiz olduktan sonra namaza başlamıştır. Bu yüzden bir insan namaz kılarsa imanlı olduğunu belli etmiş olur. Namaz bir Süryâ’nin ilk vazifesidir. Bir Hrıstiyan asla namazsız kalmamalı, her daim yüzünü Rabb’e çevirmelidir.

Rabb’e tesbih ve şükür ederek, onun rahmet ve yardımını talep etmelidir. Namaz insan için yiyecek ve giyecek kadar önemlidir ve lüzumludur.

Süryaniler Nasıl Namaz Kılarlar?
Süryânilerde namaz, cemaatle ve bireysel olmak üzere iki türlü kılınır.
Bireysel namaz kişinin tek başına Allah’la başbaşa kaldığı, evinde ve işyerinde kılabildiği namazdır. Cemaatle namaz ise toplu halde Tanrı’nın evinde veya başka bir mekanda kılınabilir.

Kilise kurallarına göre Süryânilerde gün, akşamdan başlıyor.
Namaz sıralanışı da buna göre, akşam, yatsı, gece yarısı, sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde olmaktadır.
Günümüzde bunlar birleştirilerek sabah ve akşam olmak üzere iki vakit halinde icra edilmektedir.
Süryani kilisesinde kıble doğudur.
Süryânilere göre namaz esnasında secde;

a- Sade bir şekilde baş eğilir
b- Belden itibaren eğilinir.
c- Yere kapanıp alnın yere değdirilmesi. (Yere kadar kapanıp tüm ve vücut ve alnın yere değdiriliş ritüelinin kimi Hindularda da görülmektedir)


KATOLİK HRİSTRİYANLIK

Katolik din adamlarının Vatikan'da Papa'yı
secde ile selamlamaları
Katolik Hristiyanlıkta Namaz Kılmak Yoktur
Namaz günün belli saatlerinde (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) gerçekleştirilmesi emredilen bazı ayetler okunarak ve belirli hareketler yapılarak gerçekleştirilen bir ibadet şeklidir.

Hristiyanlıkta namaz kılmak yoktur ama dua vardır. Dua aracılığıyla Tanrı'ya yaklaşır sevinçlerimizi dertlerimizi sıkıntılarımızı ve kaygılarımızı O'nunla paylaşırız.
İsa Mesih’in vaftiz olduktan sonra namaza başlamasiyla ilgili bir ayete Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde kesinlikle rastlanmamaktadır.

Ama İsa’nın sık sık sessiz bir yere çekilerek dua ettiğini Kutsal Kitap’ta sıkça görüyoruz. ‘Bu sözleri söyledikten yaklaşık sekiz gün sonra İsa yanına Petrus Yuhanna ve Yakup`u alarak dua etmek üzere dağa çıktı’(Luka 9:28). ‘O günlerde İsa dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı`ya dua ederek geçirdi’(Luka 16:12).

Süryani ortodokslar ve Ermeni Gregoryanlar namaz kılarlar mı?

Kudüs'e doğru dönerek secde ederler ki bu uygulama Kutsal Kitap'ta vardır. Bildikleri ezberlenmiş duaları tekrarlarlar ve genel ihtiyaçlar için dilekte bulunurlar. Protestanların dışında Ortodoks ve katolikler Tanrı’yla kişisel bir ilişki kurmak yerine ne yazık ki ezberlenmiş kalıplaşmış duaları bir kaç kez tekrarlayarak İsa Mesih’in Matta 6:7’de söylemiş olduğu bu uyarıyı gözardı etmektedirler. '

Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar’(Matta 6:7). İsa Mesih bizlere Matta 6:5-15’te nasıl dua etmemiz gerektiğini öğretirken namaz kılmaktan hiç sözetmedi.

Şekilcilikle ezberlenmiş dualarla belli yönlere dönerek ya da belli hareketleri yaparak Tanrı’ya yaklaşamayız.

O’nu hoşnut edemeyiz. Tanrı her zaman her yerde ve her yöndedir. O bizlerin ruhta ve gerçekte tapınmamızı ister. ‘Tanrı ruhtur O`na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar’(Yuhanna 4:24).


Namaz kılan Hrisityanları,Yahudileri, Yezidileri ve diğer gayrimüslümleri, bu yazımdan çok önceki yazılarımla deşifre etmemden sonra, AKP'nin borazanı Ülke Tv'nin Atatürk düşmanı hocasının "Hristiyanlarda namazı"işlemesi dikkat çekicidir. 

