Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Şubat 2014 Cumartesi

ARAMİLERDEN HARAMİLERE


YAZININ YAZILIŞ GEREKÇESİ

15 Ağustos 2010 tarihinde Gaziantep konuşmasından...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 03 Kasım 2002 genel seçimleriyle devletin başına gelmesinden bu yana, devletin sermayesi, bürokrasisi, görsel ve yazılı basını alenen belirli dini ve ırki kökenlere dayalı kesimlere peşkeş çekilmektedir. Halkımız, dini, mezhebi, ırki olarak başbakanın söylemleriyle bölünmekte, farklı halk grupları arasında kin ve nefret oluşturulmaktadır.

Bu soy kavgası, en son 15 Ağustos 2010 tarihinde Gaziantep'te yaptığı konuşmada, Kemal Kılıçdaroğlu'nu eleştirirken söylediği "Ben buradan muhaliflere sesleniyorum; önemli olan boy değil, önemli olan soy, soy... " ifadesiyle ayyuka çıkmıştır.
Recep Tayyip Erdoğan bilindiği gibi eski bir Osmanlı kenti olan bu gün de Gürcistan'ın Rize'ya komşu bir ili olan Batum şehrinin Bagata kasabasındandır.
Gürcistan haritası

Gürcistan'ın Avrupa Parlamentosuna verdiği 2003 Gürcistan Azınlık Raporunda, Osmanlı'nın o zamanki genelkurmay başkanı sayılan Enver Paşanın 1915 yılında Ermeni tehcirini başlatması üzerine, Ermeniler ile birlikte Osmanlı'ya karşı savaşan Süryani ve Yezidi Kürt çetecilerin Gürcistan'a sığındığı yazılmaktadır.

Bu raporda, Süryanilerin ve Yezidi Kürtlerin, İslamiyete geçmemiş tek Hristiyan Kafkas halkı olmalarıyla övünen Gürcüler ile bölgeyi Osmanlı toprağı yapan Yavuz Sultan Selim zamanından beri ortak hareket ettiklerini, Osmanlı'nın yıkılış sürecinin başlangıcı olan 1774 yılından itibaren Rus, Gürcü çarları ile Süryani ve Yezidi Kürtlerin Türklere karşı ortak savaşmak için anlaşma yapmak için yaptıkları yazışmaları da özet olarak yer almaktadır.

Aynı raporda, Süryanilerin Batum'a, Yezidi Kürtlerin de Tiflis'e yerleştirildikleri açıklanmaktadır.
1917'de Süveyş Kanal savaşını kaybeden Osmanlı- Alman ittifakı, Suriye'ye kadar coğrafyayı İngilizlere terk etmesini takiben 30 Ekim 1918 Mondros Antlaşması ile teslim olmuş, ordusunu terhis etmiş, dağıtmış, silahlarını galip devletlere teslim etmiştir.
Bu gelişmeyi takiben, Suriye'ye sürülmüş 400.000 Ermeni'nin 178.000'i İngilizlerce geri gönderilmiş, 1096-1099 yılları arasında gerçekleşen I.Haçlı Seferinde Adana ve çevresinde KLİKYA, Urfa ve çevresinde "Edesa" Ermeni krallıklarının kurulmasını tekrarlamak için bölgede Fransız askeri üniformaları giydirilerek isyana sevk edilmişlerdir.
Savaştıkları ise, genel asayişin sağlanması için terhis dışı bırakılan küçük askeri asayiş birlikleriydi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın, yukarıda yazdığım "2003 Gürcistan Azınlık Raporu"nu yayınlamamdan sonra internet medyasından kaldırttığı bir söznü burada tekrar etmem, onun soyunun bu olaylarla bağını açıklayacaktır.
"-Benim dedem de haksızlığa karşı dayanamazmış, Haksızlığa karşı savaşmak için Adana'da bulunan  zalim valiye karşı savaşırken ölmüş."

Bu sözüyle Recep Tayyip Erdoğan, 1915 Ermeni Tehciri sırasında Gürcistan'a sığınan, Rus çarının emriyle, Batum'a yerleştirilen Süryanilerden olduğunu, Osmanlı'nın yenilgisini takiben, Adana ve Urfa bölgesinde Fransız üniformasıyla Türk ve Müslüman ordusuna kurşun sıkan Ermeni çetecilere yardıma gönderildiğini açıklamış olmaktadır.
Dedesinin savaştığı o zalim vali de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sayın valim, sakın silahları işgalcilere teslim etmeyin, vatan müdafaasını sürdürün..." şeklinde verdiği şahsi emriyle, İngiliz orduları komutanı Süveyş Kanal savaşı galibi Generel Sir Allenby'nin rızası üzerine, Fransa başbakanı Clemancau'unun 1918 Kasımında verdiği emriyle Fransız savaşa gemilerine bindirilerek Mersin, Tarsus, Adana, Suriye bölgelerine 200.000 kadar Fransız üniformalı Ermeni işgalciye karşı mücadle yürüten, Doğu Anadolu'daki illerimizdeki askeri karargahlara, 1925 Şeyh Sait isyanlarının bastırılmasında büyük kahramanlık gösterdiğinden adı verilmiş, vatansever Osmanlı subayı Mustafa Muğlalı paşa ile birlikte vatan savunması yapan kahraman valimiz Nazım Beydir.

Zaten, siyasete girdiği tarikatın kurucusu olan, İngiliz ajanı Bitlis Süryani'si Said-i Kürdi/Nursi Bediüzzaman'ın da kendi yazdırdığı "Tarihçe-i Hayatım" adlı hayat hikayesini yazdırdığı kitabında, 1916 yılı başlarında Gürcistan Batum'a gittiğini, orada Nikolay Nikolaviç adlı bir Rus polisiyle görüşme yaptığını, daha sonra bu şahsın Rusların Kafkas orduları komutanı olduğunu açıklar.
Ne tesadüftür ki, Said-i Kürdi'nin Bitlis'e ulaşmasıyla Rus işgali başlamış, Ruslar Hakkari'ye kadar bölgeyi ellerine geçirmiştir.

Bu işgal sırasında Ruslara karşı kahramanca şehri savunduğunu, türlü yalanlarla abartarak anlatan Said-i Kürdi'nin Tiflis görüşmesinde bal gibi Ruslara bölgenin askeri, coğrafi, demografik haritalarını verdiği ortadadır. Çünkü, Ruslar, Kafkaslar üzerinden sıcak denizlere inmek için bölgede Ermenistan veya Kürdistan adlarıyla bir devlet kurarak kendilerine bir askeri üs peşindeydiler.

Kürdistan Krma hayali içinde yaşayan, bu konuda Sultan II. Abdülhamit'e, Van'lı Hamidiye Alay komutanlarından Kürt aşiret reisi Hasan paşa ve diğerlerinin ortak ültimatomlarını getiren birisinden ancak ihanet beklenirdi.
Sonunda Rusların yayınladığı bir videoda da Said-i Kürdi/Nursi Bediüzzaman'ın en yakın destekçisi olan  Elazığ Palu'lu Kürt aşiret reisi Şeyh Sait, Dersim Kürt aşiret reisi Seyit Rıza gibi adamlara madalya taktığı da basında yer almıştır.

Recep Tayyip Erdoğan'ın Adana'da Türk ve Müslüman askerine kurşun sıkarken, helal süt emmiş bir vatan evladının kurşunuyla ölmesi iyi olmuştur. Ama onun soyundan bir hain, Recep Tayyip Erdoğan, devleti yıkacak her türlü güç ve donanımla iktidar edilmiştir.

İktidar olur olmaz başlattıkları devleti tasfiye hareketinde ilk işleri zaten önce, Said-i Kürdi'nin verdiği haritayla bölgeyi işgal etmiş olan Ruslardan Bitlis'i ve Doğu Anadolu'yu kurtararak Kürdistan'ı hayale dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü karalamak ve Mustafa Muğlalı adını bölgedeki askeri birliklerden silmek olmuştur.
Elbette, iktidara "hizmet, İslam, peygamber, Kuran, Allah diyerek geldiler. Ama hainlikleri yaptıkları her işte sırıtmaktadır. Her gün vatanseverlerin çalışmalarıyla geçmişten günümüze ihanetleri sergilenmektedir ve sergilenecektir.
Şimdi gelelim, Recep Tayyip Erdoğan'ın lanetli soyuna;

Süryaniler, Kur'an'da Sabiler ve Sebe kavmi olarak da bilinen, kökenlerini tufan öncesi Adem peygamberin üçüncü oğlu Şit (Batılılar Seth/Set derler ve Mısır'ın şeytanının adıdır) peygamberin soyuna, tufan sonrası da onun soyundan geldiğine inandıkları Nuh peygamber soyuna dayandırmaktadırlar.
Din kitaplarındaki efsanelere göre de, Mısır'dan Yahudilerden en az 1500 yıl önce kovulan, bulaşıcı hastalıklılar ile cüzzamlılardan oluşan kovulmuş bir kavimdirler.
Kur'an Sebe ve Neml surelerinde bu kavimlerin, Allah'ın verdiği iyi şeyleri kötüleriyle değiştirmek için lanetlendikleri yazılıdır.
Okuyalım;

SEBE SURESİ 34.;

34:15. Yemin olsun, Sebe' için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin. Tertemiz bir belde ve affeden bir Rab...
34:16. Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
34:17. İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörden başkasına ceza verir miyiz hiç!"

Yemen'deki Sebe kavmi, lanet sonucu, Arim(Sel) felaketiyle yok edildikten sonra kalanları Arap yarımadası ve Irak, Suriye coğrafyalarına dağılırlar ve adlarını "Sel" anlamına gelen Arim'den "ARAM/ARAMİ" ye çevirirler. Bölgede biraz refah bulunca Asurlular tarafından dağlara sürülürler ve dağlarda eşkiyalıkla yaklaşık 4000 yıl geçirdikleri içinde "ARAMİ" olan adları "HARAMİ" ye dönüşür.

Şimdi bu konuda, batılı ünlü arkeolog ve dil bilimci Edward Lipinski'nin Aramilerle ilgili tespitlerinden yaptığım çeviri yazıyı okuyacaksınız. Ondan sonra da Kur'an-ı Kerim Sebe ve Neml Surelerinde Aramilerle /Sebe kavmi ve Yahudilerle ilgili ayetlerden oluşan Kur'an alıntılarını, Sebe/Sabi kavminin Hristiyanlık dinine geçmişleri olan Süryanileri kendi yazılarından okuyabilirsiniz.
Kolay gelsin.

ÖN SÖZ

Bu yazım Edward Lipinski'nin "Lipiński, Edward (2000). The Aramaeans: their ancient history, culture, religion (Illustrated ed.). Peeters Publishers. ISBN 9042908599, 9789042908598."  eserinden kısaltarak yaptığım çeviri yazısıdır. Kur'an ve Sabi dini kitabı "ÖĞRETMEN ZE CİNİ/ CİN ZE Dİ RBA adlı kitabın yaratılış mitini de eklemek istiyordum Ama onlar başka bilgileri de gerektirdiğinden şimdilik başka zamana kaldı. Uzun bir kitap çalışması olarak yayınlamam da söz konusudur.

Bu yazı, Aramilerin dağlara sürülmelerini takiben en az 3000 yıl boyunca İran'ın Zağros dağlarından Amanoslara, Cudi'den Kafkaslara uzanan eşkiyalık yaşamları sonucunda "haram yiyenler" anlamında "Harami adını almalarını, son olarak da Lübnan bölgesi Aramilerinin Diyarbaklır-Mardin-Urfa bölgesi dağlara sürülerek bu dağlara "Tur Abdin/Köle Dağları" adını verdiklerini, bunların Hristiyanları olan Süryanilerin dini kitapları Pşitto'da kendilerini Rum/Grek saydıklarını, tapınaklarında Grek dili eğitimi verdiklerini önceden hatırlatmak isterim.

Tapınak fahişe kültüne dayalı şeytan ibadetine dayalı olan Dinlerinin ilkeleri gereğince bunlarda yalan, hile kendini gizlemek yani takiye serbesttir. Bu gün devleti yağmalayan AKP iktidarının başbakanı ve bakanları da bu dinin mensuplarıdır. Elmalılı Haamdi Yazır Kur'an Tefsirinde Sabileri anlatırken dine mezhepleri ve tarikatları bunların soktuğunu belgelemiştir.
Ay tanrısı Sin' hizmet eden Arami din adamı. Neirab Suriye İ.Ö.VII.yy. Lahit resmi 


Süryaniler, günde yedi vakit namaz kıldıklarından bunları Sünni Müslümandan ayırt etmek imkansızdır. Ayrıca Aramilerin Mısır'dan Yahudilerden önce sürülmüş, asi, cüzzamlı ve bulaşıcı hastalıklar taşıyanlardan oluşan bir kavim olarak önce Şeria nehri bölgesinde yerleştikleri oradan Yemen ve Arim Seliyle Allah'ın lanetine uğradıklarında kurtulanlarının Irak'a göç ettikleri, Irak'ın en eski halkları olan Keldani'lerden (Ay'a tapınanlar) Ay tanrısı Sin'e tapınmayı öğrenmiş kavimler olduğunu düşünüyorum. Bunun delilleri dini kitaplarında vardır.

Şimdi tarihçilerin kaleminden tanımaya devam edelim.


ARAMİLER


Aramilerin bulundukları bölgeler


Aramiler (The Arameans) ya da “The Aramaeans) Aramailer, kuzey batı Sami, yarı göçer, çoban halklar olup, geç bronz çağı ve demir çağına kökleri uzanan günümüz Suriye’sinde (Tevrat Aram) yaşayan halktır. Bunların büyük çoğunluğu geçmişte, Akad’ların (Babil ve Asurluların) gerçek halkı olup, Mezopotamya’da yaşayan diğer halklarla karışmışlardır.

Aramiler yakın doğuda ve özellikle günümüz Suriye’sinde bağımsız küçük krallıklar kurmuşlardır ama millet olarak asla birleşmemişlerdir. Bronz çağının çökmesinden sonra siyasi etkileri Suriye/Hitit temelli küçük devletlerce, son olarak da M.Ö.VIII.yy. da kurulan Yeni Asur İmparatorluğunca sınırlandırılmıştır.

Siyasi etkinliklerinin kısıtlanmasının aksine dilleri olan Aramice Bereket Hilali boyunca (İndus-Nil nehirleri arası bölge) çok yayılmış, bunların en gelişmişleri Suriye ve (Mandavi) Sabi dilleri olmuştur.

Bilginlerin sıklıkla kullandıkları “Aramileştirme” (Aramaization) terimi, Arami dili konuşan geç demir çağı halkları olan Akad, Asur/Babil’lileri kastetmektedir.

Aramilerin kökenleri hala belli olmamakla birlikte Mezopotamya metinlerinde Aramilerden hürmetle bahsedildiğine dair sınırlı sayıda belgeler ortaya çıkmıştır.

Yer adı (Toponym) olarak “A-ra-mu” coğrafi bölge adlarının listelendiği Ebla tabletlerinde ortaya çıkmakta ve “Arami” terimi de Halep yakınlarında bulunan Ebla tabletlerinde (M .Ö.2300) sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Ugarit metinlerinde geçen “a-ra-mi-ma” adılına gelince, “ ’aram-haram veya ‘aram” adına eklenen ve yer belirtmeye yarayan “ima” çoğul ekidir.

Babil dilindeki “Arammu”, güney Arabistan’da ‘rm, Arapça’da baraj anlamına gelen “Arim” demektir ve “”aram” köküne eklenen “ima” çoğul/yer ekiyle oluşturulan “aramima” kelimesi tamı tamına “Barajlar bölgesi/ülkesi” demektir. Bu yorum, tepelerle çevrili arazilerde önü kesilerek biriktirilmiş sularla yapılan sulamayı ifade eden Arapça kökenli “Arîm” (Sulanmış arazi) kelimesinden türetildiğini desteklemektedir.

Fiilin kökü olan “rm” Ugarit metinlerinde “yükseltmek, yığmak, biriktirmek” anlamında bir yer adı olarak geçmektedir.

Fr. Thureau Dangin 1911’de Irak, Süleymaniye yakınlarında bulunan Lullubi ülkesine komşu Şirvan nehri bölgesindeki eski Simurrum’da bulunan kaya kabartmalarından tespit edilen Naram Sin’in kayıtlarını günümüz diline çevirerek “Une İnscription de Narâm-Sin” adlı kitabını yayınladığında, yapılan tespitler bilim insanlarınca çok tartışılmıştır.

1970’de E. Sollberger “A-ra-am” ifadesinin “Aram’ın Tanrısı/hükümdarı” anlamına gelmediğini, ama eski Akad dilinde “vurmak- vurulmak- yakalanmak” anlamına gelen “na’ârum” fiilinden “am” ekinin eklenmesiyle elde edilen “en aram” kelimesinin türetildiğini açıklayarak anlaşılır hale getirmiş, Kuzeydeki dağlarda Simurrum’lulara karşı yapılan seferlerin anlatıldığı, Akkad hükümdarı Naram Sin’in yıllıklarında (M.Ö.2250), “Dubul the ensi of A-ra-me” (Arami’nin baş rahibi/Kralı/Baş tanrısı Dubul) ifadesinde okunmuştur (A-ra-me burada “in” halidir).

Yıllığın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir;

“in 1 mu {d}na-ra-am-{d}en.zu < szudun=REC448bis > si-mu-ur4-ri-im{ki} in ki-ra-sze3-ni-we{ki} isz11-a-ru u3 ba-ba ensi2 si-mu-ur4-ri-im{ki} dub-ul ensi2 a-ra-me{ki} ik-mi-u3”

İngilizce karşılığı da şöyledir;

“In the year in which Naram-Sin was victorious against Simurrum in Kiraszeniwe and took prisoner Baba the governor of Simurrum and Dubul the ensi of Arame.”

Türkçesi de ;

“Naram-Sin yılında Kiraszenive’deki (Kirazzenibe veya Kirazzenive okunabilir) Simirrum’a karşı zafer kazandı ve Simirrum’un valisi Baba ile baş rahibi/baş tanrısı Dubul’u da esir etti.” (Kynk= http://cdli.ucla.edu/tools/yearnames/HTML/T2K3.htm)

Bu cümlede geçen Dubul ve Baba adlarıyla ifade edilen kişiliklerin her ikisinin de başlarında “Ensi= rahip/tanrı” sıfatları bulunmaktadır. Bundan, şehrin kralı veya hükümdarı olan kişinin de dini önderi olan kişinin de aynı derecede “dini rütbeye” sahip oldukları anlamını tartışmasız çıkarmak gerekir.

Bu Akad/ Arami metinlerinde geçen “Baba” adının “Türkçe olduğundan şüphe yoktur. Bunu bir yere yazarak konuya devam edelim.

Aynı dikili taştaki kabartma metinlerinden bir başka ifadede; “”Na-ra-am” En-zu-lugal “ki-ib-ra-,-t-“ im ar-ba-im i-nu Hur-şa-ma-at en-a-ra-am ü “ AM in kâb- lâ-ni Di-ba-ar sa-dû-im su-ma u-sa- am- kf-it-sû” ifadesini İngilizcesinden Türkçe’ye çevirdiğimde, “Dünyanın dört bucağının hükümdarı Naram-Sin, Hurşamat’ı vurduğunda Dibar Dağının ortasında vahşi bir boğa öldürdü…” açıklamasını elde ediyoruz.

Cümledeki “vurduğunda” ifadesini “ele geçirdiğinde”, olarak tercüme ediyoruz. “Orhan Gazi Bursa’yı vurdu!” ifadesindeki gibi, Türkçe’de “ele geçirmek, feth etmek” ifadeleri “vurmak” kelimesi ile ifade edilir. Hurşamat kasabası ve Dibar Dağının bölgedeki bir kasaba-dağ mı yoksa mitlerde sıklıkla geçen dünya dışında o zamanki dini terimlerde kullanılan bir dağ olup olmadığı belirsizdir. Ancak kuzey Anadolu’da “Hurşamat” adlı bir kasaba olduğu bilinmektedir.

Edward Lepinski’nin “”The Arameans: Their Ancient History, Culture, Religion” adlı kitabının “Aramean Pre- History and Proto History” bölümünün 28. sayfasında ulaştığımız bu bilgilere eklemeler yapmaya devam ediyoruz.

Sonraları, “A-ra-mi” şehrinden III. Ur dönemine ait bir idari belgede örnek olarak , Subartu’daki “Ar-ra-mu” ’ya atıf yapan Babil tabletlerine karşın, Nippur yakınlarındaki Drehem taraflarındaki “Puzriş- Dagan’daki (C.E.KEİSER Cuneiform Bullae of the Third Millenium B.C. /Babylonian records İn the Library of J. Pierpont Morgan) hayvan çiftliğine getirilen hayvanların kayıtlarını gösteren listede “Eşnunna”dan sonraları “ÂŞ-NUN” olarak bahsedilmektedir ve bu yer günümüzde “Tel Asmar/Esmar/Esmer” Şehri olarak bilinmektedir.

Eşnunna, Dicle’nin doğusunda muhtemelen doğu Dicleli Subaruların yaşadığı Kürdistan dağlarının eteklerindeki “A-ra-mi” ya da “şehri Naram-Sin’in yıllıklarındaki Ar-ra-mu” ile aynı şehir olabilir. Öyle veya böyle, Aramilerin büyük çoğunluğunun M.Ö. 12. Ve 11. yüzyıllarda Cezire ve Suriye steplerinde yarı göçer/çoban kabileler halinde yaşadıklarının bilinmesine ragmen, metinler M.Ö. 22. Yüz yılda “Ensi” ya da “İşşi akkum” adı verilen idarecilerce yönetilen “A-ra-me” adlı bir şehirden bahsetmektedirler. Bu çeşitli etnik yapılar arasında kesin bir bağ olduğu kuvvetli bir olasılıktır.

Bununla beraber II.Ur belgelerinde geçen “A-ra-mi” şehrinden bahsedilmesi, doğu Dicle bölgelerinde yaşayan “A-ra-mu” lardan bahseden Puzriş Dagan” metinleri çağdaş araştırmacılar için bir başvuru kaynağıdır. (Benzer ilişkilerden N.Schneider – Aram und die Aramaer in Ur III- Zeit İn Biblica 30 (1949) adlı kitabında bahsetmiştir.)

M.Ö. IX.yy. da yaşamış Urartu önderinin adında da, bazı yazarlara göre “Arami” anlamına geldiği de iddia edilen “Ar(r)âmu” adına rastlıyoruz.

“Aram” adına kaynaklık eden öteki belgelere gelince bunlardan birisi da Mari’nin (M.Ö.1900) ve Ugarit’in (M.Ö.1300) arşivlerdir. Aramilerden bahseden en erken ve tartışılmamış metinler olan Tighlat Pilaser’in (M.Ö.1100) yazılarındaki “Aramiler” halkı ile Aramular ile Aramilerin yerleri hakkında çok küçük bir uyuşma vardır.(Kynk- Lipinski, 2000, p. 25-27.)

Katar, Umman, Yemen arasında yaklaşık 650.000 km2ik bir alanı içeren bölge olan “Rub El Kali” bölgesi, Kur’an’da “Ad Kavminin” yaşadığı bölgerdir ve burada yüksek sütunlu “”Aram/İrem Şehri” halkı olan kavim de Aramilerdir. (Bu durumda “Arami” kelimesini Erami-Eremi” diye okumak gerekiyor.)

Aramilerin Mısır metinlerinde de yer aldıklarına dair araştırma girişimleri sürmektedir. III. Amenhotep’in (M.Ö.1386-1349) ve III.Anastasi’nin (M.Ö.1210) tapınaktaki defin eşyalarından çıkan topografya listelerinde gösterilen yer adlarında da ortaya çıkmaktadır.

Bu metinlerde tespit edilen bir ad, bir ülke adını belirtmezken daha çok bir insan adını belirtmektedir ve bu ad tereddütlü olarak güney Suriye’deki Beka Vadisi veya Şam vahasında konumlanmış olduğu sanılan Aramilerin yeri olarak yorumlanmıştır.

III. Anastasi’nin papirüslerinde geçen bu bölge “Merneptah’ın Kasabası/şehri” ifadesini içeren bir bölgeyi kast ediyordu. Aslında Merneptah zamanında güney Suriye Mısır Hanedanına dahil edilememişti sadece güney Filistin’de bir bölge ele geçirilebilmişti. Bu durum Amada metinlerinde ona verilen “Gezer’in Boyuneğdireni” (Subduer of Gezer) lakabıyla onaylanmıştı. (Kynk-A.H.Gardnier Egypt of the Pharaohs-Oxford 1961 S.273-/-K.A.Hıtchen op.cit. (n.47)-/-E.Wente in Erls 18 (1985) S.62* n.2’de “Years 5” kısmı okunarak metinlere ulaşılabilir. Aramaean Pre-History and Proto History S.33)

Mısır tarihinin bu dönemleri tarihçi Maneto’nun Mısır Tarihi kayıtlarında “Hiksoslar Dönemi” olarak adlandırılan “510” yıllık “Çoban Krallar Dönemi” olarak geçmektedir. Merneptah’ın lakabının “Gezer’in Boyuneğdiren’i” olması ve tanrı “Gezer’in” açıkça Türkçe olması, Hiksoslar ile Aramilerin ve de Türklerin yarı göçer “çoban kavimler” olmaları göz önüne alındığında ortaya “Türk Hakimiyeti” gerçeği çıkmaktadır.

Yörük-Çoban halklar, Ortadoğu’da her zaman baş rollerde oynadılar ve nüfusları iklim şartlarına, komşu kavimlerin geçici yerleşimlerine ve güçlerine gore değişmekteydi. Geç bronz çağı dönemlerinde artan kuraklık komşu kavimleri zayıflattı ve çobanlıkla geçinen kavimler sürüleriyle çok uzun sure birlikte yaşadılar. Kuraklık nedeniyle şehirleşme zayıfladı ve bölge halklarının neredeyse tümü çobanlıkla geçinmeye başladılar. Yüksek derecede hareketli ve yarışmacı olan bu kabile halkları uzak mesafelere bile ani baskınlar düzenleyerek onlardan vergiler- haraçlar aldılar.

M.Ö.14.yy. ların erken dönemlerinde Tevrat’ın “Hakimler Kitabı’nda Othniel’in Aram- Naharaim kralı Kuşhanlı Rişathayim önderliğinde Aramileri bozguna uğratmasına kadar, İsraillilerin Aramilerin idaresinde yaşadıklarını görüyoruz. Öteki durumları da Yahudi Tevrat’ının Aram Şam ve Aram Rehob bölümlerinde bulabilirsiniz.

Babil kralına atfedilen El Amarna Mektuplarında “Ahlamü/ Ah-la-mi-i (Ehlamü=Gezenler,Gezginler) bu kelimenin -in hali/tümleçi “Ar-ma-ia” kelimesine rastlıyoruz ve bu kelimenin varlığına Asur, Nippur ve hatta Bahreyn Dilmun’da bile tanık oluyoruz.

Salmaneser’in (M.Ö.1274-1245) Mitanni kralı Şattura’yı, onun Hititlilerini ve Cezire’de Ahlamü paralı askerlerini bozguna uğrattığında bu ada rastlıyoruz. Buna karşılık gelen Mısır dilindeki “Şasu (Şsw=Gezgin, gezer)”, çivi yazısı tabletlerde “SA.GAZ” Apiru yani “kanunsuz yerleşenler” kelimesine Tutankamon’un Levant (Hatay Süveyş yarımadası arası bölge) bölgesinde imparatorluğunu yaydığı dönemdeki kayıtlarda tanık oluyoruz.

Bu yüzyılı takiben Ahlamü, Babil- Hattuşaş yolunu keser ve Mari, Hana ile Fırat üzerindeki Rapikum’u ve “Ahlamü Dağlarını” (Cebel Bişri) feth ettiğini bildirir.

I.Tiglat Pilaser’in (M.Ö.1115-1077) Aramilere karşı yürüttüğü seferlerin özetini anlattığı metinlerinde; “Aramai Ahlamü’leri” (Ah-la-ma-e) izlerken yılda iki kez olmak üzere Fıratı tam “28” kez geçtim!” dediği ifadesinde Arami adına tekrar tanık oluyoruz.

Aynı Tıglat Pileser’in M.Ö.1082-81 yıllarındaki hükümdarlığın sırasında Aramiler arasında büyük bir kıtlık ve açlık belirir. Asuriler bundan istifade ederek üzerlerine baskın yaparlar ve bütün varlıklarını yağmaladıktan sonra onları Erbil’in kuzey doğusundaki Zağros dağlarına sürerler. Buna neden olarak da önceden Aramilerin Tiglat Pileser’in Tur Abidin’in doğu kıyısındaki Katmuhu’ya ilerlemesini kesmek için Ninova’yı ele geçirdikleri için T.Pileser’in onları zor zamanlarında vurarak Dicle nehri boyunca aşağıya doğru ilerlemesini engelleyememeleri için yoldan çekilmelerini sağladığı sanılmaktadır.

Aramilerin bu bozgunlarını anlatan metnin yazıldığı tabletin çok yerinde kırıklıklar olmasına rağmen “Ahlamü” sıfatının geçmediği, daha çok Arami kabilelerinin evlerine atıf yapan ifadelere rastlanılmaktadır. Tablete gore Aramiler korkunç yaşam şartlarına zorlanmışlardır;

2) …İnsanlar birbirlerinin etlerini yediler…

3)…Aramilerin evlerini…

4)…yollarını tuttular, çaresiz bıraktılar,

5)…feth ettiler, Asur’dan

6)…Kirruri’nin dağlarına sürdüler,

7)…Altınlarını, gümüşlerini bütün mallarını aldılar,

8)…Marduk Nâdin Ahhe geçti gitti (öldü), Marduk Sapik Zêri,

9) (oğlu) evine girdi (babasının). Marduk Nâdin Ahhe 18 yıl hüküm sürdü.

10)…Asur’un hasat edilmemiş ürünleri…

11)…Aramilerin çok sayıdaki evleri zapt edildi (eziyet edildi)

12)…Ninova kalesinin yanından nehir akıntısı boyunca…

13)…Asur kralı Tiglat Pileser Katmuhu’ya gitti.

Kynk-A.K.Grayson, Assyrian and Babylonian Chronicles (TCS5)-/-Locus Valley, N.Y. 1975 s.189-/- Aramaean Pre-History and Proto History S.36

I.Tiglat Pilaser’in metinlerinde ilk kez “Ahlamü Aramileri” (Ahlame Armaya ) şeklinde atıf yapıldığını görüyoruz ve Ahlamü adının birden Asur yıllıklarından kaybolduğuna ve “Aramailer (Aramu, Arimi) adı ile yer değiştirdiğine tanık oluyoruz. “Ahlamü Aramailer” in Aramilerin önemli ve hakim bir kolu olduğu sanılmaktaysa da, ayrı kavim de olsalar, her nasıl oluyorsa bu her iki kavim bir şekilde aynı bölgede yer almıştır.

“Aramailer’in” (Aramaeans) Asur tabletlerinde geçen daha erken bir ırk olan Martu ırkını ifade eden (Amoritler =Batılılar) şeklinde düşünülmesi daha uygundur.

Aramiler, M.Ö.11.yy. da Suriye’de yerleştiler. İbrani Tevrat’ı Hermon Dağı, Geşur, Harran’da ve Aram Şam’da (Damaskus), Aram Ma’ekah’ta ve Aram Bet Rehob’da, Beka’da, İsrail’in önlerinde Arami Krallığına karşı (M.Ö.X.veXI.yy) savaştığını anlatır. Bundan en azından iki yüz yıl sonra dikilmiş bulunan kuzey İsrail’de bulunan Tel Dan Stele’sinde “Davud’un Evi”, İsrail hanedanları hakkında tarihi bilgiler veren ve İsrail kaynaklı olmayan bilgiler keşfedilmiştir. Daha uzak kuzeyde, Aramiler, bu “yeni dönem Hitit Blogunun bildirdiğinin aksine Hamas’ı Orontes’i ellerinde bulunduruyorlardı.

Aramiler M.ö.11. ve 10.yy.larda Beyt Eden olarak da bilinen, Beyt Adini, Til Barsip,, Beyt Aguşi olarak sonradan adlandırılan Arpad-Halep bölgesindeki Yahudiye olarak da bilinen Sam’al (Zincirli’yi) de feth ettiler. Aramiler aynı dönemde doğuya Fırat Nehrine doğru da hareket ederek oralara da yerlestiler ve “Aram Naharayim” yani “İki Nehrin Arami’leri” adını aldılar.

Mezopotamya’daki en eski krallıkları Beyt Bahyani (Tel Halaf) dir. Sam’al’ın kuzeyinde Beyt Gabari adlı Arami krallığı Yeni Hitit devleti Karkamış, Gurgum, Tabal, Kattina ve Unki arasında sandviç olmuştu. Bu sonraki devletler resmi iletişimlerinde Yeni Hitit Hiyeroglif alfabesini esas aldılar ve bu küçük devletçiklerin halkları zaman içinde Aramileştiler.

Arami krallıkları Yeni Asur İmparatorluğu dönemlerinde M.Ö.911’lerde II. Adad Nirari zamanında bir çok yakın doğu devletçikleri gibi zapt edildiler. Bu süreç, II.Asurbanipal oğlu III.Salmanaser zamanlarında da sürdü ve bütün Arami devletçikleri (Günümüz Suriyesi) doğal ve ticari kaynaklarıyla birlikte Asurluların idaresine geçti ve Aramilerin büyük oranı Asur ve Babillilerin Akadları ile ırki olarak kaynaştılar, birbirlerine karıştılar. Bu süreç Mezopotamya bölgesindeki Aramilerle birlikte diğer etnik gruplarında dini, gelenek, kimlik, kültür yapılarının emilmesiyle Arami Irki yapısının kaybolmasına neden oldu. Bunun tersine doğu Arami dili tam bir Lingua Franqa haline geldi ve Asur’un, Babil’in ve Akamenişlerin dili haline geldi ve sonuç olarak Asur/Babil nüfusu Akkad/Arami dili konuşmaya başladı.

Aramiler, M.S. VII.yy. da İslam fetihlerine kadar Anadolu’nun güney doğu merkezlerinde ve günümüz Suriyesindeki anavatanlarında nüfusun çoğunluğu olmaya devam ettiler. Çok sayıdaki Arami krallıklarından birisi de Palmira’dır. Bu gün özellikle Arap halklarının sentezlerinin yapıldığından (çoğunlukla Grek, Fenikeliler de dahil) güney Suriye’de günümüz Ürdün’ünde yaşayamış Nebatiler bile Arami-Arap karışımı halklar olarak bilinmektedirler.

M.S. II.yy. dan sonra aratan sayıda Hristiyanlığı benimsemeye başladılar ve dördüncü yüzyıla gelindiğinde büyük çoğunluğu Hristiyan olmuşlardı.

Yedinci yüz yıldaki Arap işgalleriyle Aramiler, ülkelerinde azınlık haline gelmişlerdi ve dilleri dereceli olarak Arap diliyle yer değiştirmeye başladı ve bölgede Arapların artmasıyla İran üzerinden Fars ve Türk kavimleri de bölgeye akın etmeye başladılar.

Bu seçkin halk hızla İslam’a dönmüş ve özellikle Araplardan olan Arap idarecilerin etkileriyle Arami kimliklerini kaybetmişti. Her nasıl olduysa bu nüfusun önemli bir oranı “Araplaştırma ve İslamlaştırma” sürecine “Hristiyan” olan inançları sayesinde direnebilmişlerdi.

Aramiler, Fenike Alfabesiyle yazılan Batı Sami kökenli eski Arami Dillerini (M.Ö.1100-M.S.200) özellikle değiştirerek “Arami (Aramaic) Alfabesi” olarak tanımlamaktadırlar. M.Ö.VIII. yüzyıllarda Arami dili, Asur ve Babil metinlerinde doğu Sami dili olan Akad dili ile yarışmıştır ve farklı lehçelerde yakın doğuda yayılmıştır. M.Ö. sekizinci yüzyılda Yeni Asur İmparatorluğu döneminde “Lingua Franqa” yaygın dil haline gelmiştir. Bu durum Grek işgali döneminde de zayıflayarak kendisini korumuşsa da M.S. yedinci yüzyılda Arap işgali ile dereceli olarak Arapça’ya yerini bırakmıştır.

Geç dönem eski Arami dili Yeni Asurlular, Yeni Babilliler, ve Akameniş Pers İmparatorluğu dönemlerinde gelişerek Pers Suriyesinin resmi dili haline gelmiş ve Suriye Hıristiyanlığınında dini ayin dili olarak kalmıştır. Mezopotamya Aramicesinin bazı lehçelerinde ve halen, Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan, Gürcistan, güney Rusya ve Azerbaycan’da ve de diyaspora Aramileri olarak ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere’de yaşayan Mezopotamya Aramilerince konuşulan lehçelerinde Akad dilinden ödünç alınma kelimeler bulunmaktadır. Bu gün, Suriye’de Batı Arami lehçesi konuşan iki köy vardır. İran ve Irak’ta yaşayan Mandik (Sabiler) lehçesi günümüzde etnik olarak Mezopotamya’da Harran Sabi (Gnostik Mandean) Mezhebinde olan “75.000” kişi tarafından kullanılmaktadır. Irak merkezli çoğunlukta olan, daha azı İran’da ve Suriye’de yaşayan Yahudilerin de önemli bir miktarı Arami dili konuşmaktaysa da bu durum İsrail İbranicesi tarafından oldukça kemirilmiştir.

Aramilerin eski metinlerden ve taşıdıkları adlarından da anlaşıldığına gore eski Asur-Babil tanrıları olan Hadad (Adad), Sin, İştar (Attar derler), Samaş (Şems), Nergal ile öteki Kenan- Fenike tanrıları olan Gök Gürültüsü ve Fırtına Tanrısı olan El, Kenan’ın en üstün tanrısı Anat (Atta derler) ve ötekilere tapınmışlardır.

Aramilerin esas tanrısı Fırtına tanrısı olan Hadad’dı. M.Ö. x. ve VIII. yy. larda Hitit ve Suriye ikonografisinde sıklıkla tasvirleri yapılan Hadad bir boğanın arkasında dikilirken temsil edilmiştir.

Hitit din sanatında da yer alan bu vahşi boğa tasviri, insan görünümlü Fırtına Tanrısının görünebilir şeklini ifade ediyordu. Etimoloji ve dini ikonografi arasındaki bağ elimizde yeterli bilgi olmadığından, örneğin, boğayı yemenin dini bir ayin olarak mı yoksa Fırtına Tanrısına ibadet edenlerin akrabalıklarını mı temsil ettiği konusundaki gibi çeşitli soruları doğru cevaplamamıza yardımcı olamamaktadır.

Aramilerin gerçeklerine dayanılarak bize önerilen, Arami adının etimolojik kökenlerinin sulak bataklıklarda yuvarlanmayı, ağaçlı çayırlarda otlamayı, avlanmayı seven vahşi mandalar, bizonlar ve öküzlerden geldiği yönündedir.



“Ârâm” çoğul adılı,Tür Abdin’in eteklerindeki ovalarda olduğu kadar orta Fırat’ın kollarının yayıldığı vadilerde bulunan çayırlar ve ağaçlık ormanlarda yaşayan vahşi hayvan sürülerini ve bir kabilenin original kökenini işaret etmektedir.” (Aramaean Pre-History and Proto History S.53,54)

Aramiler, görünüşte anavatanlarından ayrı, aralarında yaşadıkları kavimlerin geleneklerine, dinlerine göre yaşamışlardır. Şam Kralı örnek olarak Fenike’li heykeltraşları “Fil Dişi Oymacılığı” için görevlendirmiştir. Tel Halaf Guzana’daki Kpara Sarayında Arami idareciler (M.Ö.9.yy) heykellerini Mezopotamya, Hitit, ve Hurri etkisinde süsletmişlerdir.

TAPINAK FAHİŞE KÜLTÜ AYİNİ

(Edward Lepinski’nin “”The Arameans: Their Ancient History, Culture, Religion” adlı kitabının “Aramaean Pre-History and Proto History” Bölümü S.77-78-79’den yapılan çeviridir.)

LAKE

Lake bölgesinin etnik bileşenleri M.Ö. ikinci bin yıldan beri var olup özellikle M.Ö.1000 yılından önce siyasi ve kültürel varlığı ortaya çıkamamıştır. Orta Fırat bölgesi ve aşağı Habur civarında M.Ö. 1200’lerde Arami kabilelerinin arasına yerleşmiş olan karışık kuzey Arabistan kabile gruplarınca oluşturulmuş bir halktır. Lake adı, II. Asurbanipal’in değişikliklerinde, günümüz Tel el Aşara da Serku (Sirku) da bulunan bir stelada (dikilitaş) yazılı II.Tukulti- Ninurta’nın metinlerinde şehir adına işaret etmesine ragmen bir şehir adından türetilmemiştir. Ad, Arapça’da “karşılaşmak, buluşmak” anlamına gelen “lakiya” ve hepsi de aynı anlama gelen “lukya, likaya, lika” kelimelerinden türetilmiştir.

Lake kelimesi kabileler konfederasyonuna işaret etmektedir ve erken İsrail kabile birliği ile kıyaslanabilir. Başlangıçta daha da küçük olsa bile sonraları “12” kabile halinde şekillenecektir.

Asur kaynakları, M.Ö.9.yy.da Lake ülkesinden “12 Lakelinin Yeri” veya “İdarecileri” diye bahseder. “12 sayısı kesinlikle bu tarihlerde oluşmaya başlamış, nüfusları dalgalanan Yahudi oluşumlarına yapışmaktadır. Bu system Tevrat’ta “12 Arami Kabilesi” şeklinde de kullanılmıştır. (Yaratılış 22:20,24),”12 İsmaili Kabilesi (Yar-25:12,16) ve “12 Edomlu Kabile” (Yar-36:10,14)’de geçmektedir.

Lake’lilerin durumları bizi Tevrat’ın sistemine girmekten alıkoymaktadır. Nippur’daki merkez tapınak örgütlenmesinde “12 Şehir” düzeninde hizmet verilmesinden Sümerlerden beri Grek Delfi’nin, Etrüsklerin Fanum Voltumnae’lerine kadar rastlanılmaktadır.

“12” sayısı, yılın aylarından kaynaklanan bir nedenle aylık ibadetlerin her ay başka yerlerde yapılması nedeniyle dayatılmış olabilir. (Müslümanlarda “Cuma Camileri” kültü, Cuma namazlarının merkezi büyük bir yerleşim yerinde kalabalık kılınmasını gerektirir. İslam öncesi Yezidi/Mecüsi geleneklere dayanır.A/Yavuz)

“Bet Ha-lu-pe-e” Asur, Arami metinlerinde doğrudan atfedilen bir tür hanedan adı olmamasına rağmen Lakelilerin merkezi ayinleriyle ilgili doğrudan bilgiye sahip değiliz ancak, papazlık görevlerinin, M.Ö.VIII. ve VII.yüzyıllarda etkin olan Kuzey Arabistan’ın “Kraliçe Rahibeleri” ile etkileri kıyaslanabilen rahibelerce yapıldığına işaret edilmektedir.

Bundan bahseden en eski belge M.Ö.894’lerde II. Adad-Nirari’nin kabile yıllıklarında Ba-ar-a-ta-ra mâr Ha-lu-be-e veya Ha-lu-pe-e, Galube veya Halupe’nin oğlu anlamında Bar- Attar gibi “dişil adlara” işaret edilmektedir. Sonraları bunlar belki kişi adları olmuş olabilir.

“Hlp” veya “glp” kelimelerinin etimolojisi hakkında yapılan üç açıklamaya daikkat etmek gerekir.

Eğer, ad ”hlp” kökündense “vekil, yerine bakan, halife” anlamına gelir ve Tevrat “Hakimler 4:4,5’te” geçen dişi peygamber Deborah’a ya da Greklerin Delfisi gibi “dişil/rahibeye” işaret eder.

Oldukça aşırı ilgi çekecek Chadic (Kadik/Çedik) kabilelerden, Hadjerai (Haceray/Taş Ay) topluluğunun tanrılar kültünün başı “Margai/Margay” dır. Tanrıların en güçlüsünün öğretisi, “kutsal emanetlere sahip olan” bekârlık (celibacy) çeken kadın bir rahibede kaldığına inanılırdı. İnsanlardan her kim bu kadınla ilişkiye girerse bizzat tanrının başı tarafından öldürülürdü.
Bu kadın aynı zamanda bir medyumdu tanrının, isteğiyle seçilmiş oluyordu ve Margay tanrılarından birisine yapılan kutlamalardaki dini ayinde transa girerdi ve tanrı onun vücudunda ortaya çıkarak insanlara görünürdü ve onlarla konuşurdu. Transa giren kadın bu şekilde tanrıya dönüşmüş oluyordu, toplumun önemli sorunlarına büyük bir alçakgönüllülük içinde işaret ediyordu.

Medyum tarafından verilen cevaplar veya talimatlar tanrının sözü sayıldığından sorgulanmaksızın uyulmayı gerektiriyordu. Sorular bittiğinde medium transını bitiriyordu ve tanrı bedenini terk ettiğinde bilinçsiz bir şekilde uyanıyordu.”

“Ha-lu-pe-e” adı,değişerek, aynı aile soyundan gelen bütün nesillerin “kraliçe rahibesinin” yeteneklerine sahip, toplumsal etkileri çok güçlü olan dişil hattan kan bağı takip ederek miras yoluyla en büyük ilahi varlık sayılan dini papazlıktan alt derecelerdeki dini rütbelere seçilmiş yasal “vekile/halife (eril-halef )” kadını temsil ediyordu.

İki yorum da Arami ve Arap metinlerinde “hlp” kökünden türeme , siyasi anlamda çok güçlü sayılan “kraliçe” anlamına gelen “Şarratu” ve rahibe anlamında sonraki Asur metinlerinde “Apkallatu, Kimurtu” olan “Halupe” adına temel olmaktadır.

(Halep şehri, Suriyelilerin kraliçe/rahibe analarının adını taşıyor demektir.)




S.135

Bölüm VI

Beyt Z- Zammâni

Beyt Zammani, Zamman adından, Arami Kabile devletine Asurluların verdiği addır. Şahıs adı olarak M.Ö.18.yüzyılda Babil’de Amoriler arasında, Za-am-ma-a-nu-um, Za-am-ma-nu-um şeklinde ortaya çıkmıştır. Milattan once yedinci yüz yıllarda Yeni Asur döneminde “Za-am-ma-a-ni” şeklinde görünmektedir.

Kişi adı olarak “Zamman” belirsizdir ama “bağlamak” anlamına gelen ya da diğer anlamı büyü ile “bağcı, bağlayan” anlamında Sami fiili olan “Zamm” dan türetildiği sanılmaktadır.

M.Ö.13. yüzyılın ilk üçte birlik “1/3” dönemlerine tarihlenen orta Asur dönemi Tel Billa’daki idari kayıtlarda ortaya çıkan “Beyt-Za-ma-ni” den açıkça söz edilmektedir. Metinlerin tarihleri J.J. Finkelstein’in doğrudan ilişkişlendirdiği geç Arami devletinin “Beyt Zammani “ eyaletinin valisi/yöneticisi olan “hassihlu şa halşi E-Za-ma-ni “ Bel-Karrad’ın oğlu Aşur Kassid’in valiliği dönemine uzanmaktadır. Eyaletin geniş toprakları Arami kabilesinin adıyla anılmasına rağmen Metinler Arami eyaletinin baş şehrine atıf yapmamaktadır….




Bibliography

⦁ S. Moscati, 'The Aramaean Ahlamû', FSS, IV (1959), pp. 303–7;

⦁ M. Freiherr Von Oppenheim, Der Tell Halaf, Leipzig, 1931 pp. 71–198;

⦁ M. Freiherr Von Oppenheim, Tell Halaf, III, Die Bauwerke, Berlin, 1950;

⦁ A. Moortgat, Tell Halaf IV, Die Bildwerke, Berlin, 1955;

⦁ B. Hrouda, Tell Halaf IV, Die Kleinfunde aus historischer Zeit, Berlin, 1962;

⦁ G. Roux, Ancient Iraq, London, 1980.

⦁ Beyer, Klaus (1986). "The Aramaic language: its distribution and subdivisions". (Göttingen: Vandenhoeck und Ruprecht). ⦁ ISBN 3-525-53573-2.

Lipiński, Edward (2000


ŞİMDİ, SABİLER VE YAHUDİLER İLE İLGİLİ 
KUR'AN SURELERİ AYETLERİNİN MEALLERİ
VE TEFSİRLERİ İLE SÜRYANİLERİN KENDİ
YAZILARINDAN KENDİLERİNİ ANLATAN BİLGİLERİ OKUYALIM.


KUR’ANDA SEBE/SABİ/ARAMİ KAVMİ İLE İLGİLİ AYETLER;

NEML SURESİ 27

27:19. Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve dedi: "Rabbim, bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeme, hoşnut olacağın hayırlı ve barışçıl bir iş yapmama imkân ver. Ve rahmetinle beni iyilik ve barışı seven kullarının arasına sok."
27:20. Kuşları teftiş etti de dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?"
27:21. "Ona acımasızca azap edeceğim, beki de onu boğazlayacağım; yahut da bana mutlaka açık bir kanıt getirecek."
27:22. Az sonra Hüdhüd gelip şöyle dedi: "Senin fark edemeyeceğin bir şeyi fark ettim ve sana Sabâ'dan parlak bir haber getirdim."
27:23. "Sabâlılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine herşeyden bir pay verilmiş, kocaman bir tahtı var."
27:24. "Onu ve toplumunu, Allah'ı bırakıp Güneş'e secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan
saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar."
27:25. "Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah'a secde etmemek gayretindeler."
27:26. "O Allah ki, tanrı yok kendinden başka, o büyük arşın rabbidir O."
27:27. Süleyman dedi: "Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!"
27:28. "Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar."
27:29. Melike dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana önemli bir mektup bırakıldı."
27:30. "Süleyman'dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla başlıyor."
27:31. "Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin."
27:32. Melike dedi: "Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem."
27:33. Dediler ki: "Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin."
27:34. Melike dedi: "Şu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar."
27:35. "Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler."
27:36. Elçi, Süleyman'a geldiğinde, o dedi ki: "Siz bana bir mal ile mi destek veriyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız."
27:37. "Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım."
27:38. Süleyman, kurmaylarına dedi ki: "Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?"
27:39. Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim."
27:40. Kendinde Kitap'tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: "Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm." Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: "Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî'dir, cömerttir."
27:41. Emir verdi: "Onun tahtını başkalaştırın, bakalım tanıyacak mı, tanıyamayanların arasına mı girecek?"
27:42. Melike gelince şöyle denildi: "Senin tahtın da böyle mi?" Dedi: "Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."
27:43. Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemişti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı.
27:44. Ona denildi: "Köşke gir!" Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: "O, cilalı sırçadan yapılmış bir parlak avlu/zemindir." Melike dedi: "Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oluyorum."

ARAMİLER DE YAHUDİLER DE MISIRDAN SÜRÜLMÜŞ HASTALIKLILAR ORDUSUDUR.;

MUSA’NIN CÜZZAMLI OLUŞU/ALATEN/ALACA HASTALIĞI;
 
Cüzzamlı bir vücut
NEML SURESİ 27.
27:11- Fakat zulmeden başka, ufak veya büyük günah yapmış olan huzurda bulunmaktan korkar, çünkü sorumluluğu var. Zulmedip sonra kötülüğün arkasından bir güzelliğe değiştirmiş (tevbe etmiş) olan da bilsin ki ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim. Yani sen de bir günah işledim diye korkuyorsan, korkma, bağışlandın!
27:12-14- Bir de elini koynuna sok.

CEYB: Aslında yakanın göğüs üzerindeki açık yeri demektir. Bizim "ceb" diye kullandığımıza dahi denilirse de tevil edilmiştir. Çıksın bembeyaz olarak, fakat kusursuz, yani beyazlanması bir hastalık ve bela neticesi değil yalnız bir âyet, bir mucize olmak üzere. Dokuz âyet, yani dokuz mucize arasında Firavun'a ve kavmine karşı, dokuz mucize: Âsa, Beyaz el, Sina dağı, Tûfan, Çekirge, Haşarat, Kurbağa, Kan, Felk, yani denizin yarılmasıdır. (A'râ f, 7/107, 108, 133. âyetler ile diğer ilgili âyetlerin tefsirine bkz.) Sonra bak o bozguncuların sonu nice oldu? Yukarıda geçtiği ve Kasas Sûresi'nde geleceği üzere batırıldılar, lanetlenmiş oldular. İşte bu bozguncu zalimlerin uğradıkları kötü sonuç, b ugünkü zalimlerin uğrayacağı akıbet için de örnek bir derstir.

Kitap;
MARDİN VEÇEVRESİNDE SÜRYANİLER
Zeynep Gül Küçük
Çukurova Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı
Lisans Tezi

1.1.4.2.Hıristiyanlık Döneminde Süryaniler

Süryaniler, Mezopotamya bölgesinde, M.S.38 yılında Hıristiyan olduklarında Antakya’yı merkez edinmiş bir topluluk halinde idiler. Süryaniler, Hıristiyanlığı Havari Petrus(Saint Piere), arkadaşı Thomas, onun kardeşi Aday ve onların şakirtleri Agay ve Mara’dan öğrenmişlerdir. Petrus’un arkadaşı Thomas, Thomas’ın kardeşi Aday ve Mara, Süryanilerin, yoğun  olarak yaşadıkları Mezopotamya bölgesinin Hıristiyanlaştırılmasında büyük rol oynadılar. 
Antakya’da Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Thomas ile Aday ve yardımcıları Mara Urfa’ya gitmişlerdir.
Urfa’da putperest Abgarlar kraliyet ailesi hüküm sürmektedir. Efsaneye göre kral bir nevi bir cilt rahatsızlığına yakalanmıştır. Bu arada Kudüs’ten gelen haberlere göre yeni bir peygamber gelmiştir.  Bu peygamber hastaları iyileştirmekte,  mucizeler göstermektedir.  
Bunu duyan Kral Abgar Kudüs’e bir heyet göndererek Hz. İsa’yı memleketi Urfa’ya çağırır.  Hz. İsa  “görevinin İsrail evinin kaybolmuş koyunlarına olduğunu bu yüzden gelemeyeceğini ancak kendisine bir havarisini göndereceğini” bildirir. Hz. İsa’nın çarmıh olayından sonra Havari Thomas’ın kardeşi Aday Urfa’ya gider, Kral Abgar Hıristiyanlığı kabul eder ve Aday tarafından vaftiz edilir. Urfa’da bütün putlar kırılıp bir kilise inşa edilir. Aday Urfa’daki çalışmalarını bitirince yanına öğrencileri Agay ve Mara’yı alarak Mezopotamya’nın diğer bölgelerine gider.
Aday, Agay ve Mara ile birlikte Diyarbakır, Nusaybin, Dicle’nin doğusu, İdil, Erbil, Begermay, Keker, Ahvaz ve civarlarında dolaşıp buralarda misyonerlik çalışması yaparlar. Aday Urfa’ya döndükten bir süre sonra vefat eder ve inşa ettiği kiliseye gömülür . Aday’ın ölümünden sonra yerine Agay geçer. Agay zamanında Hıristiyanlık Harput, Eğil, Lice, Silvan ve Mardin’e yayılır. Mardin yakınlarında Kefertut’da bir kilise inşa edilir. 


SEBE SURESİ 34.;

34:15. Yemin olsun, Sebe' için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin. Tertemiz bir belde ve affeden bir Rab...
34:16. Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
34:17. İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörden başkasına ceza verir miyiz hiç!
34.18. Biz onlarla, içini bereketle dolduğumuz kentler arasında, sırt-sırta vermiş kasabalar oluşturduk; Bunlar arasında gidiş-gelişler belirledik. "Geceleri ve güdüzleri, güven içinde gezip dolaşın oralarda." dedik.
34:19. Ama onlar, tutup şöyle dediler: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır!" Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.
34:20. Yemin olsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular.
34:21. Oysaki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz; âhirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin herşey üzerinde Hafiz'dir, kollar, korur, gözetir.

Bu kavmin özelliği;

34:34. Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, onun servet ve refahla şımaranları mutlaka şöyle demişlerdir: "Biz, sizin elçilik yaptığınız şeyi inkâr ediyoruz!"
34:35. Şunu da söylemişlerdir: "Biz, malca da evlatça da çoğuz. Azaba uğratılacak olanlar, bizler değiliz."
34:36. De ki: "Rabbim, dilediğine rızkı genişletip açar, dilediğine ölçülü verir/kısar. Fakat insanların çokları bilmiyorlar."
34:37. Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, seçkin odalarda güven içindedirler.

NEML SURESİ 27

27:19. Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve dedi: "Rabbim, bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeme, hoşnut olacağın hayırlı ve barışçıl bir iş yapmama imkân ver. Ve rahmetinle beni iyilik ve barışı seven kullarının arasına sok."
27:20. Kuşları teftiş etti de dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?"
27:21. "Ona acımasızca azap edeceğim, beki de onu boğazlayacağım; yahut da bana mutlaka açık bir kanıt getirecek."
27:22. Az sonra Hüdhüd gelip şöyle dedi: "Senin fark edemeyeceğin bir şeyi fark ettim ve sana Sabâ'dan parlak bir haber getirdim."
27:23. "Sabâlılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine herşeyden bir pay verilmiş, kocaman bir tahtı var."
27:24. "Onu ve toplumunu, Allah'ı bırakıp Güneş'e secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar."
27:25. "Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah'a secde etmemek gayretindeler."
27:26. "O Allah ki, tanrı yok kendinden başka, o büyük arşın rabbidir O."
27:27. Süleyman dedi: "Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!"
27:28. "Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar."
27:29. Melike dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana önemli bir mektup bırakıldı."
27:30. "Süleyman'dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla başlıyor."
27:31. "Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin."
27:32. Melike dedi: "Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem."
27:33. Dediler ki: "Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin."
27:34. Melike dedi: "Şu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar."
27:35. "Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler."
27:36. Elçi, Süleyman'a geldiğinde, o dedi ki: "Siz bana bir mal ile mi destek veriyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız."
27:37. "Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım."
27:38. Süleyman, kurmaylarına dedi ki: "Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?"
27:39. Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim."
27:40. Kendinde Kitap'tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: "Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm." Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: "Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî'dir, cömerttir."
27:41. Emir verdi: "Onun tahtını başkalaştırın, bakalım tanıyacak mı, tanıyamayanların arasına mı girecek?"
27:42. Melike gelince şöyle denildi: "Senin tahtın da böyle mi?" Dedi: "Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."
27:43. Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemişti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı.
27:44. Ona denildi: "Köşke gir!" Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: "O, cilalı sırçadan yapılmış bir parlak avlu/zemindir." Melike dedi: "Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oluyorum."


SEBE SURESİ 34.;

34:15. Yemin olsun, Sebe' için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin. Tertemiz bir belde ve affeden bir Rab...
34:16. Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
34:17. İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörden başkasına ceza verir miyiz hiç!
34.18. Biz onlarla, içini bereketle dolduğumuz kentler arasında, sırt-sırta vermiş kasabalar oluşturduk; Bunlar arasında gidiş-gelişler belirledik. "Geceleri ve güdüzleri, güven içinde gezip dolaşın oralarda." dedik.
34:19. Ama onlar, tutup şöyle dediler: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır!" Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.
34:20. Yemin olsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular.
34:21. Oysaki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz; âhirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin herşey üzerinde Hafiz'dir, kollar, korur, gözetir.

Bu kavmin özelliği;

34:34. Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, onun servet ve refahla şımaranları mutlaka şöyle demişlerdir: "Biz, sizin elçilik yaptığınız şeyi inkâr ediyoruz!"
34:35. Şunu da söylemişlerdir: "Biz, malca da evlatça da çoğuz. Azaba uğratılacak olanlar, bizler değiliz."
34:36. De ki: "Rabbim, dilediğine rızkı genişletip açar, dilediğine ölçülü verir/kısar. Fakat insanların çokları bilmiyorlar."
34:37. Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, seçkin odalarda güven içindedirler.”


Neml 23 tefsiri;
27:23-SEBE': Aslında bir hanedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen'de evleri olan Me'rib şehrine de isim olmuştur. (Sebe' Sûresi'ne bkz.) Ben bir kadın buldum. Beydâvî ve diğerleri de bu kadını meşhur olan ismiyle "Belkıs binti Şerahîl" diye kaydediyor. Ebü'l-Fidâ tarihinde "Belkıs binti Hedhad b. Şürahbil" denilmiş ve yirmi sene meliklik ettiği zikrolunmuştur. Onlara melike bulunuyor kendisine her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı vardır. Kadının servet ve saltanatını böyle büyüterek anlatması, Süleyman (a.s) ı heyecana getirmek için oluyor.
SEBE SURESİ TEFSİRİNDEN 34
34:15 15- Sebe' kavminin evlerinde, yukarıda açıklandığı üzere ataları Sebe' b. Yeşcüb b. Ya'rub b. Kahtan'ın adıyla yâd olunan Sebe' kavmi Neml Sûresi'nde hikayeleri geçtiği üzere önceleri güneşe taparlarken, Belkıs idaresinde Hz. Süleyman'a itaat ederek memleketlerini kurtardıktan başka, ilerlemişlerdi de. Meskenleri, merkezleri Yemen'de Me'rib şehri idi ki, Sebe' ona dahi denilir.
Bunların meskenlerinde kendileri için bir ayet, bir ibret olmuştu, bu ayet, zikrolunacak iki cennet zannedilebilirse de Keşşaf'ın hatırlattığı üzere yalnız o değil, hikayelerinin tamamıdır. Şöyle ki Sağ ve soldan iki cennet, iki taraflı bağlar, bostanlar, hal dili ile diyorlardı ki Rabbınızın rızkından yiyin de O'na şükredin. Bu nimetin değerini bilerek ona göre ibadet edin, çünkü beldeniz hoş bir belde, son derece şirin bir belde, Rabbiniz, bağışlaması çok bir Rabdır. Onun için şükrünü bilin de iyi hizmet edin. Çok güzel bir tesadüftür ki "Hoş bir belde" ifadesi ebced hesabıyla İstanbul'un fethine tarih düşmüştür. (857) Molla Cami rahmetlinin bir hediyesi olmak üzere meşhurdur ve bilinmektedir.
34:16-17- Fakat onlar, o Sebe'liler yüz çevirdiler. Rivayete göre on üç peygamberleri kendilerini davet ettikleri halde şükürden kaçındılar, hizmetine bakmadılar. Biz de üzerlerine "Arim" selini salıverdik.
Arim seli, Ebülfida, tarihinde "Bu seddi (barajı) Me'rib yurdunda Sebe' b. Yeşcub yapmış ve ona yetmiş kadar çay akıtmış ve uzak vadilerden selleri celbeylemiş idi" der.
Alûsî'de de, Keşşaf'ta da denilir ki: "Bu sed (baraj) Belkıs'ın yaptığı sedd idi ki, iki dağın arasını taş ve zift ile kapatarak kaynak ve yağmur sularını biriktirmiş ve sulama için gereği kadar haklar bırakmıştı."
Alûsî'nin nakline göre, seddin arkasına suyu hapsedip, tutup, birbiri üzerine çeşitli kapılar ve önüne nehirlerinin sayısınca on iki havuz yapmıştı.
Bir rivayette bu barajı Yemen kabilelerinin babası olan Hımyer'in yaptığı söylenmiş, bir rivayette de büyük Lokman b. Âd'ın yaptığı ve taşlarını kalay ve demirle perçinlediği ve bir fersah kare olduğu söylenmiştir. Bu rivayetlerin hepsinin alınmasında bir çelişki yoktur. Önce Sebe'in başlamış olması, sonra Hımyer'in, sonra Lokman'ın ve Zü l karneyn'in daha sonra da Belkıs'ın peşpeşe çeşitli inşaat ve tamirlerde bulunmuş olmaları pek ala düşünülebilir. acı, kekre veya buruk "esl" ağacı, tarafe veya tarfâdan bir çeşit, büyük bir çeşit diye tefsir ediyorlar.
Kamus tercümesinde "tarfâ" ılgın ağacı ve "esl" onun acı ılgın denilen iri kısmı diye zikredilmektedir. "Sidir" Arabistan'ın en makbul ağaçlarından olmak üzere meşhurdur. Meyvesine "nıbk" ve "Arabistan kirazı" denildiği Kamus tercümesinde yazılıdır. Ezherî demiştir ki: Sidir ikidir. Birisinden yararlanılmaz ve yaprağı yıkamalara yaramaz. Meyvesi kekredir, yenmez, "dâl" denilen budur. Bir kısmı da su üzerinde biter, meyvesi "nıbk"dır. Yaprakları yıkama özelliğine sahiptir. Unnab ağacına benzer. "Onların iki bahçesini buruk yemişli... İki bahçeye çevirdik." Burada ikinciye "cenneteyn" denilmesi müşakele ve tehekküm içindir. Türkçede bilinen bir atasözü vardır. "Bakılırsa bağ olur, bakılmazsa dağ olur." Bu küfrandadır. Yani nimete nankörlüklerinden dolayı.
34:18- Hem onlarla o mübarek kıldığımız, içlerine bereket verdiğimiz kasabalar arasında, sırt sırta kasabalar yapmıştık. O "bereketli kasabalardan maksat, Şam diyarıdır." Katade'den rivayet olunduğu üzere, yani sırt sırta bitişik diye tefsir edilmiştir. Ve onlarda, yani o kasabalarda yolculuğu belirli bir miktar üzere tertib ve tanzim etmiştik. Her biri yolcu için birer istasyon ve birer merhale halinde idi; birinden çıkan azık taşımadan ve açıkta yatmadan ve tehlike görmeden diğerine gidebilirdi. Öyle ki O sırt sırta kasabalar içinde geceler ve günlerce emniyet ve asayiş ile gidin gezin, öyle muntazam, öyle emniyetli idi. Demek ki yalnız Sebe' değil, Yemen'den Şam'a kadar Arabistan baştan başa böyle bayındırmış ki, bu çok dikkat çekicidir.
34:19- İşte bu nimete karşı da onlar nankörlük ederek ey Rabbimiz dediler, bizim bu seferlerimizin arasını uzaklaştır.
İsrailoğullarının hayır olan "A'la"yı, (daha değerli) "edna" (daha değersiz) ya değişmek istedikleri gibi, bunlar da bayındır olmasından rahatsızlık gösterdiler, onların ortadan kalkıp, aralarına uzun mesafelerin, sahraların girmesini istediler.
Bunu gerçekten böyle sözlü olarak istemiş olmaları düşünülür ise de yaptıkları nankörlük ve isyan durumları ile istemiş olmaları da zannedilir. Öyle dediler ve nefislerine zulmettiler, kendilerine yazık ettiler. Çünkü belalarını aradılar biz de kendilerini efsanelere, masallara çevirdik. Denilir ki ciddî bir süvari, iki aydan fazla bayındır yer ve kasabalardan giderdi ve dört aylık mesafeden ahali bir diğerinden ateş alabilirdi. Ve didik didik darmadağınık ettik. Gassan, Şam'a katıldı, Enmar Yesribe, Cüzam Tihame'ye, Ezd Uman'a katıldı. Şüphesiz ki bunda, Sebe'in zikrolunan bu hikayesinde elbette âyetler var, ibret alınacak delaletler var. Çok şükredecek her çok sabırlı için, yani çok şükredici olmak için çok sabırlı olmak lazımdır.
Ve işte böyle çok sabırlı olup çok da nimetlere eren ve çok şükredici olan kimseler için, bu Sebe' hikayesinde önemli ibretler vardır. Heva ve heveslerini frenleyip zahmetlere, meşakketlere tahammül ederek görev ve ibadetlerine çalışan sabırlı kimseler, memleketlerini Allah'ın yardımıyla cennet gibi imar eder nimetlere ererler. Allah'ın pek az olan şükredici kullarından olmak isteyenler de, o nimetlerle azmayıp yine sabır ve sebat ile şükrüne gayret edip, sabırla çalışacak olan sabredenlerin ve çaba sarfedenlerin içinde yer alırlar.
34:20-21- Yine yemin ederim ki, İblis onlar, yani Sebeli'ler ve Âdemoğulları aleyhinde zannını doğru çıkarttı.
"Ey Rabbim! Beni azdırdığın şeye karşılık, ben de andolsun yeryüzünde onları herhalde süsleyeceğim (onları kendilerine hoş göstereceğim), onların hepsini toptan mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların hariç" (Hıcr, 15/39,40) demiş olan İblis dediğini gerçekleştirdi.
Onun için halis müminlerden ibaret bir zümreden başkası o İblis'e tabi oldular, ardınca sürüklendiler. Bu sürükleniş de onun gücünden değil, kendilerinin ahirete imansızlıklarındandır. Çünkü Allah Teâlâ imanı olanla olmayanın ahiretini ayırmıştır. Onun için, o ardınca gidiş esas itibarıyla şeytanın üstün gelmesinden değil, Hak'kın emrinin ve iradesinin üstün gelmesindendir. Yoksa Allah'ın iradesinin aksini gerçekleştirmek kimin haddine. Her şeye karşı koruyucu, muhafız hakim ancak rabbin Allah'dır. " Rabb'in her şeyi gözetleyendir."

SABİLİĞE GÖRE MUSA, İSA VE MUHAMMET

Sabilerin kutsal kitaplarında  Tevrat’tan Kuran’a peygamber ve tanrı kavramına bakış;


Yahudiler, Kötü güç Ruha şeytanının halkıdırlar. Tanrıları Adonay (Adonis/Yahve) sahte tanrıdır, kötü, karanlık güçlerin tanrısıdır.

Hrıstiyanların tanrısı/Allah’ı Jesus/Krist/İsa, sahte mesih, yalancıdır. Merih, Nabu ile eşleştirilir. Yahya’dan aldığı bilgileri çarpıtan kişidir.

İsa’dan bahsederken;
“Onun adı Emmanueldir, kendisini kurtarıcı İsa  olarak adlandırır. O size gözükür ve şöyle der; “Gel yanımda ol ve sen yanmayacaksın” Ona inanma, zira o büyücülük ve hainlik yapar.. O şöyle der; “Ben tanrıyım ve tanrının oğluyum. Babam tarafından buraya gönderildim”
Ve sana şöyle der; “Ben elçiyim Hibil Ziva’yım,Be yükseklerden geldim”
Sakın onu tanımayın, kabul etmeyin, zira o Hibil Ziva değildir” Kynk- E.S.Drower, The Cnnonical Prayerbook of the Mandeans)

Divanı Abatur ve Haran Gaveyta adlı kitaplarında Ardubayya’nın (Sassanilerin/İranlılar) 360 yıllık egemenliklerinin ardından Arap Abdullah’ın (Hz. Muhammet) yönettiği Arapların Şam’a kadar geldiklerini yazar.
İslam dönemi savaş, kanın bol aktığı, her türlü savaşın, adaletsizliğin, fitnenin bol olacağı anlamında Mars dönemi olarak adlandırılır.
Sabilere göre yedi döneme ayrılmış dünya zamanının son dönemi Müslümanların dönemi olacaktır.

Müslümanlar Sabi kitaplarında “Araplar” olarak da geçer. Şeytani yalancılar ve kan içiciler oldukları anlatılır.
Divan Abatur’da, Arapların “ikinci yaratılış” dönemine ait olduklarından aşağılandıklarına tanık olunur.
Divanı Abatur S. 16, 17’ye göre, İlk yaratılış  Ptahil tarafından gerçekleştirilir ve mükemmellik aleim olarak adlandırılır. Mşunya Kuşta da denilir ve bu yaratılışta yaratılanlar kurtuluş ehlidir.
İkinci yaratılış ise öteki inançlara sahip olanları kapsar. Bu yüzden Araplar, şeytani yalancı, fitneci, kan içicidirler.
Gerçekten de Arapların Succa denilen devenin ön ayakları arasındaki bir atardamardan çıkardıkları kanından sucuk yaptıkları, “sucuk”adının da bu “succa’dan Türkçemize girdiği açıktır. İbni İshan Kitabul Asnam’ında peygamber Muhammet’in Araplara “İslam sizi succa ve bacca (put adı) dan kurtardı daha ne istiyorsunuz” dediğini yazmıştır.


Yalancı peygamberler çıkardıkları  iddia edilir;
“Onlar mescitler inşa ettiler, sahte peygamberlerin yanında durdular, onlara tapındılar. Bazıları “Biz peygamberiz” dediler, oysa bu yalandır ve şeytanları yücelttiler.
Sabiler Hz. Muhammet’e şu sıfatları yakıştırmışlardır;

“Arap Abdullah” (Abdula Arabiya/Arbaya)
“Büyücü/Şeytan Bizbat’ın oğlu Ahmet” (Ahmat bar Bizbat)
“Ruha’nın oğlu Muhammed” (Muhamat brah d Ruha)
“Arap peygamber” (Nbiha arbaya)
“Arapların kralı” (Malka d Arbaya)
Ginza ve Draşya d Yahya adlı kutsal metinlerinde Muhammet’in “düyaya çok kötülük getiren kişi”  olduğu, Divanı Abatur’da (S.29) ise “zarar yıkım çocuğu” şeklinde anılır.

Sabilerde iki tür peygamber vardır
1-Hakikat peygamberleri (Enbiya d kuşta)
2-Sahte peygamberler (Enbiya di Kabda)
Sabiler Muhammet’i ikinci tanıma sokarlar, yani “Sahte peygamber” aynen İsa peygambere dedikleri gibi onu da şeytana verirler.
Sabilerin b ütün kaynaklarında Muhammet, peygamberlerin en kötüsü, en kan dökücüsüdür, Mars savaş konusunda ona yardım eder, kılıçla insanları dinine sokar bu yüzden ona “Kan dökücünün oğlu Arap” adını verir
İfade şöyledir;
“Ey Arap çağında yaşayan rahipler. Kan dökücünün oğlu Arap’ın oraya çıkması, dünyada bir peygamber gibi davranması, öyle ki Yahudiler gibi sünneti uygulaması ve sözleri değiştirmesinden önce olanları söyleyeceğim; Zira o sahte peygamberlerin en aşağısıdır. Mars ona eşlik etmektedir. Çünkü o yalan peygamberlerinin sonuncusudur/mührüdür.,Ondan sonra Mesih zamanın sonunda çıkacaktır. Ey Nasuralar, kan dökücünün oğlu Arapın ortaya çıkması, dünyada peygamber olarak anılması, Mars’ın onunla inmesi, kılıç çekerek insanları kendi dinine döndürmesi öncesi hakkında sizi bilgilendireceğim.”(Haran Gaveyta S 12)

Divanı Abatur da (S.37) gene “ Muhammet’in Musa üzerinde hakimiyet kurduğunu ama Abdullah’ın onun yasasını kıracağını” yazar.
Haran Gaveyta adlı kitaplarında (S.13) Muhammet’in ortaya çıkış sebebi, onun doğumundan 86 yıl önce kötü güçlerin (Adonay’ın) Sabi toplumundan Kikil’i kandırarak Sabilerin inançlarını bozacak şekilde kelimelerin yerlerini değiştirdikleri yazılıdır. Maide 41. ayette de buna benzer ifade vardır.
(İlginç olanı Sabiler kendi kalemleriyle Muahmmed’in aslında bozuk dini düzeltmek için geldiğini itiraf etmiş olduklarına da tanık olmaktır. Durduk yerde bu hatayı yapmaycaklarına göre,  Sabilerle ilgili ayetlerin tefsirlerinde Elmalı H.Yazır hoca Muhammet’in peygamberlik öncesi Sabilerin Ahrar/İlerici partisinden olduğu geçmektedir. Yani, Sabiler, kendilerinden bir kısım halkı eski gerçek inanca bağlı bırakırken, Yahudilik, Hristiyanlık, Manilik, İslam gibi dinleri çıkartarak yeryüzüne şekil vermeyi amaçladıkları ve bunu da başardıkları teorimdir. Günümüze kadar gelen Sufilik, Masonluk gibi güçlü oluşumların bu dinle bağlantılarını da boşa atmamak gerekir.A.Yavuz)

Türk milleti böyle çakma soyları çok görmüştür.  Bu hain işbirlikçileri de deşifre etmekten aciz de kalmamıştır.
Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudi'siydi. Baba tarafından Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu ilçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle Pilihoz köyünden eşkıya Bakatalı Teyup'un torunuydu. Bagata, "Asi,İsyancı" anlamına gelen, Süryanilerin yerleştirilmesiyle kurulan bir Süryani kasabası veya köyünün adıydı.
Tayyip Erdoğan'ın soyu da Rum'du.İşte, Allah'a "Allah ve Işık Kralı NUR" adıyla tapınan,  Grek imparatoru Büyük İskender zamanında (M.Ö.330larda) babaları ve anaları Yunanlılarca katledilmiş, bakire kızlara, Grek askerlerinin tecavüzlerinden üredikleri için Grek/Yunan/Rum olduklarına inanan, Süryani Hristiyanlarının namazını da gözler önüne seriyoruz ki, başınızdakilerin sizi nasıl kolayca aldattıklarını anlayasınız.


Bu da, Greklerin İsa'nın yeniden dirilip göğe çekildiği gün olan 14 Nisan paskalya günü kıldıkları akşam namazı görüntüsüdür.

Yazıyı Dilimize Çeviren, Derleyen,Yorumlayan;
Alaeddin Yavuz
keykubat /
adilyargicc


30.11.2014'de yapılan ektir;

AKPKK KOALİSYONU MÜSLÜMAN DEĞİLDİR, TÜRK DEĞİLDİR, AJAN İHANET PARTİSİDİR.
AKP VE TAYYİP ERDOĞAN'IN SÜRYANİ OLDUĞUNU BELGELERİYLE İSPAT ETTİM, NAMAZ KILAN, İSLAM'I, MÜSLÜMAN GİBİ İBADET EDEN ORTODOKS HRİSTİYANLIĞA DÖNÜŞTÜREREK BİZANS'I KURACAĞINI YAZDIM. HALA DA YAZIYORUM.
AMA BU DEFA BİR AKP'Lİ ONU BİZANS'IN PATRONU İLAN ETTİ.

Haber aynen şöyle;

TİKA Başkanı Erdoğan'ı 'Bizans'ın patronu ilan etti"

 TİKA Başkanı Serdar Çam'ın Papa'nın Türkiye ziyaret dolasıyla attığı tweet tartışma konusu oldu

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Katolik Hıristiyan dünyasının ruhani lideri Papa Francis'in görüşmesi esnasında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Serdar Çam, kişisel Twitter hesabından “Doğu Roma'nın Patronu, Batı Roma'nın patronunu ağırlıyor. Mazlumların Babası, Katoliklerin Babası Francis'i ağırlıyor.”şeklinde mesaj attı.

Bu mesajı üzerine sosyal medya üzerinden Çam'ın Erdoğan'ın Bizans'ın patronu yaptığı eleştirileri geldi. Bu eleştirilere çevap olarak Çam, “Dinlerarası Diyalog' safsatasının mensupları alaya alsanız da nafile. ‘Allah katında tek din islamdır' vakarını böylece öğreniyorsunuz.”ikinci bir mesajı takipçileriyle paylaştı.

Çam daha sonra attığı twitter mesajlarında ise Erdoğan'ın Fatih'in mirasçısı olarak niteledi. Çam, ilk attığı twitter mesajındaki ifadeleri açıklamak amacıyla daha sonra şu tweetleri attı:

“İstanbul Fethiyle Fatih Sultan Mehmet Roman'nın başıdır Müslümanların başı olarak halife Türklerin başı olarak da Hakanlık; Miras devam ediyor. Fatih Doğu Roma'yı Fetihinden sonra, Batı Roma'ya yöneldi. Ömrü yetmedi, seferde 48 Yaşında şehit oldu; Bizans'ı bitirdi; Doğu Roma'nın sahibidir." 29.11.2014 08:54
Müslüman dünyasına dini önder olacak adam
Hristiyan dünyasının önderinden böyle bir
kutsama peşinde koşamaz.
Koşanın Müslüman olduğuna inanan maldır.
VE BUNLAR ARAMİ/HARAMİ ENSESTLER OLDUKLARINI İTİRAF ETTİLER;
ATATÜRK'ÜN İDAM ETTİRDİĞİ DİN TÜCCARI SAPIK DEVŞİRMELER DEVLETİMİZİN BAŞINDADIRLAR!
Selçuklu'yu, osmanlı'yı yıkan hainler de bunların dedeleriydi. Türklüğü de İslam'ı da bize bırakmayan bu softalar, iktidarı ellerine geçirince gerçek yüzlerini açığa çıkarttılar.

3.300 YILLIK TEVRAT'IN, 2000.YILLIK İNCİL'İN, 1400 YILLIK KURAN'IN YASAKLADIĞI "BABA-KIZ" ENSEST EVLİLİĞİ VE CİNSELLİĞİNİ UYDURMA BİR HADİSL İLE ONAYLAYAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZ;
08.0cak. 2016


"Diyanet İşleri Başkanlığı, internet üzerinden yöneltilen, "Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?" sorusuna, "Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur" ve "Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir" ifadelerinin yer aldığı skandal bir yanıt veridi."

Haberin yayınlandığı ilk haberde geçen açıklama metni şöyle;

“ Akıl almaz ifadeler

İşte o, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” sorusuna verilen kapsamlı cevap:
“Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Mücdehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el- Kavaninü’l Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır.”
Öğleden sonradan itibaren paylaşılmaya başlanılan bu haberin doğruluğunu test etmeye karar verdiğimde arkadaşlar aşağıdaki linki paylaştılar.
Bunlar nasıl insanlar artık takdirlerinize bırakıyorum.
Bu adamlara kim nasıl Müslüman diye itimat edip oy verdiyse, demek ki bu sapıklıkları onaylayan sapıktır, sapıklardır.
Alaeddin Yavuz
Haberin linki için tıkla;
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/...
Diğer ilk haber metni; http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/...

Daha fazlasını oku: http://haber.rotahaber.com/tika-baskani-erdogani-bizansin-patronu-ilan-etti_502318.html#ixzz3KYYjVjSQ

16 Şubat 2014 Pazar

AKPKK-CEMAAT KAVGASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Her gün dünün ortaklarının birbirlerinin gırtlaklarını sıkarcasına yaptıkları kavganın ürünü olarak çeşitli suçalamaları, kasetleri, yazıları İnternet aracılığı ile iyi kötü alabiliyoruz.

Bazan muhalif kanal televizyonları da buna katkılar sağlıyorlar.

Mecliste CHP gerçekten iyi muhalefet yapıyor ama belediye başkan adaylarından geçmişten bu güne "bir yerlerden gelen talimatlarla" partiye doldurulan bazı gri renkli kişiliklerin verdiği tüm huzursuzluğa rağmen.

BU KAVGANIN AMACI GERÇEKTEN BİRBİRLERİNİ YEMEK Mİ YOKSA MİLLETİN BİR ŞEKİLDE GAZINI ALMAK MI? 

YOKSA ORTADĞOU COĞRAFYASINDA KENDİSİNE VERİLEN GÖREVDE BAŞARISIZLIK GÖSTEREN BOŞBAKANIN CEZALANDIRILIP ONSUZ BİR CHP+AKPKK KOALİSYONUNA MI SÜRÜKLENİYORUZ?

AMA KARŞILIKLI KARALAMALAR ARTIK DİKKATİMİ ÇEKMEZ OLDU.

NEDEN Mİ?

Biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz.

Harami, haşhaşiyi ortak yapmış devlet paylaşmışlar, satmışlar, yetmedi komisyonlar, rüşvetler almışlar, bitlerini kanlandırmışlar, doymamışlar, şimdi de kavga etmiş birbirlerini karalamışlar.

Karanlıkta gelin oynamış kim görmüş?

Onlar söyler biz öğreniriz.

İzin verdikleri kadarını.

Bakalım daha ne kadarına izin verecekler ve sonu ne olacak?

Kavga bitince öğreneceğiz.

Alaeddin Yavuz
keykubat /adilyargic/ adilyargicc