Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

24 Temmuz 2018 Salı

ALAEDDİN YAVUZ keykubat, adilyargic,adilyargicc

Alaeddin Yavuz.

Afyon Polis Okulu

1961'de Çanakkale Biga Yenimahalle köyünde doğdu.
İlk ve orta öğretimini Balıkesir/Bandırma Edincik ilk ve orta okullarında tamamladı.
1979 yılında Bandırma Endüstri Meslek Lisesi Metal İşleri Bölümünden mezun oldu.
Ailevi şartlardan Üniversiteye devam edemedi.

Mart 1981'de İzmir Hacılarkırı Ulaştırma alayı Çvş Tlmgh ve Kırklareli 33. Piyade Tümeni Ulaştırma Bölüğünde askerliğini yaptı.

1982'de askerlik görevini tamamladı, bir süre hamallık, inşaat, çelik kontstürksiyon işleri ile Balıkesir Güvenal Batos fabrikasında kaynakçı olarak çalıştı.
1983'de Polisliğe girdi ve 2002'de emekli oldu.

Polisliği sırasında AÖF İş İdaresi (4.yıl) Bölümünden mezun oldu. Aynı dönemde Orta öğretimde Fransızca eğitim almasına rağmen İngilizce öğrenmeye merak etti. İki yıldan kısa sürede kendi kendisine İngilizce öğrenerek Emniyet Turizm Şube Müdürlüğünde mihmandarlık, Turist Müracaatlarının alınması, Asliye, Ağır ceza ve DGM'lerde tercümanlık görevlerinde bulundu.
Askerden gelince iş bulamadım ve 
Edincik Marmara Birlik Zeytin Kooperatifinde 
hamallık yaptım.

2004 yılında, ülkenin her tarafını kara çarşaflı Nurcuların, bilmem ne tarikat mensuplarının sarması, ulusal televizyon kanallarından sürekli "TÜRK DÜŞMANLIĞI VE ŞERİAT PROPAGANDASI" ile çarpıtılmış Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti tarihlerinin anlatılması, tarikat toplantıları yüzünden asansörün dizilen ayakkabilardan açılmaması yüzünden de sinirlenince mücadeleye karar verdi.

Tutanak, polis resmi, adli yazışmaları dışında, makale, kitap yazarlığı gibi tecrübesi olmadığından önce ulusal internet gazetelerindeki haberlere yorumlar yazdı.
Bir süre sonra çocukluğundan beri kendisine "keykubat" denilmesinden esinlenerek "keykubat.blogcu.com'u" açtı.

2006 yılına kadar haber yorum ve kısa makale denemeleri yaparak yazmaya kendisini alıştırdı.
Gazetecilerin haber yorum yazılarının,tv'lerden ve basın yoluyla silinmesini rica etmeleri üzerine yüzlerce yorum yazısını sildi.

1993 Sakallı İngiliz vatandaşı Kıbrıslı Türk dedektif
Sağdaki Kanadalı Avukat ve avıkatlık şirketi sahibi
Eminönü'nde bir  restaurant bar
Bazı gazeteciler kendisini kast etmediklerini, yaptığıma üzüldüklerini söylediyseler de olan olmuştu.
İlk ses getiren yazısı "YARATILIŞ AYETLERİ" adlı yazısıydı. Daha sonra düzenleyerek yazı başlığını "DEĞİŞİK İNANÇLARDAN YARATILIŞ" başlığıyla düzenledi. Samanyolu Tv, akşam haberleri canlı yayında zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e şikayet etti.

Ülke Tv ve Habertürk kanallarında programa katılan yandaşlarca yüzlerce ölüm tehditleri aldı.
Bu tehditler, "DELİÜZZAMAN MI BEDİÜZZAMAN MI?" yazısı ile zirve yaptı. Çünkü, tarikat toplantısı yapan komşusuna bu yazısını vermiş o da Üsküdar F.Gülen cemaat merkez binasına götürmüş. Bir gecede 147 ölüm tehdidi buradan geldi.

Kısa sürede blogcu.com'u Habertürk gazetesi satın aldı ve blog yazıları hacklenmeye başlandı.
Her gün blogunu açtığında sayfaların yarısı kaybolmuş, resimler silinmiş, 100 sayfalık yazıdan iki sayfa kalmış halde yazılarını bulmaya başladı.

Sonunda bloguna girişi engellendi ardından tamamen kapandı. İade edildi, tekrar kapatıldı.
Sonunda "TACI HAİNE GİYDİREN MİLLETİN KANI DİNMEZ" başlıklı keykubat.blogcu.com" u terk edip "Türkiye Türklerindir" başlıklı, "keykubat.blogspot.com"u açtı. Engellemeler yüzünden aynı blogu "alaeddinkeykubat.blogspot.com" KEYKUBAT rumuzu adıyla yazılarını yayınladı.
Burada da engellenip bloguna giremez hale gelince "TACI HAİNE GİYDİREN MİLLETİN KANI DİNMEZ" başlıklı "alaeddinyavuz.blogspot.com" blogunu açtı ve "adilyargic" rumuzuyla yazmaya başladı.

2010 Referandumuna bir ay kala "2003 Gürcistan Azınlık Raporunda Süryaniler, Yezidi Kürtler" başlıklı, Gürcistan resmi internet sitesinden alıp dilimize çevirdiği yazı yüzünden Google şirketinin sahibi ülkemize davet edildikten sonra 600 kadar blogla birlikte blogu silindi.
Hemen "adilyargicc.blogspot.com" blogunu açtıysa da okurlarının çoğunu kaybetti.
Silinen "adilyargic" blogu, Google şirketinin basın ve fikir özgürlüğüne saygı açısından fikir değiştirmesiyle referandumdan 15 gün sonra iade edildi.
Adilyargıç, mitolojide terazi mizanı kontrol eden, kalbi, sevapları, günahları adil
tartan tanrıdır. Ger.ek yaşamda eğitilmiş insanın vicdanıdır. Devletler,bağımsız,
yarı sömürge karakterlerine göre siyasal ve ekonomik düzenlerle yönetildiklerinden ,
yargıçların kanaat yetkileri, devletin düzenine uygun kanunlarla sınırlıdır.
Bu farkı bilmem yüzünden ömrümde asla yargıçlık özentim olmamıştır.
Blog kapatılmasına bir tepki olarak tarafımdan seçilmiştir.

Böylece biri kapalı (4) dört blogu oldu.

Venedik Saint Marcos meydanı
Sevgililer günü 14 Şubat hatırası
İlerleyen zaman içinde "worldpress.com" tarafından tanınan "ücretsiz blog hakkını davet üzerine kullanarak "alaeddinyavuz.worldpress.com" blogunu açtı.

Sadece yazıları "7,5" GB üzerinde tarihi, dini kitaplardan derlemeler ve yüzlerce çevirilerden oluşan araştırma yazılarından esinlenen Diyanet dahil bir kaç din araştırmacısı hoca, ilk kez benim yaptığım "Hud Suresi 7." ayet gereğince Kur'an'ın Tevrata atıf yaptığı tespitim ve Müslüman din adamlarına "Değişik İnanışlardan Yaratılış" yazımda yaptığım çağrım üzerine, Tevrat'tan Sümer'e İslam'ın kökenleri üzerine yazılar, kitaplar yazdılar. Çünkü bu yazım öyleydi.

"Dini din ile vuruyorlar" diyerek beni CHP'nin Gizli Kalemi" ilan eden Cemil Çiçekt'ten güç alarak bana ölüm tehditleri gönderenler, sonunda benden ibret alıp, beni taklide başlamışlardı. Bu konu dincilere verdiğim ilk eğitim olmuştu.
Sonunda NAMAZ'ın İslam dini ile alakası olmadığını, tüm dinlerde olduğunu, "besmele, lailaheillallah, Allahüekber, Allah" gibi tevhid ifade eden dini sözlerin İslam'dan 3500 yıl öncesine uzandığını belgeleri ve videoları ile vermemden sonra dincilerimizin büyük değişimlerine tanık olduk.