YEZİDİLERDE NAMAZ

Yezidilerin “Qawl(Kavl)” adını verdikleri ve  günlük olarak yaptıkları duaları (Namaz) vardır. Bütün kutsal metinlere “ Qawl ” denir.
En önemli dualardan birisi: Güneş doğarken ve batarken olmak üzere günde iki kez yapılır. Bu duaya başlamadan önce eller, yüz ve ayaklar yıkanır(Abdest). Seccade üzerinde veya temiz bir yerde ayakta durur vaziyette güneşe dönülür (Kıraat), eller önce göbek hizasında bağlanır, sonra kaldırılır eller açık, el ayaları gökyüzüne bakar şekilde tutulur ve dua okunur(Tekbir alma), Dua bittikten sonra eller diz kapakları üzerinde olacak şekilde belden eğilmek suretiyle rüku yapılır. Bu eylem üç kere tekrarlanır. Dizler yere konur secdeye gidilir ve alın yere konulur, yer öpülür. Bu eylem ise iki kez tekrar edilir. Secde yapılan yerde diz üstü oturularak eller açık, el ayaları gökyüzüne bakar şekilde dua edilir. Böylece dua tamamlanmış olur. 
Ahmet TAŞĞIN
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Din  Sosyolojisi Bilim Dalı Araştırma Görevlisi
DİYARBAKIR / TÜRKİYE

İran Zağros dağlarında yaşayan Yezidi Kürtlerinde Namaz ve zikir ibadetleri;

İSLAM’DA NAMAZ

Meryem Suresi'nin 31'inci ayetinde Hz.İsa'nın henüz çocukken şöyle dediği anlatılmaktadır: "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti." Hz.İbrahim de, "Rabbim beni namazını kılar yap" diye dua etmiştir.

Maun Suresi'nde huzursuz, gafletle namaz kılan, gösterişçi cahiliyye Araplarının davranışları kınanmaktadır.

Kur’anda Salât kelimesinin geçtiği günlük namaz vakitlerine ilişkin ayetler;
"Namazlara hele orta namaza[14] Not A, dikkat edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun."(Bakara Sûresi: 238)
Tefsir-2:238- Böyle olabilmek için de bilinen namazları ve hele orta namazı üstlerine düşerek muhafaza ediniz. Her birini dikkatle gözetip vaktinde eksiksiz olarak yerine getirmeye devam ediniz. Ve Allah için ayağa kalkıp divan durunuz, yani Allah için kalkıp, önünüze bakarak, ellerinizi güzel bir şekilde tutup oynatmayarak sessiz ve sakin ve bir boyun eğme tavrı içinde Allah diyerek namaza durunuz.

KUNUT: Bir şeye öyle devam edip durmaktır ki taat, huşu, sukünet ve ayakta durmak mânâlarını içerir ve dilimizde buna "divan durmak" denir. Bunun için kunut taattir, kunut uzun süre ayakta durmaktır, kunut susmaktır; kunut huşu ve tevazu kanatlarını indirmek ve azaların sükuna kavuşmasıdır diye çeşitli bakımlardan tarif edilmiştir. Bir hadisi şerifte "Namazın en faziletlisi kunutu (kıyamı) uzun olandır." buyurulmuştur ki kıyam demektir.
. Bunun için salat-ı vüstâ anlam itibarıyla orta namaz veya efdal (en faziletli) namazdır diye ancak iki görüş vardır. farz namazlar içinde salat-ı vüstâ (orta namaz) melekler içinde Cebrail'e benzer. Acaba bu hangi namazdır?

