Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

12 Temmuz 2015 Pazar

KİTABÜL ESNAM’DAN ALINTILAR


İbrahim-İsmail Efsanesi
Ben Hişam, bin Muhammed El Kalbi’ye H.201 yılında okuyordum.
Babam ve diğerleri bize anlatıyorlardı ben onların sözlerini aynen yazdım.
İbrahim oğlu İsmail’in Mekke’ye yerleştiğinde pek çok çocuğu oldu ve bunlar Mekke’yi doldurarak Amalikalıları  (devler) oradan sürdüler. Zamanla Mekke kendilerine de dar geldi ve aralarında harpler, düşmanlıklar çıktı. Bir kısmı diğer bir kısmını sürdüler. Sürülenler ülkede yayıldılar, yeni geçimlikler aradılar.
Onları putlara ve taşlara tapmaya sürükleyen sebep şu oldu. Mekke’den uzaklaşan bir kimse “Kutlu Eve” saygısından ve Mekke’ye olan derin bağlılığından ötürü yanına kutlu bölgeden bir taş almadan uzaklaşmazdı. Nerede konaklarsa onu bir yere koyarlar ve tıpkı Kâbe’yi tavaf ettikleri gibi kendilerine uğur getirsin diye ve saygı ve sevgilerini ifade amacıyla onu tavaf (etrafında dönme) ederlerdi.*
Kâbe’ye ve Mekke’ye olan saygıları da devam ediyordu. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ‘den öğrendikleri üzere hac ediyor, umre yapıyorlardı.
(*Yıldız İbadeti. Gezegenlerin güneş etrafında dönmelerini taklit amacıyla yapılan ibadet. Sabiler, gök cisimlerinin tanrı ve meleklerinin şekilleri olduğuna inanırlardı. Arapların ve Kürtlerin en eski halk oyunu olan ve günümüzde de yaptıkları halay çekmek aynı anlama gelir. A. Yavuz)

Putperest Yaşam;
Bu davranışları onları git gide hoşlarına giden şeyleri yapmaya götürdü, asıl dinlerini unuttular, İbrahim ve İsmail’in dinini başkasıyla değiştirdiler. Putlara taptılar ve kendilerinden önceki toplumların durumuna döndüler. Hz. Nuh’un kavminin tapmış oldukları putları hatırladıkları kadar yeniden çıkardılar. Aralarında İbrahim ve İsmail çağlarının adetlerini devam ettirenler vardı:
Kâbe’ye saygı onu tavaf, hac, umre, Arafat’ta ve Müzdelife’de vakfe kurban sunmak, hac ve umre esnasında Lebbeyk çağırış gibi bu adetlere kendiliklerinden bir takım daha adetler katarak.
Nizar kabilesi ihlal sırasında şöyle derdi;
Buyur Allah’ım buyur! Buyur senin ortağın yoktur. Ancak bir ortağın vardır. O da senin hükmündedir. Sen ona ve onun sahip olduklarına hükmedersin!
Telbiye ederek onu birliyorlardı. İlahlarını da yanına katıyorlardı, fakat sahipliğini de yine onun eline veriyorlardı.
Allah peygamberine “Onlardan çoğu Allah’a, ancak Ona ortak koşarak inanırlar.” Buyuruyor.
‘Akk kabilesi telbiye sırasında oğullarından siyah olan ikisini önlerine katarlar ve bunları kervanın önünde yürütülürler ve şöyle söylerlerdi;
Biz Akk kabilesinden iki kargayız. Onları takiben Akk kabilesi de şöyle derdi; Akk kabilesi sana teslimdir. Yemenli kullarındır. Bize izin ver ikinci defa hac edelim.
(Kara Karga, İran Mitra/Mihr dininde Mitra-Güneş’in habercisidir. Adı “Sol’dur. Mitra yer altına indiğinde yani öldüğünde karakarga kutsal kılınmıştır. Zervanilik, Grek ve Roma Mitracılığı dinlerinde karakarga yerini korumuştur de Diana’nın da habercisi olmuştur. Kur’an’da geçen “Yazık o solculara” ifadesinde kast edilen günümüz solcuları değil, şeytan ibadeti, Güneş’i bırakıp Ay’a veya öteki dev ve cüce cinlere tapınanlar, onlardan medet umanlar kast edilmektedir. A. Yavuz)
Rabia kabilesi hac ettiklerinde şartlarını getirip durulacak yerlerde durduktan sonra ilk nafr’de dağılırlar, günümüz Müslümanları gibi taşrikin sonuna kadar beklemezlerdi.
İsmail’in dinini ilk değiştiren, putları diken Sa’iba Vasila, Bahira, ve Hamiya’yı getiren kişi Amr b. Raiba’dır ki Luhayy b Harişa b. Amr b. Ânir el Ezdi’dir ve Huza’nın babasıdır.
‘Amr b. Luhay’ın annesi, Amr b. El Hariş’in kızı Fuhayra idi. Mudad el Cürhümi’nin kızı Kam’a olduğu da söylenir.
El Hariş, Kâbe’nin yöneticisiydi. ‘Amr b. Luhayy büyüyünce yönetim işinde onunla anlaşmazlığa düştü, İsmailoğulları ile birleşip Cürhümilerle savaştı. Onları yendi, Kâbe’den uzaklaştırdı. Mekke’nin dışına sürerek “Kutlu Ev’in “bekçiliğini üzerine aldı.
Sonra ağır bir hastalığa tutuldu. Kendisine Suriye’de Balka denilen bir yerdeki kaplıcaya giderse iyileşebileceği söylenildi. Iraya gitti, yıkandı ve iyileşti. Oranın halkının putlara taptığını gördü.
Bunlar nedir? Diye sordu.
Dediler ki;
Biz bunların aracılığı ile yağmur ve düşmana karşı yardım isteriz. Bunun üzerine kendisine de onlardan vermelerini istedi. Verdiler. Onları Mekke’ye getirdi ve Kâbe’nin çevresine dikti.
Asaf ve Naile
Ebû’l Münzir Hişam b Muhammed dedi ki;
El Kalbi’nin Ebu Salih’ten onun da İbn Abbas’tan naklettiklerine göre Asaf b. Ya La adlı Cürmühilerden bir erkek ile Zeyd’in kızı vardı. Asaf Yemen’de Naile’ye âşık oldu. Kabileleri hac için Mekke’ye geldiklerinde Kâbe’nin içinin boş bulunduğu bir sırada kutsal evin içinde cinsel ilişkiye girdiler ve anında iki taş haline geldiler. Ertesi sabah halk onları öylece buldular. Dışarı çıkartıp durmakta oldukları şimdiki yerlerine diktiler. Daha sonra Hüza ve Kureyş ve Araplardan Kâbe’ye hacca gelenler onlara tapındılar.
Bunları ilk put edinenler Huzeyl ve Müdrike’ydi.
(Sabi dini ve uzantıları olan dinlerde tapınaklar zaten cinsel birleşme ayinlerinin yapıldığı yerdi. Tapınak görevlilerinin çaldıkları müzik ve söyledikleri ilahiler eşliğinde başrahibe veya başrahip bütün vücudunu örten burka ya da çarşaf-peçe giyerdi. Baş Tanrı kabul edilen heykelin önündeki sunağın yanında dans ederdi. Sunak kesilen kurban kanlarıyla yıkanır ve çevresi tahıl ve yiyecek adaklarıyla çevrilirdi. Tapınılan tanrının veya cinin ruhu orada bulunan heykele gelirdi. Heykel canlanırdı ve rahip ya da rahibeyle cinsel ilişkiye girerdi. Böylece o yılın bereketi garantilenirdi. Tapınaklarda görevli bütün rahipler ve rahibeler Allah’ın karılarıydı. Bunlar ayinsiz ve tapınak görevlisi olmadıkları halde bu işi yaptıklarından taş edilmiş olduklarına inanılmış ve onlara tapınılmaları, halkın aşka verdiği kutsallıktan başka şey değildir. Halkın onlara tanrı putu olarak değil de aşkları uğruna başlarına gelen yazgıya razı olmalarının uyandırdığı saygıdır. Hala Müslüman hacılarca da kutsal sayılan putlardır. A. Yavuz)
Süva, Vadd, Yegüs, Yeük Putları
Medine çevresinde Yanbu bölgesinin Ruhat yöresinde bulunan Süva putunu tanrı edinenler ve bekçiliğini edenler Lihyan oğlullarıydı.
Ben Huzeyl’in şiirlerinden onunla ilgili bir şey işitmedim. Sadece Yemenli bir adamın şiirini işittim.
Kelb (Köpek) kabilesi Dümat el Candal’daki Vadd’i put edindi.
(Yezidilerde siyah köpek kutsaldır. A.Yavuz)
Mezhic kabilesi Yegüs’ü put edindiler Şair şöyle dedi;
Yaşa Vadd- çünkü artık bize helal değildir kadınlarla oynaşmak, din işi ciddiye aldı.
Bir başkası şöyle dedi;
Yegüs yürüttü bizi Murad’a doğru,
Tan atmadan saldırdık onlara!
Hayyan kabilesi de Yeük’ü put edindi O San’a’ya Mekke yönünde iki gecelik uzaklıkta bulunan Hayvan adlı bir köyde bulunuyordu. Hamdan’ın ve öteki Arapların onunla adlandıklarını işitmedim. Onların veya diğerlerinin onunla ilgili şiirlerine rastlamadım. Bunun sebebi, onların San’a ‘ya yakınlıklarından Himyerlilerle karışmış olmaları ile Zu Navas Yahudi olduğunda onlar Yahudi olurken birlikte Yahudi oluşlardır.
Nesr Putu
Himyerliler Nesr’i put edindiler.
Himyerliler ona Balha adlı bir bölgede tapınıyorlardı. Ancak, Himyerlilerin onun hakkında şiirlerinde ve adlarında yer vermediyseler bunun da sebebi Tubba zamanında Yahudi olmalarındandır.