Türkiye'de ilk kez adam gibi "antiemperyalist sosyalizm" anlayışını halk diliyle ifade eden kişi oldum. Yazılarımdaki tespitlerin çoğu, insanlık tarihi boyunca benden önce yapılmamış tespitlerdir.
Kısaca aklıma gelmeyen daha bir çok başarımı yazılarımda okuyarak bulabilirsiniz.
Artık, yorulduğuma karar verip bir süre dinleneceğimden iki facebook sayfamı kapatıp, inzivaya çekiliyorum.

Çünkü, geçen 15 yılı bulan mücadele zamanım içinde yazmak istediklerimden çok daha fazla konuda yazdım ve kendimi de bu arada eğitmiş oldum. Yazacak pek bir şey kalmadığını da düşünüyorum.


Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları heyeti olan bayan yargıçlar Kadıköy feribotunda 1990.
Türkiye hakkında olumsuz rapor vermek için görevli geldiğini söyleyen bu heyeti, bu vapurda ben Üsküdara Gider İken Aldı da Bir Yağmur" şarkısını söylerken onlarda bu şarkıyı kendi dillerinden söylemeye başladılar. Yolcular, resmi polis memuru ile turist bayanların bizim şarkımızı söylediklerini görünce herkes güverteye hücum etmiş, vapurun arkası çökmüştü. Halkımız büyük bir ikram yarışına girdi ve masamız bir anda doldu. Tabi kimse bir şey yemedi, sonra adliyeye ve başka adliyelere gittik, ülkelerine yolladım. Türkiye'nin insan hakları raporunu, halkımızın bu yüce gönüllülüğü yüzünden vereceklerini, böyle medeni bir toplumun A.B dışında kalamayacağını söylemişler ve bunu yaptıklarını gösteren AB gazetesini bu resimler ile bana posta ile göndermişlerdi.

Turizm polisi iken, yabancıların "Türkler, yobaz, barbar, peygamberiniz pedofilik, padişahlarınız homoseksüel sapıklar suçlamalarının kaynağının da Tevrat, İncil olduğunu belgeleyen yazılarım 2013'lerde Vatikan tarafından 20 bilgisayar ile 20 gün incelendi. İstifa eden Ratzinger sonunda "PEDOFİLİ, HOMOSEKSÜELLİĞİN HRİSTİYANLIKTA OLDUĞUNU" resmen kabul ettiğini açıkladı.

1096'lardan beri süregelen HAÇLI SEFERLERİNİN TÜRKLERİ HOMOSEKSÜEL LUTİ KAVİM" diye suçlamaları ve ele geçirdikleri Türk askerleri ile köylülerini evlerine, camilere doldurup diri diri yakmalarının sebebi de "LUTİ TÜRKLERİN RUHLARININ ATEŞTEN GEÇİRİLEREK TEMİZLENMESİ"ni emreden İncil ve Tevrat ayetleri gereğince yapılıyordu.

Bu kabulden sonra zaferimi bu haberi koyduğum yazıma da coşkudan "DİNLER, CİNSEL SAPIKLIKLARIN TEMELİDİR" başlığını koymuştum.

Bu yıl bu başlık nedeniyle de yargılanıp berat ettim.
Artık hiç bir haçlı PAPA'sı, Türk ve Müslümanların "LUTİLİK SUÇLAMASIYLA TOPLU YAKILMASINI EMREDEMEYECEKTİR". Bunlara güven olmaz ama, en azından ilkelerine uymaları beklenirse böyle olacaktır.

İslam alemine bu hizmetimi de sayfalarım, yazılarım gibi bir miras olarak bırakıyorum.
Şimdilik hoşça kalınız.

Alaeddin Yavuz

18 Temmuz 2018 Çarşamba

DÖRT KİTABIN TARİHÇESİ

SORARSAN HERKES MÜSLÜMAN, HRİSTİYAN, YAHUDİ

Hindistan Cholapuram şehri
Şiva Tapınağında Tanrı Brahman
eşleri Sarai Swati ve Gayatri ile
İslam'ın kökenlerini araştırınca, İslam'ın yeni hiç bir şey getirmediğini görüyoruz.
Beyaz Hintliler olan Mlacchaslar, (Meleklere tapınanlar) Keşmir bölgesinden 4500 YIL önce İran'a geçtiler. Şiva dinine inanan bu halk, tanrıları Brahman ve tanrıçaları Saray Swati efsanelerinden İbrahim ve eşi kız kardeşi Sara efsanesine dayalı Keşi İbrahim dinini kurdular. Zamanla Mezopotamya, Yemame, Umman, Yemen, Hicaz, Etiyopya'ya geçtiler.

Mısırda hüküm sürdüler, kovulup Filistin, Ürdün, Lübnan, Harran çevrelerine yerleştiler. İndus nehri efsanesi üzerine olan dinlerini Mısırda Nil, Ürdün de Ürdün nehri, Mezopotamya’da Dicle Fırat üstüne yazdılar. Karanlığın ışık tanrısı Hay (Melki d Nura) üstüne bölge mitlerinden çaldıkları efsanelerle mitolojilerini yazdılar.
MÖ 1300'lerde iyileşmeyen hastalıklara yakalanan aristokrat, kölelerden oluşan bir halk, I.Seti sonrası gelen firavun 2.Ramses tarafından Sina'ya sürüldü. Sağlıklı olanları Ürdün, Filistine geçtiler. Meleklere tapınan Mlaccha’ların (Sabilerin) dinlerinden Yahudiliği kurdular. MÖ.7. yüz yılda Asur kralı Nebukadnezar (MÖ 605-562), İsrail’e saldırdı, tapınaklarını, şehirlerini yerle bir etti. Halkını tümüyle sürgüne gönderdi ve aristokratlarını Babil’e köle olarak getirdi.

MÖ 539’da Med kralı Büyük Krus Babil’i yıktı ve Yahudi cariyesi Ester’in hatırına Yahudileri özgür bıraktı, köleliği yasakladı ve Yahudilere da ülkelerinde tapınaklarını kurmaları için olanaklar sağladı.
Büyük Krus, avda tanrısı Ahura Mazda onu

Gök Aracından izliyor. Bu araçtaki varlık
Süryani, Nasturi, Yahudilik ve İslam'da Cebrail
olarak kabul görmüştür.

Onsan sonra, Yahudilerin emredilen İran dinine göre yaşayıp yaşamadıklarını görmesi, İran dini ilkelerini bildirmesi için Ezra adında bir rahip gönderdi. Yahudilerin bu rahibi, Tevrat geleneğine göre rahiplerin Harun soyundan oloması ilkesine uygun olarak, Harun soyuna bağlayarak Yahudi yaptıklarını görüyoruz.

“Ezra Yeruşalim'e Geliyor
BÖLÜM 7

Ezr.7: 1-6 Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşasta'nın krallığı döneminde, Başkâhin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babil'den geldi.  Ezra İsrail'in Tanrısı RAB'bin Musa'ya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RAB'bin yardımıyla kral ona her istediğini verdi.
Ezr.7: 21 "Ben, Kral Artahşasta, Fırat'ın batı yakasındaki bölgenin bütün hazine görevlilerine buyruk veriyorum: Gökler Tanrısı'nın Yasası'nın bilgini Kâhin Ezra'nın sizden her istediğini özenle yerine getirin.
Yahudiler tanrıları Yahweh’ten bazen Göklerin tanrısı diye bahsederler, Perslerin tanrısı Ahura Mazda da Güneş tanrısıdır ve Göklerin tanrısıdır. Din adamları kadar demogog yoktur. Kelimelerin anlamlarını, anlam benzerliklerini çarpıtarak kendilerine pay çıkarma sanatkarlarıdırlar.