1- Bu, ikindi namazıdır. Bu görüş, Hz. Ali'den, İbnü Mes'ud'dan, Ebu Ey-yub'dan, bir rivayette İbnü Ömer'den, Semre b. Cündeb'den, Ebu Hüreyre'den, Utayye rivayetinde İbnü Abbas'tan, Ebu Said el-Hudri'den, bir rivayette Hz. Âişe'den, Hz. Hafsa'dan (R. anhüm), birçok tabiînden, İmamı Azam Ebu Hanife'den, bir kavlinde İmam Şafiî'den, Ahmet b. Hanbel'den ve Mali k 'in bazı arkadaşlarından rivayet edilmiştir ki Resulullah Efendimiz "Ahzab" savaşı günü, "Bizi, orta namazı olan ikindi namazından meşgul ettiler. Allah kalblerine ve evlerine ateş doldursun." buyurmuştur. Çünkü düşmanların savaş için hücumlarından dolayı "korku namazı" şeklinde olsun vaktinde kılamamışlar, güneşin batışından sonra kılmışlardı. Hz. Ali de "Biz orta namazı sabah namazı zannederdik. Nihayet Resulullah söyledi de bunun ikindi namazı olduğunu öğrendik." demiştir.
2-Sabah namazıdır. Bu da Hazreti Ömer'den, bir rivayette Hz. Ali'den, Ebu Musa, Muaz, Cabir, Ebu Ümame ve bir rivayette İbnü Ömer hazretlerinden ve Mücahid'den ve İmam Malik'ten ve bir kavilde İmam Şafiî'den rivayet edilmiştir.
3-Öğle namazıdır. Bu da İbn Ömer, Zeyd, Üsame, Ebu Said, Aişe hazretlerinden ve bir rivayette İmam-ı Azam'dan rivayet edilmiştir. Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle rivayet etmiştir ki: "Hazreti Peygamber, öğle sıcağında namaz kılar, insanlar da kendilerini sıcaktan koruyacak barınaklarında bulunurla r, Cemaate gelmezlerdi. Resulullah, bu hususta söylendi. Cenab-ı Allah: 'orta namazı' âyetini indirdi ki maksat öğle namazıdır." Yine rivayet olunmuştur ki o zaman öğleyin Hz. Peygamberin arkasında ancak bir iki saf cemaat bulunurdu. Resulullah: "Vallah i şu namaza gelmeyen kavmin üzerlerine evlerini yakayım, diye gönlüme geldi. buyurmuş, bunun üzerine bu âyet inmiştir; bir de öğle namazı, Resulullah'ın ilk defa Cebrail'in imamlığı ile kıldığı ilk namazdır. Bundan başka cuma namazı bu vakittedir.
6- Beş vakit namazın tamamıdır ki Muâz b. Cebel (r.a.) bu görüştedir.

"Gündüzün her iki tarafında ve Not B, geceye yakın olan saatlerinde namaz kıl!"(Hud Suresi: 114)11: 114. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.
114- Ve namazı kıl, ve kıldır, gündüzün her iki tarafında ve gecenin zülfelerinde yani gündüzün başlıca değişme saatlerinin ikisinde ve gecenin zülfeleri, saçakları demek olan eteklerinde, gündüze yakın olan saatlerinde.
Zülef: Zülfe'nin çoğuludur ve Arapça'da çoğul en az üç sayıdan oluştuğu için bu âyetteki ifadeden anlaşılan sonuç, ikisi gündüzün taraflarında, üçü de gecenin eteklerinde olmak üzere tam beş vakit namaz emredilmiş olduğu açıkça bellidir.
Öğle ile ikindiye tarafeyi'n-nehar denilmesinin sebebi şudur: Sabah gündüzün kökü, güneşin doğuşundan öğleye kadar geçen vakit ise gövdesidir. Zevalden sonra öğle ile ikindi de, ta batıncaya kadar olan kısım da taraflarıdır. Şer'an de gündüz vaktinin sabah, öğle ve ikindi olmak üzere başlıca, üç bölümü, üç tarafı vardır. Nitekim bir başka âyette "Gündüzün tarafları" (Tâhâ, 20/130) diye gündüzün üç tarafından söz edilmiştir. Sabah namazı güneş doğmadan önce olduğu için, sabah ve akşam namazları "zülefen mine'l-leyl" in kapsamı içinde kalmış olurlar. Böylece gündüz namazına iki taraf kalmış olur. Bununla beraber mutlak anlamda "gündüzün iki tarafı" tabiri gündüzün iki ucu veya ortasının iki yanı mânâsına geldiğinden, şer'î anlamda gündüz d e fecir vaktinden geçerli olduğundan birçok âlim, bunun "Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et." (Tâhâ, 20/130) âyetini örnek alarak sabah namaz 100-el-ÂDİYÂT
Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.
Gündüzün taraflarından iki taraf: Öğle ile ikindi ve geceden üç zülfe: Akşam, yatsı ve sabah olmak üzere hepsi tam beş vakit namazdır ki, ikamet aynı zamanda namaz kıldırmak anlamına da geldiğinden bunlar cemaatle kılınan namazlardır, ikamet sünnet, cemaat vaciptir.
Hasılı işte bu beş vakit namazı ikame et.

"Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur."(İsra Suresi: 78)
İsra 78. Ayetinde iki farklı anlama gelen iki ayrı okuma şekli bulunur. Sabah namazını ifade eden şekil "sabah'ın Karnı" ifadesidir. "Sabah Kuranı" ifadesi ise sünnilerce okuyuşta tercih edilen, manada tercih edilmeyen ifade olmuştur.