Himyerlilerin Sa’a’da “Ri’am adlı bir tapınakları vardı. Ona saygı gösterirler ve yanında kurbanlar keserlerdi. İçinden sesler geldiği söylenirdi. Tubba Irak seferinden döndüğünde yanında bulunan iki Haham, Ri’am tapınağını yıkmasını söylediler. Böylece tapınak yıkıldı ve Yemenliler Yahudi dinine girdiler. Bu yüzden ne Ri’am ne de Nesr putu hakkında şiire veya ada rastlanılmaz.
Araplar şiirlerinden sadece İslâm’dan kısa süre önceki olanlarını koruyabildiler. Hişam Ebu’l Münzir “ben sadece Ri’am hakkında şiir işitmedim ancak diğerleri hakkında işittim!”
Bunlar Nuh kavminin taptığı beş puttur. Allah peygamberine indirdiği Kur’an’ında onları andı;
“Nuh dedi ki ya Rabbi, onlar bana isyan ettiler, mallarının ve evlatlarının kendilerine büyük bir ziyandan başka getirmediği işlere uydular. Büyük bir hile düzdüler. Ve dediler ki; Putlarınızı sakın bırakmayın, Vadd’i, Süva’yı,Yegüs’ü, Yeük’ü ve Nesr’i terk etmeyin. Onlar çok sapıttılar. Zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeylerini arttırma!”
Amr Lahayy, putçuluğu yayınca Araplar putlara taptılar ve onları ilahlar edindiler.
Allah’ın Kızları Menat, Lat Uzza
Onların en eskisi Menat ‘tı.
Araplar çocuklarına “Abd Menat, Zeyd Menat gibi adlar koyarlardı.
Menat, Mekke ile Medine arasında El Muşallal yöresinde Kudayt denilen yerde, sahilde dikiliydi. Evs, Hazreç kabileleri Mekke ve Medine ile komşu yörelerdekiler onu sayarlardı ve ona çevresinde kurbanlar keserlerdi.
Ma’add oğulları İsmail’in dininin kalıntılarına bağlıydılar, Rabia ve Muzar da onun kalıntılarına bağlıydılar.
Hiçbir kabile Menat’a Evs ve Hazreç kabileleri kadar saygı göstermediler.
Eb’ul Münzir Hişam b. Muhammed dedi ki;
Evs ve Hazreç kabilelerini çok iyi tanıyan Ebu Ubeyde b. Abdullah b Ebu Ubeyde b Emmar b. Yasir’den naklen anlatıldığına göre, Evs ve Hazreç kabileleri ile Yesrib (Medine) ve diğer yerlerin Araplarından onların dinine uyanlar hac ederler. Vakfelerde herkesle birlikte dururlar fakat başlarını tıraş etmezlerdi. Tavafı bitirdikten sonra Menat’a gelirler başlarını bu putun yanında tıraş ederlerdi.
Bu son hareket olmaksızın haclarını bitmiş saymazlardı.
Evs ve Hazreç’in Menat’a aşırı saygılarını Abdüluzza b. Vadi’a el Muzani veya başka bir Arap şöyle anlatırdı;
“Burada gerçekten, doğru, samimi bir yemin ettim. Hazreç kabilesinin kurban yerinde Menat’ın yanında”.
Cahiliye devrinde Evs ve Hazreç kabilelerine toptan Hazrec denilir, kurban yerlerine de Hazreç Kabilesinin Kurban Yeri” denilirdi.
Allah’ın andığı (Necm Suresi) Menat budur. Öteki üçüncü Menat Huzeyl ve Hüzza’ya aitti. Kureyş ve bütün Araplar ona saygı gösterirlerdi. Durum Allah’In elçisinin H.Sekizinci yılda Medine’den çıkışına kadar böylece sürdü. Bu yıl Allah’ın Mekke’nin fethini bahşettiği yıldı.
Zülfikâr’ın hikâyesi (Ali’nin kılıcı);
Medine’den çıktıktan dört veya beş gece geçtikten sonra peygamber Ali’yi gönderdi ve Ali gidip onu yıktı. Orada bulunan şeyleri de aldı, peygamberin huzuruna getirdi. Aldığı şeylerin arasında Ğassan kralı Hariş b. Ebu Şamir El Ğassani’nin hediyesi olan iki kılıç vardı. Birisinin adı Mihzam, öbürününki de Resub idi.
Bunlar Elkama’nın şiirinde anlattığı El Hariş’in iki kılıcıdırlar;
Demirden iki göğüs zırhı üst üste ve üzerlerinde
İki kıymetli kılıç: Mihzam ve Resüb!
Peygamber bu iki kılıcı da Ali’ye verdi. Ali’nin kılıcı Zülfikâr (Zü’l fakâr) bu ikisinden birisiydi. Ali’nin  bu kılıçları Fals mabedinde bulduğu da söylenir. Fals mabedi, Ali’nin peygamberin emriyel yıktığı Tayy kabilesinin putudur.
El Lat putu;
Onlar daha sonraları El Lat’ı put edindiler. El Lat Taif’te bulunuyordu. Menat’tan sonradır. O dört köşe bir kaya parçasından ibaretti. Bir Yahudi onun yanında buğday dövmeyi adet edinmişti. Bekçileri Şakif kabilesinden Ettab Bin Malik oğullarıydı. Onun üzerine bir bina yapmışlardı. Kureyş ve bütün Araplar ona saygı gösteriyorlardı.
O oranda Araplar çocuklarına Zeyd El Lât ve Teym el Lât adlarını veriyorlardı. Lât bu günki Taif camisinin sol minaresinin yerinde bulunuyordu. Bu Allah’ın Kuran’da andığı Lât’tır.
” El Lât ve El Uzza hakkında ne dersiniz?”
‘Amr b. El Cuayd ondan şöyle bahseder;
Eğer ben Ka’sa’ da olan bağımdan geçersem,
Tapmaktayken El Lât’ı terk eden kişiye benzerim.
El Mutalammış Amr b. El Münzir bir taşlamasında ondan şöyle bahseder;
Sen beni taşlama korkusundan sürdün, fakat hayır,
El Lât ve dikilmiş taşlar hakkı için benden kurtulamazsın!
Bu durum Şakif kabilesinin Müslüman oluşuna kadar sürdü. Allah’ın elçisi Muğire b. Şu’ba’yı gönderdi. O da onu yıktı ve ateşleyip yaktı.
Şaddad b ârız el Cüşami putun yıkılışı ve yakılış sırasında Şakiflilerin ona dönmesini engellemek ve ona düşman etmek için şöyle diyordu;
El Lat’ı korumayınız, onu yok eden Allah’tır!
Kendini korumayanı siz nasıl korursunuz.
İşte ateşle yandı alevlendi
Taşları uğruna savaşmadı bile değersiz!
Allah’ın elçisi ülkenize geldiğinde
Döner ve o puta hiç kimse yardım etmez.
Evs b. Hacer El Lât’a yemin ederek dedi ki;
El Lât’a, El Uzza’ya ve ona hizmeti tanıyan herkese yemin ederim,
Ve Allah’a da yemin ederim ki, Allah onların hepsinden yücedir!
Uzza Putu
Sonra da el Uzza’yı put edindiler.
O lât’tan ve Menat’tan sonradır. Ben Arapların El Uzza’dan önce bu ikisinin adını taktıklarını işittim. Temim b. Murr oğluna “Zeyd Menat” b Temim b. Murr. B. Udd b. Tabiha adı koyduğuna ve “Abd Menat ismine El Lat ismini de Şa’laba b. Ukabe’nin oğluna “Teym El Lat diye taktığına ve “Teym El Lat” b. Rufayda b. Savr, “Zeyd El Lat” b. Rufayda b. Şavr (b.Vabara b. Murr b. Udd b.Tabiha) Teym El Lât” b. Namir b. Kâsıt, “Abd el Uzza” b. Kâb b. Sa’d b. Zeyd Menat b. Temim adlarına rastladım. Böylece El Uzza ilk ikisinden sonra oluyor.
Abd el Uzza, b. Kâb en eski Arap adlarındandır.
El Uzza’yı put edinen kişi Zâlim b. Es’ad idi. O Suriye Nahla’sının kuzeyinde El Ğumeyr’in karşısında Mekke’den Irak’a çıkışta sağda Huraz adlı bir vadide bulunuyordu. Bu vadi Zât ‘Irk’ın, El Bustan’a doğru dokuz mil yukarıdadır. Zalim b. Es’ad onun üzerine bir ev yaptırmıştı. İçinden ses işitirlerdi.
Araplar ve Kureyş çocuklarına onun adıyla “Abd el Uzza” diye ad koyarlardı. O Kureyş’in en büyük putuydu. Onu ziyaret ederler, hediyeler sunarlar, yanında kurbanlar keserlerdi.
Allah’ın elçisinin bir gün ondan bahsettiğini işittik;
-“Ben kavmimin dinindeyken el Uzza’ya boz bir koyun sundum.”
Kureyş kabilesi Kâbe’yi şöyle diyerek tavaf ederlerdi;
Lât hakkı için, Uzza hakkı için!
Onlar yüksek turnalardır.
Onların şefaatlerine umut bağlanabilir.
Üçüncüleri Menat hakkı için!
Derler di ki;
Onlar Allah’ın kızlarıdır. Onun yanında şefaatçidirler. Allah elçisini gönderdiğinde ona şöyle vahyetti;
“El Lât, el Uzza ve üçüncüleri Menat hakkında ne dersiniz? Oğullar sizin de kızlar onun mu? O zaman bu haksız bir üleştirme olur. Onlar sadece sizin atalarınızın Allah’tan hiçbir yetkileri olmaksızın takmış oldukları adlardır.”