İran Nakşi Rüstem'de Keşi İbrahim Kâbe'si
Metinde geçen Artahşasta’nın,I.Xerxes (Zerkses) in oğlu, MÖ 465-424 yılları arasında hüküm süren   Artaxerxes (Artakzerkses) olduğu kabul edilmektedir. Bu tarihler de bize, Tevrat’ın Yahudilerin Büyük Krus’un Babil’i fethinden (539) yüz sonra yazılmaya başlanıldığını göstermektedir.

Böylece İran dini esasında Yahudilerin yeni kitabı Tevrat, İran dinine göre yeniden yazılmış oluyordu. Bunu Üzeyir peygamber olarak da bilinen Rahip Ezra’dan yüz yıl sonra Grek Büyük İskender’in fethi takip edecek, Tevrat Yahudileri bu defa da Teke Şeytan ibadetine döneceklerdir.

Sonra Nasıralı Sabi Yahudiler ilk Hristiyanlık Nasraniliği kurdu. Ms. 70’lerde Romalıların Nasarani Hristiyanlığın yayılmasından duydukları rahatsızlık üzerine Yahudi sürgünü takip edecek, Yahudiler Anadolu, Kuzey Afrika ve Batı Afrika ülkelerine göç edeceklerdir.
Hindu hacılar çıplak tavafta. Tecbe 28 ayetiyle
çıplak tavaf İslam'da yasaklanmıştır.

İran Mitracılığı yüzünden İran'a savaş açamayan Romalılar, Konstantin ile Nasraniliği M.S.324’de resmi din yaptı. Tanrı kabul edilen Roma krallarının durumlarına uygun olarak Roma yasalarına ve dini geleneklerine göre Tevrat yeniden düzenlendi.

215 yıl sonra I. Jüsyinyen(542), askere alacak sağlıklı insan bulamayınca ensest evlilikleri, eşcinselliğin her türünü yasakladı. Bu sapkınları cehennem kuyularında yakarak korku yaydı, Tevrat Levililer kitabı ve birçok bölüm yeni Jüstinyen yasalarına göre düzenlendi, batılıların kendilerini medeni saymalarına neden olan eşcinselliği, ensest evlilikleri yasaklayan Katolik Hristiyan ve sonra Hristiyanlıktan doğacak Hanefi İslam ahlakının temellerini attı.
MS 600 Arap Yarımadası


627-628'de Aziz Agustinin(Ö.430) okullarının öğrencisi Nasrani Herakles Sasani ordusunu Mezopotamya'da yok etti.
Jüstinyen yasalarına uygun olarak, İran Hristiyanlığı olan Mecusiliği, Nasturi Hristiyan kaynakları İslam’ı hakkında yazdıklarına göre, Büşra şehri Arabistan kiliselerinden sorumlu episkopos Rahip Bahira'ya yeniden düzenletip, İslam adıyla bir din yazdırdı.

Muhammet (Faraklit, Baraklitus) adını kullanan Tizpon'lu Mani karakterini Mekkeli Arap peygamber yaptı.
Günde 160-100 rekat Namaz, üç aylar, zekat, sadaka, fitre olan, Budizm, Sabilik ve Süryani Hristiyanlığı temelleri üzerine, her dilde yazılmış yedi kitaplı Mecusilikten evrilen, İslam adlı bu Vatikan kölesi dini destekledi.

Müslüman adını alan bu Araplar, Vatikan, Herakles’in askeri ve mali yardımlarıyla kurdukları orduları ile İran coğrafyasını yağmaladılar, binlerce yıllık kültürlerini yok ettiler. İşkenceyle dinlerini yaydılar.

Hüküm Ezd’dedir hadisi ile övülen peygamberin kendi kabilesi Ezd, 1000 yıl önce Lübnan'a göçüp Mecusi mezhebi Dürziliğe* geri döndü. Arabistan 1739-1919 arasında Yezidi Vehhabi oldu. Tevbe 28 ayeti, Kabe’ye dikilen Haçlı otelleri, inşa edilen kiliselerle hükümsüz oldu.

Şimdi sorarsan herkes Müslüman.
Bizim Türkler de bilmem kaçıncı kez değişmiş ve hatta cami imamına göre değişebilen din haline gelmiş bir dine göre hâlâ Müslüman???

*Philip K.Hitti Origins of Druzes People and Religion
Yorum, geçmiş yazılarımın ortak sonucudur. Bana aittir.
Uzun araştırma yazılarından sıkılanlar bunu anlayabilecekler mi bakalım?

Kafası takılanlara konu hakkındaki eski çalışmalarımın linkleri



12 Temmuz 2018 Perşembe

TÜRKLÜK BİLİNCİNİN GELİŞİMİNİN ENGELLENMESİ

TÜRKİYEDE TÜRK ÇOK TÜRKLÜK BİLİNCİ YOK.

Herkes, Arap dinleri içinde erimiş. Buna rağmen, Rum anadan olma Fatih'ten(1432-1481) beri devlet içinde Türk yer almamıştır. Sadece savaşlarda kıyılmak için en önde gönderilmiştir.
Osmanlı çöküş dönemi 1768'de imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması ile azınlıklar önce Rus, sonra Haçlı İttifak ülkeleri anlaşmaları gereğince sırasıyla tüm Avrupalı Haçlı ülkelerinin himayelerine girerek askerlikten kurtulmuşlardır. Bu çağda Türklerden askeri rütbeliler görülmeye başlanmış ve Cumhuriyeti kuran kadro bunlardan çıkmıştır.
İlk Türkçülük araştırmaları, ilk batı tarzı Osmanlı Anayasası olan Mecelleyi de yapan Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895)tarafından yazılmıştır.

AKP ile her yıl gelenek haline getirilen "bedelli askerlik" ile Osmanlı azınlık muafiyetine geri dönülmüştür.

Millyetçilik Akımının Kısa Tarihçesi;

15. yüzyılda Papa 5. Clement (Ö-1314)  ve Fransa kralı 4.Filip’in ortak yürüttükleri Tapınak Şövalyeleri operasyonuyla soykırıma uğratılan bu cemaatin üyeleri tüm Avrupa’ya dağılarak yayılmışlar, önemli beyinleri de İskoçya’ya göçmüş, Gül Haç Kilisesini kurmuş ve “Duvar ustası” anlamında Mason adlarını almışlardır.

Amerika kıtasının keşfi ile ABD’ye göçen Mason cemaatleri, 18. yy. da İngiliz mandası haline gelen Amerika’ya göçmüşler ve ardından Amerikan Bağımsızlık hareketini başlatarak 1776’da ABD devletini kurmuşlardır. Bu devletin ilanı gerçekleşmeden önce, 1318’lerde Fransa kralı 4. Filip’in Paris Sen nehrindeki bir adanın zindanlarında işkence ile öldürülen Tapınak Şövalyeleri başrahibi Jack De Molay’ın(1292-1314) ,“yeryüzündeki tüm feodalleri kaldırın” vasiyeti gereği “Milliyetçilik Akımını” başlatmışlardır.
Bu akımı da ilk önce intikam alacakları ülke olan Kral 4. Filip’in ülkesi Fransa’yı seçmişler ve 1789 Fransız Devrimine neden olmuşlardır. Tapınakçıların yemini şöyleydi;
”Tarikatta 30. Derece olarak kurulan Siyah-Beyaz Kartal Şövalyesi (Knight of the Black and White Eagle) seviyesinin anlamının da Jack De Mole’un intikamını almak, Katolik Fransız Monarşisini ve bütün monarşileri yok etmek olduğu söylenir.”

Bu yemini bildiğinden tehlikeyi gören son Fransa kralı II. Leopold, hazinesindeki son altınları da İngilizlere karşı bağımsızlık savaşı veren Mason örgütlerine gönderdiğinden, öldürülmüş olsa da özrü kabul görmüş ve Fransız devrimi kısa sürede Napolyon üzerinden krallığa döndürülmüştür.
Fransız devrimini takiben Avrupa feodallerini devirmek için “milliyetçi isyanlar” arttırılmış, Osmanlı da bunlardan nasibini almıştır.

Müslüman Türklerin Balkanlardan çıkartılması projesinin en büyük destekçisi olan Rus Çarlığınca özellikle Balkanlarda milliyetçilik körüklenmiş ve yavaş yavaş Balkanlarda kurulan yeni devletlerle Türkler Balkanlardan çıkartılmıştır.
Osmanlı padişahları geçmişten beri Türklere “Müslümanım” diyeceksin şartlamasında bulunduğundan Türklük benlikleri gelişmemiş olan Türklere, gelişen Milliyetçilik akımlarından dolayı bölünmeyi önlemek amacıyla halife emirleriyle “Türk’üm” demek tekrar yasaklanmıştı.

Bu dini ve kültürel baskı yanında, imparatorluğun güneyinde “Türkler, Mecüc soyudur, halifelik edemezler, Hilafet onlardan alınmalıdır, bunun için de savaşılmalıdır” diyen Yemame’li Beni Temim Yahudilerinden Suud kabilesi İngiliz silah ve paralarıyla Osmanlı’nın Arabistan, Irak, Suriye’de hakimiyetini kırmaya başlamıştı. Kafkaslar zaten 1805’de elden çıkmış, Balkanlarda ilk bağımsızlığını kurtaran da Yunanistan (1827) olmuştu.
Yunanistan’ın devlet olmasını, ötekileri takip etmiş, Balkanlar Osmanlı’dan 1914’lere gelindiğinde çıkmıştı.
Ermenilerde Milliyetçilik Akımını Başlatanlar;

Bu gelişmeler olurken,  Ermenileri uzun zamandır Osmanlı’ya karşı kullanmaya alışan Rus Çarlığı’nın Saint Petersburg şehrine Kafkas Ermenistan bölgesinden giderek lise eğitimini tamamlamış, Mariam Vardanian, Avetis Nazarbekyan, Gevork Garacyan, Ruben Han Azat, Kristofer Ohanyan, Gabriyel Kafyan, Manuel Mauelyan 1887’de İsviçre’den aldıkları faşist eğitimi tamamladıktan sonra gelerek Sosyal Demokrat Hınçak partisini kurmuşlardır.
Bunu 1890’da Taşnak partisi ve Liberal Ramgavar partileri takip etmiştir. İngiliz ve Avrupa misyonerleri arasında pek yer bulamayan Amerikan ABCFM Protestan Hareketi örgütü 1815’de Beyrut’ta üs kurmuş, Araplar arasında yer edememiştir.

 Misyonerlerinin gezi tecrübelerini değerlendirerek Anadolu Ermenilere yönelen ABCFM misyonerleri ilgi görmüşler ve Ermenileri ayrılıkçılık temelinde desteklemişler, teşvik etmişlerdir. Çökmekte olan Osmanlı’nın “Bebek İmparatorluk” ABD’ye dayanarak kendini kurtarma düşüncesi ile kurulan ABD-Osmanlı ilişkileri de misyoner faaliyetlerine serbestlik kazandırmış, Anadolu’da açtıkları 426, misyonerlik merkezleriyle 450 kadar okulda, İsa’nın şifacılığından esinlenilerek sağlık hizmeti ile minnettar edip dine çevirme siyaseti amacıyla kurulmuş  “9” hastanede Türk Düşmanlığı, Ermeni ırkçılığı ve Protestan Hristiyanlık öğretilmiş, seçtikleri zeki çocukları ABD’ye götürerek eğitip, geri göndererek isyanlar çıkartmışlar, kendi yazıp verdikleri “taraflı tarihleri” de onların adlarıyla yayınlamışlardır.

Özellikle Bitlis, Merzifon, Erzurum, Trabzon okullarında yetiştirdikleri öğrenciler Pontus Rum devleti ve Büyük Ermenistan hayallerinin gazlarıyla, misyoner derneklerinden gelen kilise bağışları, silah, cephane ve siyasi koruma sağlanmasıyla erkeksiz kalmış yaşlı, sakat gazi ve çocukların yaşadığı Müslüman köylerinde rahatça soykırım, yağma, talan, köleleştirmeler yapmışlardır.

Osmanlı 1865 ile başlayan isyanların 1815 sonrası hız almasıyla 1864 yılına kadar Suriye’den güneye, iç ve doğu Anadolu’ya giremez olmuştur. Mısır ise zaten 1802’den beri İngiliz idaresine geçtiğinden ne Mısır’a ne de kuzey Afrika ülkelerine karadan gitmesi mümkün değildi. Sadece İngilizlerin tanıdığı bir hak ile Mısır valisini tayin etme, vergi asker isteme hakları varsa da İngiliz onayıyla olduğundan buralarda etkisi yoktu.

Sünni Osmanlı Müslümanlarını ve Türk kökenli Müslüm-Gayrimüslüm halkı da “emperyalist/sömürgeci”  gören ayrılıkçı milliyetçi akımların cirit attığı ülkede Türkler sürekli “Biz Türk değil, Müslümanız, kardeşiz” teraneleri söyletiliyorsa da işe yarmıyordu. Bu emperyalist baskılar, savaşlarda sadece Türklerin harcanılması, Türklerin ekonomik ve kültürle gelişmişliklerinin yok olmasına, yeni ortaya çıkan devletlerce ve isyancı asilerce yağmalanmasına, toplu soykırımlara uğramalarına engel olunamadığından Türk bilinci oluşturulamamıştı.

Fransız annesinin aracılığıyla Fransa’dan aldığı yardımla 1864’de Abdülaziz Anadolu’ya girebilmiş ve isyancı Ermenileri önce Mersin sonra Kıbrıs ve ötesine sürmüştü. Bunun faturasını da askeri darbe ile tahttan indirildikten sonra Feriye sarayında bilekleri kesilerek intihar süsü verilerek öldürülerek ödemişti.
Ondan sonra II.Abdülhamit 1892’de benzeri Ermeni sürgünü gerçekleştirmişse de devlet siyasetini İngiltere’den, Almanya’ya değiştirmesi yüzünden tahttan indirilip Selanik’e sürülerek, Selanik elden çıkınca getirildiği Beylerbeyi sarayında boğularak öldürülerek ödeyecekti.

Onu takiben tamamen kukla padişahlar getirilerek devlet 1917 Süveyş Kanal yenilgisi ile çökertilmiş, 30 Ekim 1918’de Mondros Teslim anlaşmasıyla da devlet son bulmuştu.
1919 yılında Amerikan başkanı Woodrow Wilson’un isteğiyle batı Anadolu’da Yunanistan, Doğu Anadolu ile Karadeniz bölgesinde Ermenistan  kurulması amacıyla İzmir Yunan ordularına işgal ettirilip, Ermeni isyanları körüklenince 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk kurtuluş hareketini başlatmak için Samsun’a çıkmıştı. Büyük mücadeleler sonunda kurmayı başardığı Türkiye Cumhuriyeti, İngiliz, Fransız destekli 1925 Şeyh Sait, Rize Pontus Rum, 1936-37-38 Dersim isyanlarının yanında toplam 26 isyan, 41 suikast teşebbüsü ile yıkılmak istenilmiş, 10 Kasım 1938 darbesi ile ölümü sağlanmış ve İngiliz istaihbaratına yakınlığı ile bilinen Bitlis Ermeni’si, İnönü’nün getirilmesiyle isyanlar bıçak gibi kesilmiş, devlet içinde Türk ve Müslüman bırakılmamıştır.

Bundan sonraki devlet idarecileri daima, özellikle II.Viyana kulşatması öncesi Lehistan, Litvanya seferlerini engellemek için zamanın Haçlı İttifak ülkelerinin destekleriyle çıkarttıkları 1680 Hemşin Ermeni isyanıyla başlayan ve 1768-1915 arası çıkartılan Ermeni  isyanlarının bastırılmalarının ardından sürgüne gönderilmekten kurtulmak için gönüllü devşirme Ermeniler ile Hınçak, Taşnak solcuları ve liberalleri devlet idaresine geçmişlerdir.

Atatürk’ün ölümüyle Türkçülük bilinci aşılanması terk edilmiş, 1946’larda Sünni İslam şeriatı devleti telkinleri yapan ABD ve İngiltere’nin istekleri doğrultusunda, Süryani Hristiyanlığı ve onun mezhepleri olan Nasturilik, Yezidilik harmanı, olması umulan Kürdistan’ın dini olarak İngiliz rahip ajanı Mr. Frew ve ABCFM ve Bitlis’teki “5” misyoner okulunda hazırlanmış İslam maskeli Hristiyanlık olan Nurculuk tarikatı 1950 sonrası Adnan Menderes’in DP hükumetince başta ordu olmak üzere devletin her yerinde örgütlendirilmiştir. Gereçk tarihi ve Osmanlı Hanefi İslam kültünü bilen insanlar sayesinde Nurculuk 12 Eylül 1980 darbesine kadar orduda derin yapılarını oluşturmuşsa da halk arasında yayılamamıştır.
Kenan Evren cuntası ve ABD memuru Turgut Özal döneminde devlet tamamen bu Nur cemaatine teslim edilmiş, yapılan çeşitli kitle algı operasyonlarıyla yine “Müslüman” veya MHP ve benzeri partilerce de “Müslüman Türk” kimliği oluşturulmuştur.

Bu kimlik öyle kemikleştirilmiş ki, dış Türklerin Yahudi, Hristiyan, Budist olduklarını yazdığımda ağır hakaretlerle karşılaşmam bu günlere kadar sürmüştür. Bu olgu bile “Türk Kimliği” gerçeğinin anlaşılmasını engellemiştir.
Daha iki gün önce facebook arkadaşlarımdan birisi “Türk Yahudi olmuşsa benden sayılmaz, onu Türk sayamam” demiştir. Bu mantıkta hem “Türk ırkçılığı” yapılıyor ama çelişkiye bakın ki, dini ayrı olan Türkler ise düşman, kafir görülüyordu.
Tüm bunların sorumlusu ise, 1864’de Kıbrıs’a sürülmüş Ermenilerden olup, Fevzi Çakmak paşa’nın torpili ile Harp okuluna alınmış, sonradan sekiz yıl ABD Harp okulunda eğitim alıp ülkemize döndüğünde Amerikancı 1960 darbesini gerçekleştirmiş, dabeyi bitirince, Amerikan elçiliğine tankını dayayarak “darbe parası” istemiş olan Hüseyin Feyzullah, namı diğer Alpaslan Türkeş takma adlı Gregoryen Hristiyan olan Kayseri Pınarbaşı Ermeni’sidir. Onun tabuıtla terk ettiği MHP koltuğunu da Urfa Siverek Ermenilerinden olan ve “çileci rahip geleneği” gereği evlenmemiş, CIA memuru çileci Fetullah Gülen’in yardımcı rahibi olarak gördüğüm, tamamen ABD idaresinde bulunan MİT ajanı olduğu belgelenmiş Devlet Bahçeli geçmiştir.

AKP döneminde 2013 yılına kadar 11 yıl Atatürk ve Türk milletine açılım siyasetleri bahanesiyle küfür edilmiş, Amerikan CIA memuru Siverek Ermeni’si Devlet Bahçeli, bağırıp çağırarak gaz almış, sonunda AKP'YE lastik kaynağı olmuştur. Çünkü o da Atatürk sonrası devleti ele geçiren Hınçak, Taşnak, Pontus Rum, Arnavut, Çerkez dinci-kinci, nasyonal sosyalist (faşist), liberal Ramgavar Parisi ihanet koalisyonunun maskeli memurlarındandır.
Bu gizli gerçekler yüzünden Türklük bilinci oluşturulmadı, olanlar da ABD çıkarlarına göre kullanıldılar.

"TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR" adıyla ilk blog açıp Türklüğü savunan, Türk Solcusu olan benim ve benimle üç beş Nihal Atsızcı arkadaş dışında kimse yoktu.
Şimdi herkes Türkçü, Turancı Gök Tengrici oldu. AKP bile. Bunların hepsi, Ortadoğu Araplarının işgali bittiğinden terk edilen Kürt seviciliği siyasetinin yerini, batının Rusya, Çin, İran blogunu bitirmekte Asya Türklerini kullanma projesine göre üretilen siyasetlerdir.

Asılsız Uygur Türk katliam haberleri bunların başıdır. Yabancı dil bilmeyen, dünya siyaset gündemini takip edemeyen sözde yazar ve fikir adamları samimi de olsa CIA projelerine hizmet etmektedirler.
Bu ülkede Türklük bilinci olsaydı eğer, MGK ve Bakanlar kurulu toplantılarında masanın boşluğuna konulan tabuta, Akit'in verdiği ölüm ilanına, yıllardır hakaret edilen Türklüğe, tasfiye edilen Atatürk cumhuriyetine tepki veren örgütlü, icabında silahlı bir yapılanma, bürokrasi, ordu içinde olurdu.
Bunu göremedik.
Emperyalizm, seçimlerden önce, Suriye'ye iki top atıp tekrar girmiş, Menbiç'e üs kurmuş, kara ordum dediği Hınçak, Taşnak, Pontus, Asala ardılı terör örgütüne hamilik etmiştir.

Korkudan "nerde kaldınız" yalamalığını görünce, Nato Gnl Sekreteri, Stoltenberg, ABD dış işleri bakanı Tillerson zıplayıp gelmiş, ülkemize 5000 kişilik NATO üssü kurulmasını, komutanın TSK'da olmasını, bu ordunun Rusya dahil komşu ve Kafkasya bölgesi ülkelerine operasyon yapması gerektiğini emretmişlerdir.
Bunun için güven tazeleme gerekçesi ile erken seçim kararı alınarak, proje biraz ertelenmiş ve olayın tartışılması seçim gümbürtüsüne gitmiştir.
İşte artırılan Türkçü ve Turancı zihniyetin arka planı Rus, Çin, İran blogunun tasfiyesinde Türklerin koloni askeri olarak kullanılması vardır.
Türk ırkçılığı pompalayanların kaynakları her ne kadar Rusya Yahudi Tatarlarınca kurulmuş olsa da Masonlar, Tatarları ve Moğolları “Sami Soyu” kabul ettiğinden Samilik ve Davut peygamberin kabilesi Yahuda soyundan, onların toplanacakları Turu Sina/Zion/Sion dağından adını alan Bagratuni Ermeni, Gürcüleri içeren Siyonizm akımının parçası olduklarından, ben şahsen verdikleri tarihi bilgileri kuşkulu bulmaktayım.

Bilgileri doğru olsa bile, Asya’nın işgali projelerinde Türkleri kıyıma uğratacak Amerikan Mason Sermayesi planlarına hizmet ettiklerinden uzak durulmasını önermekteyim.
Türkler bilinen, M.Ö 200’lerdeki Hun İmparatorluğu ile başlayan tarihlerinde, kendilerine ait dinleri (Oğuz Kağan, Karahan, Tengrizm.. efsaneleri) olsa da İran Mitracılığı, Zerdüştlük, Mecusilik, Budizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlere girerek kültürel kimliklerini yitirmiş, özellikle halka okuryazarlığı yasaklayan Zerdüştlük, Mecusilik dinleri yüzünden de tarih tutamamışlardır. Tutmuş oldukları kayıtlar da 7. Yüzyılda İslam Arap orduları işgalinde “putperestlik” sayılarak yakılıp, yok edilmiştir.

20. yüzyılda Rus arkeologların verdiği Tengrizm dini bile, “İslam değil” diye sadece Nihal Atsız’cı Türkler dışında yayılamamıştır.
Yunan işgal orduları komutanı Hacı Anesti’nin dediği gibi “başında sarığı, ayağında çarığı kalmamış Türkleri yenmeye ne var” ifadesinde sefillikleri açıkça görülen “emperyalist(!) Türkler” dışında tüm azınlıklar “milli kimliklerini” oluştururken, adı Türkiye Cumhuriyeti olan ülkede Türklük, yazdığım tarihi gerçekler yüzünden gelişememiştir.

Mhp ve diğer sözde Türkçü oluşumların verdikleri Türkçülük ise, siyasal şartlara göre “İslam Türk ırkçılığı”, “Ulusalcı Türk ırkçılığı” şeklinde değişebilirken, sadece “Ben Türk’üm ve insanlık ailesinin onurlu üyesiyim, diğer milletler ile kardeşçe yaşarım” şeklinde bir Türkçülük ise adı anılan bir şey değildir.
Oysa, bu gün, Atatürk’ün ölümü sonrası tamamen devleti ele geçirmiş ve bu yüzyıl başında kendilerine vaat edilen, Batı Ermenistan, Pontus Rum ve Ermenistan, Kürdistan devletlerini kurmak için örgütlü siyasal iktidarlar daha 1919’larda devleti “Darül Harp=Yağmalanacak savaş alanı” ilan etmiştir.

2007 yılında, Ergenekon kumpaslarını kurmak için kripto Ermeni Nur Cemaatinin önderi Fetullah Gülen çetesince öldürülen gazeteci Hirant Dink’in;
“Pis Türk kanlarıyla kirlenmiş, Anadolu toprakları, temiz Ermeni kanıyla yıkanarak temizlenecektir” sözlerinin benzeri yakında Fetö Çete operasyonu ile tutuklanan ve kısa süre önce serbest bırakılan kripto Ermeni yazar Ahmet Altan’ın, “Anadolu halkları, Rum ve Ermeni milletlerinin nesillerinden oluşur” benzeri sözleri, devleti Darül Harp ilen etmiş Bitlis Nors köylüsü Saidi- Kürdi’nin projesi üzerine görsel ve yazılı basın yoluyla AKP karşıtlarını ölümle tehdit eden Hemşin Ermenilerinden Şevki Yılmaz, Sedat Peker, Ahmet Maranki tiplerinin düşmanlıklarını kusmalarındaki rahatlıkları, devleti ele geçirmiş olmalarının rahatlığından değilse nedir?

Kürt kimliğinde gizlenmiş, dinci, kinci, solcu, Hınçak, Taşnak, Boşnak, Pontus, Çerkez, Yahudi Nasturi, Yezidi ve Süryani Hristiyan örgütlerinin ortak adı olan, ASALA’nın devamı PKK ve yan örgütlerinin ortak yapacakları Türk ve Müslüman soykırımı tehditleri ortada iken, yapılan Türk Irkçılığı Türklerin sadece duyulan kini arttırmalarından, yok edilmelerinden başka işe yaramayacaktır.

Ana Muhalefet partisi CHP’nin, 1936-37 Seyit Rıza isyanına katılan çetelere mensup ailelerden olduğu, partide nek kadar Ulusalcı, gerçek solcu, Atatürkçü varsa temizlediği, asla iktidara oynamayıp “DİNCİ-KİNCİ AKP HÜKUMETİNE TEKER” olarak Soros sermayesinin kurduğu TESEV örgütünce getirilmiş bir kişi, Atatürk’e “kefere “diyen Mehmet Bekaroğlu, CIA ajan numarasıyla basında yer alan ve bu gün TBMM başkan adaylığına önerilen Erdoğan TOPRAK, İstanbul CHP il başkanı, eski Hemşin Ermeni Sürgünlerinden, PKK sevicisi Canan Kaftancıoğlu benzeri kimselerce işgal edildiği, Türk ve Müslüman kökenlileri soykırıma uğratacak, “sağlı-sollu” örgütlenmeyi deşifre etmeden durmak kimsenin tasarrufunda değildir.

Asırlar boyu Horasan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara Türklerle aynı coğrafya, din ve devlet içinde yaşamış Ermeniler, kendi yazdıkları tarihlerine göre şimdiki Ermenistan coğrafyasına eşli İran devletlerince “uç beyliği” olarak yerleştirilmiş görünmektedirler.
Ne Grek İskender ne Sasani-Roma çağlarında ikisince de düşman ilan edilmiş, en azından 2500 yıldır sürekli savaşlarla, Grek ve Roma soykırımlarıyla eritilmişlerdir. Buna Arnavutlar da dahildir. Çünkü anavatanları şimdiki Ermenistan-Gürcistan topraklarıdır.

Ermeniler, Ortodoks Yahudiler, Süryaniler, Nasturiler en büyük refah çağlarını Emevi-Abbasi dönemlerinde “Ermeniler ve komşuları için Kuran yazılması” amacıyla Arap harflerine üstün, esire eklenerek Arap harflerinin düzenlenmesini anlatan tarihi metinlerde geçmesinden, İran Hristiyanlığı olan Mecusilik temelli Hristiyan mezhebinde olduklarından, Selçuklu, Cengiz, Timur akınlarıyla gelen Türkler ve Moğolların da Mecusi ya da Mecusi temelli İran Sünnileri olmaları sayesinde insan yerine konulmuşlardır.

Rusların 19. Yüzyılda, kendi topraklarındaki fakir Ermenileri kullanarak başlattığı Ermeni isyanları, Osmanlıyı yıkmak isteyen Haçlı koalisyonları ve ABD misyonerlerince de desteklenerek, gerek para gerek milliyetçi fikirlerle, gerekse de bu çetelerin öldürme, mallarını yağmalama gibi tehditleriyle yayılmıştır.
Böylece, Türklerin en güvendikleri azınlık olduğundan “Tebayı Sadıka” sanı verilmiş Ermeniler, yüz yılda Türklerin en büyük düşmanı olarak dönüştürülmüşlerdir.
Bu ihanetleri, haksız düşmanlıkları da onların Türklere teşekkürleri(!) olarak algılanabilir.

Bunca nankörlük, düşmanlık temeli üzerinde ele geçirilmiş devlet yapılanması apaçık ortadayken, hiçbir siyasi, ekonomik, kültürel oluşumu olmayanların “TÜRK IRKÇILIKLARI” saçmalıktan öte, kendine karşı suçtur. Bunu da zaten kripto Ermeniler teşvikleriyle sürdürmektedir.
Yabancı ülkelerin yaptıkları araştırmalara göre, Türkiye Cumhuriyeti halkının büyük çoğunluğunun ana dili Türkçe’dir ya da tümünün dillerinde %50 veya üzerinde Türkçe kelimeler vardır.
Ama, Türkler, İslam ve öteki Arap dinleri içinde, kutsal feodal ve din adamlarınca verilmiş telkinler ile kendilerini unutmuşlar, millet olmayı akıllarına getirmemişlerdir.

Bu şartlarda yapılan olan Türk Irkçılığı değil, asırlardır kripto(gizli) yaşamış azınlıkların yaptıkları gibi kriptoya yatıp arazi olmaktır veya cesaretin varsa kendini, insanlık ailesinin şerefli bir üyesi olarak ispat edersin.
Bu yazıdan sonra isteyen Türk Irkçılığı yapabilir, tercihini yaşar ve başkalarına da yaşatır, kimseye gücüm yetmez.
Asırlardır uyumuş, aldatılmış, kendine ait hiçbir örgütü bırak Türklük bilinci gelişmemiş bir milletin uyandırılması ise mümkün değildir.
Uyuyanımız dinde, uyanığımız ırkçılıkta boğulup gidiyoruz.

Bazen Türkçülük, bazen İslamcılık ile haçlıların “koloni askeri” olarak Kore, Afganistan, Kızıldeniz, Nijer, Somali ve diğer yerlerde ölmeye devam eder. Kölelik alışınca bırakılacak gibi değildir, devam edin gitsin.
Sokma akıldan akıl olmaz.
Irkçılık yapanlar, ne haliniz varsa görün, sanki bana zerre kadar faydanız var da.
Olan olmuş, ölen ölmüş, olacak olan da olacaktır, kaçınılmaz.
En iyisi uyuyun gitsin, uykuda ölümü belki hissetmezsiniz.
Takdir sizindir. 

AlaeddinYavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

4 Temmuz 2018 Çarşamba

İDAM KAMPANYALARI ALGI OPERASYONLARIDIR

İDAM CEZASI HAKKINDA FACEBOOK PAYLAŞIMLARIM
DÜNYANIN EN SALAK TOPLUMU BİZİZ.

AKP, Apo'ya idam ile başlattığı idam kampanyasını, her dönem kamuoyunda, farklı gerekçelerle karşılık bulacak algı operasyonları ile yürütmektedir.
16 yıldır, orduya, bürokrasiye, basına, üniversitelere sayısız kumpaslar kurup mağdur etmiş, taşra mahkemesinin verdiği kararı bozan Anayasa, Yargıtay, Danıştay mahkemeleri bozmasına rağmen, alt mahkemenin, yüksek yargıyı tanımadığı, AKP iktidarının, "İDAM" yasası çıkarma operasyonları yaptığı bir ülkede yaşıyoruz ve bunlara rağmen de idamı isteyecek kadar salağız.

Üstelik bu salakların içinde, askerler de bulunmaktadır. Ergenekon öncesi, Hepar gibi asker kökenlilerin Apo'ya idam kampanyası başarılı olup idam yasası çıkarılmış olsaydı tüm Ergenekon, balyoz, Fetö mağdurları ve mağdureleri şu anda ölüydüler.


Örneğin Doğu Perinçek, Ergenekon ve Balyoz grupları, şimdi AKP destekçiliği yapamayacaklar, mezarlarında kuzular otluyor olacaktı.
Bu da ordumuzun, siyasetçilerimizin, basın ve üniversitelerimizin, kendini aydın zanneden, ahmak aydınlarımızın veya kendini aydın olarak tanımlayanların maalesef gerzeklerden oluştuğunu göstermektedir.
Lütfen, aklınızı kullanın, korkmayın beyniniz eskimez.



TECAVÜZLERE İDAM İSTEYENLERE…

Emekli bir İstanbul polisi olarak derim ki, hangi gerekçeyle olursa olsun idam adil bir ceza değildir.
İdam edilenlerin belki on binde biri yerinde ceza alır, çoğu doğrudan hak etmemiştir.
Öyle pezevenk aileler var ki bu ülkede, hem kendilerini hem masum çocuklarını satarlar. Ama konu komşu arasında saygındırlar, belli etmezler.
Böyleleri geçmişte, kendi kızlarını ikram ettikleri zenginlere, tecavüzden dava açıp malını mülkünü elinden almışlardır. Alamadıysalar da mahkum ettirmişlerdir. Bütün devlet erkanı da insanlardan oluşur, onların da cinsel tatmin sorunları vardır. Böyle tezgaha gelen, Peygamberler, Kral, padişah, Sadrazam, vezir, Vali, Kadı, günümüzden Başbakan, bakan, vali, kaymakam, savcı, yargıç genel müdür, jandarma polis amir ve memurları, belediye başkanları, memurları vardır.
Bu cinsellik tuzağı, kadın, erkek herkesi avlar. Hala medeni dediğimiz Avrupa ve Amerika ülkelerinde hakkında cinsel istismar veya çapkınlık işleri açığa çıkan siyasiler istifa ettirilmektedir. Böyle mağdur insan çoktur.
AKP yokken de tecavüzler vardı. Herkes, tecavüz edeni değil, tecavüze uğrayan masum çocuğu, kadını, erkeği ve ailelerini aşağılardı. Bu ailelerle ilişkilerini keserler, onlar da tanımadıkları yerlere, varını yoğunu yok pahasına satıp göç ederlerdi. Bu şekilde kötü şöhreti önlemek için de, güvenlik kuvvetleri, yargı mercileri olayı örteler, davayı gizli duruşma ile veya barıştırma yoluyla çözerlerdi.
Geçmişte bunların örtülmesi bu yüzdendir. Şimdi, doğru bir kampanya ile bu olaylar deşifre edilmektedir.
İran, idamlık bakireleri ırzına geçip asar. Tecavüz iğrenç de olsa dinde vardır. Ama, hukuk, mantık nedir bilmeyen sıradan beyinler hemen tahrik etmekte veya tahriklere alet olmaktadırlar.
Halk yani bu duygusal zeka yüklü olanlar, şimdiki bilinçle olayı basına yansıdığı gibi görür, o haliyle basar yaygarayı. Oysa bu yaygaracıların eline fırsat geçsin yapmayacağı şerefsizlik yoktur.
Herkes, klavye filozofluğunu bırakıp aklıyla düşünsün.
"İDAM" demeyin, "cemaat ve tarikatlar kapatılsın, suçlular ve teşvik edenler cezalandırılsın" deyin.
İdamın mağdur ettiği adaletsizliğin veya yargı hatasının telafisi yoktur.
16 yılda, orduya, bürokrasiye, basına, üniversitelere, blog yazarlarına sayısız kumpaslara şahit olmuş bir toplumun, idam istemesi kadar büyük salaklık olamaz.
Takdir insanlarındır.
Alaeddin Keykubat Yavuz

İDAM İSTEKLERİNİ TAHRİK EDEN ADİ TECAVÜZ OLAYLARI AKP KOMPLOSUDUR.

TECAVÜZ, MEZOPOTAMYA, HİNT, FARS, ROMA, GREK GELENEKLERİNDE VARDIR.


Yahudilerde de vardır. Haliyle Hristiyan ve İslam kültlerine de geçmiştir. Yahudi Muhammet'in Hayber savaşında, Beni Nadir Yahudisi kale komutanını öldürtmüş, 11 yaşındaki kızını çadırına atıp ırzına geçmiş, adını Cüveyriye (kölecik) koymuştur. Kızın annesi Zeynep de verdiği zehirli koyun eti yemeğiyle onları zehirlemiştir. Atası YAKUP'un kızına tecavüz eden Sabi Araplarını oğullarının öldürmesi gibi intikam almıştır. Kendileri de tecavüz eden Yahudiler, kendilerine yapılana katliamla ceza verirler.

Talmud, Yahudi olursa "3", devşirme çocuğu ise "3" yaşın altında kız çocuklarına NİKAH uygular.
Şimdi aldı bir kampanya gidiyor. Tecavüzlere idam verilsin. Bu coğrafyada tecavüz, insan tarihi kadar eskidir. Sümer Gök tanrısı Enlil tecavüzcüdür, oğlu Ay tanrısı Sin, tecavüzün çocuğudur.
Tevrat, Turu Sina(Sin dağı) dağında inmiştir. Kuran Tur, ve Ya-Sin surelerinde Sin vardır. Siyonizm, Davut peygamberin kabilesi Yahuda'nın ve kutsal yerleri Sion/Zion dağı yani Turu Sina'dan gelir.

AKP zaten, Yahudi, Yahudi dinlerini kutsayan Ermeni, Rum partisidir. Hepsi devşirmedir ve bu Babil, Sümer sapıklıklarını kutsal bilirler.
AKP Döneminde taciz ve tecavüz olaylarında patlama yaşanmıştır

Bu kadar kutsanmış geleneklerini yaşamak için, devleti ele geçirmiş
AKP mi bunlara "İDAM" uygulayacak?

Avustralya'da bir baş rahip, pedofili suçu işleyen rahiplerin suçlarını örttüğü kesin olduğundan bir yıl hapis aldı, bu da gözetim cezasına çevrildi. Halktv, TELE1 ve öteki haber kanallarında hala alt yazı geçiyor. Yasalar zaten yeterli, tüm tecavüzcüler ödüllendirilirken siz idam isteyerek algı operasyonlarına katkıda bulunuyorsunuz. Yapılacak iş bu tarikatların kapatılması şeklinde olsun. Bunun için paylaşın, "İDAM" demeden. İdam gelir, Tevbe Suresi 5'i uygularlar. Tecavüzün dinde yeri vardır ama ateistliğin, dinsizliğin yoktur. Aleviler, Caferiler, Yasraniler zaten Tevbe 5'lik halk kesimidir.
Aklınıza mukayyet olun.
Hala uyanmadıysanız;
Yasayı çıkaracak kim?
AKP,
Tecavüzleri devlet korumasıyla yaptıran kim?
AKP.
İdam edilecek onlar mı sen mi?
Sehpa kurulunca kimin çıkacağını kim tayin edecek?
AKP.
İdam yasası çıkınca, sizi idam edecekler, o tecavüzcüler olacak.
Yazıyı yayınlarken bakan bu açıklamayı yaptı.

Biraz akıl lütfen.
İdam yasasını böyle operasyonlarla meşrulaştırdıklarında, ilk asılan siz olursunuz.
"SAPIK TARİKATLAR VE CEMAATLER KAPATILSIN" Deyin. İmamları içeri atılsın deyin.
Yoksa korkuyor musunuz?
Takdir sizindir
AKP dönemi, her türlü tecavüz, taciz olaylarının
cezasız bırakıldığı dönemdir.
Amerikan Cumhuriyetçi Partisi, Allah saydıkları
Hz. İsa'yı partilileri yaptılar
Peki bizdeki Allah'ı kim seçti?
"Apo asılsın" kampanyalarından, "Tecavüzcüler asılsın" a gelen kampanyanın nereye varacağpı belli olmaz.
Yarın, "Akp'ye muhalefet eden herkes, Allah'ın partisine savaş açmış olur, idam edilmelidir" yasası çıkabilir"
Olmaz olmaz demeyin, her şey kötüye gidiyor.
Köprüden önce çıkış şansımız da kalmadı artık.

Alaeddin Keykubat Yavuz

AlaeddinYavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

2 Temmuz 2018 Pazartesi

2018 BAŞKANLIK SEÇİMLERİNDE HALK ALDATILMIŞTIR

HALK, TÜM SEÇİMLERİ PROTESTO ETMELİDİR.

Halkımız artık hiç bir seçime katılmamalıdır.
Çünkü halkımız, milyonlarca katılımlar sağlayarak mitinglere gitmiş, parasıyla, bilgisiyle, emeğiyle muhalif adayları desteklenmiştir. 

Oy vermede %86 katılımla üstüne düşeni yapmıştır. 
Kemal Kılıçdaroğlu, “YSK benimdir, ondan ben sorumluyum. Bu defa iktidara oynuyoruz, oylarınıza sahip çıkacağız, bize güvenin” demiştir.
Muharrem İnce, 50.000 avukat hazır olsun YSK önüne gideceğiz demiştir.
Meral Akşener, “YSK önünden beni jiletle kazıyamazlar” demiştir.
Vatandaş da güvenip, bağışsa bağış, miting ise miting, mücadele ise mücadele gerekeni yapmıştır.
Oylar kullanılmış, herkes ev inde oturup seçim sonuçlarının açıklanmasını beklemeye başlamıştır.
18:45'de seçim sonuçları açıklanmaya başlandığı halde, hükumet seçmenini 21:00'de silahlı olarak sokaklara salmış, YSK çevresini gündüzden kamyonlarla çevirmiş, muhalif seçmeni ve muhalefeti alenen tehdit etmiştir.
-18:45'den itibaren halkı "hükumet provakosyanlarına kapılmamaları için" uyaran, gerçek sonuçları kendilerinden öğrenmemizi tembihleyen Bülent Tezcan, HDP'nin barajı aştığı kesinleşince, yanında üç bodyguard vekil ile kırıtarak ve sırıtarak ekranlara gelmiş;
"-Seçimi kaybettik, hadi gidin yatın" diyerek herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.
YSK, %37'sini açıkladığını bildirirken Muharrem İnce'nin olduğu iddia edilen bir SMS mesajı ile sonuç kesinleşmiş, RTE, aniden karar değiştirerek balkon konuşması için Ankara yoluna düşmüştür.
Bunun yanında;
-18:45'den itibaren halkı "hükumet provakosyanlarına kapılmamaları için" uyaran, gerçek sonuçları kendilerinden öğrenmemizi tembihleyen Bülent Tezcan, HDP'nin barajı aştığı kesinleşince, yanında üç bodyguard vekil ile kırıtarak ve sırıtarak ekranlara gelmiş;
"-Seçimi kaybettik, hadi gidin yatın" diyerek herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.
24 Haziran gecesi, ümitlerini Millet İttifakına bağlayanların hüsrana uğratıldığı bir gece olmuş ve insanlar hiçe sayıldıklarını görmüşlerdir.
Olayları sıralarsak;
-YSK, Yüksek Seçim Kurulu devre dışı bırakılmıştır,
-Seçim sonuçları, iktidarın yandaş yayın organı AA tarafından açıklanarak seçime güven bitirilmiştir.
-Milyonlarca oy YSK kurumları önünde teslimleri sağlanmadan seçim sonuçlandırılmıştır.
-iktidar seçmenleri silahlı olarak sokakları işgal etmiştir.
-Seçim öncesi ve süresince muhalifler tehdit edilmiştir.
-YSK çevresi yollar kamyonlar ile kapatılmıştır.
-Her türlü tehdidin aleni yapıldığı, Ohal baskıları altında, iktidarın tüm devlet olanaklarını kendi çıkarına sorumsuzca kullandığı şartlarda yapılan seçim seçim değildir. 


Hükumet emrindeki Anadolu Ajansının sonuç açıkladığı, muhalefet liderinin yenilgiyi SMS ile kabul ettiği böyle bir seçimden sonra sandığa gidip oy kullanmak insanın kendisine hakaret etmesidir.

Kimse gitmesin bakalım AA ne açıklayacak?

Ayrıca, ana muhalefetin 24 saat, ikincil muhalefetin jiletle kazınacak parçası bulunamadığından 48 saat sonra halkın huzuruna çıkması, ötekinin, "yiğitliğin onda dokuzu hiç görünmemektir" misali tümden arazi olması da vatandaşa yapılmış ayrı bir saygısızlıktır. 
Kendilerine, para, emekleriyle, miting miting gezerek destek olan insanlara, "başaramadık ama teşekkür ederiz" demekten aciz bir muhalefetin bu aczi ihanetinden değilse nedir? 

Halkın iradesi alenen, ortaklaşa gasp edilmiştir.
Muhalefet, iktidarla bir olup halkı aldatmıştır. 

Bu yüzden tüm seçimleri protesto edin. 


Takdir sizindir.
Alaeddin Keykubat Yavuz