"Güneşin batıya yönelmesinden, gecenin karanlığına kadar namaz kıl. Sabah vakti de namaz kıl. Zira sabah namazı, görülmesi gerekli bir namazdır."(İsra Suresi, ayet 78)
17:78- Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.

GECE (TEECCÜH) NAMAZI SADECE PEYGAMBERE AİTTİR
17:79- Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.
78- Namazı devamlı kıl ve kıldır. Güneşin zevali (batıya kayması) dolayısıyla gece karanlığına kadar ki öğle, ikindi, akşam, yatkı vakitlerini içine alır.
Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki: "Güneşin batıya kayacağı vakitte Cebrail geldi, bana öğle namazını kıldırdı" Sabah Kur'ân'ını da, yani kırâeti özellikle önemli olan sabah namazını da dosdoğru kıl. Muhakkak sabah Kur'ân'ı şahitlendirilmiştir. Ona gece melekleri de gündüz melekleri de hazır ve şahid olur ve bütün kâinat uyanır, insanın gözle görme zevki yükselir

 ÖNEMLİ ÜÇ NAMAZ VAKTİ
Kur'anda ışa (akşam)'ın yatsı anlamında kullanıldığı bir ayet bulunur; "Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olanlar, üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve akşam namazından sonra. Üçü sizin için mahremdir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz......"(Nur suresi 58.)

NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER

Sabah namazının kılınmasından yani güneşin doğmasından itibaren 45 dakika içinde
Öğle ezanının okunmasına 45 veya 30 dakika kala,
Akaşam ezanına 45 dakika kala güneş batarken
Bu vakitlere Keraet vakti denilir. Kelima olarak iğrenç, tiksinilen şey anlamına gelen Keraetin anlamına göre sabah ve öğle vakitlerindeki keraet vaktind ekılınan namazlar mekruh (kirli), akşam keraetinde kılınan namaz ise geçersiz sayılır.

Yunus 10/5 “Güneşi ziyâ, ayı nûr yapan odur…”

Enbiya 21/33 “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan odur. Her biri bir yörüngede yüzer.”

Yasin 36/38-40 “Güneş kendine ayrılmış yolda akıp gider. Bu, güçlü ve bilgili olanın koyduğu ölçüdür. Ayada da menâzil belirledik; sonunda kuru hurma salkımının sapına döner. Güneş ayı yakalayamaz. Gece, gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

Furkan 25/45-47- Furkan 25/45-47Rabbini görmedin mi; gölgeyi nasıl uzatıyor? Emretse hareketsiz kılardı. Güneşi ona delil yapmıştır. Sonra gölgeyi yavaşça kendine çeker[8]. Geceyi size örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de yayılma vakti yapan odur.”

İslam’da Kıblenin ve Orucun Değişmesi;
Bakara 2: 143 Tefsirinden;
Peygamber Efendimiz Mekke'de iken Kâbe'ye dönerek namaz kılardı. Medine'ye hicretten sonra Kudüs'e doğru namaz kılmaya başlamıştı ki, bunda oradaki Yahudileri İslâm'a ısındırma çabası ve maksadı bulunduğu söylenebilir.
Peygamber Efendimiz, Medine'ye gelip Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılmaya başlayınca, bu iş Araplar'ın gücüne gitti. Daha sonra tekrar Kâbe'ye dönülerek namaz kılınması emir buyurulduğu zaman Araplar sevindi, Yahudilerin gücüne gitti: Yahudiler, "Bu ne iş böyle, kâh buraya, kâh oraya? Bunda kesinlik ve kararlılık olsa böyle olur mu?" diye İslâm'dan çıkıp dinden çıkanlar oldu. Münafıklar, ipe sapa gelmez sözlerle Müslümanlar arasına şüphe ve fitne sokmaya çalıştılar. Müslümanlardan bazıları, "Vefat eden arkadaşlarımızın kıldıkları namazlar ne olacak?" diye telaş ve endişeye kapıldılar. İşte bütün bunlara karşı ve daha doğrusu, kıblenin değişmesinden önce bu gibi hallerin olabileceğine işaret etmek üzere bu âyetler inmiştir.