Kureyş ona Hüra vadisinde Sükam adlı bir dağ yarığını mesken yapmıştı ve orası Kâbe’nin kutlu bölgesi gibi kutlu olmuştu. Ebu Cündâb el Huşali el Kırdi’nin tutkun olduğu bir kadın hakkında söylemiş olduğu sözlerde şöyle geçer (Kadının Uzza’ya olan yeminini hatırlatır)
-Bütün varlığıyla yemin etmişti, büyük bir yemin,
Sükam tepelerini kutlulaştıran tepeye and içmişti,
Elbisemi göndermezsen git!
Hayatımızın sonuna kadar seninle asla konuşmayacağım!”
Ümmü Huvayris’ten ayrılık ona acı veriyor,
Meramı ne şekilde olursa olsun durumu düzeltmek!
Uzza’nın kutlu sahibine and olsun!
Evinin önünde sarih bulunan ilaha and olsun.

Uzza’nın kurban kesilen bir meydanı vardı, oraya Gabgab denilirdi. El Hüzali Esma adında güzel bir kadınla evlenmiş olan birisini taşlarken ondan bahseder;
Esma danacığın çenesiyle evlendirildi,
Bânu Ğanem’den bir adamın kurban ettiği boz bir dananın!
Danayı Uzza’nın gabgabına sürdüğü sırada,
Gözünde bir leke fark etti ve dağıtmakta acele etti!
Kurban etlerini o sırada oraya gelenler arasında üleştirirlerdi. Gabgab Nuhaykatu’l-Fazari’nin âmir b. At Tufeyl’e olan sözlerinde geçer;
Ey âmir, eğer mızraklarımız sana erişebilseydi,
Mina’ya ve Gabgab’a koşan develer hakkı için,
(Ya kendini bir kılıcın dürtüşünden kaçarak kurtarırdın,
Keskin ve kana susamış (bir kılıcın); Ya da şerefsiz bir şekilde geberirdin)
Ondan Kays b. Munkiz b . Ubeyd b. Zâtırb. Habeşiyya b. Salül (El Huzai) de bahseder (Onu Kinane’den Hudad oğullarından bir kadın doğurmuştur.. Bazıları kadını Hüdad Muharib’den sayarlar) bu Kays b. El Hüdadiyye el Hüzaiyye’dir.
“Biz ilk andı Allah’ın evine içtik,
Yoksa Gabgab’daki dikili taşlara içerdik.”
Kureyş kabilesi ona özellikle saygı gösterirdi.
Zeyd b. Amr. B. Nufeyl (Cahiliye devrinde kendi kendine ibadet eder, Uzza’ya ve diğer putlara tapmazdı) bu konuda şöyle demiştir;
Lât’ı da Uzza’yı da hepsini terk ettim,
Kuvvetli ve sabırlı olan böyle yapar,
Bundan böyle ne Uzza’ya ne onun iki kızına inanıyorum,
Ne de Ganem oğullarının iki putuna giderim.
Hubel’i de ziyaret etmem.
Ki o aklımın ermediği çağda bize ilahtı.”

Uzza’nın bekçileri Banu Sülaym’den Banu Şeyban b. C abir b. Murra (b. Abs Rifa’a b. El Hâris b. Utba b. Süleym b. Mensur) idi. Onlardan son bekçilik eden Dubeyye (b. Harami as Şulami) idi. Ebu Hiraş el Huzali Dubeyye’den bahseder. Kendisi ona gelmiş ve bir çift iyi sandalı ondan hediye olarak almıştı.
-Sandallarım eskidiğinde bana sandal giydirdi,
Dubeyye o ne iyi dosttu,
Genç bir öküzün derisinden yapılma,
Birbirine uygun güzel bir çift sandal.
Ey yolcuların durak yeri,
Eşyalarını soğuk ve nemli rüzgârların kamçıladığı yolcuların,
Dubeyye açlığına kâselerle karşı koyuyordu.
Yuvarlak çöreklerle dolu eritilmiş yağ ile örtülü kâselerle!
Uzza’ya ibadet, Allah peygamberini gönderinceye, peygamber de onu ve öbür putları yok edip tapılmalarını yasak edinceye kadar ve haklarında ayet ininceye kadar devam etti.
Bu yasak Kureyş’e çok zor geldi. Ebu Uheyha (Sa’id b. El Âş b. Umeyye b. ‘Abd Şems b. ‘Abd Menaf) ölüm döşeğine düşünce Ebu Leheb onu ziyarete gitti. Ve ağlar buldu.
Dedi ki;
Niçin ağlıyorsun ey Ubeyhe, öleceğin için mi? Fakat ondan kurtuluş yoktur!
-Hayır! Dedi.
-Korkuyorum ki artık benden sonra Uzza’ya tapılmayacaktır!
Ebu Leheb dedi ki;
-Vallahi sen yaşadığınca ona senin sebebinle tapınılmadı, senden sonra da senin ölümün sebebiyle ona tapılmaktan da geçilmez!
Ebu Ubeyhe, Ebu Leheb’in ona tapmaktaki kuvvetli heyecanından çok memnun oldu ve dedi ki;
-Şimdi anladım ki, benden sonra birisi bulunacak!
Fetih yılında peygamber Halid b. Velid’i çağırdı ve dedi ki;
-Batnı Nahle’deki ağaca git ve onu kes.! Gitti, kesti ve Dubeyye’yi yakalayıp öldürdü. Dubeyye onun bekçisiydi.
Ebu Hiraş el Hüzayi Dubeyye için şöyle ağıt yaktı;
Dubeyye’ye ne oldu? O günden beri görmedim onu,
İçenlerin arasında çıktığını tavaf ettiğini de görmedim,
Yaşasaydı sabahın erken saatinde (şarap) dolu bir kâseyle çıkardı,
Hatif oğullarının yonttuğu içki kaplarından bir kâseyle,
Onun büyük bir kül yığını ve büyük bir tenceresi vardı,
Çorba kabı, kış mevsiminin suyu sızdıran yalağına benzerdi.
Sükam ıssızlaştı, boşaldı, yalnız vahşi hayvanlar,
Ve Garaf çalılıklarında hışırdayan rüzgâr orada barınır.
Ebu’l Münzir dedi ki;
-Yatifu, et tavafan’dan tafa yatifu’dan gelir. ElHâtif Banu Amr b. Esad’ın bir koludur. ElLakifu Arap dilinde dibine su vurarak çatlamış, kırılmış su yalağıdır. “Kad lakifa’l Havzu” Su yalağı çatladı! Denilir.
Ebu’l Münzir dedi ki;
Sa’id b. El Aş Ebu Uhjeyhe, Mekke’de sarık sardı mı onun sarığından başka kimsede bulunmazdı.
El Enazi Ebu Ali bize anlattı ve dedi ki ; Ali b. Aş Şebbah bize anlattı ve dedi ki; Ebu Münşir bize bildirdi. Dedi i; Babam bana Ebu Şalih’ten o da İbn Abbas’tan naklen dedi ki;
El Uzza, Batnı Nahle’de üç hurma ağacında yaşayan bir dişi şeytandı. Peygamber Mekke’yi fethettiğinde Halid b. Velid’i göndererek dedi ki;
-Batnı Nahle’de üç Semüre (hurma) ağacı bulacaksın! Birincisini kes!
Gitti, kesti. Döndüğünde peygamber sordu;
-Bir şey gördün mü?
-Hayır! Dedi.
İkincisini de kes! Gitti kesti. Döndüğünde sordu;
Bir şey gördün mü?
-Hayır! Dedi.
Üçüncüsünü de kes! Buyurdular.
Gitti, fakat ne görsün, önünde saçları karmakarışık, elleri ensesinde dişlerini gıcırdadıp duran bir cadı, arkasında da Dubeyye (B. Harami aş Şeybani) as Sulami bekçisi. Halid’i görünce dedi ki;
-Ey Uzza, bir saldırış saldır da beni yalancı çıkarma!
-Yürü Halid’in üstüne, eteklerini dola, örtünü kaldır!
-Çünkü bu gün sen Halid’i öldürmezsen,
Utanç içinde devrileceksin! Kendini koru!
Halid dedi ki;
-Ey Uzza, seni inkâr gerek, sana övgü değil!
-Gördüm ki Allah seni alçaltmış!
Sonra ona vurdu, başını kopardı, o anda cadı simsiyah bir kömür oldu. Sonra ağacı kesti ve bekçisi Dubeyye’yi de öldürdü. Peygambere gelerek olanları anlattı.
Buyurdular ki;
-İşte Uzza! Artık Araplar için Uzza yok. Bu günden sonra ona tapılmayacak!
Bunun üzerine Ebu Hiraş Dubeyye için yukarıda geçen beyitleri söyledi.
Ebu’l Münzir dedi ki;
-Kureyşliler ve Mekke’de oturan diğer Araplar, hiçbir puta, Uzza’ya gösterdikleri kadar saygı göstermezlerdi. Sonra Lât sonra da Menat gelirdi.
Kureyşliler, diğerlerinden ayrı olarak yalnız Uzza’ya ziyaretler yapar, ona hediyeler sunarlardı. Sanıyorum ki bunun nedeni ona yakın olmalarıydı.
Kureyş kabilesinin Uzza’yı seçtiği gibi Şakif kabilesi de Lât’ı seçmişti.
Aynı şekilde Evs ve Hazreç de Menat’ı seçmişlerdi. Fakat hepsi de Uzza’ya büyük saygı gösterirlerdi.
“Vadd, Süva, Yegüs, Ye’ük ve Nesr’i bırakmayın!” ayetinde geçen Amr b. Luhayy’ın getirdiği beş puta ise buna verdikleri kadar değer vermiyorlardı. Sanıyorum ki bu putlara uzak olmalarından kaynaklanıyordu.
Kureyş gibi Gani ve Bahila kabileleri de Uzza’ya taparlardı. Peygamber Halid’i gönderdi, o da ağaçları kesti, evi yıktı, putu kırdı.
Hubel Putu
Kureyş’in  Kâbe içinde ve çevresinde de putları vardı. Onlara göre bunların en büyüğü Hubel’di.
Duyduğuma göre bu kırmızı akik taşından yapılmış insan şeklinde bir puttu. Sağ kolu kırıktı. Kureyş onu bu şekilde almış, sonra ona altından bir kol yapmışlardı.
Onu ilk diken Hüzeyma b. Müdrike b. El Ya’s b. Muzar’dı. Bu yüzden ona “Hüzeyma’nın Hubel’i” diyorlardı.
O Kâbe’nin içinde bulunuyordu ve önünde yedi fal oku vardı.
Oklarının birisinde “Şarih=Saf” yazılıydı, diğerinde “Mulşak=Saf değil-iğreti”  yazılıydı. Doğan çocuğun kendilerinden olup olmadığından şüphelendiklerinde, önce Hubel’e adak sunarlardı ve ardından fal oklarını çekerlerdi. “Şarih” çıkarsa çocuğu kabul ederler, “Mulşak” çıkarsa ret ederlerdi. Ölüm üstüne ve nikâh üstüne de bir ok vardı. Diğerini öğrenemedim.
Bir mesele, bir anlaşmazlık olduğunda, bir yola veya ticarete niyetlendiklerinde gelirler, onun önünde fal okları çekerlerdi. Ne çıkarsa ona göre hareket ederler, karar verirlerdi.
Abdülmutallip, onun yanında oğlu peygamberin babası Abdullah hakkında fal oku çekmişti. Ebu Süfyan b. Harb’in Uhud günü muzaffer olduğunda hitap ettiği put da budur.
-Yücel Hubel! (Yani, Dinin yücelsin!)
Peygamber de şöyle karşılamıştı.
-Allah hepsinden büyük, hepsinden yücedir!
Asaf ve Naile putları
Onların Asaf ve Naile adlı putları da vardı.
Bu ikisi taş olduklarında halka ibret olsun diye Kâbe’nin yanına diktiler. Fakat üstünden uzun süre geçip de putlara tapınmaya başlanınca onlarla birlikte bunlara da tapınıldı. İki taştan birisi hemen Kâbe’nin yanında, öteki Zemzem kuyusuna yakın dikiliydi. Kureyş Kâbe’nin yanında bulunanı öbürünün yanına taşıdı. Onların yanında kurban keser, hayvan boğazlarlardı.
Ebu Talip, Kureyş peygamber konusunda Banu Haşim’e karşı anlaştığında onlara and içerek o ikisi hakkında şöyle demişti;
-Soyumu ve kabilemi Kâbe’nin yanında topladım,
Çizgili Yemen örtüsünden giysisini tuttum,
Aş’arların bineklerini çöktürdükleri yerde,
Asaf ve Naile’den çıkan sulara and olsun!
(Dedi ki El Veşail çizgili kumaş demektir)
Asaf’tan Bişr b. Ebu Hazim (El Esadi) şöyle bahseder;
-Başında kuşlar oturuyormuş gibi hareketsiz, ona yaklaşılmaz. Hayızlıların Asaf’ın önünde duruşları!
Ruza Tapınağı-Putu;
Araplar “Abd” ile başlayan adlar kullanırlardı. Bunun putlarla ilgili olup olmadıklarını bilmiyorum. Örneğin, “Abdu Yalil”, “Abdu Ganem”, Abdu Kulal”, “Abdu Ruza”.
Bazı raviler Ruza’nın, Banu Rabia b. Ka’b b. Sa’d b. Zeyd Menat’ın tapınağı olduğunu söylerler, el Mustavgir onu yıkmıştır. (Bu’Amr b. Rabia, b. Ka’b b. Sa’d b.Zeyd Menat b. Temim’dir. Fakat şu şiiri söylediğinden El Mustevgir diye anılır;
Su baldırımda cızırdıyor,
Sıcak sütte pişirme taşlarının cızırdadığı gibi.
Dedi ki El Vagir sıcak, kaynar demektir.
El Mustevgir İslamiyet çağında Ruza’yı yıktığında şunları söylemişti;
Ruza’ya bir saldırış saldırdım,
Karanlık fundalıkta harabeye çevirdim onu!
Ve onun istemediği şekilde “Abd Allah” diye bağırdım
Çünkü ancak “Abd Allah” (Abdullah) gibi birisi haram bölgeyi zapt edebilir.
İbni Edhem (Kelb kabilesinden Amir b. Avf oğullarından birisi) de şunları söyledi;
Kavmimizden atlılarla karşılaştım,
Seni “Ayyar’ın “çekirgelerine benzettiler.
Onları görünce ürktün,
Tıpkı domuzun sıcak sudan ürktüğü gibi!
İbn el Kalbi dedi ki; “El İgar” sıcak su demektir. “’Ayyar” da Kelb kabilesinden bir adamdı, soğuk bir sabah çekirgelerin hücumuna uğradı. “’Ayyar’ın bir dişi eksikti, yeri de boştu. Çekirgeleri yemeye başladı. Birisi diş boşluğundan dışarı kaçtı (Ölmemiş).
Ayyar dedi ki;
-Vallahi bu canlı, ölmemiş!
Beyitte geçen “ganazuke” atlılar seni Ayyar’ın çekirgeleri sıkıştırdığı gibi sıkıştırdılar demektir.
Kâbe’nin Putlardan Arındırılması;
Allah’ın elçisi Mekke’nin fethi günü zaferden sonra mescide girdi. Putlar Kâbe’nin çevresinde dikili duruyorlardı. Yayının boynuzuyla onların gözlerine ve yüzlerine dürtmeye başladı, aynı zamanda şöyle diyordu;
-“Hak geldi batıl zaten gidicidir!”
Sonra buyurdu, putları yüz üstü devirtti, hepsi mescidin dışına çıkarılıp yakıldılar.
Raşid b. Abdullah  es Sulami bu konuda şunları söyledi;
Dedi ki;
-Gel (eskisi gibi) konuşalım!
-Olmaz! Dedim.
Allah ve İslâm bunu bana yasak ediyor.
Muhammed’i ve ümmetini görmedin mi?
Fetihten sonra putlar kırılırken,
Asıl sen Allah’ın nurunun yayılışını görmeliydin!
Şirk’in yüzünü karanlık bürürken!
Menaf Putu
Dedi ki onların Menaf’ı da vardı.
Ona nispeten Kureyşliler “Abd Menaf” diye adlar koyarlardı. Fakat ben onun nerede bulunduğunu ve onu dikenin kim olduğunu bilmiyorum.
Hayızlı (aybaşılı) kadınlar putlarına yaklaşamaz ve onlara dokunamazlardı, ancak belirli bir uzaklıkta dururlardı.
Bu konuda Ba’l’a b. Kays b. Abdullah b. Ya’mar cüzzamlı olan aş Şeddah el Layşi ile aynı kişidir, şunları söylemiştir. (Hişam b. Muhammed Abû’ül Münzir dedi ki;
Hâlid b. Sa’id b.el Âş bana babasından naklederek dedi ki; Kendisinden soruldu;
-Bu nedir ey Ba’l’a?
Dedi ki;
Bu Allah’ın parlattığı kılıcıdır);
İbn el Hüreyzi Zamam’da bıraktım.
Arkadaşlarıyla birlikte aç gözlü kuşlar çevrelerinde dönüyorlardı.
Atların ilerlemesine ancak,
Zayıf ve yetimlerin inleyişleri karşı geliyordu!
Düşmanları da bıraktım, kuşlar biraz uzaklarında bekleşiyorlardı.
Hayızlı kadınların Menaf’ın çevresinde bekleyişleri gibi.
İbn el Kalbi dedi ki;
El Mu’tanizu, bir yerden beride duran demektir.
Dedi ki; Mekke’li her ev sahibinin bir putu vardı, evlerinde ona taparlardı. Birisi bir yolculuğa niyetlendiğinde evinde yaptığı son iş eliyle ona dokunmak olurdu. Yoldan döndüğünde evine girer girmez yaptığı ilk iş aynı şekilde ona dokunmak olurdu.
Allah peygamberini gönderdiği o da onlara Allah’ın birliğini bildirip, yalnız O’na ibadet etmelerini, ortak koşmamalarını söylediği zaman dediler ki;
-“Ne o? İlahları bire mi indirdi? Doğrusu bu şaşılacak şey!” Putlarını kast ediyorlardı.
Putlara Kurban Kesme Geleneği;
Araplar putlara tapmayı kolaylaştırmışlardı.
Bazıları bir tapınak bazıları da bir put edinmişlerdi.
Bir puta veya bir tapınağa gücü yetmeyen, Kâbe’nin veya diğer tapınaklardan birinin önüne hoşuna giden bir taşı diker, sonra tapınağı tavaf eder gibi onu tavaf ederdi. Bu taşlara “El Enşab” derlerdi.
Bunlar heykel şeklinde olursa yani belli birer şekilleri olursa bunlara “El Eşnam” veya “El Evşan” derler, onları tavaf etmeye de “Ed Devar” derlerdi.
Birisi bir yolculuk sırasında konakladığında dört tane taş alır, içlerinden en güzelini seçerek onu ilah edinir diğer üçünü de tenceresine pişirme taşı yapardı. Ayrılırken onu orada bırakırdı. Başka konaklayışlarında da aynı şeyi yapardı.
Araplar bütün bu taşlara kurban keserler, hayvan boğazlarlardı. Böylece onlara yaklaşırlardı. Bununla birlikte Kâbe’nin hepsine üstünlüğünü tanırlardı. Hac ve umre için ona giderlerdi.
Yolculukları sırasındaki davranışları da sırf Kâbe’deki hareketlerini hatırlayarak, ona olan derin eğilimlerinden ötürü böyle yapıyorlardı.
Taşlarının veya putlarının yanında kestikleri koyunlara “El Ata’ir” diyorlardı. (Arap dilinde “El Atira, Ez Zabiha” boğazlanmış demektir.) Kurban kestikleri yere de “El İtr” (Sunak) derlerdi.
Bu konuda Zuheyr b. Sulma şunları söylemiştir.
-Onu bıraktı ve bir gözetleme kayasının üzerine uçtu.
Başını kurbanın kana buladığı bir kurban taşı gibi!”
Hüza’dan Muleyh oğulları bunlar “Talha et Talahat’ın soyudurlar. Cine taparlardı. Onlar hakkında şu ayet indi.
-“Muhakkak ki Allah’tan gayri taptıklarınız da sizin gibi kullardır!”
Zu’l Halasa Putu;
Zu’l Halasa, üzerine bir çeşit taç oyulmuş ak bir taştı. Mekke ile Yemen arasındaki Tabalâ’da, Mekke’den yedi gecelik uzaklıkta bulunuyordu. Bekçileri Bâhila, b. ‘A’şur’dan Ümame oğullarıydı. Haş’am, Bacila, Ezd es Serat ve Havazin Araplarından onlara komşu olanlar ona saygı gösterirler ve kurbanlar sunarlardı. Onlardan biri şunları söylemiştir;
-Ey Zu’l Halasa, eğer sen kan davasıyla görevli olsaydın,
Benim gibi ve senin baban gömülmüş olsaydı,
Düşmanın öldürülmesini yasak etme hatasına düşmezdin!
Bu adamın babası öldürülmüştü, intikam almak istiyordu. Zu’l Halasa’ya geldi, önünde fal oklarını çekti, fakat yasaklayıcı ok çıktı, bunun üzerine yukarıda geçen beyitleri söyledi. Bu beyitleri İmraa’l kays b. Hucr el Kandi’ye atfedenler varsa da yanlıştır.
Hıdaş b. Züheyr el Amiri bu konuda aralarındaki bir antlaşmayı kast ederek kendilerini bu antlaşmada aldatan “Aş’aş b. Vahşi el Haş’ami’ye der ki;
Ona aramızdaki ilahı hatırlattım,
Ve uzun süredir mevcut antlaşmayı hatırladıysa!
Tabala günündeki ak taşı da hatırlattım,
Hıristiyan olduğu An Numan hapishanesini de!
Allah’ın elçisi Mekke’yi fethettiğinde Araplar Müslüman oldukları ve temsilcileri ona geldikleri zaman Cerir b. Abd Allah da Müslüman olarak gelmişti. (Allah adının İslâm öncesi put oluşuna en büyük deliller arasında bu adlar önemli yer tutarlar. Ayrıca bu cümle Allah’ın İslâm öncesi put olduğun, tartışmaya yer bırakmayacak şekilde tam olarak ifade etmektedir. A.Yavuz)
Peygamber;
-Ey Cerir, beni Zu’l halasa’dan kurtarmaz mısın?
-Hayhay! Dedi.
Peygamber de onu gönderdi. Gitti, Bacila’daki Ahmas oğullarını da beraberine alarak puta yürüdü. Haş’am ve Bahila putlarını korumak için savaştılar.
Bahila’dan o gün onu koruyanlardan 100 kişiyi, Haş’amlardan da pek çok kişiyi öldürdü. Banu Kuhafe b. Amr b. Haş’am’dan da 200 kişi öldürdü. Onları yendi ve bozguna uğrattı. Zu’lhalasa tapınağını yıktı, ateşe verdi, tapınak yandı. Olanlar üzerine Haş’amdan bir kadın şunları söyledi;
Ban’u Umame, el Veliyye’de yığın yığın döküldüler,
Hepsi de yaralarıyla inler halde!
En önemli işleri için gelmişlerdi,
Önlerine kılıçlarıyla kükreyen aslanlar çıktı,
Ahmas kahramanları, Haş’am kadınlarına da
Her yana dağılan hakaretten pay düşürdüler! (“Hakaret” ile kast edilen, Cerir’in askerleri kadınlara tecavüz etmişler. Allah’ın peygamberinin, tecavüzleri yasaklamamasına bakıldığında pek de adaletli olmadığı anlaşılıyor. A.Yavuz)
Bu gün (İbn el Kalbi zamanı), Zu’lhalasa putu, Tabala camiinin kapı eşiğidir.
Biz Allah’ın elçisinin şöyle dediğini işittik;
-Devsler, alışık oldukları şekilde tekrar Zu’lhalasa’ya taparken kadınlarının kıçları birbirine çarpmadıkça dünyanın sonu gelmeyecektir!”
Sa’d Putu
Kinane’nin iki oğlu olan Malik ve Milkan boylarının Cidde kıyısında Sa’d adlı bir putları vardı. Bu uzun bir kayaydı. Onlardan birisi bir gün develeriyle, develeri de ona adamak ve böylece onun tarafından takdis olunmak için puta vardı.
Tam puta yaklaştıkları sırada, kendisinden önce başkalarının ona kurban kesip putu kanla yıkanmış bıraktıklarından putu kanlar içinde gören develer ürktüler. Her birisi bir tarafa dağılarak kaçtılar. Adam çok üzüldü, bir taş alarak puta fırlattı ve dedi ki;
Allah senin ilahlığını kaldırsın! Develerimi kaçırttın!” (Allah’ın Kâbe’nin en büyük putu, hepsinin başı olduğuna kesin bir delil daha! A. Yavuz)
Sonra gitti, develerini buldu ve şöyle diyerek uzaklaştı;
-Biz Sa’d’a bizi birleştirsin diye geldik,
Fakat bizi darmadağın etti. Öyleyse biz Sa’ddan değiliz!
Sa’d artık çöldeki kayadan başka bir şey değil!
Ona ne eğri ne de doğru için dua edilir!
Zu’l Kaffeyn Putu;
Davs’in yani Munhib b.Devs oğullarının Zu’l-Kaffeyn denilen bir putları vardı. Müslüman olduklarında peygamber, Et Tufeyl b. Amr ed Devsi’yi gönderdi, o da onu yaktı, aynı zamanda şunları söylüyordu;
Ey Zu’l-Kaffeyn, sana tapanlardan değilim!
Bizim doğumumuz seninkinden daha şereflidir!
İşte senin içini ateşlerle doldurdum!
Züşşara Putu;
Ezd (Yezit) soyundan el Hariş b. Yaşkur b. Mübaşşir oğullarının Züşşara adlı bir putları vardı. El Gatarif’ten biri onunla ilgili şu beyiti söylemiştir;
Züşarra’nın önünde çepeçevre yer aldık,
Ve güçlü, kuvvetli ordumuz düşmanlarının başlarını kopardı.
El Ukeysir Putu;
Kuzza’nın, Lehm’in, Cüzzam’ın, Âmila ve Gatafan’ın Suriye boylarında “El Ukeysir adlı bir putları vardı.
Züheyr b. Ebu Sulma ondan şöyle bahseder;
-Ukeysir’in kutlu taşlarına and içtim,
Başların ve bitlerin kazındığı yere and içtim!
(Yezidiler yıkanmazlar, putu, Kâbe’yi ziyaret edip hac yaptıklarına başlarını kazıtırlar ve günahlarından arınırlardı. Bunun dışında yıkanarak saçlarını kestirmek, tıraş olmak ise bağışlanmamış günahlarla yaşamaya razı olmak demekti. Bunlar da Kâbe’ye gidemediklerinde putlara kurban kesip tavaf eden, tıraş olan Yezidilerdir. Şiir’de anlatılan bu pisliktir. A.Yavuz)
Rabi b. Zebu el Fezari de şu beyti söylemiştir;
Çevresindeki insanların övgü ve alkış namelerinin,
Sahibi olan Ukeysir’e and olsun ki ben!
Fehm’in müttefiki eş-Şenfera el Ezdi ondan şöyle bahseder;
Evet, Amr ve grubunu korumasına almış olan biri,
Ukeysir’İn giysilerine and olsun bana güçlük çıkarır!
Nuhm (Nuh, Nuha) Putu;
Muzeyna kabilesinin Nuhm adlı bir putları vardı.
Ona nispeten “Abd Nuhm” diye adlar koyarlardı. Nuhm’!un bekçisi Hüzai b. Abd Nuhm adında biriydi. Müzeyna’dan “Edda” oğullarındandı.
Peygamberi işittiğinde puta koştu ve şu beyitleri söyleyerek onu kırdı;
-Yanında kurban kesmek için Nuhm’a gittim,
Her zaman yaptığım ibadet için,
Aklımı kullanarak kendime dedim ki,
Bu da ilah mı? Hiç düşünmez misiniz?
Vazgeçtim, Bu günden sonra benim dinim Muhammed’in dinidir.
İlahım da göğün övgüye layık yüce ilahı!
Sonra peygambere gitti, Müslüman oldu ve kavmi Müzeyna’nın da Müslüman olacağına teminat verdi.
Nuhm’dan Ümeyye b. El Asker de bahseder;
Eğer koyunlarıyla iki çobana rastlarsan,
Nuhm’a and içen iki siyah çobancığa,
Aralarında bölüştürülmüş etten olduğu halde,
Geç git, iştahın kabarmasın!
A’im Putu;
Ezd Serat’ın da “â’im denilen bir putları vardı. Zeyd el Hayr yani, Zeyd el Hayl at Tai de ondan bahseder (Burada “Hayr” ve “Hayl” adlarına dikkat edin! Esma-ül Hüsna’dan birisidir. İslâm öncesi Sabilerin, Süryanilerin Ay tanrısı Sin putunun adlarındandı. A.Yavuz);
-Önüne gelene onları bozguna uğrattığını söylüyorsun,
‘Â’im’e and olsun ki onların şekillerini bile tanımıyorsun!
(Şekillerinin bilinmemesi konusu, bütün cin, şeytan ve tanrıların hepsi her şekle girebilen ve her cisimde yaşayabilen yeteneklerde olduklarından aynı özelliği Kur’an da Allah için, “Onu bir şeye benzetmeye kalkmayın, onun gerçek şeklini siz bilmezsiniz o bilir!) ayetiyle tekrar etmiştir. Görüldüğü gibi Allah’a Kur’an’da atfedilen sıfatların çoğu İslâm öncesi bol miktarda ilahta bulunan sıradan bir özellikti. A.Yavuz)
Su’ayr Putu;
Enaza’nın da Su’ayr adlı putları vardı.
Kelb kabilesinden Cafer b. Ebu Halas devesiyle çıkmıştı. Enazaların kurban kesip, kanla yıkadıkları sırada kanlı putu gören hayvan ondan ürkmüştü. Cafer bu olay üzerine şu beyitleri düzdü;
-Yavru devem, boğazlanmış yatan kurbanlardan ürktü,
Yakdum’un iki oğluna ziyaret ettiği Su’ayr’ın çevresinde,
Yazkur grubu onun her iki yanında dikkatle ilgiyle bekliyorlardı,
O ise onlara bir sözle olsun cevap vermiyordu!
Ebu’l Münzir, dedi ki; Yakdum ve Yazkur, Enaza’nın iki oğludurlar. Şair bunların kabilelerini Su’ayr’ı tavaf ederken gördü.)
Arapların toz renkli putları vardı ve bunları tavaf eder, yanlarında kurbanlar keserlerdi. Putlara El Enşab, tavaf etmeye de “Ed Davar” derlerdi.
Bu konuda Amir b. Et Tufeyl, bir gün Ğani Aşur’a gider, onlar da o sırada dikili taşlarını tavaf etmektedirler, kızları da beraberdir. Onların güzelliğini görür ve şöyle der;
-Keşke dayılarım Ğaniler olsaydı, Onların her akşam bir davarı (tavafı)vardır!
El Hariş’ten ve El Kâ’b’den olan ‘Amr b. Cabir’de bunlardan bahsetmişti;
Gutaflılar yemin etti, sürülerini çekmeyecekler,
Ben de Enşab’a dikili taşlara yemin ediyorum ki onları tehdit etmiyeceğim!
El Muşakkıb el Abdi, Amr b. Hind’e bununla ilgili şu beyti söyledi;
“Küçücük oğlanlar taşlarını tavaf ediyorlar,
Kaşları henüz kararmamış küçükler
(Hucn-Sübyan demektir. Bu Arap ta tam bir kulampara, sübyancı olmasa o çocuklara âşık olup beyit düzmezdi. A.Yavuz)

Kureyş’in uygunsuz bir hareketinden dolayı Mekke’ye girmesini yasakladığı El Fezari bu konuda demiştir ki;
-Kutlu taşımı arkamda taşıyarak kurbanımı sürüyorum,
Kavmim içinde benzerim var mı benim?
Banu Zemra’dan birisi aralarındaki savaşta bunu andı;
Kutlu taşlara ve örtüye yemin ettim! (Kâbe’nin örtüsü A.Yavuz)
El Mutalammis as Zubai bunu anarak ‘Amr b. Hind’e, kendisine ve Tarafa b. El Abd’a yaptıkları hakkında şunları söyledi;
Sen beni taşlama korkusundan sürdün, fakat hayır!
Lât’a ve kutlu taşlara and olsun ki kurtulamazsın!
Yani, “Benim taşlamamdan kurtulamazsın! Demek istemektedir. (Taşlama anlamındaki söz Atradtu’dan geliyor, taradtu’dan değil)
Amir b. Vaşila Ebu’t el Tufeyl el Laysi İslamiyet çağında yaşadığı bir savaşı anarken bunu anar;
Sen bilmezsin bazı akın,
Bağırtlak sürüsüne benzer,
Ardı arkası kesilmez.
Yüzümü çevirdim bir kırmızı at ki,
Kurban kanlarına bulanmış kutlu taşa benziyordu!
Umyanis Putu
Hevlanlıların Umyanis adlı bir putları vardı, Hevlan ülkesinde bulunuyordu.
İddia ettiklerine göre hayvanlarından ve mahsullerinden bir kısmını rızalarına ermek için Allah arasında eşit bölüştürürlerdi (Allah’a tahıl adağı- Hub=tane, tahıl demektir.  Allah’ın öteki adı olan Hubel, tahılların tanrısı, bereket tanrısı. Tevrat’ta da tahıl adağı vardır. A.Yavuz). Fakat Umyanis hakkından Allah’ın hakkına geçeni geri verirlerdi. Ama Allah’ınkinden putunkine geçeni puta bırakırlardı.
Bunlar Hevlanlıların “El Udüm” veya “El Usüm” denilen boyundandılar. Öğrendiğimize göre, onlar hakkında şu ayet indi;
-“Onlar Allah için O’nun yarattığı ekin ve meyvelerle hayvanlardan hisse ayırdılar da kendi boş zanlarınca şu Allah’ın şu da ortaklarımız olan putların! Ortaklarına ait olanlar Allah’a ulaşmaz amma, Allah’a ait olanlar ortaklarına gider. Hükmedegeldikleri şeyler ne kötüdür!”
Hassan b. Şabit Nahla’da bulunan Uzza için dedi ki;
Allah’ın izniyle tanıklık ederim ki Muhammed,
Yukarıda göklerin üzerinde olanın* elçisidir! *(Allah’ın Gök tanrılığı kavramı A. Yavuz)

Yahya’nın babası (vaftizci) ve Yahya ikisi de

Allah’ın yanında makbul olan dine hizmet ettiler;
Batnı Nahle’de bir vadide oturana gelince,
Ve o da inananlara iyilikten yoksun ve uzaktır onlar!
Yahudilerin düşmanlık ettiği Meryem’in oğlu da
Arşın sahibinin elçisidir, peygamberidir.
Şüphesiz o Ahkaf’lı kişi de kendisini kınadıklarına,
Allah adına savaşmış ve adaletten ayrılmamıştı.
(Hişam dedi ki, El Fallu, verimsiz ve bereketsiz toprak demektir. Şair, Uzza’yı buna benzetiyor!)
Ka’b oğullarının Kâbe’si;
Hariş b. Ka’b oğullarının Necran’da bir “Kâ’be’leri vardı. Ona saygı gösterirlerdi. El A’şa’nın andığı budur. İddia edildiğine göre, orası bir ibadethane değil, andığı kişilerin toplantı odasıydı. Bu iddianın doğru olduğunu sanırım. Çünkü, Hariş oğullarının hiç birinin bu adla adlandırıldıklarını işitmedim.
İyad’ların Kâbe’si;
İyad’ın Kufe ile Basra arasında Zehr denilen yerde Sindad’da bir Kâbe’leri vardı. El Esved b. Ya’fur’un andığı bu olsa gerekir. İşittiğime göre, burası bir ibadet yeri değil, sadece şerefli, önemli bir evdi. Bunun için bahsetti.
Kâbe’ye Rakip Bina Girişimi;
Cüheyne’den Abdü’addar b. Hudayd denilen bir adam halkına dedi ki;
-“Gelin bir ev yapalım, Kâbe’ye benzetelim, ona saygı gösterelim, böylelikle daha çok Arabı kendimize çekeriz!” (Ülkelerinin Havra denilen yerinde. Havra Yahudi tapınaklarına da verilen bir addır)
Onlar ise bu fikre değer vermediler ve yanaşmadılar.. O da bunun üzerine şu beyitleri söyledi;
Bir ev yapılsın istemiştim,
Ne günahtır ne de günaha yol açar,
Fakat onlar ne zaman önemli bir işe çağırılsalar,
Sırt çevirirler, razı olmazlar ve “Kavdam’a” çekilirler!
Çağrılsalar da çağrılmasalar da yerinirler,
Yüz çevirirler hele bazısı dilsizler gibi yüz çevirir,
Faydaları başkalarınadır, akrabalarında ise,
Açtıkları yaralar, kızgın bir demirin ki kadar derindir!
Hişam b. Muhammed dedi ki;
Ebrehe’nin Ahşap Kilisesi;
Ebrehe El Aşr Yemen Sana’da bir bina yaptırmıştı, “El Kalis” adını verdiği bir kiliseydi bu. Mermerden ve yaldızlı ağaçtan yapılmıştı. Habeş kralına da şöyle yazmıştı;
-“Sana öyle bir kilise yaptırdım ki, benzerini kimse yaptırmış değildir. Arapları, hac ettikleri evden çevirinceye kadar rahat bırakmayacağım.” Ayları ayarlayanlardan birisi bunu işitti, kavminden iki kişiyi gidip kiliseyi kirletmeleri için gönderdi. Gittiler, kirlettiler. Ebrehe bunu işittiği zaman fena halde kızdı.
-Kim buna cüret etti? Dedi.
Kâbe’ye saygılı olanlardan bazıları denildi. Toparlandı, fille ve Habeşlilerle yola çıktı. Sonra bilinen olaylar oldu.
Hasan b. Uleyl bize anlattı ve dedi ki; Bize Ali b. Aş Şebbah anlattı, dedi ki; Bize Ebu’l Münzir Hişam b. Muahmmed anlattı, dedi ki; Ebu Miskin bana babasından naklederek dedi ki; İmra elkays b. Hucr, Banu Esad’a baskın yapmak niyetiyle Zu’lhalasa’ya uğradı. Tabala’da olan bu putun önünde üç fal oku vardı. Bunların üzerinde “El Amir (emir veren), “En Nahi (yasaklayan) ve “El Muterabbis” (Süre veren) yazılıydı. Üç kere ok çekti ve üçünde de “yasaklayıcı” olan “En Nahi” oku çıktı. Bunun üzerine okları kırdı, putun suratına fırlatarak dedi ki;
-“Babanın organını ısırasın! Eğer senin baban öldürülmüş olsaydı beni alıkoymazdın!”
Sonra Banu Esad’a saldırdı ve kazandı.
Bu olaydan sonra bir daha Zu’lhalasa’dan bir şey sorulmadı. Sonra Allah İslâm’ı gönderdi. İmra elkays onu ilk terk edenlerden oldu.
El Enazi anlattı, dedi ki; Bize Ali b. Aş Şabbah anlattı, dedi ki, Hişam b. Muhammed şöyle dedi; Bana künyesi Ebu Bişr olan Amir b. Şibl adında bir adam anlattı. Adam Carm kabilesindendi, dedi ki;
“Kuzaa, Lahm, Cüzâm kabilelerinin “El Ukeysir” adlı bir putları vardı. Ona hac ederlerdi. Onlardan birisi ne zaman başını tıraş etse her saç demetiyle birlikte bir avuç unu sıkıştırarak atardı. (Ebu’l Münzir dedi ki, “El kurrata” bir avuç dolusu demektir.)
Yine dedi ki;
İşte Havazinliler onu tam bu sırada ziyaret ederlerdi. Eğer bir avuç una saçla birlikte atılmazdan evvel yetişirse sahibine derdi ki;
-Unu bana ver, ben Havazin’den bir muhtacım!
Eğer yatişemezse, saçı, bitleri ve unları ile birlikte alır, ondan bir ekmek pişirir yerdi.
Carm ve Cüzam oğulları, El Akik denilen bir su yüzünden peygamberin önünde kavga etmişlerdi. Allah’ın elçisi Carm lehinde hüküm vermişti. Bunun üzerine Carm’den Mu’aviye b. Abd el Uzza b. Zira şu beyitleri söyledi;
Gerçekten bildiğiniz gibi ben Carm’dan biriyim,
Topluluklar peygamberin yanında bir araya geldiklerinde,
Siz onun hükmüyle ikna olmadıysanız da
Ben peygamberin hükmüyle tamamen ikna olmuşum!
Carm’ı görmediniz mi? Nasıl yükseldi babalarınız?
Bitlerle birlikte Ukeysir’in kuyularına dalarlarken!
Bir avuç un atılırken der ki “Bitsiz at!”
Ben Havazin’li bir muhtacım!
Bütün bu insanlar arasında siz nesiniz?
Evet sizler sadece kuyruk ve ayaklarsınız!
Gerçekten siz kısa oluşmuş iki küçük parmak gibisiniz,
Bütün diğer parmaklar o ikisini geçerken!
Ebu’l Münzir Hişam b. Muhammed dedi ki; Aş Şarki bana Kinane oğullarından Surâka b. Malik b. Cu’şam el Mudlici’den bu konuyla ilgili şu beyitleri okudu;
O size, ey babasızlar, bize küfretmeyi yasaklamadı mı?
Cuzam, Lahm ve Mevasim yüz çevirdi,
Ve çanakları Razva dağındaki havuzlara benzeyen
Her Kuzai size yaptıkları kötülüklerle alçaklaştıklarından ötürü,
Burunları yere sürünmüş olduğu halde,
Böylesi adam utanmaz ve iyi yemez!
Ebu Ali el Enazi bize anlattı, dedi ki;Bize Ali b. Aş Şebbah anlattı, dedi ki; Bize, Ebu’l münzir Hişam b. Muhammed b. As Saib El Kalbi anlattı dedi ki, Bana babam anlattı;
Başlangıçta putlara tapış şöyle oldu; Adem öldüğünde, Adem’in oğlu Şit’in oğulları onu Hindistan’da ilk indiği yerdeki bir mağaraya gömmüşlerdi. Bu dağa Nevş derlerdi, yeryüzünün en verimli dağıydı. Şöyle bir söz vardır; “Nevş’ten verimli! Barahut’tan çorak! Barahut, Hadramevt’te Tin’a denilen bir köydeki vadidir. El Enazi bize anlattı, dedi ki; Bize Ali b. Aş Şebbah anlattı, dedi ki; Ebu’l Münzir dedi ki; Bana babam anlattı, dedi ki, o Ebu Salih’ten o da İbni Abbas’tan işitmiş dedi ki; İnanmışların ruhları, Şam’da El Cabiye’de müşriklerin ruhları ise Barahut’tadır.”
Ebu el Enazi bize anlattı ve dedi ki; Bize Ali b. Aş Şebbah anlattı, dedi ki; Bize Ebu’l Münzir babasından, babası Ebu Şalih’ten o da İbni Abbas’tan naklederek dedi ki;
Şit oğulları,Âdem’in mağaradaki cesedine giderler, ona saygı dönüşünde bulunurlar ve rahmet dilerlerdi. Âdem’in oğlu Kabil’in oğullarından birisi dedi ki, “Ey Kabil oğlulları! Şit oğullarının bir Devar’ı (tavaf) var, onun etrafında dönüyor, ona saygı gösteriyorlar! Sizin bir şeyiniz yok!
Sonra onlara bir put yaptı ve böylece o put yapanların ilki oldu!
El Hasan b. Uleyl  Ali b. Şebbah’a, o da Ebu’l Münzir’e o da babasından dinlemiş;
“Vadd, Süva, Yegüs, Yeük ve Nesr, dindar iyi kişilerdi, hepsi de aynı ayda öldüler. Akrabaları çok üzüldüler. Kabil oğullarından biri dedi ki; “Ey hemşehrilerim, size onların şeklinde beş put yapayım mı? Yalnız ruhlarını veremem!
-Yap! Dediler. O da tıpkı onlar gibi beş put yapıp dikti.
Artık herkes kardeşine, amcasına, yeğenine geliyor, ona saygı gösteriyor, etrafında dönüyordu. Bu bir kuşak boyunca sürdü. Bunlar, Yarad, b. Mahla’il b. Kaynan b. Anuş b. Şit b.Âdem çağında yapıldı.
Sonra başka bir kuşak geldi ve bunlara öncekilerden fazla saygı gösterdiler.
Onlardan sonra üçüncü kuşak geldi, bunlar dediler ki;
-Bizden öncekiler muhakkak kendilerine Allah’ın yanında şefaat etsinler diye saygı göstermişlerdir. Başka bir sebeple değil. Ve onlara taptılar. Yaptıkları iş büyüdü, küfürleri arttı. Allah onlara İdris’i (O Ahnuh b. Yarad b. Mahla’il b. Kaynan’dır) peygamber olarak gönderdi. O onlara doğru yolu gösterdi, fakat onu yalanladılar. Allah onu yanındaki yüce makamlara çıkardı.
Bu durumları, ibn el Kalbi’nin Ebu Salih’ten, onun da İbn Abbas’tan bildirdiğine göre, Nuh b. Lamk b. Metuşalah b. Ahnuh yetişinceye kadar gittikçe azdı. Allah onu peygamber olarak gönderdi, o sırada Nuh 480 yaşındaydı 120 yıl süren peygamberliği boyunca onları Allah’a çağırdı. Ona karşı geldiler ve onu yalanladılar.
Allah ona gemi yapmasını emretti. Gemiyi yaptı ve 600 yaşında olduğu halde içine bindi. Boğulanlar boğuldu, bundan sonra o daha 350 yıl yaşadı. Tufan yükseldi, bütün yeryüzünü kapladı.
Êmle Nuh arasında 2200 yıl vardır. Tufan’ın suları bu putları Nevş dağından aşağı attı. Akıntı dalgalar ve kabarmalar bölgeden bölgeye arttı ve sonunda putları Cudda bölgesinde karaya fırlattı. Sonra sular çekildi, bunlar kıyıda kaldılar. Rüzgâr kumları sürükledi ve üzerini tamamen örttü.
Hasan b. Uleyl’den Ali b. Şebbah, ondan dinleyen  Ebu’l Münzir Hişam b. Muhammed’in anlattığına göre;
Eğer bir put tahtadan, altından veya gümüşten insan şeklinde oyularak yapılmış ise o Sanem’dir, eğer taştan ise Vaşan’dır.
Aynı kişilerden öğrendiğini anlatan ibni Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Tufan sularından son kalan Hisma’dadır. Tufan kırk yıl sürdü, sonra sular çekildi.
Amr b. Lahayy, Hüza’nın babasıdır, annesi Fuhayra bint el Hariştir. Onun Cürhümlü el Hariş b. Muzaz’ın kızı olduğu ve kâhin olduğu söylenir. Mekke’ye hâkim olarak Cürmühileri yurtlarından sürmüş, mabedin bekçiliğini üzerine almıştı. Onun cinlerden Ebu Şümama adlı bir dostu vardı, ona dedi ki;
-Çabuk Tihama’dan yola çık saadet ve selamet yoluna, korkma!
-Evet, gecikmeyeceğim! Dedi.
Cin devam etti: Cüdda kıyısına git, orada hazır putlar bulacaksın. Onları Tihama’ya getir, korkma! Sonra Arapları onlara tapmaya çağır. Sana uyacaklardır!
Avf b. Uzra b. Zeyd el Lât b. Rufeyda b. Şevr b. Kelb b. Vabara b. Tagliba, b. Hulvan b. İmran b. El Kaf b. Küda’a ona uydu, o da Vadd’i ona verdi. Avf b. Uzra putu Vadi el Hura’ya götürdü ve Dumat el Candal’a dikti. Oğluna “Abdu Vadd adını koydu. Böylece o bu şekilde adlandırılanların ilki oldu. Araplar bundan sonra bu adı kullanmaya başladılar.
Avf, oğlu Amir’i ona Amir el Acdar (El Ejder) derlerdi, puta bekçi yaptı. Allah İslam’ı gönderinceye kadar onun soyu bu işi yapmaya devam etti.
Ebu’l Münzir’den nakleden El Kalbi’ye göre, Malik b. Harişa el Ecdari bu putu gördüğünü, babasının gönderdiği sütü içirdiğini, Halid b. Velid’in onu kırmasına kadar bunun devam etiğini yazmıştır.
Allah’ın elçisi, Halid b. Velid’i Tebük seferinden sonra putu yıkması için gönderdi. Halid’e karşı Abdu Vadd oğulları ile Amer el Ecdar oğulları savaştılar. Halid onları öldürünceye kadar onlarla savaştı, sonra putu yıktı, kırdı. Öldürülenler arasında Abd Vadd oğullarından bir adam vardı, Katan b. Şureyh diye anılırdı. Annesi ona rastladı, öldüğünü görünce şu beyitleri söylemeye başladı;
Ah sevgi devam etmez,
Mutluluk da zamanca sürmez!
Bir yavru dağ keçisi de olacağa karşı duramaz!
Sarp kayanın tepesinde şefkatli bir annesi olsa bile!
Sonra şöyle devam etti;
Ey toplayan, bağırsakları ve karaciğeri toplayan!
Ah keşke annen doğmamış ve doğurmamış olsaydı!
Sonra kendisini oğlunun üstüne attı, bir soluk soludu ve öldü!
Aynı şekilde Dümat el Candal’ın efendisi El Ukeysir’in amcasının oğlu Hassan b. Meşad da öldürüldü.
Halit putu yıktı.
El Kalbi Malik b. Harişa’ya putu gözüyle görmüşçesine anlayabileceği şekilde tarif etmesini söylemiş o da etmiş;
“-Erkeklerde olabildiğince uzun boylu bir adamın heykeliydi, iki elbise giymiş vaziyetteydi, birisi içlik (İzar) diğeri üstlük (Rida) olarak görülüyordu. Bir kılıç kuşanmıştı. Omuzunda bir yay taşıyordu. Önünde bayraklı bir kargı ve içinde oklar bulunan deriden bir sadağı (ok torbası) vardı.”
Dedi ki, “Biz putların kökenleri konusuna dönelim;
Amr b. Lahayy’a Muzar b. Nizar da uydu. O da Huzeyl’den el Hariş b. Teymim b. Sa’d b. Huzeyl b. Müdrike b. Ya’s b. Müdar denilen birisine Süva’yı verdi. Süva, Batnı Nahle’deki Ruhat adlı yerdeydi. Müzar’dan ona yakın oturanlarca tapınılıyordu. Araplardan biri şu beyitleri söyledi;
“Reisleri için didindikleri görülüyor,
Hüzeyl’in Süva için didindiği gibi.
Her çobanın en değerli hayvanı, O’na kurban olarak yanında yerlere serilir!
Mezhiç kabilesi de ona uydu. O da An’am b. Amr el Muradi’ye Yegüs’ü verdi. Yegüs Yemen’de Mezhiç adlı bir tepenin üzerinde bulunuyordu. Mezhiçliler ve komşularınca tapınılıyordu.
Hamdan’da ona uydular. O da Malik b. Marşad b. Cuşam b. Haşid b. Cuşam b. Hayran b.Nevf b. Hamdan’a Yeük’ü verdi.
Put Hayvan adlı bir köyde bulunuyordu. Hamdanlılar ve Yemenlilerden onlara komşu olanlar ona tapıyorlardı.
Himyalılar da onlara uydular. O da Zu Ruayn’dan Ma’dikarib denilen birisine Nesr’i verdi. Nesr, Saba’da Balha diye anılan bir yerde duruyordu. Himyerliler ve ona yakın olanlar ona tapıyorlardı. Zu Nuvas onları Yahudileştirinceye kadar ona tapmaya devam ettiler.
Bu putlara Allah peygamberini gönderinceye ve ona putları yakmasını buyuruncaya kadar tapıldı.
Amr b. Luhayy’ın Eşgali;
Hişam dedi ki, El Kalbi bize Ebu Şalih’ten naklen anlattı, o da İbn Abbas’tan işitmiş;
Peygamber ona dedi ki,-“Cehennem bana yaklaştırıldı, Amr b. Luhayy’ı kısa boylu, açık tenli, mavi gözlü, bağırsaklarını ateşte sürüyen biri olarak gördüm. Bu kimdir? Diye sordum! Denildi ki;
-Bu Amr b. Luhayy’dir. El Bahira’yı, El Vesile’yi, As Saiba’yı, El Hamiya’yı ilk getiren, İbrahim peygamberin dinini ilk değiştiren ve Arapları ilk putçuluğa götüren adamdır.
Peygamber devam etti; Onun soyundan gelen ve ona en çok benzeyen Katan b. Abd el Uzza’dır.
Katan atılarak dedi ki; Ey Allah’ın elçisi, ona benzemek bana zarar verir mi?
-Hayır, dedi, sen Müslümansın! O kâfirdi.
Deccal’ın Şekli;
Peygamber yine devam etti;
-Deccal bana gösterildi! Gördüm ki, tek gözlü, esmer, kıvırcık saçlı, biri. Amr’ın soyundan ona en çok benzeyen Akşam b. Abd el Uzza’dır!
Bunun üzerinde Akşam ayağa kalktı;
-Ey Allah’ın elçisi, ona benzerliğimin bana bir zararı dokunur mu?
-Hayır, sen Müslümansın o ise kâfirdi! Buyurdu.
Fals Putu;
El Enazi Ebu Ali bize anlattı, dedi ki, bize Ali b. Şebbah anlattı, oda dedi ki Bize, Hişam b. Muhammed Ebu’l Münzir anlattı ve o da dedi ki,Bize Ebu’l Basil at Tai, amcası Antara b. El Abras’tan nakletti ve dedi ki;
Tayy kabilesinin “El Fays“ adlı bir putu vardı. Aca denilen kara dağların ortasında kırmızı bir burundu bu, insan heykeli gibiydi. Ona taparlar, hediyeler sunarlar, önünde kurbanlar keserlerdi. Uygunsuz bir hareketinden dolayı hayatı tehlikede olan onun yanında emniyette olurdu, çaldığı sürü ile birlikte ona sığınan soyguncuya sürü bırakılırdı, böylece kutlu bölge çiğnenmemiş olurdu.
Bekçileri Banu Bavlan’dı. Bavlan ona ibadete başlayan kişiydi. Onun soyundan gelen son bekçi Şeyfi adında biriydi. Bu adam, Uleym oğullarından asil Malik b. Kulşüm aş Şamaci’nin himayesinde yaşayan Kelb’li bir kadının yeni yavrulamış bir devesini çaldı. Onu El Fays’ın avlusuna götürdü.
Kadın gitti, Malik’e Seyfi’nin devesini alıp kaçtığını haber verdi. Malik hemen mızrağını alıp onu izledi. Fals’in yanında ona yetişti. Deve de Fals’in yanında duruyordu.
Ona dedi ki;
Komşumun devesini bırak!
Seyfi;
-O artık rabbimindir dedi.
Malik;
-Çöz deveyi! Dedi tekrar.
Seyfi;
İlahına hakaret mi ediyorsun? Dedi.
Malik mızrağını ona çevirdi. Seyfi deveyi çözdü ve Malik deveyi alıp uzaklaştı. Bekçi sonra Fals’in önüne geldi, Malik’e doğru baktı, elini kaldırdı, onu işaret ederek şunları söyledi;
-Ey Rab, bak, Malik b. Kulsüm,
Senin bölgene yaşlı, kaba bir deveyle hakaret etti,
Bu güne kadar sana böyle cebri davranılmamıştır!
Böyle diyerek putu Malik’in aleyhine kışkırtıyordu.
Adiy b. Hatim, o gün putun yanında kurban kesiyordu. Birkaç kişi de oturmuşlar olanlar üzerinde konuşuyorlardı.
Adiy b. Hatim telaşlanmıştı, şöyle söylüyordu;
-Bakın, görün daha bu gün onun başına neler gelecek? Fakat günler geçti, Malik’in başına hiçbir şey gelmedi. Bunun üzerine Adiy ona ve putların hepsine tapmaktan vazgeçti. Hıristiyan oldu. Allah İslam’ı gönderinceye kadar Hıristiyan yaşadı ve sonra Müslüman oldu.
Malik, El Fals’ın itibarını ilk kıran oldu. Ondan sonra bekçi ne zaman deve çalsa kendisinden geri alındı. Fakat Fals’a ibadet peygamberin gelişine kadar sürdü. Peygamber ona Ali b. Ebu Talip’i (yeğeni) gönderdi. Onu yıktırdı. Ğassan kralı Hariş b. Ebu Şamir el Ğassani’nin ona bağışladığı Mihzam ve Resub adlı iki kılıcı alarak peygamberin huzuruna geldi. Bu kılıçlardan birini peygamber kuşandı ötekini de Ali b. Ebu Talip’e geri verdi. Bu Ali’nin daima taşıdığı kılıç oldu! (Bu kılıçlar, Elkame b. Abada’nın şiirinde andığı kılıçlardır)
Putlar kitabı burada bitti!
Kitabı, ön sözü ve açıklamaları dışında olduğu gibi yazdım. Okuyana kolay gelsin!
Alaeddin Yavuz!

El Ye’bub=Bu Tayy kabilesinden Cadila’nın putudur. Onların bir putu vardı, Esad oğulları bu putu onlardan almışlardı. Onlar da bunun yerine El Ye’bub’u edinmişlerdi. Abdi dedi ki;
İlahlarının yerine El Ye’bub’u ilah edindiler,
Artık müsterih olun ey Cadila ve sakının!
(Bunun üzerine yemeyin, içmeyin, bu putu da elinizden aldırmayın! Demek istiyor)
Baçar= İbn Dureyd dedi ki; Bu cahiliye çağında Ezd kabilesinin ve Tayy kabilesi ile onlara komşu olanların putuydu. Ona taparlardı. Bacar olarak geçtiği gibi “Bacir” olarak ta geçmektedir.
Bu nüsha, Allame İmam Ebu Mensur Mevhub b. Ahmed b. El Cevaliki’nin el yazısı ile olan nüshadan alınmıştır. Karşılaştırılması yapılmıştır.
Dilimize Çeviren ve yayınlayan
Alaeddin Yavuz