Blog Profili

Ey Türk Milleti! Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir, unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar. Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır. İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir. Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :)) İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz! Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir. Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir. Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat., Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın. Hala okumak istiyorsanız buyurunuz. Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Ekim 2010 Cumartesi

SAYIN ÇETİN DOGAN'IN EVLATLARININ SITELERINE YORUMUM

ÇETİN DOĞAN'IN ÇOCUKLARININ SİTELERİNE YAPTIĞIM YORUMDUR

Sayın Pınar Doğan ve Dani Rodrik ve Çetin Doğan'ın evlatları,babanızın da mensubu bulunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri 1946'dan beri ne yazık ki uyguladığı siyasetlerle bu gerici yapılanmayı hep iktidarda tutmuş şimdi de "İslamcı Kürt feodalleri ve dönmelerden oluşan" bir yapılanma ile resmen Şeriat Devrimini yapacak bu hükümeti iktidara taşımıştır.
AKP aleyhine mükemmel tespitler yapmışsınız. Ergenekon olayı ya da Silivri tiyatrosu gerçekten bir düzmecedir. Hatta bu olayı "tiyatro" olarak ilk tanımlayan kişi olduğumu bile iddia edebilirim. Yazılarımda vardır.Ergenekon "ER GEorge NEo CONservative*" kelimelerinden üretilmiş bir addır.Türk Milletinin tarihinde geçtiği iddia edilen "Ergenekon Destanı" olayları hiç bir alakası yoktur.1892 ANİ sürgünü de Ermenilerin ERGENEKON'udur.Genelkurmay üst düzey yapılanmasındaki Alevi" maskeli "Ergenekon" yapılanmasının bu olayla bağları vardır.Adı geçenlerin ve destek verenlerin,kendini bunlardan sayanların tümü nerdeyse "Gnostik Ermeni kökenlilerden",ya da yakın "Alevi"  kökenlilerden oluşmaktadır. Sizlerin de hem Amerikan siyasetlerine karşı olup hem de Amerika'dan yayın yapmanızın ardında şu gerçeğin olduğu inancı bende oluşmuştur;
"Köpek dövülünce sahibinin yanına kaçar".
Nasıl ki Birinci dünya savaşına ülkemizi savaşa sokan "İttihat ve Terakki Parti" yapılanması,savaşı kaybedince kimi Rusya'ya kimi Almanya'ya kaçtıysa siz de Amerika'nın yanına kaçıyorsunuz.
Öyle mi?
Tuhaftır sizleri mağdur eden de Amerika'dır.
Kucağına gittiğiniz de Amerika'dır.
Hem "Amerikan karşıtı" olup hem de Amerika'dan mücadele vermek nasıl bir şeydir?Bunu Türk milletine açıklayınız.
Her iki dünya savaşını da çıkaran geç uyanmış emperyalist Almanya'ya,gizlice el altından "Avrupa'nın hakimiyeti" vaadini veren Amerika'dır.
Her iki dünya savaşından "Amerikan yumruğu ile nakavt olarak çıkmış",boş hayaller uğruna altmış milyondan fazla masum insanın ölümüne sebep olmuş ve karşılığnda da "dayak yemiş"  Almanya sonunda şunu dile getirmiştir;
"Amerika sahte liberal,Avrupa'yı kendisi yönetmek istiyor." Bu sözün kaynağını bulmak için İngilizce "Wikipedi Germany" yazmanız yeterlidir.
Benim vatanseverliğimi,gericilik karşıtlığımı merak ediyorsanız,bloglarımı okuyunuz.
Benim,sizlerden,babanız ve arkadaşlarının mağduriyetlerinden "insan olarak " üzüldüğümü belirteyim Bunu da yazıyorum zaten.
Benim sizlerden korkum,geçmiş,1938 Atatürk'e hasta ölüm döşeğinde yapılan İsmet İnönü-Fahrettin Altay Darbesi,1961 Amerikancı darbesi,68 kuşağına yapılan zulümler,1971 12 Mart Muhtırası,1975-80 sağ-sol olayları,12 Eylül darbesinin "Bizim Çocukları" " ve 78 kuşağının silinmesi,28 Şubat senaryosu ve diğerlerinin ardından iktidar edilen bu gerici-işbirlikçi şeyh Sait ve Said-i Kürdi yapılanmasının ışığında olarak şu soruyu soruyorum:
-"Sizler bu milletin evlatlarını hangi maceralara sürükleyeceksiniz?"
Anlayamadığım konu budur.Aydınlatırsanız sizlerin destekçileri arasına katılmaktan memnun olurum.Zaten "kerhen" de desteklemekteyim.Çünkü "Adalet kavramıma ters" bir uygulama mevcuttur.

Segviler,saygılar.
Alaeddin Yavuz.
Blog yazarı
Emekli Polis Memuru.
http://keykubat.blogspot.com/
http://adilyargic.blogspot.com/
http://adilyargicc.blogspot.com/
http://keykubat.blogcu.com/
İnsanlar anlayamadıklarını sormalıdır değil mi?
adilyargıç
*George W.Bush,babası  ve öncekilerin yürüttükleri Amerikan yayılmacılığını simgeleyen ideoloji "Aydınlanmış-Aziz George Muhafazakar Hareketi " adını buna ben verdim.Irak'ta gecelerin geç vaktinde, Amerikan-NATO askerlerinin evlere  yaptıkları baskınlara da "ER GEORGE" adı veriliyordu.Ben bundan yola çıktım.
Bir de 1950 sonrası Avrasya C.I.A yapılanmasını gerçekleştiren adı "ER GEORGE.."ile başlayan,Amerikan James Bond'u olan,anısına filimler çevrilen ajanın adı da bu işe kaynaklık etmiş olabilir inancındayım.)

http://cdogangercekler.wordpress.com/2010/10/23/taraf%e2%80%99in-gazetecilik-ahlaksizligi-uzerine/#comment-324

22 Ekim 2010 Cuma

TURBANI IKTIDAR EDENLER BAGIRIYOR


TÜRBANI İKTİDARA TAŞIYANLAR NEDEN BAĞIRIYORLAR?

Türban,çarşaf-peçe ve baş örtüsü konusunda benim kadar ciddi olarak araştırma yapıp yazı yayınlayan ne yazık ki çok az.
Yeryüzünde hiçbir ülke yoktur ki o ülkede yaşayanların tümünün dini inançları ya da farklı dini inançların bir arada bir arada yaşama ortamları olmasın.
İnsanların birbirlerinin inançlarına ve hatta inançsızlıklarına bile saygı duymaları artık kabul gören bir gerçektir.
Ülkemizde,1946’da İsmet İnönü’nün diktatörlüğü döneminde başlatılan Atatürk devrimlerinin terk edilmesi ve “Sünni İslam Türkiye’si” kurulması çalışmaları,1946 Celal Bayar-İsmet paşa arasındaki “Pembe Köşk Muvazaası (şikesi)” ile başlamış,dandikten ortaya atılan bir “Toprak  Reformu Yasa” önerisi ile Adnan Menderes mağdur edilmiş,tarihimizin ilk Tayyip Erdoğan vakası yaşanmıştır.
Bunun ardında çıkarılan af yasası ile 1925 ve 1937-38 isyanlarının sürgündeki suçlularına af gelmiş,İngiliz-ABD işbirlikçisi Said-i Kürdi ve yandaşlarından Dersim Sürgünlerine özgürlük ve DP hükümetinde de siyaset yapmalarına kapılar ardına kadar açılmıştı.
14 Mayıs 1950 Seçimleri ile iktidar olan DP hükümeti,08.Ağustos 1950’de,ABD’de “Rosenbergler Olayı” olarak bilinen, düzmece iftiralarla “SSCB ile İşbirliği yaptıkları “ gerekçesi ile idama mahkum edilen karı-koca iki bilim insanını idama mahkum etmek için çıkardıkları yasayı,ülkemizde aynen yürürlüğe koyarak,”Solcuyum demek ve bu konuda yazan,konuşanların idam edilmeleri veya yurt dışına sürülmelerini” öngören yasa ile Nazım Hükmet yurt dışına sürülüyordu.

Bu olaylar ışığında bu ülkede gerek ABD baskıları gerekse köktendinci İslam Kürdistancısı Said-i Kürdi ve onun gibi olanlar,Allah’ın esma-ül hüsnasından olan “Bedii” sıfatını kendilerine yakıştırarak “Bediüzzaman” yani “Zamanın Mucizesi,Harikası” ilan edilmişlerdi.
Solculuk idamdı,demokratlık komünistliğe meyilli olmaktı vs.vs.
Emperyalizmle kol kola girenler,çıkardıkları işbirlikçi isyanlarla bir milyon insanın ölümüne sebep olan işbirlikçi feodal yapılanma böylece taçlandırılıyordu.
 Bu ülkede başta İsmet İnönü,Atatürk’ün Kuranı “anlaşılır kılma ve hurafelerden arındırma” çabalarını,onun ardından yerle bir etmiş,halkımızı şeriatla yönetilen Osmanlı döneminde bile yaşanmamış dini bir bağnazlığa,yobazlığa itmiş,din tüccarı pir,şıh,şeyh,seyitler,hoca,molla, cinci, büyücüler almış başını gitmişti.
Arap Müslüman kadını
Bunun yanında “Köleci Düzende “ yaşayan  Kürtler arasında yaygın olan “pedofili ve eşcinsellik” gibi sapıklıklar “din istismarı “içinde kendisine yer bulmuştu.
Bu sayede bu sapık yabancı istihbarat masalarında hazırlanmış bu sapık akımlar rahatça ata oynatabilecekleri alanlara sahip oldular.
Halka yapılan baskılar sonucu hiç kimse “bu böyle değildir” diyemiyordu.Bu gün bile din konusunda “iyi-kötü” bir kitap veya makale yazanlar anında oluşturulan ve Vatikan’ın terk ettiği,İslam’da yeri olmayan “televizyon engizisyonlarıyla” ağızlarını açamaz hale getirildiler.

Atatürk Devrimlerinin Bekçisi” olduğunu söyleyerek “irtica tehdidi” kokularını hemen algılayan (!) sözde bunları önlemek bahanesiyle yapılan askeri darbelerin ardından ne yazık ki gene iktidarı alan bu “işbirlikçi,Kürt Vehhabiliği” olan, Nurcu yapılanmasının iktidar edilmesi gerçeği iğrençtir.

Bu günleri bu darbeler ve darbeciler hazırlamıştır.Şimdi de mevcut yargı kurumlarının “Hıristiyan ve Dönme Ermeni-Rumlardan,Yahudilerden,Greklerden” oluştuğu kanaati hükümetçe yayıldığından,türban kavgalarını halkımız “İslam’ın,Sünni Türklerin Özgürlük Savaşı” olarak yorumlamaktadır.Çünkü AKP böyle öğretmeyi başarmıştır.
AKP’ye oyların yoğun çıktığı nereye giderseniz gidin bu sözü duyacaksınız.

Bütün bu şartlar altında,bu ülkede en azından “tanrı ve melekler uzaylı mı değil mi” babından dini gerçek anlamda masaya yatırmayı başarabilen Fatih ALTAYLI’dan başka gazeteci çıkmamıştır.
(Bu arada Hulki Cevizoğlu’nu anmayı ihmal etmeyeyim ama o da “cunta savunuculuğu yapan” kanallarda boy gösterdiğinden halkın pek azı tarafından kale alınabilmiştir.)
Abdülhamit’in Çarşaf-peçe yasağı” fermanını Türkçe’mize kazandıran Murat Bardakçı’dan başka bu konuda mücadele eden ne araştırmacı tarihçi ne de Üniversite hocası tarihçi ortalarda yoktur.
Bugünler gelmeden önce bütün bu önlemlerin alınması,halkın aydınlatılması gerekmez miydi?
Bu güne kadar yüzüne maske takıp,”arabeske karşı olup masa altında arabesk dinleyeninden,ateist olup camide saf tutan ve “dini mesajlar veren” takiyyeci,Amerikan solcularından oluşan” ve terörün meclise  girmesine neden olan siyasetçiler aslında dayatma,düzenleme,uydurma bir saçmalık olan Nurculuk ve Fethullahçı akımlarının resmileşmesine sebep olmuşlardır.
Şimdi Ulusal Kanaldaki Halil Nebiler gibiler çıkmışlar “neden kimse bir şey demiyor,tepki vermiyor” diye halkı suçlayıp,kendileri konuşup kendileri dinliyorlar.
 Diyelim ki samimisiniz.O zaman,Müslüman olmadığınız için “Türban” tipini eleştirmek için gereken dini bilgiye de sahip değilsiniz.
Çünkü siz ne Sünni ne Alevi’siniz.Yok değilseniz,bu güne kadar vazifenizi yapmama nedeninizi önce kendinize,sonra millete açıklayınız.
1970’li yıllarda Balıkesir-Çanakkale bölgelerine  sıçramaya başlayan bu çarşaflı-peçeli kadınları görünce;
“-Bunlar nefes bile almıyorlar bu kadar da örtünmek dine aykırı!” diyen,”6” yaşından beri bir vakit namazını ve orucunu terk etmemiş,Kuranı okuyup anlatabilen,hoca kızı olan annemi bu cuntacılar 75 yaşında sağlık karnesine peruklu fotoğraf yapıştırtmak zorunda bıraktılar.
Bunlar halkı AKP’ye iten yanlış uygulamalar değil miydi?
Ülkemizdeki Nur Vehhabileri

Bu gün bu akımlara karşı direniş halen bu bölgelerde sürmektedir.
Yıllardır,bu sapık Nurcu-Fetoşçu yapılanma ile atalarından gördüğü gibi örtünen baş örtülü Müslümanları aynı kefeye koyan,mitingde kendisini dinlemeye gelen sıkma baş örtülü kadının başını açarak milleti çıldırtan,ramazan iftarına çağırdıkları başbakan Erbakan’ın sofrasında rakı açan Çevik Bir ve kopyalarından ibaret bu askeri cuntanın çabaları AKP’yi iktidar etmedi mi?
Her türlü baş örtüsüne daha dün karşı olanlar bu gün “klasik baş örtüsüne” razı olduysa uyguladıkları siyasetin halktan ne kadar kopuk olduğunu hala anlamıyor mu?
 Sokakta mitingde,gazete sayfalarından,televizyon ekranlarından ya da devletin memuriyet koltuklarından bağırmakla ,120 yılda halka yeni bir din olarak kabul ettirilmiş bu ideolojiyi
yenemezsiniz.
Ona karşı fikir üretmeniz lazım.
O da sizde yok.
Çok eleştirdiğiniz Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı en azından bunları yaptılar.Peki sizin yaptıklarınızı da yazıyorum işte.
Üstelik bu Nurcu-Fethullahçı yapılanma ,misyoner Hıristiyanların taktiği (Hirant Dink’te Ermeni cemaatinin okuttuğu bu yetim,kimsesiz çocuklardan biriydi)olan “çocuk okutma” siyasetleri sayesinde,okutup iş güç sahibi ettikleri bir çok sayıda insan bu gün devletin her yerindedir.
Bu insanlar,bunlara tamamen karşı olsalar bile,”minnet borçları” yüzünden haklarında en ufak olumsuz bir söz söylemekten kaçınmaktadırlar.
İran'ın Humeyni Vehhabileri
1939’dan beri “sosyal devlet” kavramını sadece Dersim ve Kürt milliyetçiliği yapılanması olarak görüp,Türkleri dışlayan İsmet paşa CHP’sinin ülkemizi getirdiği yer bu yerdir.

Siz,solu “Kızılbaşlara,Kürtlere,dönme Ermenilere,Alevilere tapuladınız”.Sünni kökenli Türk solcuları aranızdan attınız,dışladınız.
Yargısından,basınına,askerinden siviline,Türban-AKP karşıtı olan tiplere baktığımızda bu insanların hepsi yüz olarak “karbon kopya” gibi birbirine benzemektedir.
Bu gün CHP dahil sol kökenli bütün partilere bakın kaç tane Türk var ki aralarında?
İdeologları da hep aynı yörenin,soyun tipleri.
 İşte bu yüzden dava sizin davanız olmuştur.Halk desteği,bu uydurmacılara,işbirlikçilere kaymıştır.
Halk tepkisiz de değildir.Cumhuriyetin ilanından beri evlatlarını sinsi ABD-İngiliz projelerine kurban veren halkımız “niye bitmiyor bu pislikler” diye devletine karşı bir tepki ortaya koymamış sineye çekmiştir.Devletine güvenmektedir.
Ama ya devlet o güvene değer mi?
Değmese de,özellikle 2007’den sonra gelişen AKP karşıtı kampanyalara,milyonlarla katılarak,şehit cenazelerinden miting meydanlarına kadar her yerde yer almıştır.
Ama bu kadardır.Hükümet yanlışsa,adi suçları anında yargılayan mahkemeler onları da yargılasın.Kurumlar  görevlerini yapmıyorsa millet ne yapsın?
 
Yargıc olsa ne olur olmasa...?
En fazla yapacağı oy verirken tepkisini ortaya koyabilir.
Muhalefet partileri oylara sahip çıkmazsa,oy sandıkları devlet su işleri kurumlarının,belediye çöplülerinin olmadık yerlerinden çıkıyorsa vatandaşın oyu da işe yaramamaktadır.

Türban olayının beslendiği “kültürel kavramlarını” 1946’lardan bu yana çürüten en ufak bir fikir akımı üretmemiş ve sözde “Atatürkçü” geçinen üniversitelerin bu gün suskunlukları onların ihanetlerinden başka nedir?
Fikir üretmesi gerken kurumlar yıllardır hedonist saltanatları içinde günlerini gün ettiyseler,yargı mercileri iddia edilen hükümetin hukuksuzluklarına karşı dava açamıyorsa,genelkurmay hükümetle sinsi bir işbirliği içindeyse,yani DEVLET DEVLET DEĞİLSE” vatandaş ne yapsın kardeşim.
1939’dan beri devletin bütün kurumlarını işgal ettiniz,aranıza kaç tane Türk aldınız?
 En iyi okullara,en iyi kaymak memuriyetlere,en şöhretli yayıncılık işlerine hep kendi cemaat ve soyunuzu doldurdunuz.
Sağ-sol-Alevi-Sünni,Türk-Kürt,Pkk pisliklerinin,1967’de TİP’in bölünmesinin ardında sizler değil miydiniz?

Zenci rahibe
Daha düne kadar cunta yalamalığı yaparken bu gün “Ordu NATO ordusudur,SSCB sosyalist değil faşistti,Anadolu tipi Sosyalizm,Sünni ahlak” gibi kavramlara yani benim yazılarıma dönmeye başladınız.
Bu bir ilerlememidir yoksa yeni bir takiyye midir bilmiyorum göreceğiz.
Sizin solculuğunuz emperyalizmin kanatları altında,kendi cemaatinizden olan cuntayla kol kola  nasyonal sosyalist (faşist) solculuktan başka nedir ki?
Yani yargı,ordu,devlet de sizsiniz,muhalefet de sizsiniz,türbanın sitilini çizen de ,o ideolojiyi iktidar eden de,bağıran da sizsisiniz.

Sorunları çıkarırken nasıl kaldıracağınız hakkında en ufak bir proje üretmemiş olmanız yüzünden bu gün devlet bölünme,irtica tehlikesinin kucağına düşmüştür.Sorumlusu cunta koltuğunda bazen solcu bazen Atatürkçülük yapan siz dönmelersiniz.
Halen en ufak bir iş kapınca hükümetle kol kola giren de sizsiniz.
Atatürk zamanının işbirlikçi asileri,isyancıları bu gün kuzey Irak’ta devlet sahibi olduysa ve bu komşu devletleri de içine alan tarzda genişliyorsa sorumlusu sizleri yetiştiren yapılanmadır yani sizlersiniz.
Bütün yaptığınız,bir işe yaramaktadır.O da halkı devletin bölünmesine ikna etmektir.
Yok öyle değilse,o zaman;
Siz çıkardınız siz çözün.
Milletin yakasını bırakın.
Türk Milleti zamanı geldiğinde,ilericinizden de gericinizden de  sizlerden kurtulmasını bilecektir.
Millet yapacağını bilir.

Adilyargıc/keykubat

11 Ekim 2010 Pazartesi

HIRISTIYANLIK IN DOGUSU VE YAYILISI

HIRİSTİYANLIK SOYKIRIM,KATLİAMLARLA YAYILDI


01.Ocak.2009'da yayınlandı.Blog silindiğinden 11.Ekim 2010'da tekrar konuldu.

Bu yazım ile hem ülkemizde serbest bırakılan Hıristiyanlık propagandasına karşı hiçbir siyaset geliştirmeyen hükümetin yapamadığını,hem de 500 yılda dört kıta insanı soykırıma uğratarak semirmiş,koca burunlu ,kültürsüz Avrupa’lı bazı düdüklerin aslında küçümsenmesi ve aşağılanması gereken cani türleri olduğunu göstermek amacı ile bu yazımı hazırladım.
Çünkü Türk Milleti’nin geçmişinde böyle aşağılık olaylara tanıklık olmadığı için bizleri türlü iftiralarla,güç kullanarak “aşağılık ve suçlu” olduğumuzu kabul etmeye zorlamaktadırlar.
Bir gün kalkıyoruz,Ermenilerden özür kampanyası,ertesi gün kalkıyoruz Kürtlerden özür kampanyası ile karşılaşıyoruz.
Fener Rum Patrikhanesinin avukatı,geçen hafta bir Tv kanalında Türkiye’nin özür dilemesi iddiasının savunuculuğunu yaptığı tartışmada,Şükrü Elekdağ’ın sıkıştırması üzerine “Dini inancımı açıklamaya beni zorlayamazsınız,bu benim “anayasal hakkımdır” deyip sıyrılıveren kokuşmuş,kendine utanmadan Müslüman diyen,18 yıldır,dinden tarihe,ekonomiden AB siyasetine her konuda derin bilgiçliği ile bazı güçlerin destekleri sayesinde evlerimize konuk edilen , bu milletin birbirine düşmesini,akan kanının sürmesini isteyenlere hizmet ettiği bu günlerde yaptığı fikir beyanları ile iyice ortaya çıkan, Kezban Hatemi de gün ara, kanal kanal gezerek devlet idarecilerini ve Türk Milletini,bu kampanyaya ikna etmeye çalışmaktadır.
Madem öyle,biz de okuyanlara buralardan bir şeyler verelim değil mi?
Nasıl doğdu?
Nasıl yayıldı?
Bu gün uşakları olan Ermeniler,Roma-Bizans’tan önce Hıristiyan olmalarında rağmen hiç saygınlık gördüler mi,yoksa soykırımlara mı uğradılar?
Ermenileri kimler kurtardı?
Merak ediyorsanız,buyurun okuma maratonuna;
Hıristiyanlık öncesi Bizans'ın İnançları;
İran Tanrısı Ahura Mazda.İslam Hadislerinde "Uçan Kürsü'den"
Hz.Muhammed ile konuşan Cebrail tanımına ne kadar da uygundur.

Tarihi binlerce yıldan ibaret olan Mazdeizm ya da Zerdüştlük olarak bilinen eski İran inancı,göklerde yaşayan ve herşeyi yaratan tek tanrı olan Ahura Mazda'nın peygamberi Zerdüşt'e olan vahiylerinden oluşan bütün diğer diğer milletlerin dinleri gibi,inanç sistemi, "ezbere dayanan" bir inanıştı.Zerdüşt'ün bıraktığı vahiyler ilk defa kitap haline onun ölümünden belki 8000 yıl kadar sonra İ.Ö.850'lerde Zerdüşt rahiplerince kitap haline getirilmiştir.

Daha sonra bu inanca bazı tanrılar da eklenmiştir.
Bu inanç,İran'dan İngiltere'ye kadar geniş Roma İmparatorluğu coğrafyasında da kabul gören bir inançtı.
Bu din daha sonraları "Hz.İsa'nın Bakireden Doğumuna" esin kaynağı olacak Taştan doğan tanrı Mitra ile Mitraizm olarak da anılmaya başlanılacaktır.
İran Persepolis yakınlarında Nakşi Rüstem bölgesinde yani Zaloğlu Rüstem'in mezarı olduğu iddia edilen bölgede İ.Ö.500. yıllarında yapılmış Kabe'nin kopyasıdır.Hz.İbrahim'in ülkelerinden geçerken yaydığı tanrı Ahura Mazda'nın son emirlerini İran'lıların aldığını ve uyguladığına işaret etmek,Mazdeizm'in yani Zerdüştlüğün evrensel emirleri takip eden bir din olduğunu anlatmak için yaptıkları bilinir.Ancak,asla bir haç yeri de olmamıştır.
İranlıların bu Kabe inşaatı aslında o dönemlerde,1000 Tanrılı Hititlilerdeki gibi bir gelenek olan büyük devletlerin yeni çıkan inanç türlerini de benimseyerek farklı inançlarıyla bütün kavimleri kendi içinde eritme siyasetine dayanan bir uygulamadan başka bir şey değildi.Nitekim,Yahudileri de Babil sürgününden kurtaran Büyük Krus,bu anlayış doğrultusunda Yahudilere hem tapınakları kurma haklarını hem de kutsal emanetlerini geri vermiş olduğu Tevrat'ta da geçmektedir.
Zerdüşt Kabesi.Nakş-i Rüstem

http://en.wikipedia.org/wiki/Ka%27ba-i_Zartosht

Aşağıdaki yazılarda Roma İmparatorlarının bu yüzden,İran'a karşı savaş açaıp hakimiyet kuramadıklarını,buna yeltenen Roma İmparatorlarının bizzat kendi askerlerince öldürülüşlerini okuyacaksınız.

HIRİSTİYANLIĞIN DOĞUŞU;
Hz.İsa'nın Özellikleri;
Sümer,Mısır ve diğer inanışlarda tanrıçaların bakirelikleri her ilişkiden sonra yenilenir.Onlar sürekli bakiredirler.
Sümerli İnanna,Yunanlı Afrodit,Mısır'lı İsis daima bakiredirler.

Hatta,İncil Yuhanna'ya vahiyler bölümünün 1 ile 5.ayetlerinde dünyada yaşama karşılığında İsa'ya kurtulmalık olarak kıyamet gününde fidye verilecek 144.000 gılmanın (erkek çocuk eş veya fahişe) da "kızoğlankız",kadınla ilişkiye grerek kirlenmeyenlerden oldukları yazılır.

Horus'u emziren İsis ile İsa'yı emziren Meryem tasviri arasında benzerlik.

İsa'nın annesi Hz.İmran'ın kızı Meryem de "erkek olur" ümidi ile tapınağa bağışlandığından kız olmasına rağmen tapınağa bağışlanmış,ilişkiye girmemiş bir bakiredir.Hz.İsa bakire Meryem'den doğar.

Kıskanç tanrı Set tarafından öldürülen Osiris'i,eşi-kızkardeşi İsis bulur ve vücudunun parçalarını birleştirerek ilişkiye girer ve Osiris'i yeniden doğurur.Daha sonra da çocukları Horus'u doğurur. Horus Osiris'in intikamını alır ve Set'i yer altına gönderir.

Bu olay Hz.İsa'nın,kutsal ruhun üflemesi ile Hz.Meryemden doğuşunu,çarmıha gerilerek öldürülmesinden sonra yeniden dirilişi ile çok ilişkilendirilmektedir.

Mısır Tanrısı Osiris eşi ve kardeşi İsis. Osiris ile Yunan şarap tanrısı Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası" gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın annesi gibi bakiredir.

Osiris-Dionysos'un, Attis'in ölümü ve yeniden dirilişi, aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır.

Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı.

Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur.

Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya zamanında ölmüştür.

Yuhanna incili’nde pagan bir gizem ayini ilginç bir şekilde İsa’ya uyarlanmıştır:

MÖ. 400’lere ait bir Yunan vazosunda Dionysos’un önünde, hristiyanların kutladıkları gibi bir komünyon, sunak önündeki şarap kapları Dionysos’un kutsal kanını simgeliyor:

"Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)

Son derece dikkat çekici olarak, Pagan Tanrısı Mitra da İsa'dan yüzyıllar önce bir yazıtta şöyle demiştir:
"Benim bedenimden yemeyecek kanımdan içmeyecek ve böylece benimle bir olmayacak kişi, kurtulamayacak kişidir!" (Godwin, J. Mystery Religions in the Ancient World 1981, 28)

Şaman rahiplerinin ve animist toplumların yamyamlıklarını öven ayetleri içeren bir din nasıl "çağdaş,asri" bir din olabilir.Ona kimsenin de inanmadığı ortadadır.Hayat bir geçim dünyasıdır.Tıkla.

İSA'nın getirdikleri;

Hz.İsa,(Hristo-Christ,Jesus) kıyametten önce,Yahudilerin beklediği,onları zafere götürecek beklenen bir kraldı.
Hz İsa’nın (İ.Ö.3-İ.S.30-.33 yıl yaşadığı iddia ediliyor.) “Tanrının oğlu” sıfatı ile yeryüzüne gelişi,Tevrat ve Zebur’da Yahudilere biçilmiş olan ağır şeriat hükümlerini İsa Mesih geçersiz kılmıştır.Irk ayrımını ortadan kaldırmıştır. Kendisinin çarmıha gerilerek öldürtmesi ile de geçmişte,zamanında ve gelecekte yaşayan insanların günahını da çekmiş olduğu için artık insanların kurban kesmelerine de gerek kalmamıştı.
Çünkü Hz.İsa kendisi Tanrınınoğlu, kuzusuydu.Havarilerinden İncil’i en çok anlayan Pavlus’tu,İsa çarmıha gerildikten sonra ona görünmüştü ve doğru Hıristiyan kilisesini o kurmuştu.
Pavlus’un öğretisinin ilkesi,Mesih ile şeriatın fesih edildiğiydi.Gerçekten Marcion (*) gibi,Şeriatın insan için bir lanet olduğunu kabul ediyordu.

Hıristiyanlık’ta “Irkçılık Kavramı"-Hz.İsa'nın Soyu;
Şöyle yazdı;
“Mesih bizim uğrumuza,lanet olmuş olarak bizi şeriatın lanetinden kurtardı....İman vasıtası ile,Ruhun vaadini alalım diye ve gene şöyle ki,imanla salih sayılalım diye şeriat Mesih için mürebbimiz oldu.Fakat iman geldiğinden artık mürebbi (öğretmen, gözetmen) altında değiliz.
( Bu ayet aslında "ruhbanlığı" yok saymaktadır ama gel de anlat)
"Ne Yahudi, ne de Yunanlı vardır,ne kul ne de azatlı vardır,ne de erkek ve dişi vardır,çünkü Mesih İsa’da siz hepiniz birsiniz
Dese de;
İncil,"İbranilere Mektup Bölüm 7;14 ve 15".ayetlerinde,Hz.İsa’nın aile kökeni hakkında “Rabbimizin Yahuda soyundan geldiği açıktır....”diye yazılıdır.Hani şu verdiği sözü tutmadığı için gelininin kurduğu dümenle,çarşaflı-peçeli gelini ile fahişe niyetine zina eden Yahuda.(Kaynak-Tevrat)
Vahiyler 22:16.ayette de “....Davut’un soyu ve köküyüm,parlak çoban yıldızıyım” demektedir.
Yani,Tanrı İsa,Yahuda soyundan bir Yahudidir.
Vahiy 14:1’den 5.ayete kadar da,”bakir,kızoğlankız, erkek çocuklardan 144.000 kişiyi yanında fidye olarak cennete götüreceğini ve onların babaları olan 144.000’kişiye de yeni kurduğu dünyayı bağışlayacağı anlatılır.
Hıristiyanlık’ta Baş Örtüsü.
.....”İmdi bilmenizi isterim ki,her erkeğin başı Mesih,ve her kadının başı erkek ve Mesih’in başı Allah’tır.
Başı örtülü olarak dua eden yahut peygamberlik eden erkek,başını küçük düşürür.Fakat,başı örtüsüz olarak dua eden yahut peygamberlik eden her kadın başını küçük düşürür.
Çünkü tıraş edilmiş olmakla bir ve aynı şeydir.
Çünkü eğer kadın örtünmüyorsa,saçı da kesilsin,fakat kadına saç kesmek yahut tıraş olmak ayıp ise,örtünsün.
İsa ile Erkeklere Baş Örtüsü Kaldırılıyor.
Çünkü,erkek Allah’ın sureti ve izzeti olduğu için,başını örtmemelidir.Fakat,kadın erkeğin izzetidir.
Çünkü,kadın erkekten değil,fakat kadın erkek için yaratıldı.Bunun için melekler sebebinden kadın,başı üzerinde hakimiyet alametine malik olmalıdır.”
Ben Mesih’e uyduğum gibi siz de uyun.” Diye cemaatine yazdı.
(*)Marcion,Sapık sayılan bir Hıristiyan tarikatının kurucusu..(İ.S.150)
Pavlus’un Gezileri ve Dışlanması,İlk Hıristiyanların Çileleri;
Hz.İsa’nın İ.S.30’da çarmıha gerilerek öldürülmesinin ardından ilk inanan 11 havari önce Kudüs’te teşkilatlanırlar.Ancak Yahudi’lerin gazabı da gecikmez.Pavlus’un çalışmaları sırasında arkadaşlarından aziz İstefanos’un Yahudilerce taşlanarak öldürülmesi,kilisedeki ilk Hıristiyan Yahudilerin öldürülmeleri,kadın ve erkeklerin sürüklenerek zindanlara atılmalarının ardından Anadolu’ya ,Atina’ya ve Roma’ya doğru göçe başlarlar.
Gittikleri yerlerde ilk önce Yahudilere vaaz verirler.Bu pek kabul görmez.Bu defa Yunanlılara ve Rumlara açılmayı denerler.
Küçük cemaatler de olsa Anadolu’da ilk yedi kiliseyi kurmaları hem devletin hem de diğer inanç mensuplarının dikkatlerini ve ardından düşmanlıklarını çeker.
İ.S.70’lerde Ege,Marmara ve Akdeniz bölgelerinde ağır baskılar yüzünden dayanamayarak iç Anadolu bölgesine,Niğde ve civarında bulunan eski çağlardan kalmış yer altı şehirlerine saklanırlar.
Roma’ya gidenler de kendilerini gizlerler ve o zamanın hakim dini olan İran kökenli Mitra inananları gibi görünürler. Mitraistler gibi yaşayıp onların bayramlarını kutlarlar.26 Aralık Noel kutlamaları da Mitra’nın doğum günüdür.Mısır’da da Osiris’in doğum günüdür.
Kudüs’te verdiği vaazdan dolayı canını zor kurtaran aziz Pavlus soluğu Atina’da alır.Orada da kendini dinleyen birkaç insan bulsa da bu ona göre sadece bir sıfırdır.
Çünkü,Atina’ya vardığında etrafında gördüğü putlar onu çok rahatsız etmiştir ama elden ne gelir.?
“”Ey Atina erleri,ben sizi her şeyde çok dindar görüyorum,çünkü dolaşıp tapınaklarınıza baktığım zaman şu yazı ile bir mezbah buldum.Meçhul Allah’a şimdi tanımayarak tapındığınızı ben size ilan ediyorum” diye hitap eder.
Hıristiyanlık’ın Halka Tanıtılma Çalışmaları ve Yeni Tanrı Tanımı.
Bu tanım ileride İslam tarafından İ.S.780'lerde Abbasi Hanedanlığınca kurulacak Bağdat Üniversitelerinde daha da güzelleştirilecektir.
Ardından;
“Dünyayı ve içinde olan şeyleri yaratan Allah,gökün ve yerin Rabbi olduğundan ellerle yapılmış mabetlerde oturmaz,madem ki hepsinde hayat,soluk ve her şey veren kendisidir,bir şeye muhtaç imiş gibi insanların elleri ile ona hizmet olunmaz ve muayyen vakitlerini ve meskenlerinin sınırlarını tayin ederek bütün yeryüzünde otursunlar diye insanların her milletini bir kandan yarattı.Taa ki Allah’ı arasınlar ve kabil ise el yordamı ile bulsunlar. Fakat,o hiçbirimizden uzak değil,çünkü,biz onda yaşıyoruz,hareket ediyoruz ve varız.Nasıl ki sizin şairlerinizden bazıları demişlerdir;”Çünkü biz de onun zürriyetiyiz.
Şimdi,Allah’ın zürriyeti olduğumuz için uluhiyet insan ve hüneriyle oyulmuş,altına veya gümüşe,yahut taşa benzer sanmamalıyız.Şimdi Allah cehalet zamanlarına göz yumdu,şimdi her yerde hepsinin tövbe etmelerini emrediyor.Çünkü Allah bir gün tespit eyledi.O gün de tayin ettiği adam vasıtasıyla dünyaya adaletle hükmedecektir.
Onu ölülerden kıyam ettirerek bütün insanlara teminat verdi.” Şeklinde verdiği vaazda, Tanrılarının insan şekilli olduğuna inanan ve onların yiyip eğlenmeleri ve barınmaları için tapınaklar yapan Yunanlılara artık bunun doğru olmadığını,tanrının bunlara ihtiyacı olmayacak kadar yüce olduğunu vurgulamıştır.
Putperestliğe karşı bu çıkış tabii ki o zamanın mevcut “din anlayışı” içinde sadece bir dinsizlikti ve Yunanlılar onu kendi demokrasi anlayışları içinde saygı ile dinlemişlerdi.
Ne derse desin ilgi görmez.Geriye marş marş başlar.
“Sen iyi konuşuyorsun ara sıra gel de dinleyelim” gibi alaycı konuşmaların yanında gerçekten ilgi gördüğü insanlar da olsa umutsuzluğa kapılarak Kudüs’e geri döner.
İncil’in Romalılar bölümünde anlatıldığı gibi bütün Yahudiler Pavlus’a saldırılar,sürükleyerek mabetten dışarı atarlar.O arada bir Romalı asker devriyesi olaya müdahale eder ama kurtaramayınca yardım çağırır ve gelen askerler Pavlus’u zincire vurarak götürürler.Halk ancak yatışır.Pavlus canını zor kurtarmıştır.
Ama,kader ağlarını örmektedir ve Roma’da büyük sıkıntılar baş göstermektedir.
Roma Kuzey kavimlerinin ve İran Kaynaklı Saldırılarla Yıkılma Noktasına Gelir;
İ.S.167’lede,Marcus Aurelius’un altıncı yılında kuzeydeki Germen kabileleri Tuna nehrini aşarak Roma duvarını geçerler,kuzey İtalya’yı silip süpürürler.Bunları kovamayan Roma onların kuzey İtalya’ya yerleşip çiftçilik yapmalarına izin vermek zorunda kalır.
Roma büyük bir çöküş sürecine girmiştir.İmparatorlar sık sık değişirler,kimisi değişik şekillerde öldürülürler. Suriye’de kuzey Afrika ülkelerinde,Ermenistan’da (Hıristiyanlık nedenli) ve Roma’nın her yerinde iç isyanlar artar asayiş bozulur.
Roma Ordusu Din Kardeşliği Yüzünden İran'a Savaş Açamaz ve Yeni Din Arayışı Başlar;
Septimus Severus’un oğlu Caracalla (İ.S.213) Germenleri Tuna ötesine,Mısır ve Anadolu’daki isyanları bastırmaya muvaffak olur.Parth’lara (İran) doğru yöneldiği sırada yakın koruması tarafından öldürülür. Çünkü,Zerdüşt-Mitraist olan İran halkı ile “dinkardeşi”olan hiçbir Romalı’yı onlarla savaşa ikna etmek mümkün olmamıştır. Çünkü,tanrıları ve peygamberleri de İran’lı olduğu gibi o halk onlarca zaten kutsal bir halktır da.
Ardından kuzey Karadeniz kıyısındaki Gotların isyanı da başlar ve Anadolu’yu korsan akınları ile yağmalamaya başlarlar.Roma’nın her yeri tekrar Germen istilalarına uğrar,yıkılır ve yakılır.
İ.S.226’da İran’daki Part’ları deviren Sasaniler de yeni bir tehlike olarak ortaya çıkarlar.İmparator Diocletian Sasani’lere karşı sefer düzenlese de başarı sansı din yüzünden mümkün değildir.
Roma’da çıkan karışıklıkların temelinde de İran inançları çerçevesinde yapılanmış olan kiliseleşme ve ruhbanlık vardı.
Roma'nın İran'a Teslimiyeti ve Ardından Hıristiyanlığa Güneşin Doğuşu;
Sonunda Diocletian rakibi Asyalı Sasani kralı ile uyuşmak ve onun inançlarını da giyim tarzını da kabul etmek zorunda kalır. Simgesel incilerle bezenmiş evrenin burçlarını temsil eden değerli taşlar taşıyan “cennet elbisesini” giymişti.
Bu elbisenin ortasında da altın taçlı başı ile, kralın başı da evrenin ortasında güneş gibi parlamaktaydı. Dünyanın basamağı onun ayaklarının altındaydı ve her şey önünde eğilmeliydi.
Yukarıdaki cümlenin Gerçekleşmiş hali.İran karşısında kendi askerlerinin de "Din Kardeşlikleri yüzünden ihanet etmeleri yüzünden" yenilen Bizans İmparatoru Valerius'un Sasani (İran) İmparatoru Şapur karşısında diz çökmesini anlatan bu tasvir,İran Persepolis civarındaki Nakşi Rüstem mezar bölgesindeki kayalara oyulmuştur.
İşte bu "aşağılanmalardan" kendi inanç sistemini yaratarak kurtulmak isteyen Batı adeta "Hıristiyanlığı İcat Etmek" zorunda kalmıştır.
Yahudi rahipleri bu konuda onların en büyük yardımcıları oldular.
http://en.wikipedia.org/wiki/Ka%27ba-i_Zartoshthttp://en.wikipedia.org/wiki/Ka%27ba-i_Zartosht
Roma yine doğulu devlet yapısına bürünmek zorunda kalmıştı.Aurelius zamanından bu yana da konulan vergiler artmıştı.Devlet halkını istila ve soygunlardan koruyamadığı gibi,güçlülere verdiği “vergi toplama yetkisi” ile de halka bir şey vermeden sadece alan durumuna düşmüştü.Yani zorbalaşmıştı.
Bu yüzden,yeni iş kurmak isteyenleri bile engellemekte ve “meslek değiştirmeyi" bile yasaklamıştı.
Her şeyin fiyatını devlet belirliyordu,insanlar casuslar ile çok sıkı takip ediliyorlardı.En ufak hatada ağır şekilde cezalandırılıyorlardı.İmparator devleti binlerce yıl önceki Mısır’a çevirmiş, adil hükümdar yerine tam bir zalim firavun olmuştu.
Diocletian’ın despotluğu ülkede üretimi,sanatı ve kültürel gelişmeleri de sürdürmüştü.Ülkeyi bu duruma düşüren Partların,Sasanilerin ve Germenlerin saldırılarını düşürmüştü.Şimdi de öbür yandan Hıristiyanlar da bir güç olarak çıkmaya başlamışlardı."(Yahudi kökenli ve Rum,Arap Anadolu halkları ve Ermeniler)
Hıristiyanların Kıyımı;
"Diocletian Hıristiyanların da üzerine gitmiş,düşmanı bilmiş ve onları da çok ağır şekilde ezmişti.
Halefi Galerius (304-311) putperest ilkeler bağlı kalarak bir hoşgörü fermanı yayınlar ve ülke biraz nefes alır.Yerine geçen Constantine’in döneminde (İ.S.311-324) Hıristiyanlık tehlikeli bir dengede kalır,artmaları engellenir."
Buraya kadar dikkat edilmesi gereken en önemli nokta,Roma kendisine ait bir “Dini Yönetim Kültürü” yaratamamıştır. Dünyaya hakimdir ancak doğu ve diğer putperest kültürleri devleti çıkardıkları karışıklıklarla ciddi şekilde tehdit etmektedir.Halkı üzerinde “birlik” sağlayamamakta,kendisi için tehlike arz eden İranlılara karşı hiçbir zaman savaşacak ordu kuramamaktadır.
Çünkü,dinler,kavimlere gelmektedir.Her kavmin kendi dini ,peygamberi ve kitabı vardır.Roma’yı Kuran Etrüsk’ler de Germenlerin de (blondy Gipsy-Sarı Çingene-Beyaz Hintli) ve Roma’lıların da kendilerini Sami soyu olarak saymaları (Aslında Türk olduklarını geçen yıl Antalya'da bir toplantıda ilan ettiler.) “doğulu”İran üzerinden gelen bir kavim olmaları ve bu yüzden de Roma ve Avrupa halkları “İran Dinlerini” kabul etmekte bir sakınca görmezler ve yürekten bağlanırlar.
Bu olayı,Kuran’ın İbrahim Suresi 4.ayeti de “Biz her millete kendi dilinde din ve peygamber gönderdik”,Casiye Suresi28 ayette de “kıyamette her kavimin kendi peygamberinin bayrağı altında toplanacağını,kendi kitabından sorgulanacağını” belirterek bu olayı doğruladığını biliyoruz.
Çöküşün Ardından Roma'nın Yeni İdeoloji Arayışları;
Roma İmparatorluğunun bu inkar edilemeyen yapısı yüzünden,her defasında,İran krallarının ve inançlarının önünde diz çökmeleri bu son 300 yıllık dönemde Roma hanedanı-aristokrasisi içinde yeni bir arayışa yönelim başlatmıştır.
Sonunda onlar Avrupa,Afrika,Ortadoğu halkları ile karışmış,yeni bir toplum olmuşlardır ve kendilerine uygun bir “kültürel yapılanmaya” gereksinimleri vardır. Çünkü,onlar artık “batılı" bir dünya gücüdürler.
Hıristiyanlık'ın Fark Edilişi;
İşte bu arayış için en uygun ilaç ise,”Sami “kökenli bir halk olan Yahudilerin arasında çıkan “Hıristiyanlık” olacaktır.Gittikleri her yerde dışlanan ve hatta kendi halkı Yahudiler arasında bile yaşayamayan bu “ilk Hıristiyanlar “,gittikleri yerlerde kendilerini kabul ettirmek için “Yahudi Milliyetçiliğine” dayalı olan inanç yapılarını, yukarıda Pavlus’un Atina’da verdiği vaazda olduğu gibi”diğer milletleri de kucaklayacak bir felsefi açılıma yöneltmeleri” inançlarının evrenselleşmesine sebep olmuştur.
Onların kurduğu bu inanç sistemi ise çökmekte olan Roma’nın tek kurtuluş reçetesidir.
Sonunda olaylar Hıristiyanlık’ın kabulü yönünde gelişir ve bu gelişmenin getireceği yeni devlet yapılanması Roma’nın ömrünü İstanbul’un 1453’de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethine kadar 1129 yıl uzatacak,bütün Sami kökenli olsun olmasın Avrupalı kavimleri tek bir “Haçlı” bayrağı altında toplayacak,ve eski Yunan’dan sonra yeni bir “Avrupa Toplumu” oluşturacaktır.
Yeni İdeolojinin Kabul Bahanesi Yaratılıyor." EFSANE"
"İmparator Constantine zamanının meşhur biyograficisinin anlattığını göre o meşhur efsane şöyle gelişir;
“Constantine kendisi ,Maxentius ile hazırlandığı savaşta Hıristiyanların düşmanı olan tacının en büyük rakibine karşı halen pagan olan Constantine,gökte “HOC VİNCE” sözlerini taşıyan parıldayan bir “haç” görür.Bunu ordusu da görür.O gece gördüğü rüyada Mesih gelip ona sancak olarak bu işareti kabul etmesini emretti,o da etti.Savaş kazanıldı,ondan sonra Constantine “Haç” ’a sadık kaldı.”
Tarihçi-Araştırmacı yazar J.Campbell bu olayı,Hindistan’da İ.Ö.563-483 yılları arasında yaşamış Guatama Buda’dan 300 yıl sonra gelen Büyük Aşoka’nın (İ.Ö.268-232) yaşamına benzetmektedir.Constantine’nin de (İ.S.324-337) Hz.İsa’nın (İ.Ö.3-İ.S.30) ölümünden 300 yıl sonra iktidara gelip Roma’da Hıristiyanlığa dayalı devlet rejimi kurması tamamen birer kopya izlenimi vermektedir.Büyük Constantine,annesi Bitinya’lı (Kastamonu-Üsküdar arası bölge) babası ise Constantius’dur.İ.S.274’de Romanya’da DACİA şehrinde doğdu."
Hıristiyanlık İnancının Düzenlenmesi;
"Aynı dönemde sayısı 145’i bulan İncil yanında,Hz.İsa’nın Tanrı olmadığını,aslında bir insan olduğunu savunanlar,ruh olarak insan vücudunda yaratıldığı için kendi gücünü bilmediğine inananlar gibi çok sayıda farklı inanışlar vardı.Constantine bunların bir çoğunu düzenlediği seferlerle yok etti.Ancak karmaşıklığa son vermek için İ.S.325’de İznik Konsülünü topladı.
Ülkenin her yerinden 300 kadar Konsül katılmış,İmparator’un “dinde birlik sağlanmasını” isteyen çağrısından sonra da “Paskalya gününün” saptanması ve Arianların aforoz edilmeleri çalışmalarına geçilir.
Sonunda İskenderiye’li Athanasius’un kaleme aldığı “amentü” kabul edilir;
“Biz,her şeyin yaratıcısı,hem görünebilen,hem görünmeyen,her şeyin yüce Babası,Tek Tanrı’ya inanırız;
Ve tek Rab Mesih’e,Allah’ın oğlu,babadan doğan, ve tek doğan;
Babanın özünden,
Tanrıdan tanrı,ışıktan ışık,gerçek tenrıdan gerçek tanrı,doğan,yapılan değil,Babanın tek özüyle var olmuş;
Her şeyi yapan,cennettekileri ve bu dünyadakileri,
Biz insanlar için ve bizim kurtuluşumuz için,inip te ete bürünen,ve insan olan acı çeken ve üçüncü gün tekrar yükselen,cennete çıkan,dirileri ve ölüleri yargılayacak olana,
Ve Kutsal Ruha,
Fakat,onun olmadığı zaman var diyenler,ve doğumdan önce yoktu diyenler,veya Allah’ın oğlunun, başka bir özü olduğuna inanlar,veya yaratıldığını veya ahlaki değişime ve dönüşüme uğradığını söyleyenler i Papalık aforoz ediyor”demektedir.
İlk defa bu dönemde “Bakireden doğan tanrı” inancına dayalı “Hıristiyanlık” dini,kendinden binlerce yıl önceden beri var olan ve “Taştan,elinde kırbacı,savaş baltası ve yıldırımları ile doğan” tanrı inancına dayalı putperest “Mitra” dini ile eş düzeye resmen konulmuştur.
İkisinin de “insandan doğmama” özelliğine bakılırsa,Hıristiyanlık,inancının,daha o zaman “Mitraizm” inancına rakip olarak yapılandırıldığına işaret etmektedir."
Elinde kırbacı,baltası ile "taştan doğan" İran Tanrısı Mitra'nın Kutsal Boğa ile Savaşı. Mısır,Tevrat, Kuran Bakara (İnek-Boğa) Suresinde de bu inancı görmekteyiz.Roma'lılar da bu dine inanmaktaydı.

Bu olaydan 50 yıl sonra büyük Theodosius zamanında (İ.S.379-395) tek ve resmi din olarak kabul edilecektir.
Artık,Roma “doğu inançlarına bağlı kalmak ve onların önünde diz çökmekten kurtulmuş,kendine has yeni bir inanca sahip olmuştu.
Bundan sonra batının istilacılığının adı “Haçlı” olacak,Tevrat’ta Hz.Musa ve sonrası Joshua’nın Kenan halklarına yaptığı gibi “Hıristiyan olmayan halklara ve insanlara çoluk, çocuk,hayvanlarına kadar soykırımlar yapacak,yerlerini yurtlarını yakacaklardır.
Artık,kadınlar kocalarından izin almadıkça konuşamayacak,aksi halde sopalarla öldürülünceye kadar dövülecekler,”dişi insan ırkı” yeryüzünde en aşağı davranışlara tabii olacaktı.
Ermenilerin "Kafir" İlan Edilmeleri.
Önceden de Bizans'a Göre "Kafir" diler Zaten.
Bu toplantıya,Bizans'tan 100 yıl kadar önce Hıristiyanlığı kabul etmiş bulunan Ermeniler,İran ile savaşta olduklarından dolayı bilirkişi Kardinal gönderemezler.Daha sonra kendilerine gösterilen,bu gün kü "Dört İncil'i" de"değişme" sebebi ile kabul etmezler.
Ta ki 10.yy.da Türklerin bölgeye gelmelerine kadar bu soykırım ve dışlama süreecektir.13-14.yy. içinde Bizans'ın Anadolu topraklarında tarihe gömülmesi ile ilk defa nefes alırlar ve çoğu da aslen Türk kökenli oldukları için Türkçe'yi kolayca benimserler, bir çoğu Şii'lik mezhebine ve onun yan kollarından olan Alevi'lik tarikatına gönüllü geçerler.
Bizans'tan yüz yıl kadar önce Hıristiyan olmalarına rağmen,Bizans'ın Hıristiyan olmasından sonra da yeni düzenlenmiş kitabı ret ettikleri için dinden "afaroz" edilip,kıyılacak olan bu kavim, 1500 yıl sonra 19.yüzyılda,Rus Çarlığının 1821'lerde Kafkasya'yı işgal edip Doğu Anadolu üzerinden Basra Körfezine inme çabaları sırasında fark edilecek,Rusların "Müslümanlara karşı Hıristiyanların haklarını korumak için Kafkasları işgal ettik" bahanesi, Avrupa'da sempati yaratınca tüm Avrupa bu işe oynayacak ve Osmanlı'yı yıkacaklardır.
19.yüzyıldan bu yana misyoner faaliyetleri ile gerçek dini inançları unutturularak,Katolik,Ortodoks,Protestan gibi yeni Hıristiyan mezhepleri içinde parçalanan Ermeni toplumu,kendi soydaşı ve koruyucusu olan Türklere ihanet dümenlerinin baş rol oyuncusu olacaktır.

HIRİSTİYANLIĞIN VANDALİZM,SOYKIRIM ÇAĞI;

Sanat eseri değerli tapınaklar,heykeller,binalar,her şey yok ediliyor:VANDALİZM;

"Bunun ardından da ,sanatın,bilimin köreltildiği,köleliğin arttığı,Avrupalı olmayan kavimlerin soykırımlara uğratılıp köleleştirildiği,”kilise hukukunun” hakim kılındığı zalim bir “ortaçağ”a geçiliyordu.
Edward Gibbon’un anlatısı ile,Hıristiyanlığın Ortadoğu’daki marifetlerinin okumaya başlayalım;
Suriye’de Teodore’un dindar ve tanrısal diye nitelendirdiği piskopos Marceelus,Apame piskoposluk bölgesindeki tüm tapınakları yıkıp kazımaya karar verdi.
Jüpiter tapınağı öyle sağlam yapılmıştı ki,yapılan bütün saldırılara dayandı.Bir tepe üzerinde bulunan bu tapınağın dört yüzü vardı ve her biri on altı yuvarlak ayaklı onbeş som sütunluydu.
Silifke'de kalıntıları bulunan Jüpiter Tapınağı Tanrı Zeus'un yılan tanrı TİPHON (Tayfun)a karşı kazandığı zafer anısına dikilmişti.İ.S.5yy.'da yıkılarak taşlarından kilise yapıldı.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ea/City_of_Rome_during_time_of_republic.jpg
Bu sütunların taşları demir ve kurşunla birbirine kenetlenmişti.Lağımlanarak (mayınlanarak) patlatıldı ve bu çok değerli yapı temeli oluşturan payandaların sarsılması ile yıkılıp gitti.
Bu yıkma girişiminin,güçlüğe uğraması,şeytanın işe karışmasından bilindi.Her nasılsa bu şeytan yıkımı önleyemediyse de geciktirmeyi başardı. Diye yorumlar yapıldı."
Şeytanlara karşı savaş:Yeni efsanelerin yaratılması;
"Bu başarıdan koltukları kabaran Marcellus,kalabalık bir asker ve gladyatörü,piskoposluk sancağı altında toplayarak onların başına geçti.
Amacı,şeytanları bozguna uğratmaktı.Bunun için Apame piskoposluk sınırları içindeki köylere ve tapınaklara birer birer saldırdı.Tehlikenin baş gösterdiğini sezdiği zamanlarda,bu inanç şampiyonu,bacaklarındaki felç bahanesi ile kaçamadığı ve savaşamadığı için okların etki alanı dışında oturup beklemekteydi.
Bir gün bu tedbiri ,öfkeden çıldırmış köylülerin onu öldürmelerini engelleyemedi.Ama bu onun aziz ilan edilmesine sebep oldu."
Papazların Aç Gözlülükleri,Yağmacılıkları;
"Çölden çıkan kalabalık Hıristiyan keşişler,putperest halkların tapınaklarının ve kutsal saydıkları değerlerinin talan edilmesine yardımcı oluyorlardı.Köylülerin anlamadıkları dilde,kılıç zoruyla sindirilmiş insanlara,İncil’den Mezmurlar okuyup,onların eski inanışlarından nefret etmelerini sağlamaya çalışırken,köylülerden de kılıç korkusu altında görebilecekleri bir şekilde tuhaf bir saygı görüyorlardı.
Bu şekildeki çabaları,çabadan çok öfkeye ya da yırtıcılık ve kan dökücülüğe benziyordu.Açgözlülük,ve doymaz birer tamahkar damgasını yediler.Paganların varlıklarını yağmalarken,yırtık elbiseleri ve sahte soluk yüzleri ile zavallı insanların nefretlerini topluyorlardı.
Kartaca’daki semavi Venüs Tapınağı,sağgörüyle Hıristiyan Kilisesine dönüştürülürken,Roma’daki Panteon da aynı şekilde kutsanarak kilise yapılmış,kraliyet kubbesinin şerefi korunuyordu.
Roma İmparatorluğunun her yerinde sınırsız sayıda ve sorumsuz bir çok Hıristiyan fanatikler ordusu barış içinde yaşayan yerlileri sardılar ,yağmaladılar, asırlardır oluşturdukları kültürleri yerle bir etmişlerdi..
Eski dünyanın bu eserlerinin yıkıntılarına ait kalıntılar halen bu barbarlığı,vandallığı sergilemektedir.
Tarihin akışı bu defa Hıristiyanların lehine değişmiş,Theosidiyus’un emir ve yasakları ile “dinsel görevlerini" yerine getirmek ve kurbanlarını kesmek için saklanma sırası paganlara gelmişti.Onlar da dini görevlerini “eğlenceler düzenleyerek” maskelemeye çalışıyorlardı.
Kutsal bayram günlerinde yine “eğlence” maskesi altında toplanıyorlar,kurbanlar kesiyorlardı. Ancak,kanlarını toprağa akıtacak sunaklar yapamıyor,adak tuzlu kekler pişirilemiyor, ”eğlence” görünümünü bozacak her şeyden kaçınılıyordu."
Günümüz Alevilerinin ibadetleri de bu tür "kaçak köçek,eğlence görünümlü" bir ibadet şeklini çağrıştırmaktadır.
Bazı Sünni bakanların "Cem evi değil cümbüş evi" benzetmeleri, Alevilerin tavşan geçen toprağı yedi yıl sürmemeleri gibi Tevrat kökenli geleneklerinin geçmiş bağlarının Bizans'a ardından gelen Arap,Sünni Osmanlı yasaklamaları ile ilişkili olarak yorumlanabilir.Bu yasaklamalar o kadar ağır yaptırımlar içermekteydi ki aşağıda örneklerini okuyacaksınız.
Roma Halkını "Kan Dökerek" Hıristiyanlaştırıyor:Kılıç,İşkence ve Her Şey;
Sonunda İmparator Theosidiyus yayınladığı bir emirde;
Hiçbir uyruğumuzun,yetkili memur veya sıradan yurttaş olsun,rütbe ve konumları ne kadar yüksek veya alçak olursa olsun ,ister kentte ister şehirde,başka yerde olsun,günahsız bir kurbanı adayarak cansız bir puta tapınmaması emrimiz ve isteğimizdir.Kurbanın iç organları ile adakta bulunma ve kutsama eylemi soruşturma sonucunda,tahkikatı yapılanın kimliğine bakılmaksızın öldürülecektir” diyerek bu “bayram “ işine de bir son veriyordu.
Bunların yanında,kurban kesmeyi,adak adamayı gerektirmeyen daha az kıyıcı ve kanlı görülenlerinden,aydınlatma, çelenkler asma,tütsüler yakma,gibi pagan inançları da tek tek sayılarak yasaklanmıştı.
Kutsal sayılan iyi ev cinleri ve onlara için yapılacak ibadetler de yasak kapsamındaydı.
Bazı Yasak Türleri;
Yasaklar kabul gördükçe,öldürme dışında da cezalar verilmeye başlandı.Bu tür ayinleri yapanların veya yapılan mülkün sahibi ayrıca mülkünü de kaybediyordu.
Bir kimse,bu ayini yapmak için onayı olmadan birini mülkünü seçmişse,25 pound yani 12.5 kg, altın veya bin sterlin ile cezalandırılmaktaydı.
Bu yasakların uygulanmasında akraba,eş dost kayırmacılığı yapanların cezaları da asla diğerlerinden daha az değildi.
Hıristiyan dünyasında “Büyük Theosidiyus" olarak bilinen şahısın baskıcı yasalarının özü buydu.
Hıristiyan Sami Papazları,Başka Kavimleri, Nasıl Kabul Ediyor?
Ret Edene,Kılıcın, En Zalim İşkence ve Soykırımın Daniskası:

Hıristiyan keşişler,”İnsan” demeyi red ettikleri için “murdar hayvan” dedikleri bu pagan insanları dinlerine geçirmek için işkencelerle öldürüyorlardı.Hıristiyan edemedikleri önderlerin bedenlerini ve başlarını tuzlayarak kurutup saklamışlar,ve diğer paganları bunlarla tehdit etmişler ve korkutmuşlardır.
Eski dünyanın mallarını bu Vandalizm,talan ve yağmacılıkla zapt eden keşişler,tüm bu zenginlikleri kiliselere,yani ruhban sınıfın mülkiyetine geçirmişlerdi.
İ.S.395’de Theodisiyus’un ölümünden 15 yıl sonra,pagan Vizigotlar,60-70 yıl sonra Batı Hun’ları Atilla ile gelerek Roma’yı işgal edip yağmalamışlardı.Bu da onlara işledikleri bunca suça bir karşılık mıydı bilinmez.
Aslında olay “gerçek tanrısal bir iletiye” insanları kavuşturmak falan değil,sadece,Roma ülkesinde “Pers-Fars kültürel baskısını kırmaktı.
Bu da başarılmıştı.
Müslümanlığın “kılıç” ile geldiğini söyleyen Papa XVI.Benedictus acaba bu gibi on binlerce Vandalizmi, yağmayı talanı,katliamı, soykırımı, cinayetleri nasıl açıklayabilir ki?

Yeryüzünde "Semavi Dinler” olarak kendilerini ilan etmiş bulunan bu İbrahim-i dinler kadar kan döken,ırkçı,paragöz bir inanç türü yeryüzüne gelmemiştir.

15.yüzyılda başlayan keşifler çağı ile,2 Amerika kıtası,Afrika,Avustralya ve Mikronezya adalarında,19.yüzyılda Balkanlardan,Kafkaslardan sürülüşümüzde,Doğu ve Batı Anadolu’nun Rus ve Yunanlılarca işgallerinde,halkımıza yapılan,Afrika,Tunus,Rodezya, Etiyopya, Filistin’de soykırımları,camilerin yıkılıp yakılmaları halen kesintisiz sürmektedir.
Bunların adaleti ortadadır.
Bu yazıyı yazdığımda,Gazze’de Yahudi saldırısı sürmekte,ölü sayısı 400’ü,yaralı sayısı 1500’ü bulduğu,kimyasal veya ses gibi farklı teknolojik silahlar kullanılmış olabileceği söylenmektedir.
Bazı ölülerin vücutlarında hiçbir yara olmadığı halde iç organlarının parçalanmış olması doktorları bu kuşkuya itmiş denilmektedir.
Hıristiyan,Yahudi yani İbrani dünyasının getirdiği ve getireceği adalet,tabiatın talan edilmesi,iklimlerin değişmesi, canlı türlerinin azalması,kutupların erimesi,seller,depremler,kıtlıklar,soygun,talan ve “soykırım ve Vandalizm’dir.

Hıristiyan Adının Kökeni ve Bu Dinin Amacı;
İ.S.325'lerde Bizans İmparatoru II.Teosidiyus tarafından Bursa-İznik'te oluşturulan bir konsül ile günümüzde kullanılan Matta,Luka Yuhanna,Marcos adlı dört rahibe ait İncillerin (Evancel-Güzel Haber-Müjde) kabul edilmelerinin ardından,bu kitaplar hakim dil olan Yunanca diliyle yazılmışlardır.Hz.İsa'nın adı da bu kitaplarda bir Yunan adı olan "Hıristo" olarak yazılmasından "Hıristiyanlık" bir inanç adı olarak doğmuştur.
İngilizler ve diğer batı toplumları da de bu adı kendi şivelerine uygun olarak "Christ-Krist" olarak telaffuz ettiklerinden "Christian-ism-Kristiyan-izm" şeklinde söylemişlerdir.
Bizans'tan yüz yıl ,önce İsevi olmuş,Asya'lı Turani kavim olan Ermenilerin ünlü şair ve tarihçisi Matheos bile bu yüzden "Hıristiyan Bizans'ı" kendi mezheplerini ret edip değiştirmeye kendilerini bu yüzden "afaroz" edip kafir ilan eden Bizanslılara "Yunanlı" demektedir.
Dili ve kültürü ile "Yunanlı" olmayı benimsemiş olan Bizans da İran'ın uyguladığı "Din ile farklı inançlara mensup kavimleri içinde eritmek için" Hıristiyanlığı kullanmıştır.
Nuh'un oğullarından "Sam Soyunu " esas alan bu inanış da Sami olmayan Avrupa'lı ve diğer kavimleri de Hıristiyan ederek İran'ın Roma'ya yaptığı gibi "Köleleştirme" siyasetini gütmeyi amaçlamıştır.Bu gün de bu yolda gitmektedirler.
Tevrat'taki cezası "yakılarak ölüm" olan "eşcinsellik"in de Tevrat kökenli bu dine Luti bir kavim olan Yunanlılar'dan geçtiği de bu sayede kesinlik kazanmaktadır.

İsa'nın Gay Tanrı olduğuna inananlar onu böyle resmetmektedirler.
Yeni ABD başkanı Barrack Obama'nın da Başkanlık Yeminini Californiya Gay Kilisesi
rahibi yaptırmıştır.Müslüman aileden geldiği için seçim sırasında kendi
kilisesi onu kayıtlarından çıkarınca oa da Gay Kilisesine üye olmuştu.
http://gayspirituality.typepad.com/blog/images/2007/08/21/ohlson_ecceh5.jpg
Yani,bilinen Hıristiyanlık;İncil Vahiy 14:1’den 5.ayete kadar da "bakir,kızoğlankız, erkek çocuklardan * 144.000 kişiyi yanında fidye olarak yanında cennete götüreceğini ve onların babaları olan 144.000’kişiye de yeni kurduğu dünyayı bağışlayacağını vaat etmesiyle "Sami Irkçılığını esas alan,diğer kavimleri dine sokarak köleleştiren bir "Yunan uydurmasıdır" anlamında anlaşılmalıdır.

1890'larda yıkılmakta olan Osmanlı toprakları üzerinde, Rusya'nın Kafkaslardan Hürmüz Boğazına inmesini engellemek için Avrupa'ya hizmet etmek üzere kurulması hedeflenen Kürdistan için düşünülen Said Nursi ile başlatılan "Nurculuk Hareketinin", günümüzde ABD'nin himayesinde yaşamını sürdüren Fethullah Gülen ve uydusu AKP hükümeti ile İslam dünyasına dayatmayı sürdürdükleri "Ilımlı İslam" projesi" de İslam dünyasının yavaş yavaş Hıristiyanlığa geçişini ve Avrupa'nın kölesi haline getirilmesini amaçlamaktadır.

Yol aynı yol,hedef aynı hedef sadece zaman bu zamandır.Değişen sadece uygulayanlar, mağdurları ve zamandır.

Adilyargıç

VANDALİZM=Kültür ve Sanat eserlerini tahrip edilmesi olayıdır.Filistin’de Yahudilerin bu gün dokuz camiyi vurduğunu öğrendik.Bu da bir Vandalizm’dir.
*Bu oğlanlar Kuran'da "Ğılman-Gılman-Vildan" olarak geçmektedir.
Cennet Oğlanları 2-http://keykubat.blogcu.com/cennet-oglanlari-2_24988211.html