Kıble Değiştrmekle Namaz Boşa Gitmez;
Şunu da iyi biliniz ki, Allah, sizin imanda sebatınızı v e imanınızın eser ve alâmeti olarak kıldığınız namazlarınızı ve iyiliklerinizi hiç yok etmez, kaybolmasına izin vermez. Şu halde kıble değişmiş olunca bundan evvel kıldığınız namazlar ve vefat eden kardeşlerinizin namazları Allah katında zayi olmaz, kaybo l up gitmez. Çünkü Allah kesinlikle insanlara karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir.
 Bakara 2:144-İşte Allah böyle bir Allah'dır. Ve size bu şekilde bir sırat-ı müstakim verecek ve sabit bir kıble gösterecektir. Hz. Peygamber, yukarıdan beri devam edip gelen bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy oldu: Ey Muhammed! Biz senin yüzünün sık sık semada dönüp durduğunu görüyoruz, artık seni, pek memnun olacağın bir kıbleye kesinlikle çevireceğiz. Şu halde sen hemen yüzünü doğruca Mescid-i Haram'ın şatrına çevir. Yani, Kâ'be tarafına çevir. Bu suretle eski kıble kaldırılmış ve istikbal-i kıble (kıbleye dönme) farz olmuş oldu. emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibril'in yolunu gözlüyor ve atası İbrahim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâ'be'ye yönelmek için Allah'a dua ediyordu. Nihayet şu âyetler nazil

Bakara 183.ayetin tefsirinden;
Peygamberimizin Medine'ye hicretinin ilk zamanlarında Hz. Peygamber tarafından ayda üç gün, bir de aşûre gününde oruç tutmak, bir nafile olmak üzere emredilmişti ki, buna ilk oruç denir. Hicretten birbuçuk yıl sonra kıblenin değişmesinden sonra Şaban ayının onunda Ramazan orucu farz kılınmıştır.


NAMAZ (Hint-VARANASİ),"DOĞUYA DÖNEREK YAPILAN IŞIK ÖPME AYİNİ" OLARAK ŞAMANİZM DAHİL DÜNYANIN HER YERİNDE VAR OLAN BİR İBADET ŞEKLİDİR. 
SİBİRYA YAKUT TÜRKLERİ DE HALEN BU İBADETİ YAPARLAR. ESKİ MISIRLILAR DA GÜNDE ÜÇ KEZ BÖYLE İBADET EDERLERDİ! İŞTE SİZE HİNT NAMAZI 
HİNT DİLİNDE;
"NAMAS KAR-NAMAS(SELAM)-KAR (GÜNEŞ)" GÜNEŞE SELAM! 
-"NAMAS DE"-SANA DELAM!
 
NEPAL HİMALAYALARIN TEPELERİNDE BUDİZME İNANANLARIN YAŞADIĞI BİR ÜLKE.BUDİZM İ.Ö.600LERDE DOĞDU.İSLAMDAN 1200 YIL ÖNCE.SOKAKTA GÖRDÜKLERİ KUTSAL BUDA SEMBOLÜNÜ SELAMLAMAK İÇİN NAMAZ KILARAK YAYA TRAFİĞİNİ KARIŞTIRAN İKİ TEBTLİ KADIN!
 
NEPAL HİMALAYALARIN TEPELERİNDE BUDİZME İNANANLARIN YAŞADIĞI BİR ÜLKE.BUDİZM İ.Ö.600LERDE DOĞDU.İSLAMDAN 120 YIL ÖNCE.İŞTE TESPİH ÇEKEN NEPALLİLER!
İSLAM'DAN 1200 YIL ÖNCE DOĞAN BUDİZM'İN TAVAF İBADETİ-İSLAM'DA KABE'NİN ETRAFINDA DÖNEREK İBADETE DE TAVAF (DÖNME) DENİR!
 
 BU VİDEO DA "NAMASTE-SANA SELAM" YANİ YOGA YAPARAK İNSANIN KENDİ SAĞLIĞINI SELAMLAMASI DA DİYEBİLECEĞİMİZ NAMASTE YOGA TARZINI ÖĞRETEN VİDEO;



Amerika Ohio'da, Giritli Aziz Andrew Kilisesinde,14 Nisan İsa'nın diriliş gününde
"Akşam Duası" dedikleri, şükür namazı.


İslam, Hristiyanlık ile Yahudi inancını birleştirmiş bir Yahudi'nin namazı "Ilımlı İslam"


Afrika Hristiyanlarında namaz;
İki buçuk yaşında, Hintli Budist çocuğun namazı;
Zerdüşt namazı;
Hristiyan Süryanilerde namaz;

Ve, hepsinin temeli olarak namazın, haccın ilk putperest kökeni için de Gök Ana Dinini okuyunuz; TIKLA; http://adilyargicc.blogspot.com.tr/2015/04/gok-ana-kultu.html
Saygılar!
Alaeddin Yavuz/Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc